3. bölüm / 6
Yaz Kış AşkBölüm 3: İlk Temas
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3: İlk Temas
Rana ne diyeceğini bilemiyordu. Mert hala karşısında ona bakıyordu. Selin de o ablasını ararken çoktan kalabalığa karışmış, eğlenceye başlamıştı. Rana Mertten nefret ediyordu ama onu tanıyordu. Mert onu nereden tanıyacaktı ki? Video da yüzü görünmüyordu. O seminerde de kendisine dikkat ettiğini düşünmemişti. Tam “Senin ne işin var burda?” diye soracakken Mert:
“Defne senden çok bahsetti. Sen Defnenin biricik kardeşi Ranasın değil mi? Bende bugün o ünlü oyuncu değilim. Sadece ablanın patronu benim de abim olan Barış’ın kardeşiyim.”
Mert Ranayı tanımıştı. Amacı onu iyi yüzüyle tavlayıp, ona o kadar da boş biri olmadığını gösterdikten sonra ondan ayrılıp ufak çaplı intikam almaktı. Zaten karşısındaki kızın ondan nefret ettiğini biliyordu. Kendisine aşık olmazdı o kız en fazla bu intikam karşısında şaşırır biraz öfkelenirdi o kadar. Ranaya karşı en tatlı gülümsemesini takınarak elini uzattı.
Rana Mert’in eline boş boş bir süre baktı. Bir süre sonra o da oyun oynamaya karar verdi. En azından bu gece ablasının mutluluğu için Mert’e iyi davranıp tatlı bir kız olabilirdi. O da tatlı gülümsemesiyle Mert’in kendisine uzattığı elini tuttu:
“Evet ben Rana. Sizin birkaç projenizi duymuştum ama konusu ilgimi çekmediği için çok bakmadım. Barış Beyin kardeşi olmanıza da şaşırdım doğrusu.”
Rana bunu söyleyip Merti bilerek daha çok kışkırtmaya çalışıyordu. Mert’in zorla gülümsemeye çalışarak kasıntı duran o halinden amacına ulaştığı anlamıştı. Gülümsemesini daha da büyüterek elini sertçe Mert'in elinden çekti. Tam Mert’e ablam nerede diye soracakken tanımadığı genç uzun boylu bir çocuğun mikrofondaki sesiyle konuşması bölündü:
“EVET GENÇLER ŞİMDİ SAHNEYE TÜM ZAMANLARIN EN GENÇ, EN YAKIŞIKLI VE EN KARİZMATİK DJ Yİ GELİYOR KARŞINIZDA KUZENİM: KUZEY GÜN.”
Mert Dj lafını duyana kadar şirkette ki Tolga’nın kendisinden bahsettiğinden emindi. O sahneye çıkacak diye göğsünü kabartmıştı ama bu Kuzey denen lavuk kimse Rana onu görür görmez en az Mert’in deli hayranları kadar heyecanlanmıştı.
Rana 3 yıldır görmediği çocukluk aşkı Kuzeyi sahnede görünce Mertin varlığını bile unutup, arkasına bile bakmadan insanların arasından yavaşça sahneye doğru ilerlemeye başladı.
Kuzey kuzeni Tolga'nın bu muhteşem sunumundan sonra 90lar Türkçe pop şarkılarıyla ortamı coşturmaya başlamıştı. Daha ikinci şarkıya yeni yeni gelmişken Rana ile göz göze geldi. Aşağıda en ön sırada çocukluğundan beri aynı okulda okuduğu, arkadaşı duruyordu.3 yıldır yolları ayrılmış olsa da Rana hala onun yeşiliydi.
Kuzey yavaşça sahneden inip Rana’nın yanına geldi. Herkes şaşkınlık içinde onlara bakarken Mert sahneye çıktı ve şarkı söylemeye başladı. Herkes tekrar sahnedeki Mert Akdeniz’e odaklanmıştı. Kuzey ve Rana içinse sahnenin önemi yoktu. İkisi içinde o an sadece ikisi vardı.
