20.BÖLÜM (KIYAMET DENEKLERİ)

Vaveyla Yazarı: Esra Iraz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 20.BÖLÜM (KIYAMET DENEKLERİ)

Büyük ve karanlık odayı aydınlatan hiçbir ışık kaynağı yoktu, yardım çığlıkları ve ağlama sesleri boş duvarları inletiyordu. Bundan sonra neler olacağını hiçbiri bilmiyor ve dahası korku dolu yüzler seçilmiyordu, en yakınındaki kişi bile yanına gidip teselli edilemeyecek kadar uzaktı.

Ayağına dolanan zincirse ilerlemesine engel en büyük şeydi. “Anne! Çok korkuyorum, neredesin?” Yardım çığlıkları, yardım isteyen diğer çocukların seslerine karışıyordu. Babası sandığı bir siluetin arkasından koşuyordu en son, bilinci kapanıp yere yığıldıktan sonra kendini bu ıssız ve korkunç odada bulmanın içine ektiği korku tohumları artık filizlenip, köklerini salmayı başarmıştı.

Kapı büyük bir gıcırtıyla açıldı, ışık içeriye aralık boyunca ilerlerken giren 2 insan görülüyordu. Arkalarında bir insan daha görüldüğünde öndeki iki kişi oda boyunca ilerleyip seçtikleri deneklerin prangalarını çözmek için ayaklarına doğru eğildiler, anahtarların açılma sesi kaçırılan çocukların seslerine karışıyordu.

“Bırak beni! Annemi istiyorum.” Sırta küfe gibi alınan çocuklardan biri debelenip dursa da kaçamayacağının farkındaydı, alınacak çocuklar sırtlarda çıkarıldıktan sonra odanın kapısı kapandı, oda yeniden karanlığa gömüldüğünde içerisi hala yardım isteyen uğultularla doluydu.

Emir, görebildiği en yakınındaki kişi olan çocuğa doğru zincirinin yettiği kadar gitmeye çalıştı. “Ağlama, bizi kurtarırlar, ben inanıyorum.” dediğinde karşısındaki çocuk korku dolu halinden biraz olsun sıyrılmayı başarmıştı, sesin sahibine yakın olmak için o da kendi zincirinin yettiği kadar gitti.

“Neredeyiz biz?” Utana sıkıla iki kelime etmeyi başardı Arvin, onların bir şekilde birbirlerine ulaştıklarına emin olanlar kendisine en yakınındaki kişiye doğru gitmeye çalıştı, birbirlerine destek olarak bu içinden çıkılamaz durumu anlamlandırmaya çalışıyorlardı.

Emir, konuştuğu kişinin farklı bir tür olmasına çok şaşırsa da tepkileri karanlıkta seçilemediğinden rahat hissediyordu. “Ben bir koruyucuyum, sen nesin?” Arvin biraz tereddütten sonra sadece; “Gece sakini.” diyebildi.

Bulundukları odanın kapısı yeniden gürültüyle açıldığında bu sefer gelenler doğruca Emir ve Arvin’in üzerine doğru geliyordu, ayaklarındaki prangayı çözerken korku dolu bakışlarla onları almaya gelen insanlara bakıyorlardı.

Ne kadar çırpınsalar da aynı şekilde kucağa alınıp odadan çıkarılıyorlardı ve küçücük bedenlerinin elinden hiçbir şey gelmiyordu, karanlık odadan ışıklar bezenmiş koridora çıkmak kısa süreli bir körlük gibi hissettirse de buna alıştı, yeni bir odaya alınana kadar çırpınmaya devam etseler de herhangi bir sonuç getirmemişti.

Ameliyat masası olan odaya geldiklerinde iri yarı adam Emir’in küçük bedenini soğuk demire yatırdı. “Anne, baba, çok korkuyorum!” Bağırmaktan ziyade ağlamaktan beter olan ses telleri yüzünden cılız duyulmuştu yalvarışları, yanında getirilen Arvin ise diğer masaya yatırılmış korkudan ağlamak dışında bir tepki veremiyordu.

Debelendikleri el ve ayak bilekleri güç bela tutulup yeni bir kilide vurulduğunda kaçamayacakları artık tescildi zaten çok geçmeden doktor bulundukları odaya girmişti bile, yardımcıları birçok renkli serumun olduğu iğneyi elinin üstündeki damara bağlarken küçük bir acı iniltisi duyuldu dudaklarından, yanında sızlanacak bir annesi yoktu artık.

“Anne!”

Gözlerini zorlukla açtı, yine kaçırıldığı o korkunç rüyayı görmüştü. Korku dolu gözlerle etrafını izlerken o günlerin geride kaldığını bir kez daha hatırladı, usulca yatağında doğrulup kalktığında yanındaki komodinden sürahiyi alarak kendine su doldurdu.

Hayat, dört duvar ve kafeslerle geçen sıradan bir yaşamdı Emir için. Etrafındaki insanların gözünde hayvandan bir farkının olmadığını içten içe biliyordu ve tek arkadaşının da yanında olmadığını. Artık az da olsa bir şeylerin değiştiğini kestiriyordu ama adım atacak cesaretinin olup olmadığından şüphe etti kısa süre.

Odasından çıkmak için kapıya doğru ilerledi fakat açtığı gibi önüne bir korumanın geçeceğini tahmin etmemişti. “Dur bakalım ucube, nereye gittiğini sanıyorsun?” Yıllarca isminin yerine türlü lakaplarla seslenilmesine bile alışmıştı, elini gideceği yere okla gösterdi. “Sadece hava almak istemiştim.”

Kapıdaki koruma aynı alaycı tavrını bozmadan; “Patron yokken seni özgürce salamam, o yüzden uslu dur ve odana dön.” emir kipiyle cümlesini tamamlayıp Emir’i odaya geri ittirdi. ‘Biz ondan daha güçlüyüz, öyle istediğini söyleyemez!’ Kafasında bir ses gibi içindeki yaratığın onunla konuşmasını dinledi ve ani bir refleksle kapatmak üzere olduğu kapıyı ittirip sonuna kadar açtı.

“Biz senden daha güçlüyüz, bize emir veremezsin!” Emir yaratıkla beraber cümlesini kurduğunda kapıdaki koruma iyice dehşete düştü, tam da nöbet değişimi sırasında başına geleceğini tahmin etmediğinden ilk verdiği tepki kapıdan çekilmek oldu çünkü açlığını giderdiği kişi olmak istemiyordu.

Emir, öylece korumaya gözlerini sabitlemişken yaratık içten içe; ‘sabah kahvaltısına ne dersin?’ dediğinde iradesini yeniden kendinde toplaması gerektiğinin farkındaydı, “Bize izin verdi onu yemeyelim bence.” Öylece yanından geçip giderken adamın korkuyla yere çökmesini izledi.

“Denek odasından çıktı, siktiğimin şeyini durduramadım işte!” Korkudan çöktüğü yerden telefona sarılmış ve en yakınındaki iş arkadaşına durumu bildirip dikkatli olması konusunda uyarmıştı fakat başka biri koridorun sonunda canına susamışçasına karşı duruyordu.

“Odana geri dön ucube, özgür olduğunu mu sanıyorsun?” Değneğini çıkarmış ve her an saldıracak gibi tetikte bekliyordu. İradesi dışında uzaktan elini kaldırıp karşısındaki adamı duvara savurduğunu hayal ederken bunu gerçeklikte de yaptığının farkında değildi, can acısını belli eden koruma öylece acıdan yere yığıldı, ciğerleri temiz havayı zorlukla içine çekmeye çalışırken Emir rotasını çıkışa doğru çevirmişti bile.

Kapıya sadece metreler kala Erdi, yanındaki iki adamla karşısındaydı. Biraz uzakta yerle buluşmuş adamlarından birini fark ettiğinde memnuniyetle gülümsüyordu. “Sadece biraz hava almak istiyordum efendim.” Emir, arkasındaki adamı göstererek başını yere eğdi.

“Gidebilirsin.” İzin vereceğini düşünmediğinden bariz bir şaşkınlıkla bakan yüzü sevince evirildi, başıyla kısa bir selam vererek yanlarından ayrılıp çıkışa doğru ilerlemeye devam ederken adamlarından biri Erdi’ye dönerek; “Efendim, dışarı salmak fazla tehlikeli değil mi?” dediğinde Erdi ellerini arkada bağlayarak kaldığı yerden koridorda ilerlemeye devam etti.

