Bölümler 11Şu an: 11. Bölüm Sensin
- 1 1. Bölüm Bir Cehennemin Başlangıcı667 kelime
- 2 2. Bölüm İlk Av413 kelime
- 3 3. Bölüm Kaza312 kelime
- 4 4. Bölüm Bilinmeyen Şey461 kelime
- 5 5. Bölüm Şüphe388 kelime
- 6 6. Bölüm Son Durak609 kelime
- 7 7. Bölüm Görev Başarılı672 kelime
- 8 8. Bölüm Yalnız ve Tek484 kelime
- 9 9. Bölüm Arkadaşlık1.161 kelime
- 10 10. Bölüm Gerçekler1.785 kelime
- 11 11. Bölüm Sensin1.724 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Auren Starling'ten
Herkes hayatında bir kez bile olsa ihanetle tanışır. Kimse nereden geleceğini bilemez. Bende o ihanetin Kael'dan geleceğini hiç tahmin etmemiştim.
Onu polise neden vermedim bilmiyorum ama içimden bir ses bunun doğru olduğunu söylemişti. Ve her şeyi öğrenmem gerektiğini. Başta inanmamıştım ama o elementler ve sonradan Kael'ın cebinde bulduklarım da her şeyi açıklıyordu.
Bana çocukluğundan başlayıp bugüne kadar yaşadığı her şeyi hatırladığı kadarıyla anlatmıştı. Fakat kafamın içinde biriken sorular vardı. Bu evrende ki benliği kimdi? Kendisini Novira olarak tanıtan kız kimdi? -Novira ismi bana tanıdık gelmişti ama çıkaramamıştım. Babası neden böyle bir şeyi bulmaya çabalamıştı? Ve daha bir sürü soru... Soracak vaktim olmamıştı. Zaten arkadaşlarım evdeyken bunları konuşamazdık.
Stella'nın sözüyle hepimiz şaşkınlıkla ona baktık. "Cesareti seçtin." dedi pis pis sırıtarak. Lan git Kael'ı öp mü de istedim ben senden alık kafa! Kaşlarımı çattım. "Bir oyun için birini öpmek ne kadar doğru? Ayrıca neden Kael olmak zorundaydı?" Kael'a ne kadar yardımcı olmaya başlasamda beni öldürmeye çalışmıştı ve unutabileceğim basit bir şey de değildi. Ona eskisi gibi bakamıyordum. O artık benim için bir yabancıdan farksızdı. Onun elinde değildi belki ama ölme ihtimalim de vardı. Bunu göz ardı edemezdim. Ona olan güvenim çoktan kırılmıştı ve güvenimi geri kazanacağını da hiç sanmıyordum.
Stella göz devirdi. "Oyunun eğlencesini kaçırıyorsun resmen! Hem sen Kael'ı getirmedin mi gruba?" Kael araya girdi. "Benden neden bir eşyaymışım gibi bahsediyorsun? Bir de bunun için benden izin alman gerekmiyor muydu?" Stella kalakaldı. Ethan ise başını salladı. "Evet Stella, Kael çok konuşmayı sevmese de o da insan. Ne hissettiğini düşündün mü?" Stella kaşlarını çattı. "Of tamam, ne abarttınız? Soruyorum o zaman, Kael iznin var mı?" Hepimiz duyduklarmıza inanamadık. Sanki Kael'dan bir şey alacak salak! Kael afallamıştı. "Ne?" dedi bütün şaşkınlığıyla. Stella daha çok sinirlenmişti. "Soruyorum ya. İznin var mı?" Bu daha ne kadar saçmalamaya devam edecekti acaba? Stella'ya döndüm.
"Sen başka bir şe-"
"Tamam, sıkıntı değil. İzin veriyorum."
Kael'ın sözüyle bakışlarımı yavaşça ona yönelttim. "Emin misin?" Kael başını salladı. Tepkisizdi. Her zamanki gibi. Derin bir nefes aldım. Cehenneme kadar yolun var Stella! Yerden kalkıp Kael'ın yanına oturdum. Yüzüne doğru yaklaştım. Nefeslerimiz artık birbirine değiyordu. Ortam bir anda sessizleşmişti. Fısıltıyla "Sana hâlâ sinirliyim. Biliyorsun değil mi?" diye sordum. Kael'da aynı şekilde fısıldayarak "Biliyorum ama ne zaman geçer, onu bilmiyorum." dedi. Biraz daha yakınlaştığımda aramızda iki parmak kadar mesafe kalmıştı.
