21. bölüm · Yeşil ile Kehribar
21. Bölüm:Tükenmiş Kalp
6 Yıl Sonra
18 Nisan 2024
Sude Bulut
Kalp ağrısı ne zaman geçerdi,bilmiyordum ama bitmesi için yıl saymaya başlayalı çok olmuştu.
5 yıl,11 ay,21 gün...
52.362 saat, 3.142.062 dakika,188.524.800 saniye geçmişti,geçmeyede devam ediyordu.
Yorulmuştum.
Bu hasret ne zaman bitecekti? 6 yıl olmuştu.
Koskoca 6 yıl!
8 yıl önce bu duygu kalbimi ele geçirerek,bütün vücudumu sarmalamıştı. Daha 16 yaşında genç bir kızken...
O doktor olmak istemişti,her zaman. Çocukluk hayaliymiş. Güzel bir yerde okumak için Amerika'ya gitmişti. O günden sonra ne sesini duymuştum ne de kokusunu...
Onu özlüyordum. Çok özlüyordum.
24 yaşında genç bir kızdım artık. Ömrüm onu beklemek,hasretiyle yanıp tutuşmakla geçmişti...
Alarmın sesiyle gözlerimi yavaşça aralarken,sinirle gözlerimi ovuşturdum. Uyumak istiyordum ama okulum vardı. Okula gitmeliydim. Onun yanında dandik bir meslekle durmak istemediğim için avukat olmak istemiştim. Bir doktor ve bir avukat... Aslında avukat olmak çocukluk hayalimdi o sadece tuzu biberi olmuştu.
"Sude kızım,uyandın mı?"
Elif teyze... Onun annesiydi. 8 yıl önce anneannem öldüğü için evlerinde kalmaya başlamıştım. Hiç yabancılık çektirmemişlerdi bana 8 yıl boyunca. Kendi evimmiş gibi hissediyordum burayı. Gibi değil,hissediyorum burası benim evimdi.
"Uyandım,Elif teyze!" diye seslenirken yatağımdan doğrulmuş,alarmı kapatıyordum. Aynadaki kendimle göz göze gelmiştim bunu yaparken.
Sarı saçlarım birbirlerine karışmışlardı. Uzun oldukları için bu normal bir durumdu bu benim için. Kesmiyordum onları. Kesmeyi düşünmüyordumda. O geri geldiğinde doya doya sevebilsin diye...
Ayağa kalktığımda,ayak bileklerime kadar uzanan saçlarıma sıkı bir topuz yapmıştım. Topuz yapmayı seviyordum. Banyoya geçtiğimde yarı yeşil-yarı kahverengi gözlerime baktım. Uyku akıyordu ama en çok özlem...
Yarı yeşil yarı kahve gözlerimi onun sayesinde çok sevmiştim. Onun sayesindeydi herşey...
Suyu açıp yüzümü yıkarken, zihnimde ona aşık olduğum gün belirdi zihnimde. Ve sonra yaşanılanlar...
O günleri -daha çok onu- özlüyordum.
O günlerin -daha çok onun- geri gelmesini istiyordum.
Bunun bir yolu yokmuydu? Yada onun geri gelmesinde?
Sabredecektim. O gün elbet gelecekti.
Banyodan çıktığımda,hızla üstümü giyinip saçlarıma sıkı bir topuz yapmıştım. Makyaj yapmayı fazla sevmezdim,gerekte yoktu zaten. Elif teyzem öyle söylerdi.
O ne derse onu yapardım.
Ders kitaplarımı elime alıp odamdan çıktığımda her zamanki hüzünlülüğümden daha fazla hüzün kaplamıştı içimi. Kapıyı açtığımda,sesi duyan Kereviz ve Hoplak koşa koşa olmasada yanıma gelir bacaklarıma sokulurlardı. Bende onları doyasıya sever okşardım.
Savaş'ın gidişinin ardından beni mutu eden onlardı sadece,ancak geçen sene 1 hafta aralıkla ikiside yaşlandığı için hayata gözlerini yummuşlardı.
