5. bölüm / 6
Yaz Kış AşkBölüm 5: Kahvaltı
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5: Kahvaltı
Defne eve geldiğinde yalnızdı. Rana henüz gelmemişti. Hızlıca üstünü değiştirdi. Elini yüzünü yıkarken bugün olanları düşündü: Barış'ın gidişi, Ege'nin üstüne yürüyüşü ve Emre'nin Ege'yi uzaklaştırmak için kendini feda edişi...
Dün ne kadar güzelse bugün o kadar berbattı. Soğuk su yüzüne değdiğinde aklı gene Barış ile dün ettikleri dansa kaydı. Sonra o anı unutmak istedi. Her şey o dans yüzünden olmuştu. Bir patron ve çalışanı herkesin önünde dans edebilir miydi? Defne kimdi ki? Barış için sadece Melis vardı. Defne daha fazla Barış'ı düşünmemek için yüzüne daha fazla su çarpmaya başladı. Su kendisini serinletiyordu ama Barış'ı unutmaya yetmiyordu.
Barış'ı unutamadığı için kendi kendine sinirlendi ve o sinirle sertçe musluğu kapattı. Emre'nin o acıyla inleyen hali aklına geldikçe ağlamak geliyordu içinden çünkü bunların hepsi kendi suçuydu. Barış'ın dans teklifini reddetmeliydi. Ağlamamak için odasına gitti. Yatağını açtı. Kendini yatağının içine attı. Yorganı yüzüne kadar çekti ve uyumaya çalıştı.
Kafasındaki sesler hiç susmuyordu. Belki de biraz kafamı dağıtmalıyım diye düşünerek, yatağından çıkıp evin girişinde bıraktığı telefonunu almaya gitti. Telefonunu almaya giderken telefonu çalmaya başladı. Kimin aradığını merak ederek hızlıca telefonunu aldı ve gördüğü isim onu şoka uğratmıştı: Barış Bey. Ne yapacağını bilemez halde telefona bakarken, Barış'ın kapatacağından korkarak üçüncü çalışta telefonu açtı:
"Alo? Efendim Barış Bey?"
"Defne. Nasıldı bugün? Nasılsın iyi misin?"
Defne bazen Barış'ın hareketlerine anlam veremiyordu. Adam yurtdışında onca işinin gücünün arasında sırf kendisini halini hatırını sormak için mi aramıştı yani. Bu Defne için bile çok saçmaydı. Barış ile ikisi arasında ne vardı ki? Kendini toplamaya çalışarak:
"İyi gibiyim. Siz nasılsınız ve beni gerçekten bunun için mi aradınız?"
"Neden iyi gibisin? Bir şey mi oldu? Ya ben aniden gittim aklım sizde kaldı o yüzden aradım. Müsait değilsen sonra konuşalım."
Defne bir süre düşündü. Ne diyebilirdi ki? Dün gece ettiğimiz dans yüzünden şirket birbirine girdi mi diyecekti? Tüm olanları Barış'a böyle telefonda anlatabilir miydi? Barış olanları duysa gittiğine pişman olurdu. Gene de Barış'a karşı dürüst olmak istedi:
"Şirkette siz yokken ufak bir gerginlik çıktı ama çok büyümeden hallettik merak etmeyin."
"Nasıl bir gerginlik anlatır mısın lütfen?"
"Emre ile Ege tartıştılar. Ege Emre'nin sol bacağına tekme attı sonra Tolga Ege'yi alıp, dışarı çıkardı. Ege'nin eşyalarını topladı ve bir süre Ege'nin olmayacağını onun işlerini kendisinin üstleneceğini söyledi. Emre de işlerini bitirip, kimseye bir şey demeden öncekinden daha fazla topallayarak eve gitti. Emre'ye yardım etmek istedim ama hiçbir yardımımı kabul etmedi."
Defne birkaç saniye Barış'ın sessizliğinden şuan ne hissettiğini çözmeye çalıştı. Barış derin bir şekilde iç çekti. Barış'ın nefes alışverişleri hızlanmıştı. Belki de öfkeyle burnundan soluyordu. Çok geçmeden Barış yorgun ve bıkkın bir sesle:
"Neden tartışmışlar?"