Barış, Defne ve Emre sahneye uzak ücra bir köşede duruyorlardı. Barış ve Emre kalabalıktan pek hoşlanan insanlar değildi. Defne ise oldum olası kaosu seven bir tipti. Defne sahneye yakın olup, kardeşini bulmak istiyordu ama Barış onu bugün yalnız bırakmamıştı. O da Barışı yalnız bırakmayacaktı. Bu yüzden içindeki kıpır kıpır yaramaz kız çocuğunu susturup, Barış ve Emre’nin yanında sohbet konusu bulmaya çalışıyor ama her seferinde başarısız oluyordu.
Barış Defne'nin yanında olmaktan memnundu. Hala kendine şaşırıp, neden hiç sevmediği partilere rağmen Defne’nin yanında durmayı bu kadar çok istediğini anlamasada Defne ona: “Dans edelim mi?” dese hiç düşünmeden Defne’nin elini tutup, onunla dans edecek kadar kendini Defneye adamıştı. İnsanlık için küçük, Barış Akdeniz için büyük bir adımdı bu.
Emre ara ara yıllardır ona kol kanat geren patronuyla 6 aydır yanında çalışan kendi halindeki iş arkadaşı Defneye bakıyor ve gülümsüyordu. Barış Bey’i bunca yıldır tanıyordu. Onu hep Melis Hanımla görmüş, hep onları yakıştırmıştı. Şimdiyse çok yanıldığını ve Barış Bey’in sonunda gerçekten mutlu göründüğü kişinin yanında olduğunu anlıyordu.
Emre Barış Bey’le 5 yıldır -anne ve babasını kaybettiği o kazadan beri- tanışıyordu. O kazayı Barış Bey'in babasının şoförü yapmış, Barış Bey ile babası Kenan Bey de bunun mahçubiyetiyle Emre’nin tüm ihtiyaçlarını karşılamış, anne ve babasının yokluğunu ona mümkün olduğunca hissettirmemeye çalışmıştı.
Emre Barış Bey’e her baktığında bu yaşananları tekrar tekrar hatırlıyor, canı her seferinde o kaza gecesindeki gibi acıyordu. Ancak acısını çevresine belli etmemeye çalışıyordu. Çünkü kimsenin kendisine acımasını istemiyordu. O acısıyla değil, başarıyla anılmak istiyordu. Bu yüzden parti onu fazlasıyla sıkmıştı artık eve gidip, güzel bir uyku çekip yarın içinde en az bugün kadar bugünün de üstüne koyarak çalışmak istiyordu. Barış Bey ve Defneye tekrar bakıp, onlardan müsaade istemek amacıyla hareketlendi:
“Barış Bey ben artık müsaadenizi isteyeyim. Biliyorsunuz ben çok sevmem böyle ortamları Mert abiye söz verdiğim için bu kadar kaldım ama daha fazlası bünyeme ters ben kaçıyorum. Siz Mert abiye söylersiniz olur mu?”
Barış Emreye baktı. Gene içinde bir yerler cız etti. İçinde hissettiği vicdan azabı onu kül ediyordu. Başını tamam anlamında sallayarak:
“Tamam Emre. Dikkat et kendine. Yarın görüşürüz.”
Emre de aynı şekilde başını sallayarak Defneye dönüp.
“Görüşürüz Barış Bey. Görüşürüz Defne.”
Defne Emre’nin arkasından el sallarken, bir yandan da Barışın gözlerindeki pişmanlığın sebebini merak ediyordu. Emre ve Barış arasında ne yaşanmış olabilirdi ki? Tüm bunları merak etse de ikisi içinde acı verici olan bu mevzuyu tekrar açmak istemedi ve Emre’nin gidişini izledi. Rana Kuzey’i yeniden gördüğünde onu ne kadar özlediğini fark etti. 3 yıl önce Bursa’dan İstanbul’a ablasıyla birlikte taşınırken Kuzey Bursa’da kalmış ve yolları ayrılmıştı. Ama şimdi burada ikisi de birbirine yılların hasretiyle bakıyordu. Hiç sevgili olmamışlardı ama ikisi de aralarında her zaman arkadaşlıktan başka bir şey olduğunun farkındaydı.