Tam onu öpecekken Kael elini kalbine götürdü. Dişlerini sıktı. Durdum. "İyi misin?" Kael ise "İyiyim." diye cevap verdi. "Değilsin," dedim. "Kalbin ağrıyor yine." Kael'dan uzaklaşıp ayağa kalktım. Herkes ne olduğunu sorar gibi kaşlarını çattı. "Kael vazgeçti." Ruby başını salladı. "Kael'ı zorlayacak değiliz. İstemiyorsa yapmak zorunda değil." Bakışlarını Stella'ya çevirdi. "Stella başka bir şey seç." Yerime oturdum. Kael ise ağrısını belli etmemeye çalışıyordu. Elini göğsünden çekti ama hâlâ dişlerini sıkıyordu. Peki ben neden bundan rahatsız olmuştum?
★
Kael Waverly'den
Auren biraz önce işi olduğunu söyleyip çocukları göndermişti. Normalde bende gidecektim fakat Auren konuşmamız gereken şeylerin olduğunu söyleyince kalmak zorunda kaldım. Ve şimdi birlikte oturma odasında baş başa kalmıştık. Oturmuyorduk, ayaktaydık. "Aklımda onlarca soru var ama öncelikle şunu sormak istiyorum; Sen niye seni öpmeme karşı çıkmadın?" Yutkundum. "Bilmiyorum... Öyle aniden gerçekleşti her şey. Ağzımdan çıktı bir anda." Auren şüpheyle süzdü beni. "Öyle diyorsun yani?" Koltuğa oturdum. "İnanmazsan inanma ama böyle oldu. Yani... Bende bilmiyorum." Konuyu dağıtmam lazımdı. Çünkü bende neden o şeyi kabul ettiğimi bilmiyordum. "Neyse, seni dinliyorum. Soruların vardı." Auren'de karşıma oturdu ve arkasına yaslandı. "Sen bana her şeyi anlatmış olabilirsin ama benim aklımda soru işareti bırakan şeyler var." Başımı salladım ve devam etmesini bekledim.
"Mesela o kendisini Novira olarak tanıtan kişi kim? Neden onun Novira olmadığından bu kadar eminsin?" Tepki vermedim. "Kim olduğunu bende bilmiyorum. Fakat sana anlattıklarımdan yola çıkarak gerçekten benim kardeşim mi, yoksa değil mi anlaman gerekirdi." Auren kaşlarını çattı. "Nasıl anlayabilirim ki? Bulmaca mı buluyoruz burada?" Başımı iki yana salladım. "Hayır ama her şey çok açık değil miydi? Onun Novira olmadığı çok belliydi."
"Nasıl?"
"Eğer benim onun abisi olmamı bu kadar çok istiyorsa bu evrene gelecektir. O zaman söylerim. O çok önemli bir konu değil."
"Ama onun kapsülü..."
"Yalan söyledi. Açık değil mi?" Kapsülünün parçalandığını söylemişti ama tabii ki buna inanmamıştım. Auren afalladı. "Benimle dalga mı geçiyorsun Kael?"
"Hayır."
"Of neyse sormadım say. Diğerine geçiyorum. Baban niye paralel evrenlere bu kadar takmış?"
Bunu daha önce çok kez düşünmüştüm fakat mantıklı bir cevap bulamamıştım. Cevabını bende bilmiyordum ki Auren'e söyleyeyim. "Bunu bende bir çok kez sordum ama söylemedi. Kendimde mantıklı bir cevap bulamadım. Yani kısaca bilmiyorum." Auren göz devirdi. "Ben hiç bir soruma yanıt alamayacak mıyım yani?"
"Bunun cevabını bilmediğimi söyledim. Bir de... Sen neden bunları soruyorsun?" Auren tekrar ciddiyeti ele aldı. "Bunları merak ettim ve öğrenmek için seni polise vermedim hatırlarsan? Hem belli mi olur bu bilgiler işimize yarar." Başımı iki yana salladım. "Hiç sanmıyorum ama neyse. Başka?"
"Neden her şeyi cebinde taşıdın?" Kaşlarımı çattım. "Neden taşımayayım?" Auren biraz düşündükten sonra "Her şeyi cebinde taşıman garip geldi." dedi. Omuz silktim. "Bir dahakine evde bırakırım." Sonra Auren oturduğu yerde öne eğildi. "Peki," dedi.
"Bu evrendeki benliğin kim?"
Auren'in cümlesi bir bomba gibi tam salonun ortasına düşmüştü. Anlatırken benliğimin kim olduğunu söylememiştim. Yutkundum. Ağzımdan kelimeler çıkmadı. Çıkamadı. "Kael, cevap ver." Bakışlarımı yere sabitledim. "Sensin." Sustu. Bir süre etrafta sessizlik hüküm sürdü. Çok geçmeden Auren konuştu. "Yani, ben senim..."