İç geçirdim,kitaplarımın ardında kalan yüzük parmağımdanki alyansın varlığını hissederken. Kendimi ne zaman yalnız hissetsem onun bana ettiği evlilik teklifinde takmamı istediği yüzüktü bu. Onun yüzüğü ise daimi çantamın en küçük bölümünde olurdu. Oraya sadece onun yüzüğünü koyardım,başka hiç birşeyi değil.
Onlara dokunmak,onu hissettiriyordu.
Merdivenin son basamağını indiğimde,"Elif teyze ben çıkıyorum,akşama görüşürüz!" Diye seslenip evden çıkmak için kapıyı açtığımda "Kahvaltı etmeden çıkmasaydın keşke kızım," dedi Elif teyze "Aç karnına nasıl derslere odaklanıcaksın?"
Mutfaktan çıkıp,yanıma geldiğine emindim. Arkamı dönmedim,"Aç değilim." Dedim sadece.
O gittikten sonra,neredeyse iştahım kapanmıştı. Hayatta kalmak için ağzıma 2 lokma birşeyler almaktan başka hiç birşey yapmıyordum. Midem küçülmüştü,bu süre zarfında. Kolay kolay acıkmazdım.
"Dün de hiç birşey yemedin ama kızım..."
"Dün okul bitimi Naz bana zorla poğaça yedirdi,yani dün birşeyler yedim."
Bu yalan değildi. Yeme içmede kesildiğim için bu Naz'ın sinirlerini çok bozmuş,Savaş'a söve söve bir pastaneye Yusuf'la beraber oturup bana zorla poğaça yedirmişti. Daha doğrusu ağzıma tıkmıştı poğaçayı,bütün yutmak zorunda kalmıştım.
"Dünden beri karnın hiç mi acıkmadı?" Diye sordu gerçek bir endişeyle.
Bu 6 yılda bana hep bu soruyu sorup dururdu. Her seferinde "Hayır." Derdim ama hep sormaya devam ederdi. Yine olduğunu olduğu gibi.
"Hadi ben gidiyorum,görüşürüz."
Evden çıkıp,birkaç adım uzaklaştığımda Elif teyzenin "Sude," diye seslenmesiyle durup,bu sefer ona döndüm omzumun üstünden.
Elif teyzenin kehribar gözlerine bakma canımı yakıyordu,fazlasıyla. Annesine neden bu kadar benziyordu ki? Onun gibi açık kahverengi saçları,zaman geçtikçe koyulaşmış,bazı tutamları beyazlaşmış olmasına rağmen oydu. Elf teyzeye baktıkça ona bakıyormuş gibi huzur buluyordum.
"Efendim,Elif teyze."
"Kızım,bu araba konusunda hala aynı düşüncedemisin? 15 dakikada gideceğin yolu 45 dakikada gidiyorsun,yazık değilmi sanada ayaklarına?"
Göğsüm yıllar önce anne ve babamı kaybettiğim kaza yüzünden yeniden sıkıştı. O anı hatırlamak kalp krizi geçirmekle eş değerdi. "İstemiyorum,gerek yok Elif teyze. Hem zaten artık yürümeye alıştım yorulmuyorum."
Araba sürmeye korkuyordum. Binebilirdim ama süremezdim. Tır gelecek,anne ve babamı öldürdüğü gibi benide öldürmeainden korkuyordum.
Bu korkumu Elif teyzeye söylememiştim,bu yüzdendi araba konusundaki ısrarı.
Verdiğim cevapla Elif teyzenin ne diyeceğini beklemeden hızla onu arkama alıp,evin bahçesinden çıktım.
Nefes almaya çalışıyordum,ancak hızlı adımlarım buna engel oluyordu.
Sakin ol,Sude. Tır yok,tır yok,nefes al.
Bu korkumu yıllarca herkezten saklamış,kimseye söylememiştim. Anneanneme bile.
