Yaz Kış Aşk kitap kapağı

2. bölüm / 6

Yaz Kış Aşk

Bölüm 2: Gizemli Adam

Vaveyla Yazarı: Saliha Beraa Türk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 2: Gizemli Adam

Mert sabahın erken saatinde abisinden bile erken uyanmış sporunu yapıyordu. Birden aklına dünkü soru soran kız geldi. Üniversite okuduğu her halinden belli olan o kız kimsenin cesaret edemeyeceği bir soru sormuştu: “Neden her soruya dalga geçerek cevap veriyorsunuz?” Bu soru aklına gelince güldü. Mert için böyle bir soru ancak karşındakinin dikkatini çekmek için sorulabilirdi. Bu Mertin kişiliğiydi. Hayat bir oyundu onun için.
Sporu bitince kendine kahve demlemek için kahve makinasının başına geçti. Ama canı sıkılıyordu. Telefonundan kahve için suyun kaynamasını beklerken Instagram’a girdi biraz reels kaydırdıktan sonra birden o söyleşide ki kızın sorusu ve kendi cevabının kayda alındığı videoyu gördü. Hemen yorumlara girdi. Yorum yapan kişilerin o salondakiler gibi kendisini övmesini beklerken onlar soru soran kızı övüyor, onu haklı buluyorlardı. Bu Mert’i biraz sinirlendirmişti.Öfkeyle dişlerini sıkarken kedisine gelen kötü yorumları okumayı bırakıp, telefonunu sertçe mutfak masasına koydu.
Kahvesi olduktan sonra kahvesi ve telefonunu alıp salona geçti. Salonun ortasında abisi Barış’ın tableti duruyordu. Barış birazdan uyanırdı ama abisi uyanmadan onun tabletini kurcalasa fena olmazdı. Abisinin tabletinde şifre yoktu. Pek gizlisi saklısı olmayan Barış Mert'e göre oldukça sıkıcı biriydi abisi ama genede onla uğraşmak çok hoşuna gidiyordu. Tableti açtı:
“Bakalım abim en son nerelere girmiş.”
Barış’ın son baktığı sayfa bir LinkedIn sayfasıydı. Mert göz devirmeden edemedi:
“Cidden çok sıkıcısın abi.”
LinkedIn sayfasını görür görmez sıkılmıştı. Tam uygulamayı kapatacakken abisinin en son hangi profile baktığına dikkat etmediğini fark etti. Profilde hafif kumral sade bir güzelliği olan bir kadın vardı: Defne Aydın. Daha fazla merak edip çalıştığı yeri inceledi: Barcen Yazılım. Bu abisinin %75 ortak olduğu şirketti. Mert işte o an abisiyle gurur duydu:
“Vay be abi demek ki şirketinde ki kıza göz diktin he.”
Barış tam o anda odasından çıkmış ve Mert merakla abisinin tabletini incelerken o Mertin fark edemeyeceği şekilde arkasında durmuştu. Mert'in son söylediği cümleyi de duymuştu:
“Hayır abicim. Sadece çalışanlar hakkında bilgi edinmek istedim.”
Mert abisinin sesiyle irkilerek arkasını döndüğünde az kalsın elindeki tableti düşürecekti:
“Abİ nE YaPıYOrsun SEN YA!? Senin benim canıma kastın mı var? Kalpten gidiyordum. Ayrıca bana bu numaralar sökmez Barış Bey. Normalde her girdiğin uygulamayı kapatan sen, bunu kapatamamışsın. Kıza bakınca dalıp gitmişsin belli aklını başından almış bu kız 😀”

Barış içinden ya sabır geçirerek Mert'in elinden sertçe tabletini kaptı:
“Al kapattım şimdi kardeşim. Ayrıca o an acil telefon geldi tableti öyle koymuşum gitmişim. Sebep kızın güzelliğine dalıp gitmem falan değil. Ayrıca bence gayet normal bir tip aşırı güzel olduğunu söyleyemem.”