Yerde baygın yatan korumayı gördüğünde yaşayıp yaşamadığını öğrenmek için şah damarına doğru iki parmağını koydu, hala atan bir kalbin olduğunu hissettiğinde kalkıp yürümeye devam etti, soru soran adamına da cevabını tam bu sırada vermenin uygun olduğunu düşünüyordu. “Potansiyelini kısıtlayan şey tam olarak bizizdir belki, dünyanın acımasızlığıyla yüzleştiğinde içindeki yaratığı salmaktan çekinmeyecektir, bundan eminim.”

---

Belirsizlik sessizliğe evirildiğinde o sessizliği bozan tek şey bütün karargahta yankılanan siren sesi olmuştu, tetiklercesine insanlardan uğultular yükselirken dışarıdan biri sınıfa kan ter içinde girdi.

“Seremoniyi durdurun, karargah saldırı altında!”

Değneklerin önünden kaçar gibi bizimkilerin yanına vardığımda benimle birlikte değneklerine kavuşamamış diğer arkadaşlarım da peşimdeydi, oluşturdukları küçük halkaya bizde katılmıştık. “Tam da seremoninin ortasında sırası mıydı şimdi?” Toprak sıkıntıyla iç geçirirken elini saçlarına götürdü, sanki olacaklardan haberdarmış gibi. Tüm gözler ona dönmüşken neler olduğunu açıklamak için yeniden atıldı. “Öncüler! Deneğin başarılı olduğunu öğrenmiş olmalılar.”

Sabah seremoniden önce Uzay’la deneğin kaçtığı haberini almıştık, ondan sonrasında deneylerin asıl sahibi olan Erdi bile neler olduğunu bilmiyordu, öncülerin kısa sürede haberdar olup isyan çıkarması kıyamet senaryosunun başlangıcı gibiydi, bende aynı şekilde sıkıntıyla iç geçirdim. “Deneğin nerede olduğunu kimse bilmiyordu, nereden haberdar oldular?”

“Sorular sormaktan vazgeçin olan olmuş zaten, şimdi ne yapacağız?” Özgür, grubun geneline konuştuğunda o sırada kimseden ses çıkmıyordu sonunda sessizliği ikizlerden Neşe bozdu. “Elimizden geldiğince savaşacağız.” Sonrasında kardeşi Esra; “Bizler de bu karargahın koruyucularıyız.” diyerek ellerini halkanın ortasında üst üstte koydular, bizim de en iyi yapacağımız şey onlara eşlik etmekti sanırım.

“Eee, isim olarak ne diyeceğiz?” Liya, tam da bulunduğumuz ortama cuk oturan bir cümle kurduğunda Kerem öne atıldı. “Şimdilik sadece toplama desek?” Bir süre sessizlik olsa da sonunda herkesten onaylarcasına tepkiler yükseldi ve hep bir ağızdan; “Top-la-ma!” diye bağırıp ellerimizi indirdik.

Tuğra gözlerini dahi kırpmadan Uzay’a baktığında bizde merak ettiğimiz için ona bakmaya başladık, “Oyunlarda son dakika beraber olduğumuz hattı çok iyi koordine etmiştin,” Konuya hakim olmayanlar bir şey anlamasak da Alin sevgilisini desteklercesine; “Tuğra haklı, sayende hem Evrin’i yangın yerinden çektik hem de diğer denek toprağa gömüldü gerçi sonra Buse...” devamını getiremedi bir an, üzüldüğünü gizlemek için kafasını eğdi.

Anlatılanların verdiği hayal kırıklığıyla hepimiz kısa bir süre yas tutmuş olsak da Uzay çabucak sıyrılıp kafasında dönen hareket planını anlatmak için öne atıldı. “Grubumuzun çoğu değneksiz veya tecrübesiz bu yüzden önceliğimiz bir arada kalmak.” Tam o sırada koşarak yanımıza gelen kişi Furkan oldu, Uzay sanki kafasındaki parçaları birleştirmiş gibi ona döndü. “Ben, Toprak’la birlikte Evrin ve Kerem’i alıyorum. Tuğra, Alin. Liya ve Özgür’ü de siz alın. Furkan sen de ikizleri al, önce şu okuldan bir çıkalım. Karargahın içinden gidilen büyük bir sığınak var toplayabildiğimiz kadar savunmasız koruyucuları toplayalım, mevcut takımlar savaşırken yapacağımız en iyi şey onlara yardımcı olabilmek.”

Mevcut koşullar göz önüne alındığında Uzay’ın yaptığı plan en muazzamıydı, maalesef grubumuz bende de dahil savaş konusunda fazlasıyla acemiydi, bir şekilde yardım edebilecek olmak en iyi seçenek gibi duruyordu, bende dahil kimseden itiraz çıkmayınca yerlerimize dağıldık.

“Dikkatli olun güzel kızım, biz de elimizden geldiğince karargahı koruyacağız, telefonlarınızı açık tutun!” Babam kendince destek ve uyarısını yapıp alnımdan öptüğünde kocaman sarıldım, tekrar tekrar benim için endişelenen bir ailenin varlığını hissediyordum ve bu sefer bende onlar için endişeleniyordum. Babamdan ayrılır ayrılmaz annem elimi tuttu. “Şansımız yaver giderse bugün bütün esaretlerimizden kurtuluyoruz.” Sımsıkı sarıldığında aynı şekilde eşlik ettim, uzun süredir yine ayrı kalmış olsak da annemin de dediği gibi bugün bütün düğümler çözülecek ve gerçekten bir aile olacaktık.

Belirlenen gruplarımıza dağılıp çıkışa doğru yol aldık, daha binalara sıçramamış olsa da okulun dışına çıktığımızda savaşan koruyucuları görmeye başlamıştık bile. “Hassiktir! Bu resmen bir iç savaş.” Uzay, herkesin tercümanı olmuş gibiydi, resmen yaratıklar yoktu koruyucular, koruyucularla savaşıyordu. “Toprak hemen Tuğra’yı ara konutlar tarafına yönelsinler, Evrin sen de kızlardan birini ara hastane tarafına gitsinler, sığınağa ne kadar çok koruyucu alabilirsek o kadar iyi.”

Arka cebimden telefonu çıkarıp listede ilk kimin ismini gördüysem ona bastım, neredeyse çalmadan açtı. “Alo Esra, acil sizinkilerle hastane tarafına git. Diğerleri de konutlar tarafına gidecek, biz de okulun taraftayız. Yerleşkeyi üç taraftan çembere alıp kurtarabildiğimiz bütün koruyucuları sığınağa yönlendireceğiz.” Hattın ucunda nefes nefese kalmış Esra; “Tamamdır burası bizde, bir şey olursa haberleşiriz.” Diyerek aniden telefonu kapattı.

Ben öylece karşımda yaşanan dehşet dolu manzarayı seyrederken değnekleri olan Toprak ve Uzay, etrafımıza koruma çemberi oluşturuyorlardı, kalkan bittiğinde ne yapacağımıza dair emrini vermesi için Uzay’ı bekliyorduk. “Bariyer tek başına işe yaramayabilir,” Sonra Toprak’a dönerek; “Sadece enerji ikizlerinin yapabildiği çember ayinini biliyor musun?” diye sordu, Toprak haklı bir gururla göğsünü kabarttı. “Enerji ikizleriyle ilgili her şeyi biliyorum.” Gereksiz egosuna gözlerimi devirdikten sonra güldüm, “Hadi bırak kendini övmeyi de anlat, siz kendinizi korursunuz ama Kerem’le ben ne yapacağız?” Yanımda öylece dikilen Kerem’i dürttüğümde elinin birini ensesine götürüp tereddütle gülümsedi, “Sanırım şu anlık benlik bir durum yok.”

“Öncelikle şu sürekli ertelediğimiz birleşme ayinini tamamlamamız gerekiyor daha sonra zaten yönlendireceğim.” Kinayeli bir üslupla ikimize takıldığında konunun muhataplarından biri olan Uzay bu sefer gözlerini deviren kişi oldu. “Geçen sene az daha ölüyordunuz, sanki keyfimden kabul etmedim.”

“Hadi ama savaşın ortasında bile atışıyorsunuz vallahi yeter! Ne yapacaksak yapalım, zaten değneğimi de alamadım sinirim bozuk.” Kollarımı göğsümde kavuşturup sinirli bir tavır takındığımda birbirlerine dik, dik bakmayı sonlandırdılar ve odakları tamamen beni buldu.