İçimde korku olarak büyümesine izin vermiştim. Halbuki sinir krizi geçirdiğim zaman Elif teyzenin arkadaşı olan psikolğa bu korkumdan bahsetseydim,sinir krizlerim gibi bu korkumdan kurtulabilirdim.
Hızlı adımlarla kaldırımda yürürken,duyduğum korna sesi ile adınlarım durdu. Aşinaydı bu kornaya kulaklarım.
Bakışlarım yola kaydığında,Yusuf'un arabanın içinden bana el salladığını görünce,kirpiklerimi kırpıştırdım boş boş.
Sevgilisi olan Naz'ı Üniversitesine bırakmış olmalıydı. Bu yıllardır böyleydi. İlk önce Naz'ı okula bırakır yada Naz'ın arabası olduğu için kendim giderim demediği zamanlarda,onu bırakıp benim yanıma gelir,berabar okuduğumuz Üniversiteye giderdik.
Naz Dokuz Eylül Üniversitesinde psikoloji bölümü okurken,Yusuf ve ben ise Ege Üniversitesinde Hukuk bölümünü okuyorduk.
Ben Avukat olmak istiyordum,Yusuf ise savcı.
Komik bir karaktere sahipti,Yusuf. Hayatı kafaya takmayanlardan biriydi. Kıvırcık saçları ve yeşil gözlerindeki sevdiği insanlara sunduğu parıltıyı görmek,insanda mutluluk katıyordu. Benden sadece 2 ay büyük olmasına rağmen abimmiş gibi hissettiriyordu,bunu seviyordum.
Abim olmamıştı,benim. Bu duyguyu Yusuf sayesinde yaşıyordum.
Yusuf beni yine okula bırakmak için yanımda durmuştu,ancak yürümek istiyordum. Nefes almaya ihtiyacım vardı.
Arabanın camı yavaşça açılırken "Hadi bin,bön bön bakma bakma." Dedi "Hava yağmurlu,birkaç dakikaya yağar,üşütürsün."
İçimde yağan yağmurlar beni üşütmüyorsa,hiçbir yağmur beni üşütemez Yusuf, demek istesemde diyemedim,içime attım.
"Ben kendim gideceğim,sen git." Dedim soğuk bir sesle.
"Birazdan yağmur yağacak diyorum,delimisin? Hadi bin seni Naz'la düğünümüzde sağ olarak görmek istiyorum."
Ortada bir teklif yoktu oysa. Tek kaşım usulca havalanırken "Naz'la evlenmesen benim sağ olmamı istemezsin yani," diye göz devirip önüme dönüp yürümeye başladım.
"Sude yanlış anladın! Naz'la evlenmesem bile senin sağ olmanı isterim. " Diye arkamdan bağırsada dinlemedim. Okula yürüyerek gitmek istiyorum dediysem bu kararımdan kimse vazgeçtiremezdi
Ayrıca ben yanlış anlamıyordum,onlar söylemek istediklerini söyleyip sonrasında Yanlış anladın gibi saçma sapan cümleler kurarlardı.
Ben yürümeye devam ederken,arabasını peşimden sürüyordu. Göz devirdim bu duruma. Sapık var diye bağırsam yeridi. Ama bu gereksiz olurdu,Yusuf'un amacını biliyordum. Bana asla o niyetle yaklaşmazdı.
"Seni kırdıysam özür dilerim. Lütfen yağmur yağmadan arabaya binebilirmisin?"
Göz ucu dahilinde bile bakmadım ona. Yağmur varlığını saçımda hissettiğim ıslaklık ile belli ederken Yusuf'un "Özür dilerim,lütfen şu arabaya binermisin?" Dediğini duydum.
Sinirle ona döndüm. Beni Naz için düşünüyordu. Naz'ın bana ne kadar değer verdiğini biliyordu,bu yüzden bu kadar iyi davranıyordu bana.
Naz bana Seni 1 numaralı eniştenle tanıştırmak istiyorum diye mesaj atıp Yusuf'la o gün tanışmıştık. Belki o gün Naz'ın varlığını unutup kaynaşmış olabiliriz ama ben Naz olduğunu için beni bu kadar düşünüyordu.