Mert abisini sinir etmeyi başarıp, amaca ulaşmanın verdiği o hazla kahkahalarının arasında:
“Aynen abi aynen tabi inandım ben. Sen bir kere LinkedIn de profili görüntülediğinin gözüktüğünü bilmesine rağmen kızı ordan araştıracak biri değilsin. Gidip Instagramına da bakabilirdin ama sen bu kız senin onu stokladığını görsün istiyorsun. Ben anlarım.”
Barış normalde her lafını düşünerek söyleyen biri olmasına rağmen o an:
“Instagramına baktım hesabı gizli. İstek de atamazdım.”
Barış’ın bu cevabı Merti daha da keyiflendirmişti. Gülerek abisine dönüp:
“Abi ayıpsın benim fake hesap var oradan istek atarız sen yeter ki iste. Ayrıca sen yazılımcı değil misin? Defne için hackle her yeri aradığın çoğu şeyi bulursun internette hahaha.”
Barış sinirle Merte cevap vermeden üstünü değiştirmeye odasına gitti. Mert haklıydı aslında Defneye karşı kendi içinde gittikçe büyüyen bir merak duygusu vardı. Gene de Mert'in yanında Defneye ilgisini bu kadar açık açık belli etmemeliydi. O çocuktan her şey beklenirdi. Bugün sırf bunun için bile şirkete gelip sürpriz yapabilirdi. Defneye bu sabah olanları anlatabilirdi. Tabi bu Mert’in de işine gelmezdi. Çünkü böyle yaparsa herkes meşhur Mert Akdeniz’in abisini öğrenebilir ve özel hayatı ifşa olabilirdi. Genede Merte hiç güvenmiyordu.
Hızlıca üstünü değiştirip takımını giydikten sonra Merte sinirle: “Gidiyorum ben.” dedi. Ama Mert Barışın daha da üstüne gitmek istiyordu: “Bende gelicem abi ne olur beni de götürrrr.” Barış daha fazla dayanamadı. Sinirle ceketini aldı ve kapıyı sertçe çekip evden işe gitmek üzere ayrıldı.

Defne o gün geç uyandığı için iş yerine biraz geç kalmıştı. Masaya oturduğunda saate baktı ve 7 dakika geç kaldığını gördü. Göz ucuyla Emre'ye baktı Emre harıl harıl çalışıyordu. Defnenin baktığını bile fark etmemişti. Defne tam işine koyulacağı anda Melis yanına geldi:
"Defne Hanım, sizde mi ilk günden işe geç kalan tayfadansınız?"
Defne bu soru karşısında ne diyeceğini bilemedi. Arkadaki erkek topluluğuna göz gezdirdi. Ege henüz gelmemişti. İçinden en azından tek geç kalanın kendisi olmadığını görünce derin bir oh çekerek Melise döndü:
"Kusura bakmayın Melis Hanım normalde geç kalmak huyum değildir ama bu sabah biraz geç uyandım bir daha olmayacak söz."
Melis Defneyi baştan aşağı süzdükten sonra:"Bir daha olmasın zaten."
Dedi ve Barışın odasının hemen yanındaki kendi odasına gitti. Odası camla çevriliydi. Melis odasından bütün çalışanları gözetleyebiliyordu.
Defne Melise uyuz olsada dikkatini toplamaya çalıştı ve işine döndü. Ancak tam o anda da Ege nin gelişiyle dikkati tekrar dağıldı. Emre gibi olmak isterdi Defne. Etrafına değil sadece işine odaklanıp erkeklerin homurdusunu duymamak. Aynı ortamda çalışıyorlardı ve o Emre gibi disiplinli değildi. İç sesi bir türlü odaklanmasına izin vermiyordu. Zorlukla işine dönüp odaklanmaya çalıştığı yarım saatin sonunda Barış göz göze geldi. Barış Defneye kaçamak bir bakış atıp Emre'nin yanına ilerledi. İkisi şimdi gene işle ilgili bir şeyler konuşuyorlardı. Defne o kısa bakışmadan sonra ufak bir mola verme ihtiyacı hissetti. Çatı katına çıktı.