Mert söylemekte olduğu eğlenceli şarkıyı bitirmişti. Çoğu kişi Mert’in enerjisine hayran olup, bir daha bir daha diye tuttursa da Mert onlara teşekkür ederek sahneden indi. Rana ile Kuzey bütün o enerjik şarkıda birbirleriyle bakışıp durmuştu. Ortamla alakaları yoktu. Mert bu yeni gelen çocuğa aşırı ayar olmuştu. Rana’nın dikkatini ondan ayırıp partiye odaklanması için abisini bulmaya gidiyordu. Çünkü abisini bulmak demek Rana’nın ablası Defne’yi de bulmak demekti.
Kuzey’in Ranayla uzun zamandır görüşmediği için içinde tuhaf bir pişmanlık hissi vardı. Rana ona uzakta olsalar da mesaj atmış, sohbet kurmaya çalışmış ama o Rana İstanbul’a gittiği için her seferinde ona triplenmiş mesajlarına zoraki cevap vermişti. Şimdi Ranayı tekrar görünce yaptığı hatayı anlamıştı. Rana ne yaparsa yapsın ondan kopamazdı Kuzey. Hala Rana’nın yeşil gözlerine bakarken artık bir konu açması gerektiğini fark ederek:
“Nasılsın yeşil? Nasıl gidiyor? Daha sakin bir yere geçip konuşalım mı?”
Rana Kuzey’in ona eskisi gibi yeşil demesinden gene deliler gibi etkilenerek yavaşça başını salladı. Kuzey Ranaya elini uzattı. Rana o eli hiç tereddüt etmeden tuttu ve ikisi sahnenin gürültüsünden uzak bir yere geçerken Rana ablası ve muhtemelen yanındaki patronunu gördü:
“Abla nerdesin sen? Seni arayıp duruyorum deminden beri?”
Rana ve Kuzey hala el elelerdi. Defne Kuzeyi uzun bir zaman sonra görmenin verdiği şaşkınlık ve onun kardeşine attığı tripler yüzünden kardeşini üzmesinden dolayı hafif kızgın bir tonda:
“Ben buradayım kardeşim. Patronum Barış Bey de burada ama yanındaki arkadaşı tanıyamadım? El elesiniz birde?”
Kuzey Defnenin yaptığı ironiyi anlamıştı. Elini usulca Rana nın elinden çekti ve:
“Kuzey ben Defne abla. Tanımadığını düşünmüyorum ama bayadır görüşmüyorduk. Birazda benim kabahatim özür dilerim.”
Rana ve Defne bir şey diyemeden Mert Rana’nın arkadaşı Selin ile birlikte onların olduğu masaya geldi. Selin içkiyi biraz fazla kaçırmış, Mertin boynuna kolunu dayamış zar zor ayakta duruyordu. Rana ve Defne Selinin bu hali karşısında şaşkına dönmüş. Birbirlerine bakıyorlardı.
Barış da şok olmuştu. Uzun zamandır ilk kez bu kadar ilginç bir gece geçiriyordu. Defnenin karmaşık hayatı ona kendi dertlerini unutturmuş, yeni bir soluk kazandırmıştı şaşkınla Mert’e:“Ne oluyor kardeşim ne bu hal?” diye sordu. Mert abisine inan bende bilmiyorum şeklinde şaşkın bir bakış atıp anlatmaya başladı:“Abi ben sizi arıyordum. Sonra Rana’nın arkadaşı Selin geldi. Yok işte ben senin hayranınım bir imza alabilir miyim falan başımdan savmaya çalıştım ama gitmedi çok sarhoştu. Sonra birlikte anca bu şekilde yavaş yavaş sizin yanınıza geldik. Tabi onu buraya getirirken Selinden Defnenin kardeşi Rana’nın da bana nasıl hayran olduğunu öğrendim. Öyleki sem-”
Rana Mert’in daha fazla konuşup ona olan hayranlığını herkesin duymasını önlemek ve sarhoşluktan yarı uykuda olan arkadaşı Selin’i ayıltmak için masadaki sulardan birini Selin’e fırlattı. Selin irkilerek uyanıp saçma sapan şeyler zırvalarken onunla dip dibe olan Mert de telaşla Selini Rana’nın kucağına bırakıp:
“EN SEVDİĞİM TAKIMIMI SULADIN!”