"Beni Naz için düşünmeyi bırakırmısın? Git sevgilinin yanına!"
Git sevgilinin yanına... O olsa acaba beni okuluma bırakmak için bu kadar ısrar edermiydi? Kim bilir belki arabaya binmek istemediğim için beni sırtına alıp öyle bindirirdi.
Bunları düşünmek gözkerimin dolmasına sebep olmuştu. Hayır Sude,ağlamak yok. Ağlayamazsın.
Yusuf birşeyler daha söyledi ama dinlemedim. Önüme dönüp yürümeye başladım. Yürümek bana iyi geliyordu. Kimsenin yanında ağlayamazsın,Sude. Bekle,sadece bekle. O gelince ağlarsın ama bu vakit olmaz.
Bekle,sadece bekle. Beklemeyi öğrendiğini sanıyordum. 6 yıl kısa bir süre değil. Sabret,bu senenin sonunda dünyalar sizin olacak.
Nihayet Yusuf, arabasına binmeyeceğini anlayıp yanımdan hızla gitmişti. Gitsin,umurumda değildi. Beni Naz için düşündüğüne yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım.
Bir kaç dakikanın ardjndan okula gidip,sınıfıma girdiğimde,henüz kimsenin gelmediğini fark ettim. Erken gelmiştim, sınıfta 3-4 kişi anca vardı.
Hızla sırama oturdum. Üniversitye başladığımda sıraların,filmlerdeki gibi olacağını zannederdim,ama gördüğüm manzara ile hayal kırıklığına uğramıştım.
"Selam!"
Duyduğum ses karşısında,göz devirmeden edemedim. Bu çocukla çoğunlukla derlerimiz aynı olduğu için Üniversite başından beri aynı sınıflardaydık. Beni ilk gördüğü andan beri yanıma gelir,birşeyler anlatıp dururdu. Ne anlattığını dinlemezdim. Bana aşıktı,bu fazlasıyla belliydi ama benim kalbim başkasına aitti.
"Yine deprasif bir moddasın,anlaşılan. Kahve aldım ikimize,deprasifliğine iyi gelir."
Masamın üzerine koyduğu kahveye sorgularcasına birkaç saniye bakmakla yetindim. Bu çocuğa onu istemediğimi daha nasıl belli edebilirdim bilimiyordum,sinirlerim tavan yapıyordu,bu çocuğu gördükçe.
Omzumun üstünden ona baktım. Her kızın isteyebileceği bir görünüşe sahip olabilrdi ama ben istemiyordum. Ben kehribarımı istiyordum...
Açık kumral saçları ve ela gözleri uzun boyu geniş omuzları olabilirdi,ama benim Savaş'ım ondan daha mükemmeldi.
Dudaklarındaki tebessüm ona bakmamla beraber artınca tekrar göz devirdim. Bir gün fazla göz devirmekten,nevrim dönecekti. Hadi hayırlısı.
"Sana, daha nasıl seninle konuşmak istemediğimi belli edebilirim bilmiyorum. Artık beni rahat bırak!"
O bu sitemimi umursamadı bile. "Vay be! Demek konuşabiliyorsun,oysa seni dilsiz sanmıştım ben."
Göz derdim yeniden. Bu çcuğunun beyninin olmadığına dair şüphelerim artmaya başlamıştı.
"Eğer dilsiz olsaydım,avukat olmak istemezdim. Lütfen aklını kullan."
Ne dediğimi yine umursamadı. Elini uzattı. "Bende avukat olacağım biliyorsun,sana daha önce söylemiştim." Söylemişmiydi? Söylediyse bile dinlemediğimden bilmiyordum. "Menmun oldum,Sude Bulut bende Mert Akıllı. Sana ismimi söylemiştim hatırlarsan ama yeniden söylemek istedim."
Tiksinerek uzattığı eline baktım. O eli asla sıkmayacaktım.
Bakışlarım tekrardan Mert Akıllı'ya döndü. "Demek soy adın Akıllı, ha?"
