5.BÖLÜM (YILLARDIR BEKLENEN)

Vaveyla Yazarı: Esra Iraz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 5.BÖLÜM (YILLARDIR BEKLENEN)

UZUN YILLAR ÖNCE…

Etraflarındaki kırmızı aura kalktığında küçük Uzay bulunduğu yeri idrak etmeye çalışıyordu, tek katlı eski evlerin çoğunlukta olduğu köyün sonradan şehre yaklaşmasının artısını alıyordu. Yer yer çiçeklerle ve yabani otlarla bezenmiş yeşil alanlar, evlerin önündeki şirin bahçeler, etrafta koşuşturup oyun oynayan çocuklar vardı. “Nereye geldiğimizi biliyor musun Uzay?”

Hayır anlamında kafasını sağa sola salladı, geldikleri yer hakkında en ufak bir fikri dahi yoktu. Etrafı usul, usul inceliyordu, yabancı olduğu her yer onu fazlaca ürkütüyordu. Şu an oldukları mahallenin ne kadar güzel olduğuyla ilgiliydi daha çok, günlerin çoğu zamanını karargâhta geçirdiğinden dışarı çıkıp oynayacak vakit bulamıyordu. “Karşı bahçedeki oynayan kız çocuğunu görebiliyor musun?”

Gözlerini o yöne çevirdiğinde çimlere yayılmış küçük bir kilimin üstünde oturmuş oyuncaklarıyla oynayan bir kız vardı, az çok onunla aynı yaştaydı. “Evet Alya teyze görebiliyorum.” ‘Nasıl eğleniyor benimse bunlara ayıracak vaktim bile yok’ diye düşünüyordu küçük Uzay. Göğsünde ufak çaplı bir ağrı baş gösterdiğinde Alya’nın kolunu sımsıkı tuttu, ağrı her geçen dakika şiddetleniyordu, enerjisi içinden çıkmak için can çekişiyordu, acıdan dizlerinin üzerine çöktü.

“Alya teyze, ne oluyor bana?” O da en az küçük Uzay kadar endişeli olmasına rağmen cevabı adı gibi biliyordu, zaten başka bir neden için onu buraya getirmemişti. Küçük Uzay’ın yüzünü ellerinin arasına aldı, kötü bir durumun olmadığını mimikleriyle anlatabilmek için tatlı bir gülümseme takınmıştı, Uzay ise ellerine baktığında enerji özü artık dışarıya çıkarak ellerinin etrafında ip gibi sarmalanıyordu.
“Tam da tahmin ettiğimiz gibi, korkmana gerek yok o kızın adı da Evrin, senin enerji ikizin.”

“Enerji ikizim mi?” Eğitimlerinin daha çok başında olmasına rağmen iliklerine kadar hissediyordu, acıya daha fazla karşı koyamıyordu geçeceğini umarak yumruğunu küçük bedenine bastırdı. “Evet bi’ tanem, biz babanla bağlarımızı koparmış olabiliriz ama nasıl olduysa kopmayan son bağ kırıntıları size geçmiş, sadece bir tahmindi bu ama şimdi görüyorum ki gerçekmiş.”

Uzay yaşadığı ana fazlasıyla şaşkındı, daha etrafındaki kimsenin enerji ikizini bulamadığını bildiğinden de içten içe şanslı hissediyordu fakat bu kafasının allak bullak olmasını engelleyememişti, kıza bakmaya da devam edemiyordu çünkü her baktığında acısı daha da katlanıyordu. “Artık gidebilir miyiz?”

Alya başıyla onay verdikten sonra değneğini çıkardı, üstlerinde spiral şeklinde dönen değnek kırmızı aurayı ortaya çıkarıp etraflarını sardı, oradan ayrıldığı her saniye acısı da azalıyordu, nefesini düzene sokabiliyordu artık. Ana karargâha geri döndüklerinde ilk gidecekleri yer baş koruyucunun odası oldu, Alya kapıyı iki kez tıklatıp Uzay ile içeri girdiler, Baş koruyucu masasının önündeki koltuklara oturmaları için direktif verdi. Çok geçmeden Sadi de odaya geldiğinde Uzay dışındaki herkes fikirlerini beyan etmeye başlamıştı.

“Gerçekten Uzay’ı yanına gönderecek miyiz?”

“Bilemiyorum, Erdi öğrenmemeli annesi bu fikre sıcak bakmayacaktır.”

