3.BÖLÜM (ASTRAL GEZGİNİ)

Vaveyla Yazarı: Esra Iraz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 3.BÖLÜM (ASTRAL GEZGİNİ)

Ortam hiç olmadığı kadar gergindi…
Sessizlik sanki odada çığ gibi büyüyor ve bizi de etkisi altına alıyordu, bir şey söylemek istiyor ve uygun kelimenin dilimden çıkması için bekliyordum ama ardına saklanıyor gün yüzüne çıkmıyordu bir türlü.

Aynı şekilde baş koruyucuya da enerji denen şeyi gösteriyordum ama yanımda olan iki insanın da sesi çıkmıyordu, bu şey her ne ise bende korkmaya başlamıştım, Uzay`ın anlattığı hiçbir gruba benzemiyordu.

“Melezlerin melezi!” Baş koruyucu sonunda sessizliğini bozduğunda Uzay’ı da beni de germişti, melezlerin melezi, bu ne anlama geliyordu?

“Efendim ne demek istiyorsunuz?” Uzay, benim sormak istediğimi dillendiren kişi olmuştu, herkes oturduğu koltuklara geri dönerken baş koruyucu kendisine yöneltilen soruyu cevaplamak için biraz düşünmek zorunda kalmıştı.
“Demek istediğim şu ki çocuklar, daha önce böyle bir şey görmemiştim. Buna benzer bir duruma sahip sadece 18. Yüzyıla ait bir örnek var.”

“Yani bu durumu yaşayan bir tek ben değilim değil mi?” Sorduğum soruya karşılık bakışların bütün hedefi beni buldu, daha önce böyle bir durumun yaşanmış olması bana bile tuhaf gelmişti.

“Hayır Evrin değilsin, bilmelisin ki biz koruyucular tüm dünyadayız daha önce yaşanan olaysa Fransa`da ki bir koruyucu ailesi.
‘Bazı koruyucular enerji ikizleri daha doğmadan öldükleri için yoktur, sahipsiz kalmışlardır. Aynı karargâhta büyümüş iki genç de böyle bir duruma sahiptirler. Zamanla sahipsiz iki koruyucu birbirine âşık olur, aşkları o kadar büyür ki enerjilerini birleştirmek isteyecek kadar da ileri giderler, bunu başarabilmek için de bir ayin arayışına girerler.

Ne yazık ki o zamanın bilgisizliği ve şartları yaşadığımız yüzyıldaki gibi olmadığından yanlış ayin kullanırlar, ölümden dönen çift artık enerji ikizidir. Evlenirler de fakat büyük bir sorun çocukları olduğu zaman başlar.

Albert Sansef adındaki oğulları büyür ve koruyucu eğitimlerine başlar, fakat enerji özü anlaşıldığında herkesin dikkatini çekerler çünkü oğulları Albert`ın enerji özü `Mor’dur. Melezlerin melezi kabul edilen bu koruyucunun özellikleri takdire şayandı.

Albert Sansef her iki grup enerjisini de kullanabiliyordu. Ateş grubunun en kadim ayinlerinin üstesinden geliyor, sadece su grubu koruyucularının yapabildiği en tehlikeli mühürleri kırıyordu.’

Yani diyeceğim o ki, sen dünyaya gelen ikinci farklı grupsun. Albert`ın `mor` enerji grubunun öncüsüyse sende `Bronz` grubunun öncüsüsün.”

Uzay ve ben de ağzımız beş karış açık baş koruyucuyu dinlemiştik, bronz grubunun öncüsü mü? Bu genç yaşımda daha neler duyacaktım kim bilir? “Efendim yani diyorsunuz ki; alışılmışın dışında yeni enerji özü grubu açıldı.”

“Aynen öyle Uzay ama bu grubun hayatta kalacağını sanmıyorum, hangi enerji özü daha baskınsa o aktarılır ve görünen o ki Evrin`in baskın enerjisi ateş.” Bu başta korkutsa da baş koruyucunun söylediği şeyler üstüme su serpmişti, melezlerin melezi ha?

“Artık bireysel eğitimlerin başlamış bulunmakta Evrin, 2 grubun özelliklerine de sahip olduğun için 2 eğitmenle ayrı dersler alacaksın ama babanın şu an ki durumunu da es geçemeyiz bu yüzden Uzay, seni kaldığın eve geri götürecek. Erdi`nin dikkatini çekmemek için gündüz eski hayatına devam ederken gece karargâhta alacaksın anlaştık mı?” Baş koruyucuyu onaylarcasına kafa salladım, Uzay`ın ayaklandığını görmemle bende oturduğum yerden kalktım. “Peki öyleyse, çıkabilirsiniz.”

Uzay`ı takip ederek odadan çıktım, yine bu tanıdık koridorlar. Bir an önce evime gitmek istiyordum, eskiden evim sandığım evime. “Ne düşünüyorsun?” Sorduğu soruyla yüzünde bariz merak olan Uzay ağır ağır yürümeye devam etti, bir koridordan diğerine geçerken cevapladım sorusunu. “Evime gitme fikrini düşünüyordum.”

Uzay`dan bir cümle beklemeden yürümeye devam ettim, ana kumanda olduğunu bildiğim yere geldiğimizde diğer koridora geçmek yerine kolumdan girerek beni oraya götürmeyi tercih etti. “Evine gitmeden önce sana buranın işleyişini göstereyim.”

Beraber sırayla duran ekranların ve bilgisayarların arasından gitmeye başladık, çok karışık bir bilmece gibi duruyorlardı, ben boş gözlerle ekranlara bakarken Uzay anlatmaya başladı. “Bu sıradaki ekranların hepsi belirli bir bölgeyi tararlar ters bir durum var mı, her şey yolunda mı? Diye, çünkü yeraltı boyutundakiler yeryüzüne kara portal ile sızabiliyorlar.”