Rana arkadaşı Selin’i dengede tutmaya çalışırken Selinin ayılmanın verdiği sersemlikle öne yani Mert’in olduğu tarafa doğru savrulup, Mert’in üstüne kusmuştu. İşte o an partideki çoğu kişinin duyup, bakışlarını onların masasına yönelttiği bir erkek çığlığı patlak verdi.
Mert kafayı yemiş gibiydi. Çevreye verdiği rahatsızlıktan özür dilemeden koşarak lavaboya gitti.Barış da kardeşinin deli dolu hallerine alışık olduğu için sinirden gülmeye başlamıştı. Rana Selin ile birlikte lavaboya doğru gitmek için hareketlendi. Kuzey de onların arkasından gülerek bakarken: “E bende gideyim belki çılgın jönümüzün yardıma ihtiyacı vardır.” diyerek Rana ile Selin'in ardından gereksiz bir ciddiyetle yürümeye başladı.
Defne hala gülen Barış’ı görünce içinden “Adamı da iki günde delirttik ya.” diye geçirdi. Sonra Barış’ın durduramadığı gülüşüne karşı kendisi de istemeden gülerek Barış’a dönüp:
“Az önce ne yaşadık biz ya?”
Barış hala gülüşüne engel olamıyordu. Yavaş yavaş ciddileşmeye çalışarak:
“Valla Defne az önce ne yaşadığımızı bende bilmiyorum ama hayatımın en ilginç ve en eğlenceli gecesini yaşadığımdan adım kadar eminim.”
Defne bir an sadece Barış’ın gülüşüne odaklandı. Barış Akdeniz gülüyordu. Bir insan bu kadar güzel gülebilir miydi ki ya? Barış’ın gülüşüne dalıp giderken ona içinden dünyanın en iyi gülüşüne sahip kişi ödülünü verdi. İşte şimdi de Defne’nin aklı başından gitmişti. Barış’a daha fazla düşmeden kendini toparlamaya çalışarak resmi bir tavırla:
“Saatte epey bir geç oldu. Artık geceyi burada noktalamalıyız bence. Ranalar gelsin gideriz biz.”
Barış Defne’nin bu cümlesinden sonra ciddileşmiş, bu cümleye canı fena halde sıkılmıştı. Bu kızı iki gündür tanıyordu evet ama onun hakkında emin olduğu tek bir şey varsa o da onun eğlenmekten hoşlanan enerjik bir kız olduğuydu. Telefonundan saate baktı: 23.37. Daha gece yarısını bile geçmemişti. Defne sanki bir nedenden dolayı sürekli kendini frenliyordu.Barış bundan rahatsız olmuştu. Kibarca Defneye biraz daha yaklaşarak:“Gitmek zorunda değilsiniz. Yani az önce olanlardan dolayı mahcup olduysan bunların hepsi benim kardeşimin uslu durmamasından kaynaklı. Tüm kaos benim kardeşim yüzünden çıktı. Esas mahcup olması gereken kişi benim.”
Defne Barış’ın kendisine neredeyse dokunacak mesafede durmasından mümkün olduğunca etkilenmemeye çalışarak, Barış’a karşı neşeyle:
“Mert dünyanın en iyi partisini organize etmiş olabilir. En azından benim için. Sizin mahcup olmanıza hiç gerek yok Barış Bey. Aksine teşekkür edicem gelince kendisine. Şimdi Rana ile Selin çıkınca onları yalnız bırakmak istemem. O yüzden gitsem daha iyi olur.”