Uzattığı elini tutmayacaiımı anlayıp indiediğinde,bozuntuya vermeden gülümsemeye devam etti. "Evet,çok mu sevdim soy adımı?"
İğrenç!
Yüzümde zoraki bir tebessüm oluştururken "Evet beğendim." Dedim. Ama hemen yüzümdeki tebessümü bıçak değmiş gibi sildim. "Şimdi Akıllı ol da yanımdan git!"
Konuşmak için dudaklarını araladığında "Git başkasına aşık ol!" Diye bağırdım. Sınıfta olanların bakışları bize sönmüştü,bağırmamla birlikte. "Ben hariç git başkasına aşık ol. Bana olma,istemiyorum. En önce oturan Ayça sana aşık,bu fazlasıyla belli ama sen benimle ilgilenmekten görmüyorsun,onu görmüyorsun bile!"
Ayça ben bağırırken sınıfa girmiş,benim söylesiklerimi duyunca adımları afallayayarak durmuştu.
Mert Akıllı'ya bağırırken ona bakmayıp Ayça'ya baktığım için oda baktığım yere dönmüştü.
Afallamıştı,Mert Akıllı. Ayça'nın ona aşık olduğunu bilimiyordu. Bunun şokuyla bakıyordu Ayça'ya.
Ayça,onluk birimiydi bilmiyordum ama öyle olmasını umut ettim. Kızıl kahvesi kıvırıcık saçları ve aynı renk gözleriyle her erkeğin hayalindeki kızdı.
Aralarındaki sessizlik uzun bir süre daha devam etti. Bu sessizliği Mert Akıllı bozdu.
"Bu doğrumu,sen...bana aşıkmısın?"
Ayça bu soru karşısında,utanarak bakışlarını kaçırdı,ama başını onaylayarak sallamayı ihmal etmememişti.
Ayça'nın kafa sallamasıyla birlikte herşey bir anda gerçekleşti. Mert Akıllı hızlı adımlarla kızın yanına gidip sıkıca sarıldığında,sınıfta alkış tufanı koptu.
Ayça, Mert Akıllı'nın ona sarılmasını beklemediğinde kızıl kahvesi gözleri kocaman açılırken birkaç saniye sonra yumuşamış,sarılmasına karşılık vermişti.
Onları izlerken dudaklarımda minik bir tebessüm oluşmuştu. Uzun zaman sonra, kendi isteğimle içtenlikle gülümsüyordum.
Birilerinin yuva kurmasına vesile olmuştum.
☁️☁️☁️
6 Yıl Önce - Savaş Amerika'ya gittikten birkaç hafta sonrası
Naz Işık
Savaş Amerika'ya gideli birkaç hafta olmuştu. Sude, o popüler gittiğinden beri odasından çıkmıyor,sadece ağlıyordu.
Ağlayarak bana telefon ettiğinde,annemle babama Sude'nin kötü olduğunu söyleyerek İzmir'e geri taşınmıştık. Bu annem için biraz zor olmuştu. Kız kardeşim Ayşe daha 1 yaşında olmasına rağmen fazlasıyla yaramaz bir çocuktu.
Sude'nin bana telefon görüşmelerimizde anlata anlata bitiremediği Elif teyzesi aramıştı beni.
Sude çok kötü kızım,eve gelebilirmisin?
Elif teyze Sude'nin anlattığından daha fazlasıydı.
Hemen gitmiştim evlerine.
Sude odasını kilitlemişti. Ağlama sesini duyuyordum ama kapıyı ne kadar çalsam dahi açmıyordu. Kendine birşey yaparmıydı?
"Sude!" Diye bağırdım,kapıya bilmem kaçıncı kez vururken. "Şu kapıyı açarmısın,artık,yoksa kırmak zorunda kalacağım!"
Sadece ağlama sesi geldi kulaklarıma. Kendine zarar vermesinden korkuyordum.
Kendine zarar vermez dedi iç sesim O sadece aşkını beklemek zor olduğu için ağlıyor. Onunda bir bekleyeni var,kendine zarar vermez.