İkisini de takmadığımı açıkça göstermek için enerji özümü ortaya çıkardım, bana uyarak dingillerim de kendi enerji özlerini ortaya çıkardığında tereddütlü bir tavırla söylemeye başladık. “Yaratılıştan gelen kutsal enerji, birbirinin eşi olan dört sahipsiz ruh, eksik olan yanına kavuştu, artık huzurunda birleşmek üzere.”

Enerji özlerimiz ortamızda buluşup birleştiğinde geçen seferki amblemi çıkardıktan sonra patladı, milyonlarca küçük ışık üstümüze düştüğü gibi yok olurken kalkana dışarıdan enerji müdahalesi çarpıp çember içindeki bizleri panik havasına sokmayı başardı.

“Hadi ne duruyorsun, çember ayinini tamamlayalım!” Gelen saldırının etkisinden çabucak sıyrılıp yanındaki Toprak’ı dürttü, transtan çıkmış gibi irkilmişti. “Özür dilerim ama ilk kez birleştiklerinden dikkatim dağıldı bu anı yıllardır bekliyordum.” Hala ayran budalası gibi kalan ışıkların üstümüze düşüşünü seyrediyordu, bende ilk gördüğümde böyle hayran hayran bakakalmıştım.

“Eski koruyucu dili biraz karmaşıktır o yüzden benimle olan bağlantınızı koparmayın yeter.” Bir elinde değneği olmasına rağmen bırakmayıp bana doğru uzattı, boştaki elini de Uzay’a doğru tuttu, ben sadece onlara uyarken tanıdık bir görüntü zihnimdeki anıların merkezine oturmuştu.

“Annemle babamın gençken yaptığı bir ayine çok benziyor sanki.” deyiverdim ama kendimle muhakeme yaparken dışarı yansıtmış olmalıyım ki Uzay elimi tutarken; “Anı akışında sana gösterdiğim ayinin ta kendisi de ondan.”

Ağzımın öylece açıldığının dahi farkında olmayarak bakıyordum, benim abartılı tepkime kısa bir kahkaha attığında Kerem anlamlandıramayan gözlerle bizi izlerken Toprak’ta; “Sen çember ayinini biliyor musun?” diye bana sormuştu, kısaca; “Bir benzerini görme şansım oldu,” diye geçiştirdim.

El ele tutuştuğumuzda Toprak sözleri söylemeye başladı sanırım benim de çemberin oluştuğunu hayal etmem gerekiyordu çünkü Uzay’da Toprak’a eşlik ediyordu, şimdi söylemeye çalışsam da tam olarak beceremeyecek olmamın ayinin işleyeceğini bozabileceğini kendime hatırlattım.

Ne zaman bilmediğim bir ayine ortak olsam gözlerimi istemsizce kapatıyordum, bizimkiler sözleri söylemeyi bitirdiğinde gözlerimi açtım aynen anı akışında gördüğüm gibi enerji özlerimiz yarı saydam elektrikli bir kalkan oluşturmuştu ve dışarıdan gelen kötü niyetli bütün enerjileri dokunduğu gibi yok ediyordu. “Başardık.” İstemsizce ağzımdan çıkan cümleye onaylayan tepkiler de gecikmedi.

---

O SIRADA KARARGAH KURUL ODASI…

Son kurul üyesi de toplantı salonuna kendini atmayı başardığında içerideki diğer üyeler koruma kalkanını aktifleştirdi, sonunda hepsi yerlerine oturduğunda Baş koruyucu Ömer Arslan sözü devraldı. “Sayın kurul üyeleri, durumun ciddiyetinin farkındasınızdır diye varsayarak en acil çözüm yolu bulup karargahı koordine etmenin mantıklı olacağı kanaatindeyim.”

Kurul üyeleri hep bir ağızdan fikir alışverişi yaparken dışarıdaki savaş sesleri gittikçe yükseliyordu, içlerinden biri; “Hainler hep kendi içimizden çıkarken olan yine masum bizlere oluyor.” dediğinde Ömer elini sertçe masaya vurup odadaki bütün uğultuları bastırdı.

“Kurulun amacı şikayet etmek değil çözüm üretmek Sezgin Bey, bizim tarafımızda olan bütün koruyucuların yanında durabilmek için en işe yarar strateji planına ihtiyacımız var.” Kısa sürede sükunetini toplayıp, gayet sakin bir üslupla dile getirdiğinde kurulun arasından başka biri; “Karargahın resmi bütün takımları savaş meydanındalar şimdilik yerleşkenin binalarına ulaşmayı başaramadılar.” dediğinde cama doğru çarpıp geri seken birkaç enerji toplarının seslerini dinlediler.

Tam o sırada kurulun kapısı şiddetle çaldı ama açan olmayınca dışarıdan bağırmak zorunda kalmıştı. “Kıyamet deneği karargahta!”

---

-KONUTLAR HATTI-

Karargah yerleşkesinin dört bir yanında çatışma sesleri yankılanıyordu, tüm takımlar neredeyse düzensiz dağılmış ortalık tabiri caizse yangın yerine dönmüştü. Konutlar bölgesinden çıkamayan birkaç tane savunmasız koruyucuyu Liya’nın kısa süreli açtığı boyut portalına çekiyorlardı.

“Çatışma hattından çıkın, burası sizler için çok tehlikeli.” Özgür de bir yandan sığınağa gitmek isteyenleri açılan portal’a yönlendiriyordu, birkaç tane daha koruyucuyu daha içine çekmeye çalışırken girecek olanlar rengi ve şeklinin gece halkının portallarına benzemesinden dolayı tereddütle geçtiler.

“Tuğra ve Alin bu sırada sırt sırta vermiş hem kalkanı zayıflatmamaya hem de gelen saldırıları farklı yöne savurmaya çalışıyorlardı. “Bunların hepsi, bu kadar kısa zamanda nasıl örgütlenebildiler?” Gelen bir atağı daha savuştururken nefesini toplamaya çalıştı Alin, güçten düştükçe kalkanları zayıflıyordu.

“Bunlar öncüler, yüzyıllardır karargahların en büyük düşmanları. Ne zaman başlarını kessek yeni bir baş ortaya çıkıyor, baş belaları!” Tuğra’nın sinirden gerilen yüzü, sıkıntılı iç sesini bastırmayı başardı.

“Güçten düşemeyiz, kalkan zayıflarsa olabilecekleri düşünemiyorum.” Alin daha bir yıl önce cehennemden çıktıkları o anları düşünüyordu, yine ateş hattında benzer şeyler yaşamak istemediğinden her an tetikte bekliyordu, tekrar sevdiğini kaybetme riskini göze alamazdı.

“Tekrar aynı şeyler olmayacak, sana söz veriyorum sevgilim.” Tuğra, sırt sırta verdiği sevgilisini görebilmek için önüne dönüp Alin’i de kendine çevirdi. Samimi olduğunu anlatmak adına gözlerinin içine iyice kilitlendi, “Ayrıca iyileştiğimde evleneceğimize dair söz vermiştin, unuttuğumu sanma,” bakışları anlık karşıdan gelen ani atağa kilitlendiğinde Alin’i kendine bastırarak elindeki değneğiyle yan cepheye savuşturdu.

Kafası tamamen Tuğra’nın göğsüne gömülmüş haldeydi, ‘mevcut şartlar farklı olsa şu anda öpebilirdim,’ diye düşündü bir an. “Sürekli bir şeyler çıkıyor, sözümü unuttum sanma zaten her seferinde hatırlatmayı başarıyorsun.” Bulundukları samimi pozisyondan sıyrılıp saldırı için yeniden sırt sırta ayrıldılar.

Onların bölgesine doğru öncülerden biri, güçlü ayinini doğruca üzerlerine yönlendirdi. Kalkanın ayini tutamayacak kadar güçlü olduğunu fark eden Tuğra; “Yere yatın!” diye bağırdı. Kendisi Alin’in üstüne kapaklandığında kalkanı delip geçen ayin doğruca Liya’nın üzerine gidiyordu, ani refleksle kaçtığı sırada Özgür önüne atladı, enerji saldırısı tam olarak göğsünde patladığında yere yığılmak yerine öylece kaldı.

Tuğra ve Alin yeni bir kalkan yapmak için hareketlendiğinde Özgür; “Durun! Şu pisliği kendi silahıyla vurmadan rahat etmeyeceğim.” Sinirden dört köşe olmuş bir haldeydi fakat bunu kendine bir motivasyon kaynağı olarak kullanıyordu, ayinin etkisini içinde absorban etti bir kısmıysa dışarıdan bedenini çevreleyen bir enerji aurası olarak görünüyordu. “Çık içimden, artık benim silahımsın!” Öncü koruyucunun ayini artık Özgür’ün lehine döndüğünde tek yapması gereken kullanmaktı.