Soru kısa ve netti ama cevaplaması o kadar zordu ki. Aslında bu sadece Defne'nin suçu değildi. Barış teklif etmişti dans etmeyi gene de Barış'ın da kendisi gibi vicdan azabı çekmesini istemiyordu. Defne salondaki koltuklardan birine oturup, kendini rahatlatmaya çalıştı. Derin derin nefes aldı. Defne'nin nefes seslerini duyan Barış:
"Defne iyi misin?"
Defne şakaklarını ovuşturarak:
"İyiyim Barış Bey. Sadece bu gece daha fazla bu olayı konuşmak istemiyorum."
"Tamam özür dilerim. Ne zaman istersen anlat bana bu olayı. Benim için önemli bu olayın detayları ama seni daha fazla sıkmak istemiyorum."
"Teşekkür ederim Barış Bey. İyi geceler."
"Burada daha sabah ama sana iyi geceler Defne."
Defne Barış'ın telefonu kapatmasından sonra istemsiz gülümsedi. Her şeye rağmen Barış'ın sesini duymak onu rahatlatmıştı. Oturduğu kanepeye yayıldı ve yastıklardan birini yatırarak yatış pozisyonuna geçti. Bu sefer kafasındaki kurbağalar susmuş yerini Barış'ın huzurlu sesine bırakmıştı: "İyi geceler Defne." Barış’ın sesi yorgun gelmiş olsa da Defne için sahile vuran denizin dalgaları gibi huzur vericiydi. Defne kanepedeki yastığın altına kollarını iyice dolayıp, en sevdi uyku pozisyonunu aldı ve çok geçmeden kendisini derin bir uykunun kollarına bıraktı.
Rana eve tek başına gitmek istese de Kuzey gizemli adam muhabbetinden sonra Rana'yı yalnız bırakmak istemedi. Kuzey kendi evine ters bir konumda olan Rana'nın evine arabasıyla bırakmış, yol boyunca da Rana'nın kafasını dağıtmak için Rana'nın en sevdiği sanatçılardan biri olan Taylor Swift'in şarkılarını açmıştı.
Rana ara ara şarkılara eşlik etse de aklından "Gizemli adam Mert Akdeniz olabilir mi?" sorusu hiç gitmiyordu. O an Mert olduğundan emin olsa da şuan bu bir fikri o kadar da mantıklı gelmiyordu kendisine. Adam orta yaşlı biri demişti. Rana bu ayrıntıya başta dikkat etmemişti. Çünkü o kişinin Mert olduğunu düşünüyordu ama orta yaşlı biri Mert Akdeniz olamazdı. Gene de Mert ihtimalinden vazgeçmeyecekti. Mert'e çaktırmadan onun gizemli adam olup olmadığını anlayacaktı.
Kuzey Rana'nın evine gelmişti. Arabayı eve yakın boş bir alana çekti. Araba durduğunda Rana'ya baktı ama Rana orada değildi sanki. Kuzey de bu gizemli adam olayını araştıracaktı ama Rana'nın şuan buna kafa yormasını istemiyordu çünkü Rana'nın deneme çekimine çok az kalmıştı. Dikkati dağılsın istemiyordu. Yavaşça elini Rana'nın omzuna koydu.
Rana Kuzey'in teması ile kendine geldi. Şaşkın şaşkın Kuzey'e doğru dönerek:
"Gelmişiz. Fark etmemişim bile."
Kuzey Rana'nın omzundaki hafifçe elini çekti. Şefkatli bakışlarla:
"Geldik tabi ama sen şu gizemli adama kafayı çok taktın. Bende araştırıcam gerekirse Defne Abla da hesabın izini sürer sen merak etme deneme çekimine odaklan."
Rana bugün yedikleri akşam yemeğinde Kuzey'e deneme çekimi olayını anlatmıştı. O heyecanını umudunu ablası ve en yakın arkadaşı Selinden sonra Kuzeyle paylaşmıştı. Kuzey'in bu haberi alır almaz kendisiyle aynı heyecanı taşıması ve seçimi kazanması için kendisini desteklemesi ona çok tatlı geliyordu. Gülerek Kuzey'e daha da yaklaştı. Elini Kuzey'in vites kolundaki elinin üstüne koydu:
"Benim için endişelenmene gerek yok. Ben yeterince çalışıyorum merak etme. Ablama da söylerim şimdi yasal yollardan bir şekilde buluruz o adamı. Bu gece bana eşlik edip, benim için bu dünyanın en tatlı ayıcığını aldığın için çok teşekkür ederim."