İç sesimi dinleyerek,Sude'yi yalnız bırakmıştım ama sonraki günlerde ne kadar yalvarsam bile kapıyı açmamıştı.
"Yusuf,ne yapacağımı bilmiyorum,odasından çıkmıyor sadece ağlıyor!" Diye sitemde bulunurken,ellerimi kumrala kaça saçlarıma götürmüş,iç çekmiştim. Tek ve en yakın arkadaşımı böyle kaybedemezdim.
Sude'yle Savaş'ın kardeş olmadığını söylemiştim Yusuf'a. Sude neden kardeş olmadıklarını gizlemem gerektiğini pek anlam bulamasamda,Sude için yorgun düşmüş ağlamak üzereyken Yusuf Kardeşinin arkasından neden bu kadar ağlıyor diye sorduğunda,daha fazla dayanamamış gerçeği anlatmıştım.
"Birde ben konuşmayı deneyimmi?"
Umutsuzlukla kafamı 2 yana salladım. "Kimseyi odasına almıyor,konuşmuyor. Bunu nasıl yapacaksın?"
Çenemde hissettiğim sıcaklık ile,gözlerim gözlerini buldu. Dudaklarında o benim kendimden geçmeme sebep olacak,tebessüm,bakışlarında ise güven vardı. Kendinden emin bir şekilde dudaklarını araladı;
"Ben halledirim,Gökyüzü'm. Sen Çimen'ine güven. O aşk acısı çeken hanımefendiyi odasından çıkartalım bakalım"
Çimen'ime güvenmeyi seviyordum. Ona güvenmekten başka ne yapabilirdim ki?
☁️☁️☁️
"Yusuf,lütfen gidermisin,kimseyle konuşmak istemediğimi Elif teyzeye söylemiştim."
Sude'nin derinlerden gelen sesi,pekte kötü gelmiyordu Yusuf'un kulağına . Ağlamıyordu anlaşılan. Ağlamıyorsa neden,kapıyı açmıyordu?
Gökyüzü'ne söz vermişti. Sude'yle konuşacak,hayatın böyle ilerlemeyeceğini söyleyecekti.
Sude'yi,sadece Naz için düşünmüyordu,aynı yaşta olmalarına rağmen kız kardeşiymiş gibi hissediyordu,Yusuf.
"Kapıyı açmazsan,kırnak zorunda kalacağım ve büyük ihtimalle, o aşağıdaki kadın,adını unuttum B12 eksikliğim tavan benim. Neyse işte o aşağıdaki kadın benden kapıyı kırdığım için para isteyecektir. Ve benimde kapı parası karşılayacak kadar param yok. Hadi daha fazla zorlamada şu kapıyı aç."
Umutla beklesi Yusuf. Kapının açılacağına inancı tamdı. Öylede oldu. Birkaç saniye sonra kapının kilidinin sesi yükselirken,rahat bir nefes vermişti Yusuf.
Sude kapıyı açtığında,görünüşü içler açısıydı. Göz kapakları mosmor,yanakları içe çökmüş,gözlerinin akı kan çanağıydı.
Zayıflamıştı. Ne kadar zamandır,yemek yemiyordu o? Savaş gittiğinden beri? İyide Savaş gideli 3 hafta olmuştu,bu kız yemek yemeden nasıl yaşabilmişti?
"Ne oldu?" Diye sordu Sude çatallaşmış sesiyle.
"Seninle konuşmak istiyorum."
"Ne biliyorsun ki benimle konuşmak is-"
"Sude,ben Savaş'la kardeş olmadığınızı,senin ona,onunda sana aşık olduğunu, ve Savaş gittiği için kendini bu kadar hırpaladığınıda biliyorum."
Sude'nin duydukları karşısında,kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Bunu nasıl öğrenmişti? Naz? Naz mı söylemişti,ona?
"Sana...bu gerçeği Naz mı söyledi? Söz vermişti birde!"