“Özgür ne yapıyorsun, delirdin mi sen?” Liya, anın şokundan sıyrılmış arkadaşının ata miras yeteneğini kullanışına şahitlik ediyordu. Özgür’ün iyice gözü dönmüştü, doğruca ellerinin arasına aldığı ayni gönderen öncüye fırlattı.

Aldığı darbeyle metrelerce öteye savrulan isyancıdan gözlerini ayırıp Liya’ya çevirdi. “Ben… Ben bilmiyorum, sadece…” Yabancı bir enerjiyi ilk kez tam manada içine sömürüp benliğinin kontrolüne aldığından dolayı güçten düştü, dizlerinin üstüne çökerken; “Sadece seni korumak istedim, yapmalıymışım gibi hissettim.” Dedi.

Liya iyi olduğundan emin olmak için önüne doğru çöktü, “Sen iyi misin?” yüzü solgun görünüyordu, istemsizce ne olduğuna bakmak için dokunmak istedi ama bu isteği enerji özlerini tam manada çıldırtırken boştaki ellerini istemsizce göğüslerinde bastırdılar.

“Enerji özlerinizi serbest bırakın, çıksınlar. Yoksa canınız daha çok yanacak.” Tuğra, karşısında yaşanan manzaranın fakındaydı ve bir nevi onlara rehberlik etmek istemişti. Alin, sevgilisinin kolunu dürttü. “Şu şaşkın suratlara bakılırsa ilk kez öğreniyorlar.” Tuğra da Alin’e hak verircesine; “Haklı olabilirsin.” Diyerek fikrini beyan etti.

İçlerindeki serbest kalan enerji özleri etraflarında çevrelenirken, hayran dolu gözlerle izliyorlardı. “Yabancı bir his ama, çok güzel.” Liya’nın düşüncelerini ağzından pat diye kaçırması Özgür’ün istemsizce kahkaha atmasına neden oldu. “Enerji ikizi dedikleri böyle bir şey miymiş?”

Bir an yanındakiler acıdan mı yoksa gerçekten eğlendiği için mi gülüyor emin olamamışlardı fakat daha sonrasında rahatlayan tavırla iç çektiğinde herkes kahkahalarla kısa süre eşlik etti. “Biz kalkanı güçlendirirken siz de birleşme ayinini tamamlayın öyle daha işe yararsınız.” Alin, gereken cevabı verip Tuğra’yı dürttü.

Andan bir anlık kopmuş olsa da çabucak dönüp sevgilisinin oluşturmaya çalıştığı kalkana yardıma katıldı, Liya ve Özgür’de hatırladıkları kadarıyla birleşme ayinini tamamladıklarında ortalarından yükselen amblem patladı ve küçük ışıklar gibi görünen enerji özleri üstlerine dokunup yok oldu Liya hayranlıkla; “Yani… Oldu mu şimdi, birleştirdik mi?” derken gözlerinde yayılan hayranlık dolu aura Özgür’ü buldu, onu ele geçiren duyguların getirdiği kafa karışıklığıyla; “Böyle şeylere hakim değilim ama sende hissetmedin mi? Bu farklıydı.” Derken karşısında tüm samimiyetiyle gülümseyen Liya’yı fark edip aynı şekilde karşılık verdi.

İşleri bitip yerden kalkacakları sırada şiddetli bir sarsıntı oldu, dengelerini kaybeden herkes ufak bir şaşkınlık yaşadı. Özür, Liya’ya yardım ederek ayağa kaldırdığında tüm grup cevap ister gibi birbirine bakıyordu. Oluşturdukları kalkanın iki yanından insanlar can havliyle kaçışırken, güvenli bölgelerine birini çekmeyi başardılar. Tuğra; “Neler oluyor, niye böyle kaçıyorsunuz?” diye sorduğunda yabancının korkudan dizlerinin bağ çözülmüş gibiydi, birkaç anlamsız kelime ettikten sonra; “Oyunlardaki yaratık, kıyamet deneği, ikisi de burada, hepimiz öleceğiz!” Gördüklerinin dehşetini ifadelerinden yansıtmayı başardı, Liya kısa süreli boyut portalı açarak yabancıyı ve onunla birlikte birkaç kişinin daha güvenli bölgeye geçmesine yardım ettiler.

“Oyunlardaki yaratıksa gerçekten başımız belada demektir, buradan hemen ayrılıp grupla birleşmeliyiz.” Alin, yabancıyla aynı dehşet ifadesini paylaşırken sözleri herkesin kısaca onaylar nidalar yükseltmesine neden oldu. Liya, Evrin’in numarasını tuşladı, birkaç çevir sesinden sonra açıldı. “Efendim.”

“Kıyamet denekleri yerleşkeye sızmayı başarmış, Alin acilen grubun toplanması gerekiyor yoksa şansımız yok dedi.” Evrin’den bir süre ses gelmedi, telefonun ucundan gelen uğultulardan diğerlerine haberdar ettiğini anlamıştı, kısa süre daha bekledikten sonra Evrin; “Ben diğerlerine haber veririm siz en kısa zamanda ana karargah binasının arkasında toplanacağız.” Dediği gibi telefonu kapattı.

---

-HASTANE HATTI-

“Tamam, tamam, ne?” Neşe, hattın ucunda Evrin’in söyledikleri yüzünden tepkisini abartılı vermişti, yanındakiler; ‘Neler oluyor?’ dercesine bakarken yine hattaki Evrin’e; “Elimizden geldiğince acele edip geleceğiz.” Diyerek telefonu kapattı. “Millet, kötü haber!”

Telefonda duyduğu haberi anlatacaktı fakat, bir süre kendine gelemediği için sessizliğini sürdürdü. “Öncülerin yanında kıyamet denekleri de gelmiş, geçen sene oyunlarda öldü sandığımız denek bile.” Furkan, tam onlara doğru gelen karşı saldırıyı bastırırken; “O yaratık ölmemiş mi?” diyerek katıldığında Esra da “Evrin ne diyor?” diyerek sorgulayan tavrını sürdürdü, bir yandan etrafını çevreleyen kalkanı güçlendirmek için Neşe’ye yardım ediyordu.

“Acilen karargahın arka cephesinde toplanmalıyız dedi, yaratıkların tehlikeli olduğunu söylediler.” Karşıdan gelen birkaç koruyucu için portal açtı, ne kadar zamandır savaştıklarını hatırlamıyorlardı fakat güçten düşmeye başladığını hissediyordu.

“Az önceki sarsıntıdan anlamalıydık, yoruldun çok bırak kalkanı ben güçlendireyim sen sadece portal açmakla ilgilen.” Furkan, Neşe’yi önemsediğini göstermek adına kalkana müdahale eden elini alıp indirirken Esra çifte kumrulara karşıdan bakıp kıskanç bakışlar atıyordu. “Siz kavga ederken daha çok eğleniyordum, olmadı böyle.” Mizahi bir dille de bunu söylemekten çekinmemişti.

“Artık kavga edecek bir nedenimiz yokta ondan baldız, kafanı yorma sen.” Furkan da mizahi bir dille verdiği karşılık sonrası Esra açıkça gözlerini devirip omuzlarını silkti.

Bir süre geri çekilmeye çalışırken birkaç koruyucu daha kurtarıp Neşe’nin açtığı portal’a çekmeyi başardılar, anormal derecede ayin atağının tek bir yöne doğru aktığını gören hastane hattı grubu sonunda geleni seçebiliyordu, Erdi arkasında koca bir taburla giriş yaptığında Esra hemen telefonuna sarıldı.

“Alo, Sadi amca. Planın ilk kısmına geçebilirsiniz, şerefsiz Erdi burada.” Hattın ucunda nefes alışverişi ve düzensiz birkaç uğultulu konuşmadan sonra Sadi; “Haber verdiğin için sağ ol, bundan sonrası bizde.” Diyerek telefonu kapattı.

Grupça geri çekildikleri sırada göğsüne saplanan acıyla durdu, nefes aldıkça daha da battığında sakince alıp vermeye çalışıyordu. Neşe ve Furkan neler olduğunu anlamak için durduklarında Esra işaret parmağını göstererek beklemelerini istedi fakat acı katlanarak devam ediyordu, sonunda içinde baskıladığı enerjisini serbest bıraktığında etrafında dönen enerji aurasını herkes şahitti.