Çatıdaki tekli koltuklardan birine oturup biraz telefonuyla ilgilendi. LinkedInden gelen mailleri ve bağlantı isteklerini kontrol ederken bir bildirim gene dengesinin şaşmasına neden oldu. Profilini görüntüleyenler kısmında yeni patronu Barış Akdeniz vardı. Şaşkınlık ve merak duygusuyla o da Barışın profilini inceledi. 500+ bağlantısı vardı Barışın. Profil resmi de gayet hoştu doğrusu. Tam profilini büyütüp incelerken çatıya doğru merdivenlerden gelen ayak sesleriyle irkildi. Telefonunu kapatıp cebine soktu. Gelen Barıştı:
"Defne. Seni burada görmek ne güzel."
Barış sanki yıllardır aradığı lise aşkını bulmuş gibi tepki vermişti. Defne şaşırarak yanındaki koltuğa oturan Barış'a dönüp:
"İşimi yaparken görmeyi tercih edersiniz sanıyordum Barış Bey."
Barış bu cevaba gülmeden edemedi Defneye gülerek döndü:
"Herkesin molaya ihtiyacı vardır Defne. Dün tanıştık ve dikkat ettim yemek dışında hiç mola yapmıyorsun ki o da mola değil ihtiyaç. Ara verip nefes almak için buraya çıkmana sevindim."
Defne bir an sessizleşti ne diyeceğini bilemedi. Daha sonra meraklı bir tavırla tekrar Barışa dönerek:
"Her çalışanınıza karşı bu kadar ilgili misiniz?"
Barış bu cesur soruya karşı şaşırıp afallasa da bunu Defneye belli etmemek için özel bir çaba göstererek:
"Çalışanlarım arasında ayrım yapmam ama sen de farklı bir şeyler var. Çözemediğim bir şey. O yüzden diğerlerinden daha çok ilgimi çektin evet."
Defnenin dudakları yukarı doğru kıvrıldı bir süre bir şey demek istemedi. Herkesten farklı olduğunu duymak hoşuna gitmişti. Gözlerini yavaşça Barıştan ayırarak dışarı bakıp derin bir iç çekti:
"Hava bugün çok güzel ne soğuk ne de sıcak mis gibi. Ben tabi soğuk havaları daha çok severim ama böyle de güzel. Bir de böyle havaların özel bir kokusu var çok seviyorum bu kokuyu."
Barış Defnenin yüzünün hafif kızardığını ve konuyu değiştirmeye çalıştığını fark ederek:
"Soğuk havaları sevdiğine göre sonbahar ya da kış ayında doğdun değil mi?"
Defne Barışın kendini tanımaya çalıştığını fark etmişti gülerek:
"Evet ama bilin bakalım hangi ay?"
Barış hayatı boyunca bir sürü seminer ve konuşma yapmıştı. Doğru cümleleri kolaylıkla kuran sohbetleri devam ettiren adam Defnenin karşısında ne diyeceğini bilemeyip, sohbeti devam ettirebilmek için gittikçe saçmaladığını hissediyordu. Gene de içindeki Defne merakına yenik düşüp, saçma da olsa bu sohbeti sürdürmeye devam etti:
"Hmm Aralık olabilir mi?"
Defne gülerek yanıtladı:
"Maalesef yanlış Barış Bey. Ekim Ayında doğdum. Siz?"
Barış da Defnenin kendisini tanımayı istediğini görünce keyifle arkasına yaslanarak:
"Mayıs ama kışı yazdan çok seviyorum ben."
Defne bu cevabın zıtlığına gülerek:
"Kendi tezinizi kendiniz çürüttünüz :)"
Barış bu cevaba güldü. Tam cevap vereceği sırada telefonu çaldı. Arayan iş için önemli biriydi. Artık işe dönmesi gerekiyordu:
"Maalesef artık gitmem gerek Defne. Sonra tekrar konuşalım ama."
Barış aceleyle telefon kapanmadan açıp, hızla oradan uzaklaştı. Defne yüzündeki gülümsemeye engel olamayarak telefonunu alıp, Barışın arkasından aşağıya çalıştıkları alana geri döndü.