Rana eve girmek için anahtarını ararken çantasındaki ayıyı görmüş ve onu görür görmez gene yumuşamıştı. Anahtarı ile birlikte ayıyı da dışarı çıkarttı. Kuzey onu izlerken adeta büyüleniyordu. Üstelik Rana her ne kadar elini Kuzeyden çekip, çantasıyla ilgilenmiş olsa da Kuzey hala Rana'nın elinin sıcaklığını elinin üstünde hissediyordu. Rana arabadan tam çıkacakken:
"Yeşil... Bana hiçbir şey için teşekkür etmene gerek yok. Esas ben sana teşekkür ederim uzun zamandır hiç bu kadar eğlenmemiştim. Gene buluşalım olur mu?"
Kuzey kelimelerini özenle seçiyordu. Eğer bu akşam gizemli adam olayı patlak vermeseydi Rana'ya çıkma teklifi edecekti ama Rana'nın kafası zaten bu kadar karışıkken daha da karşımasını istemedi. O yüzden sadece bunu sorabildi.
Rana gülerek arabanın kapısını açıp tekrar Kuzey'e döndü:
"Buluşucaz tabi ki. Ama biliyorsun benim deneme çekimine odaklanmam gerek. Pazartesi şu çekim işi bitsin buluşuruz o zaman konuşuruz olur mu?"
Kuzey'in bu cevap içini rahatlatmıştı. Sonraki ilk buluşmalarında Rana'ya çıkma teklifi edecekti ve muhtemel de sevgili olacaklardı. Bunu düşünmenin verdiği neşeyle:
"Olur tabii yeşil. Sen ne zaman buluşmak istersen müsaitim ben. Görüşürüz iyi geceler. Peluşuna sarılarak uyu. Güzel rüyalar gör."
Rana bu cümleye istemsiz güldü ve peluşuna sarılarak, "İyi geceler Kuzey." diyerek yavaşça arabadan çıktı. Kapıyı kapatırken yanaklarına ateş basmıştı. Gülmeden duramıyordu. Evlerine doğru yürürken hala gülüyordu.
Kuzey de Rana'nın evine girdiğini gördükten sonra arabasını hareket ettirdi. Rana'nın da kendisinden hoşlandığından emindi ve bu sefer kesinlikle arkadaştan fazlası olacaklardı. Araba da çalan şarkıyı daha hareketli bir şarkıyla değiştirdi ve bağıra çağıra eşlik ederek neşeyle evine doğru sürdü.
Defne sabah kardeşinin suratına attığı suyla uyandı. Uykudan yeni uyanmanın verdiği mahmurlukla kardeşinin yüzüne bir süre boş boş baktı. Sonra kanepede doğrularak:
"Ayy ben burada mı uyumuşum ya? Yorgunluktan kafam gitmiş."
"Evet burada uyumuşsun ablacım saatine de bir bak istersen sabahtan beri uyandırmaya çalışıyorum seni. Bir türlü uyanmadın gitti ya."
Defne şaşkınlıkla kolundaki saate baktı: 08.37. Hemen hazırlanmazsa yine işe geç kalacaktı. Kanepeden kalkıp kardeşinin gece üstüne örttüğü kırmızı battaniyeyi katlamaya başladı. Tam o sırada kanepenin üstünde duran telefonuna mesaj geldi. Mesaj sesini duyan Defne şirket grubundan gelen mesajları okumaya başladı:
Emre: "Günaydın arkadaşlar. Az önce Barış Beyle konuştum. Bugün ve yarın çalışmayacakmışız. Barış Bey Pazartesi şirkete döneceği için bize iki gün izin verdi."
Ali: "Bu bir rüya mı?"
Emre: "Gerçek."
Tolga: "Teşekkür ederiz. İyi tatiller herkese."
Emre: "İyi tatiller."
Defne bu izin mevzusuna en az Ali kadar inanamasa da mutlu olmuştu. Muhtemelen Barış şirkette yaşanan tartışmayı onlara unutturabilmek için böyle bir jest yapmıştı. Defne Barış'a her gün daha fazla hayran oluyordu. Neşeyle tekli koltukta telefonu ile uğraşan kardeşinin yanına gitti kardeşinin iki yanağını da tatlı tatlı öptükten sonra:
"Bugün işe gitmiyorum."
Rana ablasının sabah sabah bu kadar neşeli ve enerjik olmasına şaşırarak:
"Neden? İzin mi aldın? Ne oluyor?