“His yabancı, ama…” Devamını getiremedi bir süre, kardeşi devamını getirecek iken beraber söylemiş bulundular. “Enerji ikizi.” Acı yavaşça kaybolurken gözleri kalkanın dışında belli belirsiz geçen bir silueti gördü. “Hayır! Bu kadar yakındayken olmaz.” Esra ayaklanıp kalkandan dışarı çıkacağı sırada Furkan tarafından durduruldu. “Kalkandan çıkma, çok tehlikeli.”

“Bırak beni! Kim olduğunu öğrenmeliyim.” Hattın uyarılarına aldırmadan kalkandan kendini dışarı attı, belirsizce sağa sola bakınırken ileri doğru atıldı. Pervasızca verdiği anlık kararla ilerlerken pişman olduğunu hissediyordu ama bunun için çok geçti, biraz daha ilerledi.

Az ileride üzerine doğru gelen deneği gördüğünde mıhlanmış gibi olduğu yere çakıldı. Emir, bedeninin etrafında yayılan enerjiyle korku salarken çoğu kişi kaçmak için canla başla mücadele veriyordu, bir kişi aksi yöne koşarken Esra’nın omzuna çarptı ve bu müdahale onun düşmesine sebep oldu, öylece düştüğü yerde boş gözlerle bakarken Emir önüne kadar geldi. “Sen, benden korkmuyor musun?”

---

-KURUL ODASI-

Arda Özyavuz, telefonunu kapatıp aldığı yeni haberleri kurula iletmek için atıldı. “Ömer Bey, durum iyice kontrolden çıktı Erdi, Gece yaratıklarından oluşan birkaç taburla birlikte karargah sınırlarına giriş yaptı!” Yüzünde bariz bir çaresizlik taşıyan kurul için bu haber kötü gidişatın üstüne yığılan tuğla misali domino etkisi yarattı.

Ömer Arslan, görevi süresince ikinci kez karargah isyanıyla uğraşmasının kendi bahtsız talihi olduğunu düşünmeden edemedi, işin iyi tarafı artık toy değildi tecrübenin getirdiği stratejik hamlesini kurula sunacak ve aksi yönde karar çıkmaması için elinden geleni yapacaktı.

“Sayın kurul üyeleri, son aldığımız kötü haberler bizi korkutmamalı. Dünyadaki en prestijli ve en stratejik karargah biziz bu yönlerimizi en akıllıca kullanmak için gayet iyi bir acil durum planım var, önerilerinizi de dikkate alarak…” Kurul yardımcılarından Barış Toksöz, duvara sabitli projeksiyonu çalıştırdı. Ömer Arslan büyük bir ciddiyetle duvara yansıtılmış yerleşke krokisinin önüne geldi, “Karargaha bağlı resmi tüm takımlar 4 kanata bölünecek; Kumanda merkezine haber verin, tecrübeli ilk 20 takım sadece denekler ile ilgilenecek, geri kalanlar gece yaratıkları, isyancı öncüleri etkisiz hale getirmek için savaşacaklar ve geriye kalan bütün savunmasız koruyucuları en kısa zamanda sığınağa gitmeleri için yönlendirecekler.”

Kuruldan topluca onaylayan tepkiler duyulduğunda içeride görevli koruyucular yeni strateji planını bildirmek için ana kumanda merkezindekilere bildirmekle meşguldü. Kapının ardındaki hareketlilik gittikçe yoğunlaşırken kurul da savaş meydanına gitmek için ayaklandı, Derin Sönmez kapıyı açtığı gibi içeri öncü tarikatının lideri girdi. “Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz?” Kurul şok içerisinde karşılarındaki isyan taburuna bakıyorlardı, kurul üyeleri değneklerini çıkarıp gardlarını almışken Derin Sönmez öncülerin safına geçti, saniyeler önce yanında olduğunu düşündükleri koruyucunun hain olduğu anlaşıldığında Ömer Arslan’ın söyleyecek bir çift sözü vardı.

“Demek bunca zamandır karargahın en gizli bilgilerini sızdıran kişi sendin!” Derin’e gözlerini sabitlediğinde hiddetinin arkasındaki hayal kırıklığını saklamaya çalışıyordu, sonrasında gözleri öncülerin komutanında sabitlendi. “Çıkar maskeni Önder, kimliğin ifşa oldu, artık saklanmana gerek yok kardeşim.”

Altın kaplı maskesini çıkardığında pişkince sırıtan Önder Arslan, abisine karşı saklayacak bir şeyinin kalmadığına içten içe seviniyordu. “Hayret hiç öğrenemezsin sanmıştım, beni bile şaşırttın abi.” Kurul üyeleri ve öncüler çoktan savaşa girmişti kurul odası arenaya dönüştü, intikam hırsına bürünen kardeş ve masum insanları korumaya yemin etmiş abi birbirlerine karşı ölümcül ayinlerini kullanırken Arda Özyavuz, üstüne savrulan atakları etkisiz hale getirmekle uğraşıyordu. Bir an önce kurul odasından çıkmak için hareketlendiğinde birkaç hamleyi daha etkisiz hale getirerek kendine bir kalkan oluşturdu.

Bir elinde değneğiyle savaşırken diğerini telefonunu bulmak için kullanıyordu, uzun uğraşlar sonunda bulup karısının numarasını tuşladı bir süre çaldı ama açan olmadı, tam hat meşgule düşmek üzereyken açıldı. “Hatun neredesin, kurul karıştı, karargahtan çıkmaya çalışıyorum.” Koridor boyunca ilerlerken üstüne gelen saldırılardan kaçınmaya çalışıyordu.

“Beklediğimiz haber geldi hayatım, eski alfa takımı, konutlara doğru toplanıyor, bende oraya gidiyorum.” Selin, nefes nefese kurduğu cümlesinden sonra telefondan uğultu şekilde saldırıyı engellediği ses duyuldu.

“Tamam, en kısa sürede yanınızda olacağım, kendine dikkat et” Telefonun ucunda son kez karısının onaylayan sesini duyduğunda telefonu kapattı, kendini olası tüm saldırılardan korumak için temkinli ilerliyordu.

Sadece kurul üyelerinin bildiği gizli geçide yöneldi fakat orayı da isyancıların bastığını gördü, sonrasında öğrenmelerinin kurul içindeki hain yüzünden olduğunun farkına vardığında yarım ağız birkaç küfür eşliğinde önüne çıkanları etkisiz hale getirmeye devam etti, gizli geçit sonunda yol ayrımına döndüğünde konutlar tarafına giden yöne geçti, şahsına gelen her saldırıdan ustalıkla kaçınıp etkisiz hale getirdi.

Gizli geçitten çıkıp eski takım arkadaşlarını görene kadar yorulmuştu, yanlarına ulaştığında oluşturdukları kalkanın içine girerek dinlenmek için süre istedi. “Bunlar için yaşlanmışız.” Kısa süre daha nefesini düzene sokmaya çalıştıktan sonra yeniden gardını aldı.

“Al benden de o kadar.” Sadi, arkadaşını desteklercesine konuştuktan sonra gelen bir ayin darbesini yeni değneğiyle yok etti, değnekle ne zaman göz göze gelse şaşırmadan edemiyordu. “Hatırlıyor musunuz bu değneğin hikayesini?” Her koruyucu hayatı boyunca tek bir değneğe sahip olabiliyordu fakat yüzyıllardır sahipsiz bekleyen değneğe yeni taşıyıcı olacağını kendi de düşünmemişti, içten içe şanslı olduğunu düşünmeden edemedi bu yüzden.

“Neredeyse karargahla yaşıt diye hatırlıyorum bende, Aydan sen kesin biliyorsundur.” Alya, kalkanı güçlendirirken yanında yeni bir savaş ayini oluşturan Aydan’a döndü. “Değnek mahzenindeki çalışandan öğrenmiştim bende,” Oluşturduğu ayini doğruca hedefine gönderirken lafına kaldığı yerden devam etti. “Hiçbir koruyucunun göbek bağıyla büyümemiş, o yüzden özel olduğunu söylemişti, bir rivayete göre gerçek liderlik potansiyeli taşıyan kişiyle birleşeceğine dair inanış vardı.” Aydan ve Alya gözlerini hala savaşan Sadi’ye çevirdiğinde, tekrar birbirlerine baktılar.

“Bu adama her gün tekrar aşık oluyorum.” Alya, kocasına hayran hayran bakarken savaşın ortasında eskilere daldı. Üstüne gelen güçlü bir ayinden bi’ haber izlerken Sadi fark eden kişi oldu, doğruca karısının üstüne atılıp çevik hareketlerle savuşturduğunda; “Savaş ortasında yine dikkatin dağıldı değil mi?” Alya sersemlemiş halden gerçek dünyaya dönerken kafasını olumlu anlamda salladı.