Rana nın deneme çekimine 5 gün kalmıştı. Gittikçe heyecanı artıyor, diyaloğunu kaçıncıya tekrarladığını bilmiyor, her seferinde beğenmeyip mailde gönderilen ufak metni tekrar tekrar oynuyordu. Eğer bu deneme çekiminde olumlu not alırsa, yeni başlayacak sezon dizisinde evin şımarık liseli kızını oynayacaktı.
Rana nın hayalindeki rol bu şımarık liseli kızı oynamak değildi elbette ama gene de bir yerden başlaması gerekiyordu. O yüzden mutlaka bu deneme çekiminde diğer 9 kişiyi de eleyip, o rolü kapmalıydı. Ufak metni tekrar oynadıktan sonra sıkıldı ve koltuğa uzandı. Telefonundan Instagrama girip, keşfette takılmaya başladı.
Aniden karşısına Mert’in seminerinde sorduğu soru ve Mert’in cevabının yer aldığı video çıktı. Rana video da gözükmüyordu. Çeken kişi sadece Merti çekmişti. Video da yine o anı izlemenin vermiş olduğu sinirle yorumları açtı ve yorumları okuyunca yumuşadı. Çünkü yorumdakiler kendisine hak vermişti. Elbette Merti savunan fanları da vardı ancak onlar azınlıktaydı. Çoğu kişi Ranayı savunup, ona hak vermişti. Rana bu videoyu dayanamayıp arkadaşı Seline attı.
Selinden cevap beklerken mesaj isteklerinde garip birini gördü: @gizemliadam95. Merak edip, ne yazdığına baktı. Namı değer gizemli adam ona az önce arkadaşına gönderdiği videoyu atıp:
“Bu soru soran kız sen misin?”
Yazmıştı. Rana bu soru karşısında şok olup, gizemli adamın gizemine kapılarak nereden bilebilir ki diye içinden geçirdi. İçindeki merak duygusuna yenik düşüp, mesaj isteğine onay vererek:
“Evet benim. Peki sen kimsin?”
Rana mesajlaştığı ekrana bakarak 1-2 dakika cevap bekledi. Cevap gelmeyince @gizemliadam95.’in profiline girip bir şeyler bulmak istedi ama 0 gönderisi, 295 takipçisi, 1375 takip edileni vardı. Hesabın yeni olmadığı belliydi ama gene de meraktan katılma tarihine baktı:
Kasım 2018
Hesap düşündüğünden bile eskiydi. Rana o tarihte 15 yaşındaydı. Kendi Instagram hesabını o yaşlarda açmasına annesi izin vermemişti. Takipçilerini incelerken gizemliadam95. yazmıştı. Rana bildirim ekrana düşer düşmez tıkladı:
“Ben gizemli adamım öyle ismimi hemen öğrenemezsin. Bu arada sana hak veriyorum bu adam çok ciddiyetsiz ve kibirli biri. Bir de cesaretini takdir ettim. Herkes bu şımarık ünlülere böyle davransa bu kadar şımarmazlardı. Sektöre senin gibi dobra insanlar lazım.”
Rana bu saçma hesaba daha fazla yazmakla yazmamak arasında gidip geldi. Son bir mesaj daha yazmayı düşündü. Eğer istediği cevabı alamazsa hesabı sessize alacak ya da engelleyecekti. En çok merak ettiği o soruyu sordu:
“Beni nasıl buldun?”
Gizemli adam çevrimiçi olduğu için cevap anında geldi:
“Bende o seminerdeydim. Sonra senin ön sıralarda olduğunu fark ettim ve yanındaki arkadaşlarına sorarak adını öğrendim.”
Rana bu cevaba göz devirdi. Fazla klasikti. Belli ki onun sınıfından birileri onu kekliyordu. Daha fazla yazmak istemedi. Hesabı şimdilik sessize aldı ve telefonunu ters çevirip, televizyonu açtı.Koltuğa iyice yayılarak sevdiği, kafasını çok yormayan, bir yaz dizisi açtı ve izlemeye başladı.