Sude sinirle kapıdan çıkıp,merdivene doğru yürürken,Yusuf hızla peşinden gidip,kolundan kavrayarak durmasınaı sağladı.
Sude kolunda hissettiği bir başka elle,afallamıştı.Bakışları ilk önce kolunda ki ele ve ardından Yusuf'u bulnuştu.
"Naz'ın bir suçu yok." Dedi Yusuf. Gerçekten onun bir suçu yoktu. Sude'nin neden bu kadar kmtü olduğunu,Naz söylemek istemesede Yusuf'un ısrarları sonucu söylemişti. "Naz'a zorla söylettirdim,onun bir suçu yok."
Sude sinirle kolunu,elin sahibinden çekerken "Yinede söylemiş işte!" Diye bağırdı. "Bizim birbirimize verdiğimiz sözümüz verdı,o bu sözü nasıl çiğne-"
"Beni dinlemeni istiyorum,sadece." Dedi Yusuf,sakinlikle. "Sadece 5 dakika. Eğer bunun sonunda Naz'a olan sinirin geçmezse,müsaade ederim gitmene. Ama dinle beni,tamamı?"
Sakinleşmesi için,birkaç dakika bekledi Yusuf.
"Benim,Naz'dan önce bir sevgilim olmuştu,bunu biliyorsundur zaten." Diyerek söze başladı,Yusuf.
Sude sessizce dinliyordu. Bunu zaten biliyordu,Naz tek bir noktasına anlattığından,Yusuf'un o kızdan,Sude'nin durumuna nasıl bağlayacaktı merak ediyordu,bir yandan.
"İlknur,benden ayrılmak istediğini söyleyince,kendime gelememiştim. Hatta intihar etmeyi bile dişünmüştüm."
Alık alık baktı Sude. "Bana intihar et mi diyorsun yani?"
"Hayır! Saçmalama senin neden intihar etmeni isteyeyim ki?" Derin bir nefes alıp verdi,Yusuf. "Bak,benim için yerin ayrı. Naz'la birbirinizi kardeş olarak gördüğünüz için,sen benim baldızım oluyorsun. Ben baldızım olduğun için değil,sen olduğun için seni seviyorum. Kendini böyle yıpratarak,Savaş'ın geri geleceğini mi zannediyorsun? İlknur benden ayrılmak istediğini söyleyince,intihar etseydim eğer,o geri gelecekmiydi? Hayır. Benim ne demek istediğimi anlıyorsun,değilmi?"
Yusuf konuşurken,Sude'nin göz pınarlarından yeniden yaş akmıştı. Anlamıştı Yusuf'u. Usul usul kafasını sallayınca,Yusuf'un dudaklarında bir tebessüm oluşmuş,elini Sude'nin omzuna koyarak hafifçe okşamıştı.
"Güzel,seni bundan sonra hayata geri dönmüş olarak görmek istiyorum."
☁️☁️☁️
Sude Bulut
Derslerim bittikten sonra,hızla okuldan çıkmış,evime doğru ilerliyordum.
Yağmur,yağıyordu. Birazdan şiddetle yağacağına emindim. Hasta olmazdım umarım.
"Sude!"
Yusuf'un sesini duymamla birlikte,adımlarımı durdurup,yola döndüm. Yağmur yüzünden gözümü tam açamasamda,Yusuf'un arabasını görebiliyordum.
"Hadi bin arabaya,yoksa bu sefer zorla bindiririm."
Teklifini red edemeyeceğim bir noktadaydım. Hıza başımı sallayıp,arabasına doğru ilerkerken "Sonunda be baldız!" Dediğini duyunca hafif tebessüm ettim. Bana bazen baldız dediğinde komiğime gidiyordu.
Arabaya bindiğimde,Yusuf'un "Hoşgeldin." Demesiyle başımı salladım.
Montum olmasına rapmen sırılsıklam olduğumu yeni fark etmiştim. Allah'tan kapşon taktığım için saçlarım ıslanmamıştı. Onları kurutmak zamanımı alırdı.