“Ama Uzay, Evrin’in enerji ikizi ondan daha iyi bir rehber bulacağımızı sanmıyorum.”

Bütün fikirler havada uçuşurken küçük Uzay anlamayan gözlerle etrafı izliyordu, tanımadığı bir yere, yeni tanıştığı kızın yanına gitme fikri fazlasıyla endişelendirmişti onu. Sıkıntıyla ellerini ovuşturuyor oturduğu yere daha çok siniyordu, Uzay’ın gergin halini hisseden Alya oturduğu yerden kalkıp önüne geldi, ovuşturduğu ellerini avuçlarının arasına aldı. “Bunda korkacak bir şey yok tatlım, sadece iyi bir koruyucu olacak yaşa gelene kadar onun yanında olmanı istiyoruz.”

Bütün gözler Uzay’ın üzerindeydi, başka bir yerde olmayı dileyecek kadar o anda bulunmak istemiyordu. “Annem, kızmasın.” Üstendeki yükten kurtulmak için ağzına ilk gelen cümleyi söyleyivermişti. Alya sıkıca sarıldı, üstündeki gerginliği almak ve biraz olsun onu rahatlatmak istiyordu fakat Uzay’ın düşündüğü tek şey eğitimlerinin ne olacağıydı. “Annen sana niye kızsın ki, sen kötü bir şey yapmayacaksın hem eğitimde aksamayacak, güven bana.”

Kızın yanına gitmek umurunda bile değildi, eğitimlerine devam edebilecek ve büyüdüğünde yeraltındaki pis canavarlarla savaşacaktı, sadece bunları düşünmek istiyordu. “Anlaştık.”

Odadaki herkes sanki bu cevabı bekliyormuşçasına sevinçliydi, Uzay’ın ise tek düşündüğü gelecekteki kendisini canavarlarla dövüşürken hayal etmekti, günün birinde çok güçlü bir savaşçı olacağını hissediyordu, içinde!

---

GÜNÜMÜZ.

Son 10 dakikadır Uzay’dan gelecek cevabı bekliyordum, yüzü gözü yara içindeydi. Kavga ettiği her halinden belli olsa da kiminle ve ne sebepten olduğunu söylememekte ısrarcıydı, gözlerini benden kaçırıyor, meraklı bakışlarımı defetmeye çalışıyordu. “Hala benden kaçmaya devam mı edeceksin, söyle artık?”

Elimle çenesinden tutup yüzüme bakmasını sağlamaya çalıştım ama nafile her seferinde kafasını geri itiyordu. “Önemli değil, biriyle dalaştım o kadar.” Gözlerini benden kaçırması zaten yalan söylediğinin kanıtıydı, ne zaman yalan söylese gözlerime bakamaz kaçırırdı, tabi ne kadarı yalandı ne kadarı gerçek ayırt etmekte zorlanıyordum çünkü yalanların içine doğruları da sıkıştırır kimseye sezdirmezdi, benim dışımda tabi.

“Kim Uzay, yoksa o yanından beni zorla kaldırdığın sarışın çocuk mu?” Dediğimde yanımdan kalkıp cama doğru ilerledi, şimdi anlamıştım kurduğum cümlenin ne kadar doğru olduğunu. Çoğu zaman sinirlendiğinde hareketlerine engel olamaz hatta hızlı hızlı volta bile atardı, bu sefer sadece kendini camın önüne atmayı seçmişti.

Yüzü gözü yara içindeydi, canının acıdığını tahmin edebiliyordum, dolabının yanında duvarda asılı duran ecza dolabından birkaç ilaç ve yarayı kapatabileceğim bezlerden alıp camın yanına konumlanmış sehpaya bıraktım. “Açıkta bırakmaya devam edersen mikrop kapacak.” Tekli koltuklardan birine geçtim camın önünde göğe bakmayı sürdürüyordu, gelmeye niyeti olmadığını anladığımda yanına gitmeyi seçtim.

Merak duygum ikiye katlanmıştı, sırtını sıvazladıktan sonra başımı omzuna koydum, onu biraz olsun rahatlatmak ve sakinleştirmek adına yaptığım harekete cevaben o da kafasını bana yasladı. “Saçma sapan şeyler söyledi bende suratının ortasına geçirdim bir tane.” Nefes alışverişi hala hızlıydı bu da hala ne kadar sinirli olduğunun cevabı niteliğindeydi.