Defne nin mesaisi birazdan bitecek ve herkes yavaş yavaş çıkacaktı. Barış ile terasta konuşmalarından sonra bir daha konuşmamışlardı. Barış harıl harıl çalışıyordu. Arada Melisin odasına gidip fikir alıyordu. Melisin odasına Barışın girdiğini gören Defne’nin gözleri anlığına bilgisayarında ki işinden kayıp Barışı buluyordu. Barış ona bakmıyordu tabi ki işiyle çok meşguldu. Üstelik Melis ile ne zaman yan yana gelseler, Melis Barışa fazla yakınlaşıyordu.
Defneyi bu durum sinir etse de alışmaya çalışıyordu. Sonuçta Barış Bey onun sadece patronuydu ve öyle de kalmalıydı. Fazlası Türk dizisi olurdu çünkü.
İşleri artık bitmişti. Mesai sonuna daha 15 dakika vardı. İlk kez bu kadar erken bitirmişti işini. Yan masadaki Emreye şöyle bir baktı o hala harıl harıl çalışıyordu. Sohbet edecek birini arıyordu Defne ama bulamıyordu. Arka tarafa da şöyle bir baktı ve şaşırtıcı bir şekilde onlarda sessizce çalışıyordu. Normalde herkes sussa Ali, Tolga ve Ege kendi aralarında konuşacak bir şey bulurdu ama belli ki onlarda yeni yönetimden tırsıyordu.
Defne sıkıntıdan terasa çıkmak için ayaklandı. O sırada Melis’in odasına ufak bir bakış attı. Melis de Defnenin bakışlarına dondurucu bakışlarla karşılık verdi. Bu kez odasında Barış yoktu.Defne Barışında o terasta olmasını deliler gibi istiyordu. Merdivenlerden çıkarken kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Elleri istemeden kalbine gitti.
Barış gerçekten de terastaydı. Bu sefer sadece sigara içmeye çıkmıştı. Defnenin geldiğini bile fark etmemişti. Düşüncelere dalmış öylece oturup, şehrin manzarasını izliyordu.
Defne usulca Barışın yanındaki koltuğa oturdu. Ancak Barış hala daha Defneyi fark edip de ona doğru dönmemişti. Defne Barışın dikkatini çekmek için konuşmaya başladı:
“Fazla dalgın gözüküyorsunuz. Şirketle ilgili kötü bir şey mi var?”
Barış Defnenin sesiyle hafif irkilip gözlerini sabitlediği noktadan ayırdı. Hemen sigarasını kül tabağında söndürdü ve yüzünde Defneyi tekrar görmenin verdiği memnuniyetle:
“Yok Defne dalmışım sadece. İşleri büyütmeyi düşünüyorum da henüz nasıl yapacağıma karar veremedim onu düşünüyordum. Sen nasılsın?”
Defne Barışın kendisini görünce sigarayı söndürüp sadece kendisiyle ilgilenmesinden memnun olmuştu. İstemeden de olsa Barışın sorusuna karşı en tatlı tebessümünü takınıp:
“İyiyim. Sadece işim erken bitmişti bende hava almaya çıktım. Şirkette de sizin dışınızda konuşabileceğim pek kimse yok. O yüzden sizi burada gördüğüme sevindim.”
Barış Defnenin de kendisini görmüş olduğuna sevinmiş olduğunu duyunca uzun bir aradan sonra yeniden nefes alıyormuş gibi hissetti. Defne nin gözlerinde o sevgiyi görüyordu. Bir süre konuşmayıp Defnenin sözünün içine işlemesine müsade etti. Sonra daha sevecen bir ifadeyle:
“Sende haklısın. Burada tek kız olarak çalışman senin için zor olmuş olmalı. 6 aydır burada çalışıyorsun. Diğerlerinin iyi kötü bir iki yıllık geçmişi var. O yüzden kendi aralarında istemeden gruplaşma olabiliyor. Zaten şirkete bir iki kişi daha almayı düşünüyordum. Onlarla daha iyi anlaşırsın belki. Son olarak ne zaman canın sıkılsa ben buradayım benimle konuşabilirsin.”