“Ama bana sadece senin gibilerin portal açabildiğini söylemiştin?” Dediğimde ufak çapta bir kahkaha attı, küçüklüğünde bile şen şakrak bir çocuktu, ciddilik ona yakışmıyordu.
“Dikkatini çekerim Evrin, biz meleziz güçlerimizin çoğu için yeraltı halkına borçluyuz, hepsi portal açabiliyor ama onların bu özelliği barışçıllarımızın ayini sayesinde mühürlü, mührü kırabilenler yeryüzüne sızabiliyor maalesef.” Dediğinde bende güldüm çünkü yüzündeki gülümseme anlatırken dahi gitmemişti.

“Her neyse, bu kısımda görev listesi ve o göreve hangi koruyucu takımının gideceğini gösteren listeler ve bölgeleri var.” Uzay o tarafa yürüdüğünde bende takip ettim, liste dediği şey bir sürüydü ve uzayıp gidiyordu. Zodyak Takımı, Sinhwa Takımı.

“Bu takım isimleri neler?” Uzay benim sorduğum sorudan sonra isimlerin olduğu ekrana bakmaya başladı. “Koruyucular tek başına bir hiçtir, belli takımlar altına toplanan koruyucular birlikte göreve çıkarlar, bir takım ismi belirlerler ve hayat boyu o isimle anılırlar.”
Anladığımı belli edercesine kafa salladım, etraftaki diğer koruyucular beni tanımadıkları için bakışlarını ara sıra üzerimde hissediyordum, ister istemez Uzay`ın yanına daha çok siniyordum.

“Ah Uzay! Uzay, hoş geldin canım nerelerdeydin?” Karşıdan koşarak gelen sarışın bir kız Uzay`ın boynuna resmen yapıştı, ani bir refleks olarak biraz kenara kaymak zorunda kalmıştım. “İyiyim Aslı, ne oldu göreve çıkmadın mı sen?”
Sarışın kız Uzay`a hayran hayran bakıyordu, belli ki hoşlanıyordu, göz ucuyla bana baktıktan sonra tekrar Uzay ile ilgilenmeye kaldığı yerden devam etti. “Yok ya, bugün görev çıkmadı. Bizim takımın yanına gelsene, takılırız.”

Uzay, sarışın kızın sorusuna bir müddet cevap vermedi bir anlığına bana bakıp tekrar Aslı denen kıza döndü. “Maalesef, Evrin`i evine götüreceğim.”

Aslı, ismimi duyduğunda gözlerinin odağına beni aldı, öyle bir bakıyordu ki utanmasa üstüme atlayıp saçlarıma yapışacak gibiydi fakat ben buna izin verir miydim? Tabi ki hayır. “Bakıcılık işine devam ha? Ne zaman biteceğini çok merak ediyorum.”

Şu Aslı denen kızın suratına yumruğu geçirmemek için kendimi zor tutuyordum, bana doğru birkaç defa gözlerini devirmişti, üstüne ben orada yokmuşum gibi davranıyordu ayrıca Uzay benim bakıcım falan değildi, o anda çok sert bilenmiştim. “Kimsenin bana bakıcılık yaptığı yok, eğer çeneni kapatıp şimdi uzaklaşmazsan çenenin olduğu yerde öyle bir şey kalmayacak.”

İşaret parmağımı gayet kibar bir şekilde sallayarak çenesini gösteriyordum, bana karşı olan tavırlarına karşı bu kadar sakin kalabilmem bile başlı başına bir mucizeydi çünkü normal şartlarda böyle karakterdeki birinin saçını başını yolmuştum. “Bak güzelim yenisin diye bir şey demiyorum, başkası olsa çoktan arenada gömmüştüm, ben sıradanlar gibi kavga etmem, ateşim kavurur seni.”

Bu Aslı denen kız çok oluyordu, sıradanlar gibi kavga etmezmiş. Ellerimi sıkmaya başladım, tırnaklarımı avuç içlerime batırdıkça daha çok acıyordu ama aksine acı, sinirlerimi yatıştırıyordu. “Tamam kızlar sakin olun ana kumanda odasında kurulacak cümleler değil bunlar, Evrin hadi!”

Gergin ortamdan uzaklaştırılmak suretiyle Uzay tarafından çekiştiriliyordum ama ne ben ne de Aslı buna aldırmayarak birbirimizi gözlerimizle öldürmeye çalışıyorduk, bir şekilde beni Uzay`a karşı potansiyel bir rakip olarak görüyordu. “Burada bitmedi dip boyası gelmiş çakma miss turkey güzeli.”

Şu an arka fonda zafer müziği çaldığından emindim, Uzay`la birlikte giderken kızın oldukça tiz çıkan kısık sesteki bağırışını duyabiliyordum çünkü, işte son noktayı koymak diye buna derim ben.

Karargâh binasından çıkarken Uzay, hiç istifini bozmadan yürümeye devam ediyordu, yani hiç mi kızmamıştı, insan olan bir tepki verirdi değil mi? “Bir şey demeyecek misin?” Dediğimde durdu, arkasından yürüdüğüm için az daha sırtına çarpıyordum. Bana doğru döndüğünde yüzünde hiçbir ifade yoktu. “Teşekkür ederim.”

Daha tam olarak ne dediğini anlamadığım için kafamı biraz yana eğdim. “Ne için?” Karşıdan nasıl göründüğümü bilmiyorum ama bu halim onun hoşuna gitmiş gibiydi, ufak bir tebessüm oluştu yüzünde. “Benden hoşlanıyor, sende fark etmişsindir zaten, iyi kız ama çok yapışkan.”

“İyi kız mı?” Sorduğum sorudan sonra yüzündeki gülüşü daha da alevlendi ve resmen kahkaha attı, Aslı`nın sinir bozucu suratını düşündüğümden olsa gerek suratımdaki ifadenin iğrenti olduğundan emindim. Sonunda dayanamayarak kahkahasına cevap verdim, gülüşlerimiz yerleşkenin bahçesinde yankılanıyordu, yanımızdan geçen bir nöbetçinin anlamayan gözlerle bize bakıp geçtiğine bile şahit olmuştum.