Barış bu gece bitmesin istiyordu ama Defneye de hayır gitme demekle onu zor durumda bırakabilirdi. Bu ihtimal onun içini yiyip bitiriyordu. Bir süre düşünüp Defneye dönerek:
“Ben senin partiden erken ayrılmanı istemem ama eğer kardeşin zor durumda kalacaksa onlar gelince git tabi. Şöyle de yapabiliriz istersen: Mert’e söylerim kardeşin ve Selin’i o eve bırakır senle ben yarım saat bir saat daha takılıp öyle eve geçeriz ne dersin?”
Defne Barış Bey’in kendisine gösterdiği bu ilgiden çok memnundu ama hiç gerçekçi gelmiyordu ona. Belki erkeklere olan genel güvensizliğinden ya da ilk kez deliler gibi hoşlandığı kişinin en az kendi sevgisi kadar ona sevgi beslemesinin ancak rüya olabileceğini düşündüğünden, kendini Barıştan biraz daha uzaklaştırarak tam kibarca ret edecekken çalan slow şarkıyla Barış Defneye doğru elini kibarca uzatıp:
“Tamam bari kardeşin gelene kadar biraz dans edelim. Benimle dans eder misin?”
Defne bu kadarına da hayır diyemezdi. Çünkü kalbi yerinden çıkacak gibi atarak çoktan cevabını vermiş yavaşça kendi elini Barışın elinin sıcaklığına bırakmıştı. Barış Defneyi belinden kavrayıp, insanlardan uzak rahat edebilecekleri bir köşeye çekti. Defne de kollarını Barış’ın boynuna dolamıştı. Şimdi ikisi de aralarındaki bütün o kendi ördükleri duvarlara rağmen herkesten ücra bir köşede dans ediyordu.
Defne Barış’a bu kadar yakınken bir süre yüzüne bile bakmak istemedi. Çünkü içten içe eriyordu ve hal bunun olmaması gerektiğine inandırmaya çalışıyordu kendini. Barış da Defneye çok yaklaşmamaya çalışıyordu. Çünkü az önce anlamıştı: Defne henüz kendisine güvenmiyordu ki bu da oldukça normal bir şeydi. Bu süreçte Defne ile arasındaki mesafeye dikkat edecek ve ancak tam anlamıyla güvenini kazandıktan sonra onun izniyle ona yaklaşacaktı.
Slow müzik bitmiş, yerine hareketli bir parça çalmaya başlamıştı ama ne Defne ellerini Barış’ın boynundan indirmiş, ne de Barış ellerini Defne’nin belinden çekmişti. İkisi de bir süre çalan hareketli parçadan bağımsız sonunda birbirlerine bakma cesareti göstererek sallanmaya devam etmişti. O an ikisi için de dünya durmuştu. Defne Barış’ın ela gözlerinde Barış da Defne’nin yeşil gözlerinde kendini kaybetmişti.
Rana, Selin, Mert ve Kuzey kendi aralarında didişerek aynı masaya geri geleli 5 dakika olmuştu. Dördü de masaya yakın, insanlardan uzak bir köşede dans eden Defne ve Barış’ın kendilerini bu dünyadan soyutlaması hakkında konuşmaya bile başlamıştı. Öyle ki Mert bu manzara karşısında en sevdiği takımının mahvolduğunu bile unutmuştu.
Defne Barış’ın boynundaki ellerini yavaşça çekti. Elleri bir süre havada kaldı. O an ellerini Barış’ın yanaklarına götürerek onu öpmemek için çok zor tutuyordu kendini. O kadar ki eli titriyordu. Kendini zar zor toparlayarak ellerini indirdi. Barış onun aklını öyle bir başından almıştı ki normalde ellerinin nerede durduğunu unutmuş gibi ellerini iki yana hafifçe sallandırdı.
Barış da rüyadan uyanmış gibi Defne’nin kollarının kendisinden çekildiğini hissedince yavaşça ellerini Defne’nin belinden çekti. İkisi de fiziksel teması sonlandırmış olsa da hala gözlerini ayıramamıştı birbirlerinden. Öylece konuşmadan durup bakıyorlardı. Dans boyunca da hiç konuşmamışlardı ama artık ikisi de hissettiklerinden emindi.