Defne dün gece kardeşinin kendisini sırf Kuzeyle buluşmak için yalnız bıraktığını hatırlayınca tatlı bir sitemle:
"Sen tabi benden çok çocukluk aşkın ile meşgul olduğundan dün olanları bilmiyorsun."
"Ne oldu ki dün? Ayrıca bir gece yemeğe çıktım alt tarafı. Hemen de trip at."
Defne şuan dün olanları anlatıp, moralini bozmak istemedi. Düşünceli düşünceli kardeşinin yanındaki tekli koltuğa oturdu. Sonra neşeyle:
"Boşver sonra konuşuruz moral bozmak yok bugün. Hazır kırk yılın başı iki gün tatilim olmuş bari dışarı çıkalım. Hadi kalk değiştir üstünü dışarıda kahvaltı yaparız."
Rana her ne kadar Defneye neler olduğunu sorsa da Defne kardeşinin tüm itirazlarına rağmen esas büyük olayı anlatmadı sadece Barış'ın Melis için yurtdışına gittiğini söyledi ki o bile kardeşini sinirlendirmeye yetmişti. Rana sinirle:
"Bak sen şu Barış Bey'e önceki gün ablamla dans eden adam sabahına başka bir kadının peşinden gidiyor. Üstelik sen o kadının Barış'ı sevdiğinden eminsin ve gene de bu kadar rahatsın neden?"
"Çünkü sevgili kardeşim Barış Beyle iki dans ettik diye sevgili olmadık. Ayrıca Melis ile uzun zamandır tanışıyorlar ve şirket için önemli biri tabi ki gitmesi gerekiyordu. Bir de şunu sakın aklından çıkartma Barış Bey benim patronum onunla aramda patron-çalışan ilişkisi dışında başka hiçbir ilişkimiz olamaz. Olmamalı da."
Rana ablasına üstten bir "sen onu benim külahıma anlat" bakışı atıp, odasına dışarı çıkmak için hazırlanmaya giderken, Defne de kardeşinin peşinden odasına girdi. İkisi de güzelce hazırlanıp, arabaya bindiler. Rana henüz ehliyet almamıştı ama ablasının ehliyeti de arabası da vardı. Defne arabayı çalıştırıp, yola koyulurken Rana da arabadan Little Mix - Power şarkısını açtı. İkisi güle oynaya kahvaltı edecekleri mekana vardılar.
Rana sabah erken saatlerde kahvaltı yapmayı sevmezdi. Sırf ablasıyla uzun zaman sonra dışarıda vakit geçirmek için bu teklifi kabul etmişti ama şimdiden karnı hafif ağırmaya başlamıştı bile. Çok büyük bir ağrı olmadığı için elini karnına götürmedi. Ablası karşısındaki sahnede oturuyor, telefonuyla uğraşıyordu. Burada bile telefonla uğraşması sinirini bozmuştu sitemli bir şekilde:
"Abla kahvaltı etmeye dışarıya geldik. Sen gene telefonunla uğraşıyorsun bak kalkar giderim yalnız kahvaltını yaparsın."
Defne Rana'nın tehditiyle korkarak telefonunu kahvaltı masasına koydu. Gülerek:
"Ya bir Instagram'a girdim dalmışım aşkım kusura bakma ama sende konuşmuyorsun ki. Dün nasıl geçti anlatmadın bile. O tripkolik çocuk yeterince pişman mıydı?"
Rana ablasının Kuzey nefretini anlamıyordu. Kuzey ona bir iki trip attı. Bazı mesajlarına geç döndü diye ona bu kadar gıcık olması saçma geliyordu. Belki de kendisi mantıklı düşünmüyordu. Belki de Kuzey'i yeniden görünce kalbinin sesi aklının sesini bastırdığı için yanılıyor olabilirdi gene de altta kalmak istemedi:
"Dün gece çok güzel geçti ablacım ama bende detayları anlatmıyorum aynı senin Barış Beyle yaşadıklarını detaylı anlatmadığın gibi."
Defne konu gene Barış'a gelince gerildi. Masaya daha da yaklaşıp, ciddi bir tonda:
"Neyini anlatayım sana ya? Bak ben ilişkimiz olsun istemiyorum. Çünkü iki insan aynı yerde çalışırken birbirine aşık olamaz hele ki mertebe farkı varken. Şirket küçük tamam ama gene de çıkacak dedikoduları bir düşün. Barış etkilenmez bu dedikodulardan etkilenen üzülen gene ben olurum. Barış'ın yanında konuşmuyorlar. Yalnız kalınca benim üstüme geliyorlar."