“Takımına girmem için yalvarıyordu, artık sen varken yaklaşamayacak.” Bir de takımı mı vardı yani? Onunla aynı takımda olanlara acımıştım, ben 2 saniye katlanamazken.

O önde, ben arkada bahçeden çıkışa doğru giderken biraz arkada kalmıştım koşarak koluna girdim, ilk yaptığım atağa şaşırsa da sonra aldırmadan yoluna devam etti. “Hatırlıyor musun? Okulda sana hasta olan kızları gördüğünde koluma girerdin, sonra kızlar sinirlenip bakışlarını kaçırırlardı.” Dediğimde yaşananları hatırlamış olacak ki kafasını eğdi gülerek, sonra gözleri beni bulduğunda bende tebessümüne karşılık verdim. “Bilmez miyim, sırf bu saçma sebepten kavga ederdin.”

“Ama ne yapayım, ağızlarını yayıp konuşuyorlardı bende bir tane çarpıyordum oh, bana da ekşın oluyordu, fena mı yani?” Tekrar bir kahkaha tufanı koptu aramızda, çocukluğumun en güzel yılları beraber geçmişti, iyi ve kötü her anımda yanımdaydı bu çalkantılı zamanımda bile yol göstericim olmuştu, Uzay`a ne kadar borçlu olsam azdı.

---

Mavi ışık huzmeleri etrafımızdan dağıldığında evimdeydik, kendimi üçlü koltuğa bırakırken kafamı geriye yasladım. “Koltuğa gösterdiğin ilgiyi bana göstermiyorsun, bu kadar mı özledin evini?” Uzay`ın bu cümlesinden sonra kafamı kaldırıp ona doğru baktım, kendisinden bekleyemeyeceğim kadar tuhaf bir cümle kurmuştu.

“Özledim, hem de o kadar özledim ki nikahıma alacağım, Uzay nasıl cümleler kuruyorsun?” Omuz silkerek cevap vermeyi reddetti, kafamı tekrar koltuğa attım. Kafamda o kadar çok soru işareti vardı ki, sormak konusunda kararsızdım. Yıllarca benim en yakın dostum olmuş ama benden bir gerçeği gizlemişti. “Uzay?”

“Efendim?” O da düşüncelerinden sıyrılıp benden tarafa bakmaya başlamıştı kafamı kaldırmadan göz ucuyla ondan tarafa bakıyordum. Kendimi hazırladım, içim huzursuzlukla dolduğunda istemsizce oturduğum yerde kıpırdandım.

“Peki sen neden geldin, neden seni yanıma vermek istediler?” Uzay`ın yüzü ciddi bir hal aldı, ne zaman ciddi bir duruş sergilese gerilirdim çünkü ardından gelecek şeyler hep canımı yakardı. “Sana anlatacağım ama bir şartım var?” Dediğinde gergin halimin üstüne tekrar bir dalga inmişti, şartlardan hoşlanmıyordum, ucunda hep bir sorun çıkıyordu çünkü. Kimseye şart koşmayı sevmiyordum, üzerime konulmasından da hoşlanmıyordum, istisnaların kaideyi bozmasına izin vermeyecektim. “Nedir şartın?”

“Karargâhtan birkaç kişi ve biz dışında senin ve ailenin başındaki beladan haberleri yok bu yüzden herkese her şeyi anlatma ve mümkünse karargâhta herkesle konuşma.” Uzay fazla temkinliydi, hak vermek istemiyordum çünkü zaten pek konuşkan biri de sayılmazdım. Sinirlerime hâkim olamadığım için yanımdakilerin sayısı azdı, bende böyle mutluydum. “Tamam Uzay, anlatacak mısın artık?”

“Pekâlâ, ülkenin doğu kanadındaki karargâhtan 7 yaşında geldim, annem hala orada. O zamanın baş koruyucusu, annen Alya Teyze ve baban Sadi Amca`nın beni özel olarak senin yanına seçtiklerini söylemişlerdi.

İlk aşama; her şeyi belirli bir süre saklamamı istediler hem tehlikede olmayacaktın hem de normal hayatına devam edebilecektin.

İkinci aşama; her şeyi kavrayacak yaşa geldiğinde eğitimlerin de başlamış olacaktı, böylece bu dünyayı tanıyacak ve adımlarını ona göre belirleyecektin.

Ben sadece aracıyım Evrin, Erdi sadece ailenin değil koruyucu dünyasının da odak noktası. Yeraltı boyutuyla bir bağlantısı olduğunu düşünüyoruz, yanında adamlarımızdan birkaç kişiyi casus olarak yerleştirdik, onların aktardığı bilgilere göre belli noktalara kara portal ile sızıp insanlığa yayılmayı planlıyorlar.”

Uzay`ı dinlerken içimde yayılan korku kırıntılarına engel olamıyordum, cümlelerin vücuduma bıraktığı öfke tomurcukları beni her geçen dakika etkisi altına alıyordu.
Erdi`nin öfkesi sadece aileme değildi, tüm insanlığa kin güdüyordu, amacına ulaşmamalıydı. “Erdi denen o pisliğin durdurulması gerek, bu masum insanların ölümüne kadar gidebilir.”

“Biliyorum ama şu an yapabileceğimiz hiçbir şey yok, sürekli yer değiştiriyor.” Daha önce babamı kaçırdıkları yeri görmüştüm, belki durdurmamızın bir yolu olabilirdi, daha onu da nasıl yaptığımı da bilmiyordum ama. “Şimdilik bunları düşünme Evrin, eğitimini tamamlaman gerekiyor biliyorsun.”

“Biliyorum ama burada elim kolum bağlı oturmak istemiyorum Uzay.” Sıkıntıyla iç geçirdikten sonra ayaklanıp odaların olduğu koridora yürümeye başladı, oturduğum yerden arkaya döndüm ama cevap vermeye niyeti yok gibiydi tam misafir odasının kapısını açacakken bana döndü. “Uyu artık, yarın sabah erken kalkacaksın.”