“Aydan ile yeni değneğini konuşuyorduk da kızımızın neden değneğini alamadığını buldum galiba.” Sadi, afallamış halde karısını kollarından kurtardı, sorgular tavırlarını sergilerken Alya sözünü tamamladı. “Doğduğunda göbek bağı neredeyse çift düğümdü.” Sadi düşünmek için kendine zaman tanırken Alya, üstlerine gelen birkaç ayin atağını daha savuşturdu.

‘Kardeşiyle enerji bağları ortaksa, çift düşünmesi gerekiyordu.’ Diye düşünürken karısına dönüp; “Ayini iki kişi için söylemedi, o yüzden hiçbiri seçmedi.” Dedi. Alya, olanları anladığını göstermek için kafasını yavaşça sallayıp gözlerini kocasında sabitledi. “Yani Evren’in enerjisini yok saydığı için ayin çalışmadı.”

Erdi, eski takımının savaştığı bölgede görüldüğünde herkes ona karşı gardını aldı, Adem yanında savaşan Aydan’ı dürtüp kocasının geldiğini haber ettiğinde odağını gruba çevirdi. “Planı biliyorsunuz, benden işaret gelmeden harekete geçmeyeceksiniz, tamam mı?” Eski alfa takımının kalanı başını olumlu anlamda salladığında kalkandan dışarı adımını atmıştı bile.

Rotasını doğruca arkasında yaratıklar ve adamlarından oluşan taburuyla üzerlerine doğru gelen kocasına çevirdi, aklından tek bir düşünce geçiyordu, sabrının artık son raddesindeydi çünkü, karşıdan gelenin eşi olduğuna sevinen kişi sadece Erdi idi. “Çocukluk etmeyi bırakıp barıştığına sevindim.” Dediğinde Aydan hala sinirli bir şekilde adım atmaya devam ediyordu.

Erdi’ye cevap vermek yerine bulunduğu yere küçük bir portal açıp elini içine soktu, birkaç kağıtla birlikte elini çıkardığında portal kendiliğinden yok oldu. “Sana son bir şans daha veriyorum, bu isyanı durdur yoksa soluğu mahkemede alırsın.” Kağıtları kocasına uzattığında incelemesi için biraz zaman verdi.

Elinde tuttuğu kağıtların boşanma evrakı olduğunu anladığında, Erdi keyif alıyormuşçasına gülümsüyordu. “Benden boşanamazsın,” Üstlerine gelen ayin darbesinden kurtulduktan sonra, kalkan oluşturmaya başladı. “Şakayı bırak da yanımda dur,” Bileğinden tutup çekiştirirken Aydan çevik hareketlerle kocasından kurtardı.

“Ciddi olduğumun farkında değil misin? Yıllar önce boşanmalıydım senden!” Değneğini kocasına karşı tutup şiddetli bir ayin darbesiyle biraz öteye savurduğunda, artık sevgisinin nefrete dönüştüğünden emin oldu. “Duygularımı oku, bakalım sana karşı bir sevgi kırıntısı kalmış mı?”

Duygularını gizlemeyi başarsa da karısının onu deli gibi sevdiğinden kendi kadar emindi, ‘bunun için duygularını okumama gerek yok’ diye düşünüyordu. Yere savrulan kağıtları topladı ve Aydan’ın gözünün önünde yırttı, yerden kalkıp üstündeki topraktan kurtulduktan sonra; “Biz ateşle barut gibiyiz Aydan’ım, bu dediklerini hiç söylenmemiş sayacağım.” Diyerek belinden kavradı ve karısını kendine iyice bastırdı, Aydan bir yandan debelenip duruyordu, en sonunda geri atılıp afili bir tokat savurdu.

“Yanında duracak son insanı da böyle kaybettin.” Sinirden boynundaki damarlar bile gerilmişken birkaç adım geri çekildi, tehditkâr bakışlarının arasında beklenen işareti alan eski alfa takımı Aydan’ın yanına kadar ulaşmayı başardı.

“Takım neredeyse tamam görünüyor, Sevgi nerede?” Erdi, alaycı tavrını sürdürmeye devam ederken gözü Sadi’nin elindeki değneğe takıldı. “Bu da nereden çıktı, senin değneğini parçalamıştım!”

Bu sefer keyifli olan Sadi idi, saçma sebepten kaçırması ve değneğini parçalatması tamamen oyundan ibaretti. Erdi, karargahta onun gibi yüksek potansiyeldeki bütün koruyucuları haksız gerekçelerle kaçırıp değneklerini parçalamıştı fakat bu paravan oyun aslında bugünkü gibi bir isyan durumunda en iyi saha oyuncularını saf dışı bırakmaktı. “Gaddarca planını öğrenemem mi sandın zaten kızım yüzünden kaçırılmam kadar saçmaydı.” Elindeki değneği karşıya sallayarak gösterdi, “Sayende daha güçlü bir değneğim oldu tadına bakmak ister misin?”

Bütün takım Erdi’ye karşı gardlarını aldığında; “Satranç tahtamda hepiniz piyonlardan ibaretsiniz, sen hariç Aydan’ım” Ortaya konuşup karısına doğru bakıp flörtüz bakışlar attıktan sonra; “Bu yüzden sizlerle piyonlarım ilgilenecek.” Arkasındaki tabura işaret verdiğinde bulundukları alan adeta yangın yerine döndü.

Bir süre durum eski alfa takımının lehine ilerlese de gittikçe yorulmuşlardı, durum tersine dönerken isyancı grup, takımı kaçamayacakları dar bir çembere hapsetmeyi başarmıştı. “Pes edin eski dostlarım, bu savaşı ben istemediğim sürece kazanamazsınız.”

Takım, hala karşı çıkabilirmiş gibi tetikte bekliyordu. Adem; “Unuttun galiba eski dostum, bizim takımın asla pes etmek gibi bir huyu olmadı.” Dediğinde yorgun kahkahalarına takımın geri kalanı da eşlik etti, Erdi anlamsız gözlerle eski arkadaşlarını süzerken Arda devam etti. “Onlar gelene kadar zaman kazanıyorduk sadece, seni budala!”

“Ne zırvalıyorsunuz?” Etrafına bakındığında daha önce değneklerini parçaladığı koruyucular ve takımları adamlarının etrafını yarmıştı, Sadi birkaç adım öne çıkarak; “Canını yaktığın bunca insan varken yanına kalır mı sandın?” dediğinde Alya’da kocasının yanında yerini aldı ve onun lafını Erdi’ye geri sattı. “Pes et, bu savaşı biz istediğimiz sürece kazanamazsın.”

Son umut karısına baktığında Aydan’da ‘artık sana yardım edemem’ tepkisiyle karşılaşınca üst dudağı tehditkâr biçimde yukarı kıvrıldı. “Pes etmek mi asla!

---

-OKUL HATTI-

Toplama takımı neredeyse belirlenen alana ulaşmak üzereydi, bütün grup üyeleri yorgunluktan bayılacak gibiydiler, kaç saat geçtiğini hesaplamak bir kenara dursun artık akşamüzeri güneşinin getirdiği kızıllık üstlerine düşmeye başlamıştı bile.

Cephelerine gelen bir atağı daha savuştururken; “Üstümüzdeki yorgunluk enerjisinden biraz daha al ne olur?” Toprak resmen yalvarır bir halde Evrin’e döndü, başını olumlu anlamda salladıktan sonra transfer için el bileklerine sarıldı, bir süre rahatsız enerjiyi içine çektikten sonra ellerini çekip toprağa bastırdı, biraz dinlenince aynı işlemi Uzay için yaptı.

“Nerede kaldı bunlar? Daha fazla dayanamayız.” Sanki Evrin’in tepkisini bekliyorlarmış gibi uzaktan sesleri duyuluyordu, grubun yanına gelenler Konutlar tarafına görev verilen Alin, Tuğra, Liya ve Özgür’dü.

“Elimizden geldiğince çabuk davrandık.” Toplanan herkes kalkanı güçlendirmeye çalışırken Alin mazeretini sundu, sonra Liya; “İkizler nerede?” dediğinde cevap isteyen grup birbirine baktı fakat yanıt alamadılar.