Zorla da olsa tekli koltuklara götürmeyi başarmıştım, tentürdiyot şişesini elime alıp kapağını açtım, paketinden çıkardığım pamuğa bandırdım, kavga etmesine engel olamamıştım ama canının yanmasını da istemiyordum. Kaşına biraz bastırdığımda irkildi, ne kadar kendini çekse ben daha çok ona doğru gidiyordum.

İyice yerimden kalkmama sebep olmuştu, kaşındaki yaranın temizlendiğinden emin olduktan sonra dudağının kenarındaki yaraya geçtim, sakince bitirmemi bekliyordu, sanırım ısrarcı sorularımdan kaçınmayı başardığını düşünüyordu, benimse içimdeki bir kıpırtı bütün büyüyü bozmaya yetmişti, göğsümde baş göstermeye başlayan acıya karşı gelemeyerek kendimi koltuğuma geri attım.

İstemsizce boştaki elimi göğsüme bastırdığımda Uzay bir an kendini unutmuş olacak ki yerinden kalkıp bana doğru eğildi, bu ana bir son vermeliydim. “Aranızda olanlara girmek istemem ama benimle ilgiliyse söyle lütfen.” Meraklı ifademi takındığımdan önceki yaşananlardan kopması kısa sürmüştü, söylemekten kaçtığını düşünürken bir anda vurmuştum onu.

“Toprak benim için gereksiz eski bir dost o kadar, senin benim yanıma verilen bir çırak olduğundan bahsetti hâkim olamadım kendime.” Dediğinde aklımdaki soru işaretleriyle birlikte kalakaldım, ne yapsam birleşmiyor hep eksik parça kalıyordu. “Bak bölük pörçük anlatıyorsun ve ben dediklerinin tek kelimesini bile anlamıyorum.”

“Hani bana bir keresinde şey demiştin hatırlıyor musun? Seni her gördüğümde kalbim yerimden çıkacakmış gibi atıyor.” Aniden konuyu değiştirip bir de üstüne ayağa kaldırıp odanın kenarına kadar getirmişti, bu cümleyi ergenlik zamanlarımda merakıma yenik düşerek sorduğumu hatırlıyordum çünkü öyle anlar geliyordu ki aynı dakikalar önce yaşanan bir baskı ve kısa süreli acıdan sonra yok olan bir şeyden bahsediyordu ilk zamanlarda acaba aşık mıyım diye düşündüğüm de olmuştu fakat bunun konumuzla şu an alakası neydi anlamamıştım, bir şekilde konuyu değiştirip duruyordu bense bu bilinmezliklerden sıkılmıştım. “Evet Uzay söylemiştim ne var bunda?”

“Ellerini uzat!” Demesiyle gelen ilk şaşkınlık tüm bedenimde hüküm sürmek isterken ellerimi uzattım, nazik hareketlerle tuttuğunda ufak çaptaki gerginlik odanın havasına yavaş yavaş karışıyordu, bunu hissedebiliyordum.

“Sadece enerji özüne odaklanmanı istiyorum tamam mı? Geçen sefer ki gibi ortaya çıkarmanı, göreceklerin seni şaşırtacak.” Aynen dediği gibi yaptım, içimde 5 yaşındaki bir çocuk gibi oradan oraya gezinen enerji özüme odaklandım, o anda içimdeki enerji denen şey tam anlamıyla delirdi, kalbimin göğsümden çıkmak için direndiği her saniye canımın acısı katlanmaya başladı, damarlarımda gezinen arsız kan dışarıya boşalırcasına zorlarken kendimi sıkmayı bıraktım, tam o anda Uzay’ın enerji özü olduğunu bildiğim mavi ışık huzmeleri ve benim turuncu diye tabir ettiğim özümden yayılan ışıklar etrafımızda dönerek birbirine çekilmenin sevincini yaşıyorlardı. “Uzay, bu…. Bu çok güzel.”

“Bizden bağımsız ilk kez birbirlerine çekiliyorlar, ne kadar heyecanlılar görüyor musun?” Uzay söylemese bile ne kadar sabırsız olduklarını görebiliyordum, ara sıra bize dokunup odanın etrafında özgürce birlikte tur atıyorlardı, 23 yıldır bu anı bekliyorlarmış gibi.