“Ama, ned…” Daha lafımı bitirmeden içeri girip kapıyı ardından örtmüştü, farklı dilde sarf ettiği cümlesini uğultu şeklinde duyduğumda odasına girip girmemek konusunda kararsız kalmıştım, kısa bir muhakemeden sonra vazgeçtim, koltukta rahat bir pozisyon alırken hala Erdi denen şerefsizin ne kadar ileri gidebileceğini düşünüyordum, kini o kadar büyüktü ki sadece kendini değil beraberinde insanları ve koruyucuları da yakacaktı.

Artık çoğu şeyin farkındaydım, bana biçilen kadere razı olmak yerine kendi kaderimi yazacaktım…

---

Sabah güzel bir kahvaltının ardından çay keyfi yapmak için balkona doğru gitme isteğinin, başıma geleceğini tahmin etmediğim durumları yeniden başlatıyor oluşuna şahitlik ediyordum, kulaklarımda küçük bir çınlamanın eşliğinde bilincimi kaybettiğimde gözlerimi yeniden açmaya zorladım.

Zor da olsa açabildiğim gözlerim artık bambaşka bir yeri görüyordu, her yanım deli gibi sızlıyordu üstelik sanki 1 saat aralıksız dövmüşler de ellerinden zor kurtulmuşum gibi hissediyordum. Dört bir yanımın karanlıktan ibaret olduğu bir yerdeydim, gözlerim bulunduğum yere alıştığında ortamı sadece bir fenerin aydınlattığını gördüm. ‘Neredeydim ben?’

Zemin buz gibiydi, ayağa kalktım. Bulunduğum bu yer her neresiyse oldukça sessiz ve ürkütücüydü. Fenerin bulunduğu yere ilerledim, belki onu alabilirsem etrafı inceleyebilme fırsatım olurdu.
Tam feneri alacakken bana doğru gelen ayak seslerini duyuyordum, bulduğum en karanlık yere sindim, daha burada ne işim olduğunu bilemsem de yakalanma ihtimalini göze alamazdım. Acaba geçen sefer rüya sandığım ama aslının öyle olmadığı zamandaki gibi miydi? Ama o zaman uyuyordum, peki ya şimdi? “Anne bugün okulda ne öğrendim biliyor musun?”

“Ne öğrendin benim alev parçam?” İleride okuldan annesiyle yeni dönen çocuk göz odağıma girmeye başladılar, fenerin önünde durduklarında hafif bir şaşkınlık yaşamıştım. Yüzleri ve vücutları hiçbir insanda olmayacak kadar beyazdı, kireç gibi. Onun haricinde ufak tefek organ farklılıklardan başka bir şey yoktu, istemsizce avatardaki mavi renkli bir halkı anımsatmıştı çünkü kadının üzerinde deriden olduğunu tahmin ettiğim 2 parça peştamal vardı ve oldukça eski bir kabile tarzıydı.

“Yeryüzü koruyucuları hem bizden hem de insanlardanmış anne ama bize düşman gibiler, bizi her gördüklerinde yüzlerini ekşitiyorlar neden?” Çocuk merakla annesine bakarken kadın söyleyeceği kelimeleri bir türlü bulamıyordu, küçük bir çocuğa ne denebilirdi ki!
“Onlar artık bizim tarafımızda değiller oğlum, yüzyıllar önce seçimlerini insanlardan yana kullandılar, bizi bir fareymişiz gibi bu soğuk ve karanlık boyuta tıktılar, bu yüzden bazıları bize iğrenerek bakıyor çünkü yeraltında yaşayan bir fareymişiz gibi sindirmeye çalışıyorlar.”

Küçük çocuğun bakışları öfkeliydi sanki o küçücük bedeniyle tüm dünyaya meydan okuyabilirmiş gibi kabarttı göğsünü. Annesi oğlunun yanağını okşarken konuşmaya devam etti.
“Bizden olduklarını unuttular, kendilerini herkesten üstün bir varlık olarak görmeye başladılar maalesef bir melezden ibaret olduklarını unuttular.” Kadının ne kadar kin güttüğü anlaşılıyordu çünkü artık oğluyla değil kendiyle konuşuyor gibiydi bunu fark etmesi çok da uzun sürmemişti. “Neyse sen böyle şeylere kafanı yorma Göksun, hepsini sırayla öğreneceklesin.”

Annesi hızlı bir şekilde yoluna devam ederken adının Göksun olduğunu öğrendiğim küçük çocuk tam benim olduğum yerde duydu ve bana doğru döndü, gözlerimin içine doğru bakıyordu, beni görmüş müydü yani?

“Yeraltına hoş geldin Evrin abla.”

Çocuk bana doğru gözlerini ayırmadan söylediği bu cümleden sonra kafamın içinde aynı cümle yankılanıyordu, tekrar, tekrar. Başım dönmeye başladığında yere çöktüm, gözlerim buğulanırken çocuk koşarak gitti.

Tüm bedenimin çekildiğini hissediyordum, beni nasıl tanımıştı, dahası yeraltında ne işim vardı, niye şimdi böyle hissediyordum. Hiçbir fikrim yoktu dahası korkuyordum ve bayılmadan önce orada gördüğüm son şey az ötede duran buğulu fenerdi.

“Uyandı!” Uzay`ın sanki uzaktan geliyormuşçasına kulağıma ulaşan boğuk sesiyle yaşadığım dünyaya geldiğimi anladım, başım çatlıyordu, gözlerimi açmak için çabalamam az da olsa sonuç verdiğinde etrafımda sadece Uzay`ın değil başka insanların da olduğunu görmemi sağladı.