Defne Barışın ilk kurduğu cümleleri büyük bir ciddiyetle dinlerken son cümlesiyle adeta kalbinin eridiğini hissetti. Git gide o istemediği dizi klişelerini yaşamaya başlıyordu. Yanlış olsa da bu ona ilk kez bu kadar büyük bir heyecan ve yaşama sevinci veriyordu. Yanaklarının kızarmasına engel olamayarak Barışa döndü:
“Teşekkür ederim Barış Bey.”
Barış sizli bizli tavırlardan oldum olası nefret etse de Defneye bunu şimdiden söylemek istemiyordu. Defne kendini nasıl rahat hissediyorsa öyle konuşsun istiyordu. Sonuçta aralarında hiçbir şey yoktu. Bu yüzden Defneyle de ne konuşacağını bilemiyordu.
Defne Barışın açacak bir konu bulamadığını fark etti. İkisi de yaklaşık beş dakikadır sessiz sessiz oturuyorlardı. Birden aklına Emre nin Barış için söylediği söz geldi: “Şu an buradaysam Barış Bey sayesinde diyebilirim.” Barış Emre için ne yapmış olabilir diki? Defne merakla:
“Özel değilse Emre’nin size neden bu kadar düşkün olduğunu sorabilir miyim?”
Barış Defneden beklemediği bu soru karşısında şaşırmıştı. Bu sefer yüz ifadesine de hakim olmaya çalışmadı. Bir anlığına gözleri doldu. Çenesinin titremesine zar zor hakim olarak:
“Emre bir kaza geçirdi Defne. Sol bacağındaki aksamayı fark etmişsindir. Emre… Emre o araba kazasında anne ve babasını kaybetti. Sol bacağı da onca fizyoterapi seansına rağmen 5 yılda ancak o kadar düzeldi. O süreçte de maddi ve manevi hep yanında olmaya çalıştım…”
Barış gene dalıp gitmişti. Bu konuyu konuşmak ona çok zor gelmişti. Defne de çok kötü olmuştu. Soruyu sorduğuna pişmandı. İçinden “Açacağın konuya tüküreyim Defne.” dese de hemen konuyu değiştirmek istemedi. Zorla gülümsemeye çalışarak:
“Herkesin hayalindeki iyilik timsali süper kahramanlar gibisiniz.”
Barış güçlükle kendini toparlayıp, Defneye gene o samimi gülümsemesini takınarak:
“Ben kahraman değilim Defne. Emreye bu kadarını borçluydum.”
Defne daha fazla bu konuyu konuşmak istemedi. Belli ki bundan sonrasi özel giriyordu. Saatine baktı: 19.35 ti. Mesai saati biteli 5 dakika olmuştu. Defne zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı bile. Şuan gitmekle gitmemek arasında karar vermeye çalışıyordu.
Barış Defne'nin yaşadığı bu ikilemi fark etti. En güzel en inandırıcı gülümsemesini takınarak:
“Mesai bitti. Artık gidebiliriz. İnelim istersen?”
Defne bu soru karşısında bir anlığına düşündü. Buradan Barışla inmek… Tamam yani bu normal bir şeydi çatıda karşılaşmış olabilirlerdi ama Melis’in Barışta gözü vardı bu belliydi ve Defne o soğuk bakışlı kadın dan korkuyordu. Gene de Barışı kıramadı:
“Tabi inelim. Siz önden inin isterseniz.”
Barış ayaklandı ama eliyle Defneye merdiveni göstererek:
“Kadınlara öncelik.”
Defne gülümseyerek merdivenlerden inmeye başladı. Barışta arkasından aynı şekilde gülümseyerek iniyordu. İkisi de az önceki üzücü konuyu unutmuş, yanyana olmanın verdiği huzur içinde aşağıdaki çalışma alanına indiler.