“Daha gösteri bitmedi, benim dediklerimi aynen tekrar et.” Dediğini yapmak için kendimi hazırladım, ne yaptığımız hakkında en ufak bir fikre sahip değildim ama gördüğüm manzara bana sadece huzur hissi veriyordu.

“Yaradılıştan gelen kutsal enerji,”
“Birbirinin eşi olan iki sahipsiz ruh,”
“Eksik olan yanına kavuştu,”
“Artık huzurunda birleşmek üzere.”

Dediğimiz anda enerji özlerimiz üzerimize gelerek birleştiğinde anlamadığım bir amblemi çıkardılar, birden o amblem havai fişek patladıktan sonra kalan o küçük ışıklar gibi sardı dört bir yanımızı, havai fişeklerden tek farkları havada süzülüp bedenlerimize dokundukları anda yok olmalarıydı. “Uzay ne oldu şimdi?”

Avuç içlerini birleştirerek enerji özünü yeniden ortaya çıkardı. “Yaptığımız şey sana küçük bir kanıttı aslında, senin yanına gönderilmemin her zaman bir sebebi vardı ki az önce yaptığımız birleşme ayiniyle tescillenmiş oldu. Enerji ikizim sen olduğun için ailen benim çok iyi bir rehber olabileceğimi söyledi, şu kıvrımları görüyor musun?”

“Evet görebiliyorum.” Eskisinden çok da farklı değildi aslında, eskisinden farklı olarak artık elektriklenmişti. “Birleştiklerinde şu an olduğundan daha da güçlü oluyor aslında, hesap basit; enerji ikizi iki melez eşittir bir gece mensubu ediyor.”

“Yani diyorsun ki biz birleştiğimizde onlardan biri kadar güçlüyüz.” Uzay gülümsemeden edemedi.
“Aynen bu işi kapıyorsun.”

Aniden kapının tıklatılmasıyla ikimizde birini beklemediğimizden irkilmiştik, Uzay üstündeki gerginliği çabucak atlatıp sadece “Girin!” Diyebilmişti. Tabi kapı açıldığında biyolojik anemin çıkacağını beklemiyordum ki bir şey diyememiş yerimden bile kıpırdayamamıştım, gerçekten benziyorduk bunun için DNA testine gerek duymayacaktım. “Ah, meleğim! Seninle tekrar kavuşmanın hayalini ne kadar kurdum bilemezsin.”

Hem benimle konuşmaya çalışıyor hem de bana sarılıp, koklayıp, öpüyordu, bense ne yapacağımı bilemediğimden donup kalmıştım. “Sanırım şaşırdı.” Uzay tamamen haklıydı, bunca olaydan sonra geç bile kalınmıştı.

“23 yıldır hayattayım ve şimdi tanışıyoruz.” Dediğimde sarılmayı bıraktı, vereceğim bu tepkiyi gayet tabi beklemiyordu fakat gördüğüm gibi ‘Anne!’ diye de sarılıp öpemezdim, sadece omzuma dokunup bana bakmaya devam etmeyi seçti.

“Biliyorum bebeğim bu senin iyiliğin içindi.” İçimde ona karşı tarifsiz bir öfke vardı ama bir yandan da sarılma isteği, hangisiyle savaşacağımı gerçekten bilmiyordum, içten içe delirmek üzereydim.

“Yanıma verdiğiniz annemi Erdi şerefsizi öldürdü peki ondan sonra neredeydiniz, yıllarca tek başıma yaşadım Uzay olmasa delirebilirdim bile, ya en basitinden başkasına vermeyelim kendimiz koruyalım biz aile olarak daha güçlüyüz diyemediniz mi? Bana masal okumayın, eğer beni gerçekten önemseseydin şu an burada bu konuşmayı yapıyor olmazdık.”
İçimde biriken ne varsa bir anda ortaya döküvermiştim annemin ve Uzay’ın bir şey söylemesine fırsat vermeden odadan çıktım, son duyduğum şeyse; “Üstüne gitmeyelim şimdi” Olmuştu, haklıydı da.

Lanet koridorların bitmeyişine yarım ağız bir küfür savurdum bir de nereye gideceğimi kestirememek beni öldürüyordu, içimdeki sesi dinleyerek sola döndüm fakat birine çarptığım için geriye doğru sendelemiştim. “Önüne baksana yavşak, dozer misin?”