Başımın ağrısı yavaşlarken gözlerimdeki boğuk katmanda onunla kayboluyordu, etrafımdaki insanlar şaşkın ve endişeli bakışlarını üzerimde gezdirirken rahatsız olduğumu belli edercesine mırıldandım. “Ne oldu bana?”

“Nöbet geçirdin ama biraz dinlen sonra konuşuruz tamam mı?”
“Tamam.” Kelimesini mırıltı eşliğinde söylediğimde anladıklarından bile şüpheliydim, gözlerimi kapatıp kendimi uykuya teslim ederken bedenim bana inat üstünde tonlarca ağırlık varmışçasına can çekişiyordu. Bunlar arasında düşündüğüm en son şey çocuğun bana söylediği sözdü;
`Yeraltına hoş geldin Evrin abla. `

---

Ortamda yine tanıdık bir sessizlik hüküm sürerken etrafımdakilere meraklı bakışlarımı atıyordum, Uzay nöbet geçirdiğimi söylemişti ama hissettiklerim ve gördüklerim bambaşkaydı. Meraktan çatlamak üzereydim, önemli bir soruysa kendimi yeraltında bulurken asıl olan buradaki bedenim niye nöbet geçirmişti, odada Uzay dışında baş koruyucu ve tanımadığım başka biri daha vardı ama herkes tek kelime etmiyordu, bu rahatsız edici sessizlikten sıkılmaya başlamıştım. “Bana ne olduğunu anlatacak mısınız artık?”

Baş koruyucu ve tanımadığım kadın bana doğru bir bakış atıyorlarken birden Uzay`a döndüler, derin bir iç çektiğinde konuşmayı onun başlatacağını anladım. “Beraber kahvaltı ettikten sonra salona geçtik, her şey normaldi, sonra bir anda Evrin yere yığıldı, başta bayıldı sandım ama birden bedeni soğumaya başladı üstüne titriyordu da kesik kesik nefes alıyordu. Kriz geçiriyor sandım, üçlü koltuğa yatırdım, ne yaptıysam uyandıramadım sonra siz geldiniz işte.”

Anlattıklarına inanasım gelmiyordu, böyle şeyler olsa benim de bizzat hissetmem gerekmez miydi, benim son hatırladığım kulağıma gelen çınlamadan sonra bilincimi kaybettiğimdi, sonra gözümü yeraltı dünyasında açmıştım, bana bile tuhaf geliyordu açıkçası. “Evrin, sen ne hissettin? Nöbet geçirdiğini fark ettin mi ya da şöyle sormalıyım; fiziksel bir rahatsızlığın var mı?”

“Hayır efendim, fiziksel hiçbir rahatsızlığım yok bende en az sizin kadar şaşkınım. Son hatırladığım bilincimin kapanıp yere yığıldığımdı sonra bir anda gözlerimi bambaşka bir yerde açtım, karanlık ve soğuktu. Daha sonra bir anne ve çocuğu geldi o zaman anladım ki yeraltı boyutundayım. Yüzleri kireç kadar beyazdı, çocuk annesine koruyucuların onların yüzüne iğrenirmiş gibi baktığını söyledi, annesi ise şu cümleyi kurdu; ‘bazıları bize iğrenerek bakıyorlar çünkü bizi yeraltında yaşayan fareler gibi sindirmeye çalışıyorlar.’ Korkudan yerime iyice sindiğimde çocuk beni fark etti, annesi yoluna devam ederken o önemde durup; ‘yeraltına hoş geldin Evrin abla’ dedi.”

Odadaki herkes bana doğru şaşkınlık ve korku dolu karışık duygularla bakıyorlardı, tanımadığım ama önemli bir kişi olduğunu anladığım kadın gözlüğünü düzeltip beni odağına aldı. “Çok ilginç, peki daha önce başına geldi mi?”

“Bu arada, Evrin çekinmene gerek yok, Kendisi koruyucu tarihi yardımcı asistanı Yasemin Alaca, sana yardım etmek için burada.” Baş koruyucu sonunda kadını tanıttığında gergin halimden biraz olsun uzaklaşmıştım, hala yorgun hissediyordum, bunca olay bana çok fazlaydı.

“Daha önce başıma geldiğinde yatağımda uyuyordum, başta rüya sanmıştım ama oradaydım, bir şekilde babamla iletişim kurdum.” Dediğimde kadın merakla bitirmemi beklemişti, biraz da şaşkınlık vardı ama emin değildim yüzünden okumak zordu.

“İşte bu yüzden sizi çağırdım Yasemin Hanım, bu durumu sizin açıklayabileceğinizi düşündüm.” Kadın fazlasıyla işini ciddiye alıyor olmalıydı, gözlüğünün tekrar düzeltip kucağına koyduğu çantasını açtı içerisinden birkaç belge çıkarıp orta sehpaya koydu, içinden birkaç kâğıdı inceleyip bir tanesini eline yeniden aldı. “Evet Evrin, baş koruyucu Ömer Bey bana her şeyi anlattı, melezlerin meleziymişsin öyle mi?”

“Galiba.” Ben bile tam olarak emin değildim, bu konular bana o kadar yabancıydı ki. Daha birkaç gün öncesine kadar normal bir hayatım vardı şimdi ise bambaşka olayların içinde bulunuyordum.

“Ben gayet eminim, her neyse biliyorum ki sana bu durumlar gayet karışık ama bu senin içinde, sen güçlü bir takım ailenin kızısın. Bulduğum bazı bilgilere göre; buna benzer birkaç olay var ama hala yaşayan tek biri var Erdal Alp. Ben buradaki her şeyi okuyabilirim ama kendisiyle birebir görüşmen daha iyi olacaktır eminim.”