"Sende benim." diyerek sözünü tamamladım. Auren ayağa kalktı. "Yani beni öldürecektin?" Bakışlarımı yavaşça Auren'e yönelttim. "Ben bunu isteye-" "Evet isteyerek yapmıyorsun hiçbir şeyi. Beni de az kalsın istemeyerek öldürecektin." Sesi iğneleyiciydi. Ayağa kalktım. "Auren-"
"Bir de plan mı yaptın bunun için? Önce arkadaş gibi davranıp sonra işimi bitirmeyi mi planlamıştın?! Bir de bana masum rolü oynuyorsun!" Gözleri doldu ama ağlamadı. "Hadi dün psikolojin yüzünden öyle bir şey yaşandı, ya hiç yaşanmasaydı Kael? Ben her şeyden habersiz olacaktım. Sende beni ansızın öldürecektin?!" O an Auren'in sözüyle anladım Kael'ın kim olduğunu. Ben ne ara bu kadar kurnaz olmuştum? Ne ara bu kadar sinsice planlar kurar olmuştum? Kendi canım için gerçekten bu kadar bencil olabiliyor muydum?
Kael... Bu dört harf demek ki kendisi için bu kadar ileri gidebiliyormuş. Bu kadar bencilmiş. Bu kadar gözü dönmüş. Öyle ki, kendisini bile tanıyacak vakti olmamış. Kendisini de görmemiş. Kafası o kirli planlarıyla dolu olduğu için kendisinin kim olduğunu unutmuş.
Tam o sırada gözümden bir damla yaş aktı. Elimi yanağıma götürdüğümde ıslaklığı hissettim. Ne olduğunu anlamam birkaç saniye sürmüştü. Ben... ağlıyor muydum? Ben gerçekten... ağlıyordum. Oysaki ben çok önceden ağlamayı bırakmıştım. Kendime mi üzülüyordum? Ona mı ağlıyordum? Büyük ihtimalle. Benim anlamadığım şey ise, neden şimdi ağladığımdı. Çünkü ben en son Novira'nın öldüğünü öğrendiğim gün ağlamıştım. O günden sonra gerçekten yalnız olmuştum. Ağladığımda beni teselli eden biri kalmadığı için bende ağlamayı bırakmıştım. Bazen gözlerimin dolduğu olmuştu fakat akmamıştı. Şu an ise gözyaşlarım peş peşe yanaklarımdan süzülmeye başlamıştı. Elimden bir şey gelmiyordu. Tutamamıştım gözyaşlarımı. Durdurmaya çalıştım. Olmadı. Sildim, yenisi aktı. Bir kez daha sildim, yine aktı. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım durmuyordu. Sanki yıllardır içimde biriktirdiğim her şey, gözyaşlarımla beraber akıp gidiyordu. Başımı eğdim ve gözlerimi sımsıkı kapattım. Auren'in beni böyle görmesini istemiyordum. Auren'e baktım. Bana bakıyordu. "Kael..." Bana doğru birkaç adım atmıştı fakat daha fazla yaklaşmamıştı. Korkuyordu benden. Güvenmiyordu bana. "Git." dedim sadece. Sesim titremişti. Olduğundan kısık çıkmıştı.
"Ne?"
"Beni ağlarken görmeni istemiyorum. Biraz uzaklaş." Tekrar başımı yere indirdim. "Tamam." dedi Auren. Göz ucuyla uzaklaştığını gördüm. "Ben seni öldürmeye çalıştım Auren. Şimdi karşında oturup ağlamam hiçbir şeyi değiştirmeyecek." Auren cevap vermedi. En sonunda gözyaşlarım durduğunda elimle yüzümü sildim ve ayağa kalktım. "Ben eşyalarımı alıp gidiyim. Bir de..." Elim başımdaki sargıya gitti. "Bunu çıkarmam mı gerekiyor?" Auren başını iki yana salladı. "Hayır hayır, kalsın. Birkaç gün dursun. Çıkardığında yara hâlâ geçmemişse yara bandı yapıştırırsın." Hafifçe gülümsedim. Buruk bir gülümsemeydi bu. "Teşekkür ederim." Auren'de aynı şekilde gülümsedi. "Rica ederim." Oturma odasından çıkıp misafir odasına girdim ve masanın üzerinde duran eşyaları cebime koydum. Odadan çıktım ve dış kapıyı açtım. Son kez Auren'e bakıp gülümsedim. "İyi geceler." Sonra çıktım ve kapıyı kapattım. Birkaç adım attıktan sonra kendi dairemin kapısının önündeydim. Anahtarı çıkarıp kilidi açarken istemsizce Auren'in kapısına baktım. Ardından içeri girip kapıyı kapattım. Eşyalarımı cebimden çıkarıp dolabımın çekmece kısmına koydum. Aklım hâlâ Auren'in söylediklerindeydi. Başımı iki elimin arasına aldım. Biraz olsun düşünmeyi bırakmam gerekiyordu. Oturma odasına girdim ve ışığı açtım. Koltuğa oturduğumda gözüm Auren'in bana verdiği kitaba ilişti. Muhteşem Gatsby. Sonra gözüm ismin altına yapıştırılmış post-it'e gitti. İlk cümlesini okudum sadece. Yalnız kalmayı seçen komşum Kael'a diyordu. Yanlışı vardı. Ben yalnız kalmayı seçmemiştim. Yalnız kalmıştım. Ben sadece buna alışmıştım. Ya da alıştığımı sanmıştım.