Kafamı kaldırıp kime çarptığıma baktım fakat tanımadığım biri değildi. “Yuh küçükte bir şeysin ama deldin böğrümü.” Toprak mıdır adı her neyse göğsünü eliyle bastırıyordu, koridoru çok sert dönmüş olmalıydım.

“Çekil git başımdan.” Daha fazla cümle kuramayacak durumdaydım, yanından sıyrılıp hızlıca koridoru aşmaya çalıştım fakat seslere bakılırsa peşimden geliyordu, onun da yüzü gözü yara içindeydi, belli ki sert bir hesaplaşmaydı çünkü ikisi de karşıdan berbat görünüyorlardı.

“Şşt! Beklesene, yeni kız.” Hızlıca yetişmiş olmalıydı ki kolumdan tutup beni kendine çevirdi. “Bırak kolumu yoksa çok fena olacak.”
“Nereye gitmek istiyorsan söyle yardım edeyim, biliyorsun ki karargâhı senden daha iyi biliyorum.” Haklıydı aslında, küçük bir yardım fena olmazdı.

---

“Merak etme Alya teyze, her şey üst üstte geldi, bu dünya ona çok yeni. Evrin’i biraz tanıyorsam yalnız kalmak istiyordur, biraz zaman tanıyalım.” Alya tekli koltuklardan birine oturmuş çaresizce ağlıyordu, Evrin bir yandan haklıydı da ‘ya en basitinden başkasına vermeyelim kendimiz koruyalım biz aile olarak daha güçlüyüz diyemediniz mi?’ sözleri çok canını yakmıştı.

“Evrin haklıydı Uzay, ailesi olarak biz korumalıydık biz büyütmeliydik daha en başından hata yaptık.” Uzay telkin etmek adına Alya’nın omzuna dokundu. “Siz sadece Evrin’i korumak istediniz, mecburdunuz da zamanla anlayacaktır eminim ki.”

Alya gülümseyerek Uzay’a baktı, oğlu gibi sever sahiplenirdi, Evrin ile enerji ikizi olmaları da onu apayrı bir sevindirmişti. Babası gibi değildi sırf annesinin yetiştirmesinden de kaynaklı değildi, Erdi ne kadar gaddarsa Uzay bir o kadar merhametliydi. “Baban casusun sen olduğunu anlamadı değil mi?”

Uzay zaten cevabı biliyordu, babası onun şüpheleneceği son insandı, en azından öyle tahmin ediyordu. “Hayır Alya teyze, merak etme ama başka planları var daha büyük işler.”

“Nasıl yani, ne kadar büyük?” Uzay derince bir nefes çekti içine sıkıntıyla verirken söyleyeceklerini toparlıyordu.”

“Büyük bir toplantı olacak, sanırım oyunları karıştırmayı planlıyorlar.”

---

Yolu göstermesi iyi olmuştu yoksa lanet koridorlarda saatlerce dolanırdım fakat peşimden gelmeye devam etmesi yatışan sinirlerimi yeniden zıplatıyordu. “Bahçeyi bulmama yardım ettin, artık gidebilirsin.”

Biraz daha hızlı yürüyerek yanıma ulaşmıştı bile, dediklerimin tersini yapması ona karşı daha çok bilenmeme sebep oluyordu. “Ama gitmek istemiyorum, hele ki seni bu iki gözü iki çeşme halinle bırakmakta istemiyorumdur, olamaz mı.” Ben durunca o da durdu, etrafta ağaç gölgesi ya da en basitinden oturup ağlayabileceğim sessiz bir duvar bulmayı umut ediyordum. “Ben iki gözü iki çeşme değilim, uydurma!”

“O zaman bunlar ne?” Parmaklarıyla gözyaşlarımı yanaklarımdan topladığında durdurmak için en ufak bir hamlede bulunamayışımın verdiği sinirle ondan kurtuldum. “Beni rahat bırak artık!” Biraz uzakta güzel heybetli bir ağaç görmüştüm sessiz ve insansız olduğundan tamamen emin oldum ama ne fayda, arkamdan geliyordu. “Seni bu halde bırakacağımı düşünmüyorsun herhalde.”

“Seni bu halim hiç ilgilendirmez.” Şu an gitse de yalnız kalsam diye dua ediyordum fakat beyefendi gitmemeye kararlıydı, en azından onu yok sayabilirdim değil mi? Ağacın yanına geldiğimde gövdesine dokunmadan edemedim, nereden bakarsanız bakın fazlaca yaşlı olduğu belliydi. “Bende hep yalnız kalmak istediğimde buraya gelirim.”