Arabayı bizim eve doğru sürerken,bakışlarım meakla Yusuf'a döndü. "Naz'a ne zaman evlenme teklifi ediceksin?" Evet,bunu fazlasıyla merak ediyordum. 7 yıldır beraberlerdi,artık bir teklifin olması gerekliydi.
Bu sorym karşısında,dudakları kıvrılırken "Onun bu sene okulda son senesi." Dedi. "Benim daha bir senem daha var. Mesleğimi elime almadan,babası asla vermez." Bu noktada tebessümü solmuştu. "Mesleğimi elime almadan,bir teklifte bulunamam."
Bakışlarım istemsizce,parmağımdaki yüzüğe kaymıştı. Sağ elim ben daha birşey yapmadan,yerini bulmuştu çoktan.
"Bence o mezun olunca et,teklifi. Evlenme işinide,ikinizde mesleğinizi eline alınca halledersiniz."
Yol boyu bu konu hakkında konuştuk. Naz'ın babası Necmettin amca normalde çok tatlı biri olmasına rağmen Yusuf'a karşı sertti. Ama içten içe,Yusuf'u sevdiğini biliyordum. Sadece kızını koruma iç güdüsiyle hareket ediyordu.
Yusuf beni eve bıraktığında,teşekkür edip arabadan indim. Yağmur çok şiddetli yağdığı için,koşarak eve girdiğimde nefes nefeseydim.
Montumu çıkartıp,askılığa asıp merdivene doğru ilerlerken Elif teyzenin "Hoş geldin kızım." Demesiyle,durup ona döndüm.
"Hoş buldum,Elif teyze."
"Aç mısın,seviyorsun diye pide sipariş etmiştim."
Pide denilince benim için akan sular dururdu. Bu açk acısı çekerkende dahil. Dudaklarımda tebessüm yayılırken "Aç değilim, ama yerim." Dedim.
Kıkırkadı Elif teyze bu halime. "Hadi gel o zaman yiyelim."
"Şey...ben odamda yesem olurmu. Derslerim var,yemekten sonra çalışmaya gitsem çok geç olur."
"Tamam,odanda yiyebilirsin. Derslerin herşeyden daha önemli."
Mutfağa gidip,birkaç pide alarak odama ilerlerken,diğer yandan pide yiyordum.
Odama girdiğimde,kitaplarımı masamın üstüne koyarken dikkatimi çeken bir zarf ile duraksamıştım. Bu zarfda neyin nesiydi?
Elimin pidesen dolayı yağlı olmasını umursamadan,zarfı alıp açtığımda içinde bir kağıt olduğunu,görmemle kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı.
Merakla kağıdı elime aldığımda 4'e katlanmış olduğunu görünce hızla açtım. Bu kağıt bir mektuptu. Okurken göz yaşlarıma engel olamamıştım. Savaş. Savaş yazmıştı,bu mektubu...
Sevgili Eşsiz Gözlüm;
Biliyorum 6 sene boyunca birbirimizi ne olursa olsun bekleyeceğimize dair söz vermiştik. Korkma,ben seni ne olursa olsun beklemeye erkeklik sözüm yaptım. Ancak bir sıkıntı oldu. Ben, USMLe Step 2 CK sınavında kaldım,birkaç puanla... Profesör Mr. Brown'a çok sinirliyim bu sebeple. Birkaç puanla beni senden 1 sene daha,ayırmasına karşı çok sinirli olduğumu nasıl ifade edebilirim bilmiyorum.1 sene daha sabredemezmiyiz? Ben sabrederim,sende sabret olurmu? Özür dilerim Eşsiz gözlüm Seni çok seviyorum,bunu unutma olurmu?
Kehribar'ın
Savaş Ateş
:(
21. Bölüm sonu.
Naz'ın rol modeli:Ayça Ayşin Turan https://pin.it/6AnNl8R7i
Yusuf'un rol modeli:Onur Seyit Yaran https://pin.it/2O6XXRrJB
Umarım bölümü beğenmişsinizdir,bir dahaki bölümde görüşmek üzere. Öpüyorum sizi💋💋