“Ben götürürüm.” Tüm bakışlar Uzay`a dönerken ben kararsızdım, neler ile karşılaşacağımı bilmediğim her ortamdan uzak durmayı tercih eden ben için bu zor bir karardı.
“Pekâlâ, her şey normalmiş gibi işlerinizi halledin akşama doğru mutlaka görüşün.” Baş koruyucu Ömer Bey ayağa kalktığında Yasemin hanımda ayaklandı, sehpaya bıraktığı ve önemsiz olduğunu düşündüğü fazladan belgeleri toplayıp çantasına geri koydu, güler yüzlüydü ciddi bakmaya çalışan gözleri bunu engelleyemiyordu. “İhtiyacın olacak belgeleri bıraktım, tanıştığıma çok sevindim Evrin.”

“Bende.” Dediğimde portal yaratmayı bitirmişti, Ömer Bey ile geçtiklerinde bir anda yok oldu. Uzay oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi, kolunu omzuma attığında daha çok sokulup kafamı omzuna yasladım.

“Daha iyi misin?” O da korkmuş olmalıydı, buradaki bedenime olanlara şahit olmuştu. Biraz daha sokuldum, kafamı kaldırdığımda onun da bana baktığını görmemle gülmeye başladım, asla dayanamazdı biri güldüğünde o da gülerdi. “Sence kötü mü görünüyorum?” Ben böyle dediğimde üst dudağı biraz yukarı kıvrıldı, yine aklından bir şeyler geçiyordu.

“Kalk künefe yemeye gidelim, ne zamandır yemiyoruz.” Uzay`a saçmalama diyen bakışlarımı atarken o gayet istekli görünüyordu, yine can evimden vurmuştu beni, künefeye hayır diyemeyeceğimi en iyi o bilirdi. “Kalk o zaman gidiyoruz.”

---

O SIRADA YERALTI BOYUTU;

Anne çocuğunun elini sıkıca tutuyordu, tedirginliği en üst Safalara erişirken kendini sakinleştirmek için yavaş adımlar atmaya çalışıyordu. “Anne, gerçekten Lord Omay`a söyleyecek miyim?” Eylin düşüncelerinden sıyrılıp oğluna baktı, küçük meşalelerin aydınlattığı karanlık koridorda diğer elini de avuçlarının içine alarak oğlunun önüne doğru eğildi.

“Bilmeye ihtiyacı var Göksun, biliyorsun ki yeraltı dünyasını o yönetiyor, anlıyorsun beni değil mi alev parçam.” Annesi Göksun`un yanağını okşayarak ayağa kalktı, kapıdaki koruyuculara ne diyeceğini düşünürken yürümeye devam ettiler.

Lorda hiçbir şekilde haber uçmaması için her yerde muhafız koruyucular vardı, işleri bir hayli güçtü, dahası oğlunun gördüğü kız gerçekten orada mıydı? Biliyordu ki Lord Omay`a yalan bir bilgi verdiği an canından olacaktı ama oğluna güveniyordu, güvenmek zorundaydı.

Lord Omay`ın olduğu kapıya yaklaştıklarında kadın durdu, kapıdaki muhafızlardan biri telepattı. Oğlunun önüne geçti ve eliyle sessiz ol işareti yaptı. “Hangi niyetle geldiğimizi bilmemeliler Göksun, gözlerini kapat benim alev parçam.” Çocuk gözlerini kapattığında kadın baş parmaklarını oğlunun şakağına koydu, niyeti düşüncelerinin önüne perde indirmekti, böylece telepat koruyucu hangi niyetle geldiklerini anlayamayacaktı.

Oğlunun şakaklarından parmaklarını çekti, aynı işlemi kendine de tekrarladığında yürümeye kaldıkları yerden devam ettiler. Kapının önündekiler soru soran bakışlarını anne ve oğlunun üzerine yönlendirirken anne ve oğul çoktan önlerine gelmişlerdi bile. “Neden buradasınız?”

“Oğlum Lord Omay`ın küçük oğlu Zamir ile oynasın diye getirdim.” Koruyucu çocuğun gözlerinin içine bakmaya başladı, kadının içi rahattı gerçeklerin üstünü örtmüş bambaşka bir anıyı gün yüzüne çıkarmıştı, koruyucu fark etmedi, biliyordu ki; yeraltı sakini, koruyucudan bin kat daha güçlüydü.

Kaplar onlar için açıldı, anne, oğul beraber içeri girdiler. Etrafta koşuşturan birçok insan vardı, yakın zamanda olacak olan partiye, daha doğrusu büyük toplantıya hazırlanıyorlardı. Kadın etrafta koşturan birini durdurdu. “Lord Omay`ı arıyorum.”

“Dümdüz ilerle, soldaki ilk kapı.” Kadın yanlarından ayrılırken annesi oğlunun elini daha sıkı kavrayarak ilerlemeye başladı, 100 yıl sonra ilk kez böyle bir olaya şahitlik ediyordu oğlu, asıl soruysa Göksun`un gezgini nasıl görüp konuştuğuydu. Aklındaki soruları bir kenara itip derin bir nefes aldı, kapıyı tıklattığında oğlunun yüzüne baktı.

“Gir!” Komutunu duyduklarında içeri girdiler, Lord Omay`ın tahtının önüne geldiklerinde yeraltı halkına özgü selamlarını verdiler. “Sizi buraya getiren sebep nedir?”

“Saygıdeğer Lordum, oğlum Göksun bir astral gezgini gördüğünü söyledi, üstelik onunla konuşmuş.” Lord Omay düşünmek için elini kirli sakalında gezdirdi, sıradanlarda bu özellik olmazdı, koruyucularda ise nadiren ortaya çıkardı, yeraltı sakinindeyse sadece zaman gezgini vardı.

“Göksun, yaklaş.” Çocuk biraz tedirgin olmuştu, heybetli bir lider yanına çağırıyordu onu. İkiletmeden Omay`ın önüne kadar geldi, baş parmaklarını çocuğun şakaklarına koyarak o an ki anılarına erişti, Lord Omay gördükleri karşısında şaşırsa da kibirli yüzü dışarıya en ufak bir belirti ansıtmıyordu. Sonunda anılar bittiğinde çocuk geri çekildiği gibi annesinin yanına döndü, daha 5-6 yaşlarındaki bu çocuğun bir savaşçı olacağını düşünüyordu Omay. “Gerçekten Göksün bir astral gezginiyle konuşmuş, sezgisel yeteneği takdire şayan. Temel eğitimleri bittiğinde Zamir ile özel eğitimlere başlarız.”