“Bana ne!”

“Toprak grubu bir arkadaşım söylemişti, karargahtaki en yaşlı ağaçmış.”

“Tekrar söylüyorum, bana ne!” Toprak’ın söyledikleri ilgimi çekmiyordu hala biyolojik annem ile olan konuşmalarımız aklıma dolanıyordu, fazla ileri gitmiş içimde tuttuğum ne varsa yüzüne pat! Diye söylemiştim ama canımın bu kadar yanacağını düşünmemiştim. “Annenle ilk tanışman pek iyi geçmemiş anlaşılan.”

“Sen aklımı mı okudun az önce?” İçimdeki hüznün aniden şaşkınlığa dönüşmesiyle Toprak’a doğru bakıyordum, hava grubundan olmalıydı sanırım onların yapabildiği bir yetenekti, en azından ben öyle biliyordum. “Doğru tahmin.”

“Kes şunu!” Sadece gülüp başını ağacın gövdesine yaslamayı seçmişti, öyle her canı istediğinde düşüncelerimi okuyamazdı.
“Tamam, tamam okumam.”

“Ama yeter lütfen, sadece sessizliğe ihtiyacım var tamam mı?” Ellerini tamam sakin dercesine uzatmıştı, bende bunu tamam olarak alıp sessizce düşüncelere dalmadan uzaklara dikmiştim gözlerimi, aman ya! Düşünmeden duramıyordum ki, ağaçların sıklaştığı bahçeye bakıyorduk baya genişti, ara sıra uzaktan birkaç nöbetçi dolanıyordu karargâhı koruyorlardı sanırım. “Düşünmeden duramıyorsun değil mi?”

Tekrar gözleri beni bulduğunda zaten cevabı biliyor olmasından dolayı bir şey demeyip öylece iç çekmiştim. “Maalesef.”

“Bana anlatabilirsin iyi sır tutarım.” Ne yaparsam yapayım yine kendimi düşünürken bulacaktım, nasıl olsa ben düşünürken öğrenecekti. Sır tutabilmesini umut ediyordum gerçi Uzay karargâhtan kimseye konuşma dese de konuşmadan rahatlayamayacaktım.

“İlk buluşmasını nasıl hayal etti bilmiyorum ama ben artık bıraktığı o 3 yaşındaki Evrin değilim, geldi sarıldı, öptü, kokladı ama sanki benim için bir yabancı gibiydi. Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum, benim bir tek annem vardı o da öldü, ben başkasını anne yerine koyamıyorum.”
Aklıma birden biyolojik babamın o kan revan içindeki hali geldi ama onu babalığa çabucak kabul etmişken annemi niye kabullenemiyordum? “Bence hayatında baba figüründen biri olmamasıydı, yani en basit açıklaması bu.”

“Oğlum ben sana demedim mi aklımdan geçenleri okuma diye?” Toprak sadece tebessüm etmişti, dediğinde haklıydı, Nermin annem beni onca yıl yalnız büyütmüştü babamı sorduğumdaysa ben daha doğmadan bizi terk ettiğini söylemişti.

“Aslında haklısın, hayatım boyunca asla görmediğim, yüzünü merak ettiğim ama terk edip gittiğini düşündüğüm bir baba figürü vardı, yine de gerçek ailemin bana böyle bir kötülüğü yaptığını idrak edemiyorum, kendileri en iyi şekilde koruyabilirlerdi, niye beni başkasına vermeyi tercih ettiler?”
“Bence ikisiyle konuşman daha doğru olur, iyi bir nedenleri olmasa neden seni bıraksınlar ki?” Kendi kendimi yemem bir işe yaramayacaktı kabul ediyordum bunu ama daha sonraya ertelemek istiyordum, evime gitmek istiyordum. “Gökyüzü yarılsın gideceğimiz yere.”

Daha ne olduğunu anlamadan sarı ışıklar etrafımızı sarmıştı, sanırım Toprak Bey yine düşüncelerimi okumuştu, etrafımızdaki aura kalktığında evimin salonundaydık. “Yahu sen ne laftan anlamazsın.”
“Evine gelmek istemiyor muydun?” Yani evet istiyordum, teşekkür edeceğime bir de söyleniyordum, Uzay bunu farklı şekilde söylüyordu sanırım eski dilde falan, Türkçesini sevmiyor olmalıydı. “Sağ ol getirdiğin için şimdi gidebilirsin.”