Defne ile Barış aşağıya indiğinde ikisi de ufak bir şokla birbirlerine baktılar. Ofis bomboştu. 5 dakika içinde tüm ofisin boşalması hele ki Melis ve Emrenin de Barış’a haber vermeden bu kadar erken çıkması şaşırtıcıydı. Barış bahçeye açılan kapıya doğru yöneldi. Defne de peşinden gitti. Bahçenin kapısı sürgülü cam kapıydı. Küçük ufak bir bahçesi vardı ofisin. Kapının ardında ağaçların kapattığı 6 kişilik bir masa vardı. Barış da Defne de herkesin orada olduğunu düşünerek gitti. Gerçektende tüm ekip oradaydı ama masada başka biri de vardı: Mert Akdeniz.
Mert abisini sabah abisinin tabletinde gördüğü kızla yan yana görünce, şok olmakla sinir olmak arasında giden abisine olan ilgisi 1000 metre öteden belli Melise doğru dönerek:
“Ben demiştim size. Bu ikisi birliktedir diye. Ben abimi tanırım.”
Defne neye şaşıracağını bilemez bir halde:
“Abin mi? Barış senin abin mi?”
Defne şokla yanlışlıkla Barış Bey demek yerine Barış dediğini fark ederek kendini düzeltti:
“Barış Bey yani siz kardeş misiniz?”
Barışta hem şok içinde hemde öfkeliydi Mert'e karşı. Genede tüm sakinliğiyle Defneye dönerek:
“Sorun değil Defne. Evet maalesef kardeşim.”
Mert alınmış gibi dudağını bükerek Barışa dönüp:
“Çok ayıp abi bak burada tüm şirkete bedava hizmet yaptım. Çay, çorba, baklava ne isterseniz var. Geçin oturun sizde. Bak herkes iştahla yiyor ne güzel.”
Ali şirkette ki en kilolu ve en çok yemek yiyen kişiydi. Herkes bir an dönüp ona baktı. Öyle bir yiyordu ki masadaki diğer herkesin iştahı kaçmıştı o an. Ağzındaki lokmayı yutan Ali:
“Ne? ne oldu niye herkes bana bakıyor şuan?
Emre “Bir şey yok kardeşim sen devam et.” derken Tolga ile Ege Aliyi taklit ediyor Mert de onları izlemeyi bırakıp, abisi ve Mert'e göre kız arkadaşı Defne için sandalye almaya içeri koştu.
Melis gözlerini erkeklerin birbiriyle şakalaşıp güle oynaya yemek yemesinden ayırıp hala yan yana ayakta durup ara ara birbirine bakıp gülüşen Defne ve Barışa kaydırdı. Barışı ilk kez bu kadar içten gülerken görüyordu. İçinde bir yer cız etti. Daha fazla dayanamadı:
“Benim iştahım kaçtı. Merte söylersiniz ben gidiyorum görüşürüz.”

Barış ve Defne aynı anda Melise baktılar. Yüzündeki hayal kırıklığı insanın içine oturacak cinstendi. Defne bile içten içe Melise uyuz olmasına rağmen onun öylece gitmesini istemezdi. Hele Barış bunca yıllık iş arkadaşını o halde görünce kendini istemeye istemeye Defne den uzaklaştırarak Melise gitmesini önlemek amacıyla önüne geçti. Tam o sırada Mert:
“Sandalyelerinizi getirdim çifte kumrular hadi geçin oturun.”
Melisin sabrının son damlası taşmıştı. Merte ölümcül bir bakış atarak Barışı ittirerek kimseye hiçbir şey demeden uzaklaştı. Mert “Buna ne oldu şimdi ya?” diyerek abisine baktı.
Barış Melis’in peşinden gitmekle Defne'nin yanında kalmak arasında kalmıştı. Defnenin gözlerine baktı. Defne yemyeşil gözleriyle Melisin peşinden git diyordu ona. Barış bu zamana kadar hep mantığını dinlemişti. Şimdi de mantığını dinlemek istiyordu ama yapamadı. Bu sefer kaçmayacaktı. Bu sefer her şeye rağmen kalbinin sesini dinleyecekti.