“Bu benim ve oğlum için bir onurdur saygı değer Omay.” Kadın memnun olur bir şekilde selamını verdi, belki de kendi oğlu yeraltından kurtuluş biletleriydi.

“Büyük bir toplantıya hazırlanıyoruz, senin ve ailenin de gelmesini istiyorum.” Eylin, Lordun söylediklerini büyük bir ciddiyete dinlemişti, oğlunun herhangi bir fikri olmasa da kendisi yaşananların gayet farkındaydı. “Nasıl arzu ederseniz Lordum.”

“Çekilebilirsiniz.” Kadın oğlunun elini tuttuktan sonra tekrar gece halkına özel selamlarını vererek ayrıldılar, bu büyük bir şanstı. Toplantıya sadece yeraltı dünyasının önde gelenleri katılacaktı, önemli şeylerin olacağı baştan belliydi.

---

DÜN GECE UZAY;

“Hest-a mayp-u kaedov.”

Karşımda portalın oluşmasıyla gideceğim yeri düşünerek içeri girdim, suyun beni sarmalayışını seviyordum, içine çeken o berraklığı sonunda gideceğim yere ulaştırdığında gözlerimi açtım, bu sefer saklandığı yer berbattı, hayvan bağlasan durmaz kaçar giderdi.

Kapıdaki korumalara ufak bir baş selamı verip kapının açılmasını izledim, kendimden emin adımlarla yürürken yanımdan geçen adamlar selam vermeden ilerlemiyorlardı. “Nerede?”

“İçerideler efendim, eşlik edeyim isterseniz.” Benim az ilerimde yürüyen 2 adamla beraber bir kapıya kadar geldik, adamlardan biri eliyle kapıyı işaret ettiğinde durmaları için onlardan önce davrandım, yalnız konuşacaktım.

Kapıyı çalmadan içeri girdiğimde odadaki tüm gözler benim üzerimdeydi, aldırmadan içerideki korumalara `çık` işareti yaptığımda ikiletmeden odayı terk ettiler, kapı tamamen kapandığında boş koltuklardan birine geçtim. “Gelmene sevindim Uzay, uzun zaman oldu.”

“Uzatmadan konuya gireceğim, baba!” `baba` kelimesini bastıra bastıra söylemem hoşuna gitmiş gibiydi, benim ise pek memnun olduğum söylenemezdi. “Karargâh için büyük bir tehlike haline geldin, herkes sana cephe almış durumda. Koruyucular er ya da geç yerini bulacaklar, daha ne kadar kaçacaksın.”

Herkes babasını severdi, hele ki erkek çocukları… Küçükken herkes gibi bende babamı bir kahraman olarak görürdüm ama babam kahramandan çok bir hain, bir düşman. Koltuğunda daha çok gerildi, anlattıklarım onu endişelendirmemiş daha çok sevindirmiş gibiydi.

“Korkma oğlum, yanımda sen gibi güçlü askerlerim oldukça bize hiçbir şey olmayacak.” Tam bir şey söyleyecek iken kapı çaldı, babamın `girin!` komutunu duyan kişi içeri girdi. “Efendin, yeraltından bir elçi geldi.”

“İçeri girsin.” Kapıdan kireç gibi suratıyla yeraltı sakini olduğu bariz anlaşılan elçi yanında korumalarımızdan biriyle içeri girdi, koruma elçiyi dizlerinin üzerine çöktürdü.

Babam oturduğu koltuktan kalkıp elçinin önüne geldi, küçümseyici bakışlarını atarken elçi konuşmaya başladı. “Melezlerin baş kumandanı Erdi Aksu, Yeraltı Lordu Omay tarafından gönderildim, sizi yeryüzü zamanına göre bir hafta sonra gün batımında yeraltı boyutundaki özel kutlamaya bekliyor.”

Elçi konuşmasını bitirdiğinde babam, soruyu cevapsız bırakarak koltuğuna geri oturdu, büyük bir toplantı olacağa benziyordu orada bulunmam şarttı. “Büyük kumandan Omay`a geleceğimi iletin.”

Koruma elçiyi çöktüğü yerken kaldırıp çıkışa kadar eşlik etti, kapı tamamen kapandığında bile kendimi davet ettirmenin yolarını arıyordum. “Kız nasıl, zorluk çıkarıyor mu sana?” Dediğinde düşüncelerimden sıyrılıp babama odaklandım, kız dediği Evrin idi. Ailesinin yaptıklarının bedelini ne yazık ki o ödüyordu. “Zorluk değil de daha çok bizi şaşırtıyor.”

Meraklı bakışlarının hedefi beni bulduğunda bir şekilde onu şaşırtarak Evrin’e karşı olan baskısını avantaja çevirme fırsatı vererek korumayı amaçlıyordum, babamın gazabından koruyabileceğim tek yol buydu. “Ne gibi?”

“Eğitimlerine başladık ancak enerji grubunun Bronz olduğunu öğrendik, baş koruyucuya danıştığımızda yeni bir enerji grubunun açıldığını, Evrin`in melezlerin melezi olduğunu söyledi.” Dediğimde sinsi bir gülüş sergiledikten sonra iştahlı kahkahası tüm odayı doldurdu, söylediklerim hoşuna gitmiş gibiydi.

“Sonunda yaptıkları işe yaramış, o kızdan bir şey olmaz diye düşünmüştüm ama demek ki yanılmışım. Bu bizim için büyük bir fırsat oğlum, Evrin bir şekilde bizim tarafımızda olmalı, o an bizi çok büyük bir zafer bekliyor olacak.”
Babamın yüzünde güller açarken bende dışarıya memnun olur bir görüntü sergilemeye çalışıyordum. Evrin, Sadi amcanın onun babası olduğunu biliyordu, bambaşka bir plan hazırlamam gerekiyordu. “Evrin`i tarafımıza çekmeye ikna edeceğim, sana söz veriyorum baba.”