Ablası gerildiğinde çok konuşurdu Rana bunu biliyordu. Gene de Defne'nin konuşmasında fark ettiği bir detayla ablasıyla atışmadan edemezdi. Gülerek:
"Evden çıkmadan önce Barış Beydi. Şimdi Barış'a mı döndü?"
Defne Rana'nın bu sorusuna göz devirerek:
"Ranacım sen buna mı takıldın şimdi? Ben sana diyorum ki ya iş ya aşk seçimini yapmak istemiyorum o yüzden kendimi frenlemeliyim. Sen bana kalkmış ne ima ediyorsun. Tamam çok duymak istiyorsan söyleyeyim: Barış Bey'den hoşlanıyorum."
Defne cümlesine tam devam edecekken garson kahvaltı için masaya tabakları getirdi. Garsonun gitmesini beklerken Rana ablasına gülerek bakmaya devam ediyordu. Rana ablasının çok abarttığını düşüyordu. Daha önce de hiç çalışmadığı için ablasının yaşadığı durum ona yaz dizisi klişesi gibi geliyordu ve şu an tek istediği onun patronundan hoşlandığını itiraf etmesiydi. Rana amacına ulaşmıştı ama Defne bunu sesli söyledikten sonra utançtan adeta kızarmış domates gibi olmuştu. Tabağındaki domateslere bakıp, onları kendine benzetirken Rana ile göz teması kurmaktan kaçınıyordu.
İkisi sessizce kahvaltısını ederken Rana'nın telefonu çalmaya başladı. Arayan Rana'nın arkadaşı Selindi. Rana telefonu açtı. O Selinle konuşurken Defne göz temasından kaçınarak, sadece tabağındakilerle ilgileniyor, ağzı her boşaldığında yeni bir şeyler tıkıyordu. Aklı fikri Barıştı. Bundan kurtulması gerekiyordu bu yüzden kendisini kahvaltıya vermiş, Rana ile Selin'in ne konuştuğu duymamıştı bile.
Defne Rana'nın konuşması bittiğinde çoktan kahvaltı tabağını bitirmiş, üçüncü çayını da yarılamıştı. Rana telefonu kapattıktan sonra hızlı hızlı tabağındakileri yemeğe koyuldu. Defne onun bu telaşını anlayamayarak, şaşkın bir biçimde:
"Ne oldu? Ne diyor Selin?"
Rana ağzındaki lokmaları güçlükle yutarak:
"Buluşmak istiyormuş beni biriyle tanıştıracakmış. Seninle kahvaltı yaptığımızı söyledim. Ablanda gelsin dedi. Sende gelirsin dimi?"
"Gelirim. Gelirim de o niye buraya gelmiyor?"
"Bizi iyi bir yere götürecekmiş. Bana güven çok eğleneceksiniz dedi."
"Selin şu an bana hiç güven vermedi. Başımıza bir iş gelmese bari."
Rana ablasının cümlesine güldü. Tabağını bitirip, çayını da tek yudumda içtikten sonra ablasıyla birlikte kalktılar. Tam hesabı ödemeye gittiklerinde Rana adeta dejavu yaşadı. Gene hesap ödenmişti ama bu sefer ikisininde hesabı ödenmişti. Defne hiçbir şey bilmediği için şok olsa da Rana arabaya bindiklerinde her şeyi en ince ayrıntısına kadar ablasına anlattı. Ablası da tüm bu izin günlerinde bu olayı detaylıca araştıracağına söz vererek, kardeşinin ısrarıyla Selin'in attığı konuma doğru yol aldılar. Defneye kalsa şu anda eve gider, bilgisayarında gizemli adamı araştırır ve yeni bir ipucu bulurdu ama gene kardeşini kıramamıştı.
Araba ile konumun olduğu yere vardıklarında ikisi de ikinci kez şok olmuştu çünkü burası lunaparktı. Üstelik onlar için kapatılmıştı. Arabayı boş bir yere park edip, iki kardeş şaşkınlık içinde Selin'i aramaya başladı. Onu çarpışan arabalarda bulduklarında üçüncü bir şok yaşadılar. İkisi de aynı anda gördüklerine inanamayarak birbirlerine baktılar çünkü Selin'in buraya birlikte geldiği kişi: Mert Akdeniz'di.