Bir süre eksik halde kendilerini korumaya ve savunmasızlara yardım etmeye devam ettiler, en sonunda Hastane hattı görevi verilenler de alana ulaşmayı başarmıştı. Neşe’nin ağladığını gören grup üyeleri garip şeylerin döndüğünü seziyorlardı fakat dillendiren kişi sadece Özgür oldu. “Neşe neden ağlıyorsun kardeşin nerede?”

Neşe hıçkırıklarının arasında; “Enerji ortağımı buldum galiba dedi, peşinden gitti, her yerde aradık,” Furkan’a sarılarak üzüntüsünü bastırmaya çalışıyordu, diğerleri de kısaca ‘bir şey olmayacağına’ dair tesellilerini dile getirdiler.

Toprak, biraz ilerisindeki siluetin kendisine fazla tanıdık geldiğini düşünüyordu istemsizce o tarafa yürürken Evrin koluna yapıştı. “Nereye gideceksin, kalkandan çıkma.” Toprak, sesin sahibine kısaca dönüp kolunu kurtardı. “Fazla sürmez hemen geleceğim.”

Elindeki değneği tetikte tutarak ilerlerken bu kişinin öncülerden biri olduğuna emin oldu fakat çok geçmeden takip ettiği kişi ona karşı saldırı ayini gönderdiğinde metrelerce ileri savruldu kendini toparlamak için ayaklandığında üstüne doğru geliyordu, gümüş maskesini kafasından çıkardığında omuzlarına gelen sarı saçlarını yüzünden çekti.

“Demek kararını verdin, koruyucuların yanında kalacaksın.” Aşağılayıcı bakışlarını Toprak’ın üstüne bindirdiğinde hala bir karşılık gelebilir diyerek tetikte bekliyordu Toprak ise birkaç adım ileri gidip aralarındaki mesafeyi daralttı. “Sadece bana değil öncülere de yalan söylediniz, artık yanlış tarafta durmayacağım, ben doğru yerdeyim.”

Toprak’ın meydan okuyan tavrına cevaben Gamze’de elinde değneğini önüne doğru çapraz tutarak cevap veriyordu. “Doğru olan ne? Hayalindeki kadın olmadığım mı? Yoksa senin inandığın düzenin çürük olduğu gerçeği mi?” Eski konuları açarak Toprak’ın gözlerini kaçırmasına vesile oldu, haklı bir eminlikle; “Ben hep aynıydım Toprak, sen sadece görmek istediğini gördün, bunun için beni suçlayamazsın.” Dedi.

“Daha en başta gerçek yüzünü görmeliydim, sen bir hainsin ve hep öyle kalacaksın.” Sonunda Toprak içindeki hiddeti serbest bırakırcasına bağırırken ortalarına düşen şiddetli bir ayin yüzünden ikisi de ayrı yönlere savruldular.

Gamze kendini toparlayan ilk kişi oldu, bulunduğu yerden kalkıp tekrar Toprak’ın üstüne gelirken; “Hainmiş, sizin hain dedikleriniz gerçeği ilk görenlerdir!” dediğinde bir yandan doğruca rakibinin üstüne gidecek bir savaş ayini oluşturuyordu. “Beni durduracaksan şimdi yap! Bir daha böyle bir şansın olmayabilir.”

Toprak’ta aynı şekilde yerinden kalkıp gardını aldı, yıllar önce belki de kalbinde en özel yere koyduğu kişi artık karşısında duruyordu çünkü. İkisi de aynı anda oluşturdukları ayini üzerlerine saldıklarında orta kanatta patladı, tehditkâr bakışlarının altındaki hayal kırıklıklarını saklayamıyorlardı, Toprak andan çabucak sıyrılıp yeni bir atağa kalkıştığında takımı alana ulaşıp etraflarına bir kalkan örmüştü bile.

“Önder ile Öncüleri bir piyon gibi kullandınız, yardım çağırmayı dene hadi yanında duracak insan bulacak mısın?” Toprak haklı bir eminlikle üstüne yürümeye devam etti, Gamze ufak bir tereddüttün ardından telefonuna sarıldı, ulaşabileceği birkaç öncüyü aramayı denediğinde meşgule döndü. Sinirle birkaç küfür savururken; “Bu imkansız!” diye de ağzından kaçırdı.

Gamzenin tereddütlünden faydalanan Toprak güçlü bir savaş ayiniyle üzerine doğru geldiğinde öylece birbirlerine bakıyorlardı tam bir hamle yapacağı sırada Uzay; “Toprak dur! Sakinleş bi’” dediğinde bulunduğu pozisyonu terk etmeden öylece bekledi, sonra Evrin; “Öldürmek çözüm getirecek mi sence?” dedi.

Toprak, bir süre içindeki şeytanla muhakeme yaparken Gamze resmen misilleme yaparak aklını karıştırıyordu. “Korkak herif, yap hadi! Ne duruyorsun.” Kimseyi dinlemiyor gibiydi doğruca Gamze’nin üzerine giderken arkasında hamle yapmak üzere olan öncüyü fark etti, sanki kendisi hamle yapacakmış gibi rolüne devam ederken elindeki sopayla kafasına indirdi.

Gamze öylece yere yığılırken, öncü maskesini çıkardı pek tabi bu kişi Toprak için yabancı biri değildi. “Helal be Hasan, yoksa elimde kalacaktı.” Takımın şaşkın bakışlarının arasında birbirlerine selam verdiler, sonra Toprak; “Millet, öncülerin karargahtan çekilmesi için bana yardım eden kişi Hasandır,” deyince gruptan teşekkür eden nidalar yükseldi.

“Bana portal açabilecek olan var mı? Şu haini esirlerin yanına götüreyim.” Hasan önünde yere yığılmış olan Gamze’yi işaret ederek portal açılmasını istedi, Uzay önce davranarak zindanlara açılan bir portal yaratarak içine çekti.

“Birbirinize kinli olduğunuz besbelliydi, kim o?” Uzay, sonunda arkadaşına sormak istediğini dile getirdiğinde Toprak sıkıntıyla ofladı. “Beni öncülere sokan kişi, eski sevgilim.” ‘Eski sevgilim.’ Lafı grupta kısa süreli bir şok dalgası yaratırken Uzay’dan cevap gecikmedi. “Kitaplardan kafasını kaldırmayan adam ne ara sevgili yaptı acaba?” Kinayeli bir üslupla söylediğinde Toprak sinirle arkadaşına omuz atıp uzaklaştı.

“Sen isyanda babanla gidip hain olunca yaptım.” Etrafındaki grup kalkanını güçlendirirken birbirleriyle atıştıklarını fark eden Evrin ikisinin ortasına geçti. “Vallahi yeter! Sizin kavgalarınızdan bıktım usandım artık.”

“Millet tartışmanın zamanı değil, güzel haber az önce geldi, Erdi yakalanmış.” Tuğra elindeki telefonun kapatma tuşuna basıp cebine geri tıktığında tüm takım üyelerinden sevinç tepkileri yükseliyordu hatta bir ara Evrin’in kendini kaybedip çığlık attığını bile duymuşlardı, telafi etmek adına; “Özür dilerim, kendimi tutamadım.” Dedi fakat bir yandan da üzgün hissediyordu, kendi sevinci sevdiği adamın hüzüntüsünü bastırmamalıydı, neticede yakalanan kişi öz babasıydı.

Toplama takımının sevinci kısa sürdü çünkü karşıdan gelen kişiler yeni bir felaket fitilini ateşleyecek gibi duruyordu. Emir, tam olarak Sadi’nin alternatif gelecekteki öngörüsüne benzer bir senaryoda ilerlerken neredeyse yerle arasında birkaç santim yükseklik varmışçasına havada süzülüyordu, Evrin önündeki manzara yüzünden dejavu yaşıyormuş gibi hissetti çünkü havanın kızıllığı üstlerine düşerken Emir’in etrafında mavi, siyah karışımı enerji aurasıyla üzerlerine doğru geliyordu.

“Esra! Bırak kardeşimi, boğuyorsun!” Neşe, sanki korku duymuyormuş gibi Emir’in üstüne doğru bir hamle yapacağı sırada Furkan durdurdu. “Ölmek mi istiyorsun?” Emir, takım arkadaşlarını esir gibi yanında hareketsiz tutuyordu. Benzer bir aura sanki Esra’yı sıkıyormuş gibiydi ve peşinden süzülüyordu, aldığı az nefesi de toplayabilmişken; “Sizi arıyordu, zarar vermeyin!” dediğinde Emir, Esra’nın üzerindeki baskıyı biraz daha arttırdı. “Arkadaşınızı dinleyin derim,”

‘O kıza beni doyurmasını söyle!’ Yaratık, Emir’le konuşurken gözlerini Evrin’den ayırmıyordu. Evrin, ters bi şey olduğunu sezerken Uzay, öne atılarak; “Burada kimsenin enerji özüyle beslenemezsin!” diye bağırdı.