“Ama ben kalmak istiyorum.” Tekli koltuğa rahatça kendini bıraktı gerçekten gitmeye niyetli değildi, karnımdan gelen gurultular açlık hissimi tetiklerken kıkırdadı, resmen karşımda koltuğa yayılmış Toprak’a öldürücü bakışlarımı atıyordum, onunla uğraşmayı bırakıp bende kendimi yandaki üçlü koltuğa attım, cebimdeki telefonumu çıkarıp yemek siparişi için siteye girdim. “Pizza söylesene tadını hep merak etmişimdir.”

Anlamayan bakışlarımı yeniden üzerine yönlendirdim, gerçekten hiç pizza yememiş miydi yani? Toprak’ı boş verip 2 büyük boy pizza söyledim 1 litre kola ile hali hazırda bekleyen kart bilgilerime tıklayıp ödedikten sonra telefonumu cebime geri tıktım. “Ya sen ne garipsin, gerçekten hiç pizza yemedin mi yani?”

“Karargâhta öyle şeyler yemeyiz, daha sağlıklı besleniyoruz diyelim.” Ne diyebilirim ki, mahkûm gibi senelerce karargâhta yaşıyorlar, belki de görevleri dışında dışarı falan da çıkmıyorlardır bunlar, senelik izinleri de mi yok acaba? “Senelik izinlerimiz var tabi sadece ben kullanmıyorum.”

“Anlaşıldı senin neden bu kadar dış dünyaya cahil olduğun.” Uzun bir süre sessizce oturduk, bende telefonumda gereksiz birkaç şeyi temizledim, sosyal medyama bile ne zaman girdiğimi unutmuştum, kısa süre sonra da pizzalar da geldi. Toprak’a baktığımda ilk yudumu korkarak ısırmış tadını alınca bir çırpıda yemiş hatta bir ara benimkine bile sulanmıştı, tabi ki ani hareketle eline vurmuştum, salak herif bir de çok acımış gibi numara yapmıştı.

Yemeklerimiz bittiğinde birer kahve yaptım, balkonumda kahve içmeyi bile özlemiştim. “Evde fazladan bir ses olmasını özlemişim.” Nermin annemin gidişiyle şen şakrak olan ev bir anda kasvete bürünmüştü, günümün çoğu zamanı okulda geçtiğinden anlamıyordum ama eve geldiğimde aniden bastıran yalnızlık hissine de alışamıyordum, bir yanım deli gibi annemi özlüyordu.

“Bende yanımda beni anlayan insanları özlemişim.” Uzaklara dalmıştım ne güzel Toprak’ın cümlesiyle sıyrıldım, sahi ben onun hikayesini hiç bilmiyordum. “Maalesef herkes biraz bencil bu devirde, cümleyi kurabilmen bile mucize.”

Kahvesini kenara koyup bana döndüğünde içimde bir şeyin ürperdiğini hissettim, çok tuhaf olmasına rağmen bozuntuya vermemek adına kahvemden bir yudum aldım ve dikkatimi ona karşı topladım. “Sen bilmezsin ama karargâhta gücün her şeyindir, sen orada yaptıklarınla varsın, kimse ne düşündüğünle ilgilenmez tamamen robot olmuş insan yığınları, bir tek dostum diyebileceğim kişi Uzay’dı, sisteme beraber karşı çıkacağız diye de saçma sapan sözler verirdik tabi yaşlar o zaman daha 12,13 falan.”

“Siz Uzay’la arkadaş mıydınız?” Bu bilgi beni kelimenin tam anlamıyla şok etmeye yetmişti, şimdi daha birkaç saat önce kavga eden iki dingil arkadaşlardı yani? “Aynen öyle fakat daha sonra babası olacak o Erdi batı ve doğu karargahlarını karıştırdı, isyan başlattı ve birçok koruyucunun ölmesine neden oldu, çok sevdiğim can dostum babasının yanında saf tuttu o anı unutamıyorum, omuz omuza savaşırken beni sırtımdan bıçaklamasını. Baş koruyucu onu hangi nedenden afetti bilmiyorum ama bu yatıklarını değiştirmiyor, benim için o hala şerefsizin köpeği”
Bir şok dalgası daha beynime hücum ederken duyduklarıma inanamıyordum, Uzay, Erdi’nin oğlu olamazdı, nasıl yani? “Şaka yapıyor olmalısın.”