“Bundan hiç şüphem yok Uzay, seni ben yetiştirdim, karargâhtaki en büyük silahım sensin. İntikamımızı bir alalım sonra tüm dünyaya hükmedeceğiz, sadece gelen elçiler, emrimizdeki koruyucular değil tüm dünya ayaklarımıza serilecek oğlum, çok yakında.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 9beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

KATEGORİMacera kitapları144 kitapKATEGORİAşk - Romantik kitapları1.513 kitapKATEGORİBilim Kurgu kitapları106 kitapKATEGORİGenç Edebiyat kitapları295 kitapKATEGORİGerilim – Korku kitapları210 kitapKATEGORİFantastik kitapları554 kitapKATEGORİHayran Kurgu kitapları211 kitapKATEGORİMizah kitapları56 kitapKATEGORİÖykü kitapları21 kitapKATEGORİŞiir kitapları149 kitapKATEGORİTexting kitapları172 kitapKATEGORİDram kitapları293 kitapKATEGORİEdebi Kurgu kitapları33 kitapKATEGORİToplumsal Roman kitapları22 kitapKATEGORİPolisiye - Gizem kitapları229 kitapKATEGORİÇocuk Edebiyatı kitapları45 kitapKATEGORİAskeri Kurgu kitapları338 kitapKATEGORİDini Kitaplar kitapları25 kitapKATEGORİPsikolojik Roman kitapları110 kitapKATEGORİÜtopya - Distopya kitapları51 kitapKATEGORİWattpad Kitapları (Vaveyla Kitapları) kitapları944 kitapKATEGORİTarihi Romanlar kitapları29 kitapKATEGORİMitolojik Edebiyat kitapları13 kitapKATEGORİYoonmin - Kore kitapları39 kitapKATEGORİDark Romance kitapları42 kitapKATEGORİAksiyon kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİGizem kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİHikaye kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİHüzünlü kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİİslam kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİKomik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİKorku kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİMelankolik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİParanormal kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİRomantik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİÜtopya kitaplarıKitapları keşfet

Kitap Temaları 77

TEMADüşmandan Aşka kitapları168 kitapTEMAZıt Kutuplar kitapları110 kitapTEMAMafya kitapları105 kitapTEMAGizli Kimlik kitapları98 kitapTEMAAşk kitapları83 kitapTEMAÇocukluk Aşkı kitapları76 kitapTEMAZorunlu Yakınlık kitapları76 kitapTEMAAkademi / Okul kitapları74 kitapTEMAArkadaştan Aşka kitapları71 kitapTEMAHuysuz x Neşeli kitapları62 kitapTEMAİkinci Şans kitapları59 kitapTEMAAnlaşmalı Evlilik kitapları56 kitapTEMA#Dram kitapları43 kitapTEMAgizem kitapları42 kitapTEMAKraliyet kitapları42 kitapTEMAKehanet kitapları40 kitapTEMASahte Sevgililik kitapları39 kitapTEMASeçilmiş Kişi kitapları39 kitapTEMAFantastik kitapları30 kitapTEMAYasak Aşk kitapları30 kitapTEMAmacera kitapları26 kitapTEMAromantik kitapları26 kitapTEMAaksiyon kitapları24 kitapTEMAgerilim kitapları24 kitapTEMAtexting kitapları24 kitapTEMAKomşudan Aşka kitapları20 kitapTEMAPolitik Entrika kitapları19 kitapTEMAaile kitapları17 kitapTEMAihanet kitapları17 kitapTEMAlise kitapları17 kitapTEMAintikam kitapları16 kitapTEMAİş Yeri Aşkı kitapları16 kitapTEMAKüçük Kasaba kitapları16 kitapTEMAArkadaşlık kitapları15 kitapTEMAkomedi kitapları14 kitapTEMABüyü kitapları13 kitapTEMAgençlik kitapları12 kitapTEMAromantizm kitapları12 kitapTEMAPatron x Çalışan kitapları11 kitapTEMA#dostluk kitapları10 kitapTEMAGeçmiş kitapları10 kitapTEMAmizah kitapları9 kitapTEMA#Şiir kitapları9 kitapTEMAacı kitapları8 kitapTEMAdark romance kitapları8 kitapTEMAeğlence kitapları8 kitapTEMAabilerim kitapları7 kitapTEMAAşk-Romantik kitapları7 kitapTEMAasker kitapları7 kitapTEMAgenç kurgu kitapları7 kitapTEMAgerçek ailem kitapları7 kitapTEMAgerçekailem kitapları7 kitapTEMAPolisiye kitapları7 kitapTEMASenKul:Maviduslersokagim kitapları7 kitapTEMA#sevgi kitapları7 kitapTEMAabimin arkadaşı kitapları6 kitapTEMAabiminarkadasi kitapları6 kitapTEMAanonim kitapları6 kitapTEMAAşiret kitapları6 kitapTEMAcadı kitapları6 kitapTEMALise aşkı kitapları6 kitapTEMAOkul kitapları6 kitapTEMAPsikoloji kitapları6 kitapTEMAPsikolojik kitapları6 kitapTEMAabiler kitapları5 kitapTEMAaşk üçgeni kitapları5 kitapTEMAaskerî kitapları5 kitapTEMACinayet kitapları5 kitapTEMAKaradeniz kitapları5 kitapTEMAkatil kitapları5 kitapTEMAkorku kitapları5 kitapTEMAkurtadam kitapları5 kitapTEMAÖlüm kitapları5 kitapTEMAsır kitapları5 kitapTEMAslowburn kitapları5 kitapTEMAsuç kitapları5 kitapTEMATutku kitapları5 kitap