2. bölüm · Yedinciye Rağmen
2. Bölüm İlk Av
Korthen Evreni
(Kael Waverly'nin anlatımı)
Gözlerimi açtığımda bambaşka bir yerdeydim sanki... Burası başkaydı, bambaşka bir boyuttu. Bu hissi daha öncelerde de yaşamıştım. Kapsülden indim. Etrafıma baktım. Benim olduğum evrenin ismi Virelix'ti. Burası Korthen'di. Çocukken evrenlerin isimlerini ezberlermiştim. Kapsül ağır bir şey değildi. Kapsülü iki bina arasına ittirdim. Diğer insanların bunu görmemesi için kolumdaki dijital saatle -kapsüle özel- görünmez ol tuşuna bastım. Virelix'te ki konumum ile burada ki benliğimin konumu yakın olmalıydı. Peki ben onun şuan nerede olduğunu nereden anlayacaktım? Elimdeki cihazda olabilirdi belki. Cihazı inceledim ve evet, navigasyon sistemi vardı. Buradaki benliğimin yerini gösteriyordu. Yürümeye başladım. Önüme bakmadan yürüyordum çünkü sadece cihaza odaklanmıştım. Bir anda sert bir duvara çarptım. Kendi kendimi azarladım. "Al işte! Önüne bakmadan yürürsen olacağı bu! Neden dikkatli olmuyorsun sanki! Kalbindeki ağrı yetmezmiş gibi bir de baş ağrısı ile uğraş bakalım Kael." Arkamı döndüğüm sırada küçük yaşlarda, sırtında sırt çantasıyla bana şaşkınlıkla bakan bir çocuk gördüm. Bana benziyordu. Cihaz arka arkaya bip bip diye ötüyordu. Oydu, ilk benliğim. Küçük çocuk "Abi kimle konuşuyorsun?" diye sordu. "Sen boş ver beni. Nereye gidiyorsun böyle çocuk başına?" diye sordum küçük çocuğa eğilerek. Çocuk "Ben çocuk değilim!" diye çıkıştı tatlılıkla. Kaşlarımı kaldırdım. "Ya, öyle mi?" Çocuk başını olumlu anlamda salladı. "Evet, tam on yaşındayım." dedi parmakla göstererek. Ben bu çocuğa nasıl kıyacağım? "Şimdi, sana bir şey diyeceğim. Ama çığlık atma, anlaştık mı?" diye sordum güven verici bir sesle. Çocuk "Ben cesur biriyim. Beni çocuk mu sandın?" dedi. Dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim. "Tamam o zaman." Hızla çocuğu kucaklayıp arka sokaklardan birine götürdüm. Çocuğun ağzını elimle kapatıyordum. Çocuğu yere bıraktığımda ağlamaya başladı. "Bana bir şey yapma!" Elimde olsa yapmam zaten. "Üzgünüm... Küçük Kael..." Cebimden çıkardığım bıçağı hızlıca göğsüne sapladım. Çocuk ölmüştü. Kollarımın arasındaydı. Ben... Kendi küçüklüğümü acımasız bir şekilde katletmiştim. O çocukta babamın işlerinin kurbanı olmuştu. Belki burada benim çocukluğumdan daha güzel bir çocukluk yaşıyordu. Belki okuma yazmayı çoktan öğrenmiş, ailesine kitap okuyarak ne kadar geliştiğini gösterecekti. Belki de her çocuk gibi öylece, güzelce yaşayıp gidecekti. Ama ben buna engel olmuştum. Kendi canım için. Bir insan ne kadar bencil olabilirdi? Kendi küçüklüğünü öldürecek kadar mı? Kendinden vazgeçecek kadar mı?
Bıçakla göğsünü yarıp kalbini buldum. Kalbini çıkarmadım. Bıçakla içini açtım. Element oradaydı. Kocaman, kolayca alabileceğim büyüklükteydi. Elementi alıp bıçağı yerdeki gazete parçalarından birine sildim ve elementle bıçağı cebime koydum. Başka bir evrene gideceğim için cinayeti saklasamda bir şey değişmeyecekti. Beni yakalayamazlardı nasıl olsa. Kapsülü bıraktığım yere gittim. Görünmezlik modunu kaldırıp kapsüle girdim. Sıradaki evrene giderken aklımda olan tek şey o küçük çocuğun ölmeden önceki son bakışlarıydı...