Grup tam olarak ne olduğunu anlamadığı için odaklarını Uzay’a doğru çevirdiler sonra Evrin; “Emir cevap vermedi ki, kiminle konuşuyorsun?” dedi. Uzay, kafası karışmış bir haldeydi. “Yaratık senin onu doyurmanı istedi, duymadın mı?” Evrin kafasını ‘hayır’ anlamında salladığında takımdan da benzer tepkiler yükseldi.

“Sen yaratığı duyabiliyor musun?” Emir, kısa süreli bir şok yaşadı çünkü denek kardeşleri dışında kimse yaratıklarının sesini duyamamıştı. Bu sefer odağına tamamen Uzay’ı aldı, “O zaman bizi sen doyuracaksın, yoksa arkadaşınızla yetinirim.” Esir olarak tuttuğu Esra’yı kast ederek, enerjisel baskısını arttırdı, canının yandığını attığı acı çığlıklarla belli etmeye çalışıyordu.

Uzay neler yapabileceğini düşünüyordu, bir yandan da bir öneri verebilirler umuduyla takım arkadaşlarına bakıyordu. Tuğra’nın aklına bir fikir geldiğinde grubun ortasına atıldı; “Şurada 5. Seviye gece yaratığı var enerji enerjidir değil mi, onu verelim.” Toprak’ta ardından; “Tuğra haklı hem Esra’yı elinden kurtarmış oluruz hem de kaçmak için zaman kazanırız.” Dediğinde grup bu fikri benimsedi.

Toplama takımı kendi aralarında fikir alışverişi yaparken deneklerin peşindeki deneyimli takımlardan bir koruyucu Emir’e karşı hamlede bulundu, sonunda gelen kişinin enerjisini sömürmeye başladığından Esra’yı kenara fırlattı, gruptan birkaç kişi yerden kaldırdığında kaçmak için portal açan kişi de Uzay oldu.

“Acele edin, çabuk!” Yakındaki bütün takım sığınağa açılan koridora giden portaldan içeri girdiler. “Neredeyse doydu, Allah aşkına çabuk!” Kerem ve Özgür, Esra’yı kollarından tutmuş portal’a yetiştirmeye çalışıyordu, Neşe de kardeşinin gelmek üzere olduğunu gördüğünde Furkan’la beraber girdi.

Emir, koruyucunun enerjisini sömürmeyi bitirmiş portaldan geçmeye çalışanları hedef almıştı bile. Sonunda yaralı arkadaşlarını geçirmeyi başardıklarında kendisi de portala atladı, herkes nefes almış görünüyordu, yorgun savaşçılar sonunda cehennem yerinden kurtulmanın sevincini yaşıyorlardı.

“Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz!” Hepsi çift sesin sahibine şok ifadelerle bakıyorlardı, son dakika Emir portaldan geçmeyi başarmıştı, üstelik koridorun sonunda binlerce savunmasız koruyucunun kucağına felaketi getirmişlerdi. “Daha yeni başlıyoruz.”

DEVAM EDECEK…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

KATEGORİMacera kitapları144 kitapKATEGORİAşk - Romantik kitapları1.513 kitapKATEGORİBilim Kurgu kitapları106 kitapKATEGORİGenç Edebiyat kitapları295 kitapKATEGORİGerilim – Korku kitapları210 kitapKATEGORİFantastik kitapları554 kitapKATEGORİHayran Kurgu kitapları211 kitapKATEGORİMizah kitapları56 kitapKATEGORİÖykü kitapları21 kitapKATEGORİŞiir kitapları149 kitapKATEGORİTexting kitapları172 kitapKATEGORİDram kitapları293 kitapKATEGORİEdebi Kurgu kitapları33 kitapKATEGORİToplumsal Roman kitapları22 kitapKATEGORİPolisiye - Gizem kitapları229 kitapKATEGORİÇocuk Edebiyatı kitapları45 kitapKATEGORİAskeri Kurgu kitapları338 kitapKATEGORİDini Kitaplar kitapları25 kitapKATEGORİPsikolojik Roman kitapları110 kitapKATEGORİÜtopya - Distopya kitapları51 kitapKATEGORİWattpad Kitapları (Vaveyla Kitapları) kitapları944 kitapKATEGORİTarihi Romanlar kitapları29 kitapKATEGORİMitolojik Edebiyat kitapları13 kitapKATEGORİYoonmin - Kore kitapları39 kitapKATEGORİDark Romance kitapları42 kitapKATEGORİAksiyon kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİGizem kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİHikaye kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİHüzünlü kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİİslam kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİKomik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİKorku kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİMelankolik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİParanormal kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİRomantik kitaplarıKitapları keşfetKATEGORİÜtopya kitaplarıKitapları keşfet

Kitap Temaları 77

TEMADüşmandan Aşka kitapları168 kitapTEMAZıt Kutuplar kitapları110 kitapTEMAMafya kitapları105 kitapTEMAGizli Kimlik kitapları98 kitapTEMAAşk kitapları83 kitapTEMAÇocukluk Aşkı kitapları76 kitapTEMAZorunlu Yakınlık kitapları76 kitapTEMAAkademi / Okul kitapları74 kitapTEMAArkadaştan Aşka kitapları71 kitapTEMAHuysuz x Neşeli kitapları62 kitapTEMAİkinci Şans kitapları59 kitapTEMAAnlaşmalı Evlilik kitapları56 kitapTEMA#Dram kitapları43 kitapTEMAgizem kitapları42 kitapTEMAKraliyet kitapları42 kitapTEMAKehanet kitapları40 kitapTEMASahte Sevgililik kitapları39 kitapTEMASeçilmiş Kişi kitapları39 kitapTEMAFantastik kitapları30 kitapTEMAYasak Aşk kitapları30 kitapTEMAmacera kitapları26 kitapTEMAromantik kitapları26 kitapTEMAaksiyon kitapları24 kitapTEMAgerilim kitapları24 kitapTEMAtexting kitapları24 kitapTEMAKomşudan Aşka kitapları20 kitapTEMAPolitik Entrika kitapları19 kitapTEMAaile kitapları17 kitapTEMAihanet kitapları17 kitapTEMAlise kitapları17 kitapTEMAintikam kitapları16 kitapTEMAİş Yeri Aşkı kitapları16 kitapTEMAKüçük Kasaba kitapları16 kitapTEMAArkadaşlık kitapları15 kitapTEMAkomedi kitapları14 kitapTEMABüyü kitapları13 kitapTEMAgençlik kitapları12 kitapTEMAromantizm kitapları12 kitapTEMAPatron x Çalışan kitapları11 kitapTEMA#dostluk kitapları10 kitapTEMAGeçmiş kitapları10 kitapTEMAmizah kitapları9 kitapTEMA#Şiir kitapları9 kitapTEMAacı kitapları8 kitapTEMAdark romance kitapları8 kitapTEMAeğlence kitapları8 kitapTEMAabilerim kitapları7 kitapTEMAAşk-Romantik kitapları7 kitapTEMAasker kitapları7 kitapTEMAgenç kurgu kitapları7 kitapTEMAgerçek ailem kitapları7 kitapTEMAgerçekailem kitapları7 kitapTEMAPolisiye kitapları7 kitapTEMASenKul:Maviduslersokagim kitapları7 kitapTEMA#sevgi kitapları7 kitapTEMAabimin arkadaşı kitapları6 kitapTEMAabiminarkadasi kitapları6 kitapTEMAanonim kitapları6 kitapTEMAAşiret kitapları6 kitapTEMAcadı kitapları6 kitapTEMALise aşkı kitapları6 kitapTEMAOkul kitapları6 kitapTEMAPsikoloji kitapları6 kitapTEMAPsikolojik kitapları6 kitapTEMAabiler kitapları5 kitapTEMAaşk üçgeni kitapları5 kitapTEMAaskerî kitapları5 kitapTEMACinayet kitapları5 kitapTEMAKaradeniz kitapları5 kitapTEMAkatil kitapları5 kitapTEMAkorku kitapları5 kitapTEMAkurtadam kitapları5 kitapTEMAÖlüm kitapları5 kitapTEMAsır kitapları5 kitapTEMAslowburn kitapları5 kitapTEMAsuç kitapları5 kitapTEMATutku kitapları5 kitap