Kitabı elime aldım ve incelemeye başladım. Kitabı ilk elime aldığım gün aklıma geldi. Okuyacağımı, hatta bir daha elime alacağımı dahi düşünmemiştim. Kitabı açtım ve okumaya başladım. En azından az bir vakit boyunca Kael Waverly olmayı bırakıp başka bir hikayenin içine girmek, kafamı susturmanın en kolay yoluydu.
★
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum fakat 80 sayfa okumuştum. Kitabı koltuğa bırakıp lavaboya gittim. Aynadan kendime baktım. Başımdaki sargıyı gördüm. Yorgun hissediyordum. Belki biraz duş alsam rahatlarım? Üstümü çıkardığımda aynadan vücudumdaki yaraları gördüm. Biraz izleri kalmıştı fakat baya geçmişti. Tişörtü çamaşır makinesine attım.
★
Duştan çıkıp havluyu bedenime sardım. Yatak odama girip dolaptan yeni, temiz kıyafetler çıkartıp giydim. Sadece vücudumu yıkamıştım. Bu yüzden saçımı kurutmama gerek yoktu. Mutfağa gittim. Buzdolabını açtım. Belki sandviç yapabilirdim. Masadan ekmek aldım. Biraz peynir, domates ve salam doğradım. Sonra ekmeği böldüm. Doğradıklarımı ekmeğin içine yerleştirdim. Onları tekrar yerlerine bırakıp masaya oturdum. Sandviçi yemeye başladım. "Senin en kısa zamanda yemek yapmayı öğrenmen lazım, Kael. Yoksa bu gidişle açlıktan öleceksin." Gerçekten sadece bir sandviç ve mısır gevreği hazırlayabiliyordum. Sandviçi yedikten sonra odama girdim ve kendimi yatağa bıraktım. Bir süre boyunca boş boş tavana baktım. Uyku tutmuyordu. Sonra telefonuma bir mesaj geldi. Telefonu yatağın yanındaki masadan aldım ve ekrana baktım. Gruptan mesaj gelmişti.
Stella: Kael ve Auren, ne konuştunuz bizsiz?!
Auren: SANANE BE! Sana bugün çok sinirliyim zaten!
Stella: GICIK!
Ruby: Kael yaşıyor musun? Hiç bir şey yazmıyor.
Kael: Beş dakikada başıma ne gelebilir?
Ruby: Aaa yaşıyormuş.
Nathan: Kızım mal mısın?
Ruby: Öğrenmiş olduk işte.
Ethan: Kael boş ver sen bunları. Başın ağrıyor mu?
Kael: Çok değil.
Stella: Auren iyi sarmış mı bari?
Auren: Stella seni var ya...
Kael: "Stella: Auren iyi sarmış mı bari?" yanıt veriliyor; EVET.
Stella: Tamam, sakin.
Ethan: Neyse, yarın görüşürüz. İyi geceler.
Telefonu tam kapatacağım sırada Auren'den bana mesaj gelmişti. Mesaja baktım.
Auren: İyi misin?
Kael: Evet.
Auren: İyi olmadığını biliyorum. Kötüsün.
Kael: Sensin.
Auren: Ne?
Kael: Dün gece neredeyse seni öldürüyordum. Asıl morali kötü olan sensin.
Auren cevap vermedi. Başkaları için bu kelime sıradan olsada bizim için çok şeyi ifade ediyordu artık. İhanet, hayal kırıklığı ve güvensizlik... Hepsi bir kelimede toplanmıştı artık: Sensin.
Bölüm etkileşimi