“Şaka yapmıyorum.” Beynim tamamen işlevini yitirmişti, Uzay benden sır saklar olmuştu onu tanıdığımı sanırdım bir de son günlerde duyduğum her yeni şeyde ne kadar yanıldığımı anlıyordum. “Bana hiç bunlardan bahsetmemişti, belki de bundan utanıyordur kim bilir.”

“Bence hiç utanmıyor!” Gergin surat ifadesi ve ani çıkışıyla bu duruma ne kadar bilendiği aşikardı, sinirli ifadesinin yerine sakin halini getirmeye çalıştı, istemsizce gülümseme sebep oldu, bende sinirlendiğimde sakin halime dönmekte çok zorlanıyordum.
“Bir de enerji ortağımı bulamamanın hüznü var içimde, bir bilsen Evrin yıllarca ne kadar aradım, sonunda pes etmişken sen çıkageldin.” Biraz zaman tanıdı kendine, nefes alışverişi normale göre hızlıydı. “Normalde suskunumdur ama sana her şeyimi anlatmak istiyorum sanki, çok tuhaf.”

“Sorun değil.” Diyebildim sadece, belli ki utangaç bir yapısı vardı, belki de dediği gibi artık herkes kendini düşündüğünden dinlemek istemiyordu onu, çekmeden bilemeyeceğimiz duygular vardı, anlatılsa da uzaktan empati kuramayacağımız işte bu o konulardandı.
“Bu konuyla ilgili o kadar çok araştırma yaptım kendimi o kadar kaptırdım ki bazıları artık bana deli gözüyle bakmaya başladı, ben deli değilim Evrin. İşte en son Uzay’la bu yüzden kavga ettik, doğru mu söyledikleri, Uzay’ın enerji ikizi sen misin?” Telkin etmek amaçlı elini tuttum, yani bu sabah enerjilerimizi birleştirdik ben bu işlerden anlamasam da Uzay emin görünüyordu.

“Biliyorsun belki ama ben bu koruyucu olma konusunda daha yeniyim, pek bir bilgim yok anlayacağın.” Sıkıntıyla iç geçirdi, yani öyle olmasını umuyordum fakat Toprak’ın nefes alışverişi daha da hızlanmaya başladı, oturduğu sandalye de kıvranıyor gibiydi. O kendiyle cebelleşirken aynı farklı zamanlarda ortaya çıkan anlam veremediğim his beni de etkisi altına almaya başlamıştı.
Sandalyeden kendini zorda olsa yere attı, kendimi yok saymak istercesine ne olduğunu öğrenmek için sandalyeden kalkıp yanına çöktüm fakat göğsümdeki sızı giderek artıyordu, ikimizde artık yere çökmüş karşılıklı göğsümüze bastırıyorduk, acının geçmesini beklerken daha da artması hayra alamet değildi, şiddetli sızı bütün kollarımı uyuşturmayı başarmıştı.

“Neler… oluyor… be!” Zorla kurduğum birkaç kelimenin ardından Toprak’a baktım aynı şekilde acı içinde bir şeyler söylemeye çalışıyor ama başarılı olamıyordu.

‘Enerji özünü ellerine yönlendir, bırak çıksınlar!’ Zihnime gönderdiği sözleriyle konuşmaya takati olmadığını anlamıştım, Toprak’ın dediklerine odaklanmaya çalıştım, gücümü dışarı yönlendirmeliyim. Her dakika daha da zorlaşıyordu, acı içinde kıvranan bedenlerimiz açığa çıkan enerji özlerimizle aydınlandı, delirmiş gibiydiler sabırsız bir çocuk gibi birbirlerine çekilmeyi bekliyorlardı.

“Gerçekten sen olduğunu biliyordum.” Toprak zar zor bir cümle kurabilmişti, her yanım acıyordu, enerji özlerimiz birbirine karışmadan bize dolanmaya başladı, sanki sarmalıyordu. Buğulu gözlerim balkon kapısında 2 kişi görüyordu yüzlerini seçmekte zorlanıyordum, yere yığılmadan önce son duyduğum bir cümle olmuştu.

“Bu imkansız!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.