Mert’in getirdiği sandalyeyi alıp, Defnenin yanına geçti. Bu harekete tek şok olan Defne değildi şuan masadaki tüm gözler Defne ve Barışın üstündeydi. Ali bile yemeği bırakıp onlara bakmaya başladı. Mert kıs kıs gülerken konuyu değiştirmesi gerektiğini fark etti:
“Evet gençler bugün hepinize böyle bir sürpriz yapmak istedim. Melise bu şov fazla gelmiş olabilir ama gece yeni başlıyor. Bence gereken aramaları yapıp kardeşiniz arkadaşınız kim varsa çağırın çünkü birazdan burada küçük bir parti düzenliycez. Canlı müzik içinde arkadaşlar gelecek bu fırsatı kaçırmayın derim ben.”
Defne Mertin ne dediğini dinlemiyordu bile. Barış yanına oturduğundan beri suratı kıpkırmızı olmuş bir şekilde Barışa bakıyordu. İçinden “Beni seçti.” diye tekrarlayıp gülümsemesine engel olamayarak sadece Barışın ela gözlerini izliyordu.
Barış da kardeşinin tüm saçmalıklarına rağmen anın tadını çıkarıyordu. Ara ara Defneye bakıp gülüyor, ara ara Merte ölümcül bakışlar atarak kendisini daha da rezil etmemesi için içinden dua ediyordu. Çünkü Mert aklına koyduğu şeyi illa ki yapardı. Asla söz dinlemezdi.
Mert’in ise aklında bambaşka bir plan vardı. Bu planı gerçekleştirmek için Defnenin odağını abisinden koparıp, kendisine çekmesi gerekiyordu. Birden Defneye dönerek:
“Defne duyduğuma göre seninde kız kardeşin varmış. Sende onu çağırsana arkadaşı falan da varsa söyle birlikte gelsinler. Bu gece unutulmaz bir gece olacak.”Defne'nin aklı başından o kadar gitmişti ki, daha dün gece kardeşinin en nefret ettiği ünlünün Mert Akdeniz olduğunu tamamen unutmuştu. Fazla sorgulamadan aşk sarhoşluğunun verdiği o tuhaf cesaretle telefonuna sarılıp Rana'yı aradı. Birkaç çalıştan sonra Rana telefonu açtı. "Ranacığım, ne yapıyorsun?" dedi Defne, sesindeki heyecanı ve mutluluğu gizleyemeyerek. "Evdeyim abla, Selin'le oturuyoruz. Sen çıkmadın mı daha mesaiden?" "Çıktım ama ofisin bahçesindeyiz. Patronumun kardeşi şirket için harika bir tanışma partisi ayarladı. Canlı müzik falan da olacak, ortam çok güzel. Evde boş boş oturacağınıza hadi siz de atlayın gelin Selin'le!" Rana, ablasının sesindeki bu sıra dışı neşeyi hemen patronu Barış Bey'e yordu. Gülerek, "Ooo, anlaşıldı ablacım. Patron orada galiba. Selam söyle. Geliyoruz hemen, sen konumu at!" deyip telefonu kapattı.Yaklaşık kırk beş dakika sonra Rana ve Selin, Defne'nin gönderdiği konuma geldiklerinde bahçede ortam çoktan kurulmuş, hafif bir akustik müzik çalmaya başlamıştı. Herkes ellerinde içeceklerle sohbet ediyordu. Rana, kalabalığın içinde ablasını ararken gözleri bir an müzisyenlerin yanındaki masaya yaslanmış adama takıldı. Adımları bıçak gibi kesildi. Gözlerini fal taşı gibi açarak donakaldı. Karşısındaki adam, dünkü seminerden sonra nefret ettiği o ukala oyuncudan başkası değildi. İyi de onun burada ne işi vardı? Mert, kalabalığın arasından Rana'nın o şok olmuş yüzünü fark ettiğinde dudaklarına o meşhur, umursamaz gülümsemesini yerleştirdi. Planı kusursuz işlemiş ve dün kendisini ciddiyetsizlikle suçlayan o kızı ayaklarına kadar getirmişti. Yavaş ve kendinden emin adımlarla doğrudan ona doğru yürümeye başladı. O an ikisi için de zaman durdu, tam bir fırtına öncesi sessizlik yaşandı. Birazdan kopacak o devasa kasırgadan Mert ve Rana dışında başka hiç kimsenin haberi yoktu.