Yaz Kış Aşk kitap kapağı

4. bölüm / 6

Yaz Kış Aşk

Bölüm 4: Peluş Ayı

Vaveyla Yazarı: Saliha Beraa Türk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 4: Peluş Ayı

Ertesi sabah Barış uzun zaman sonra ilk kez huzurlu bir uykudan uyanmıştı. Üstelik bu sabah Mertten bile erken kalkmıştı. Dün geceyi düşündüğünde yüzünde istemsiz bir tebessüm oluşuyordu. Yataktan kalkıp, yatağını düzeltmeye başladı.
O sırada aklı hala dün gece ki partideydi. Defne danstan sonra aceleyle kardeşi ve arkadaşını alıp, ona “Görüşürüz Barış Bey.” dedikten sonra güçlükle gözlerini kendisinden ayırıp, kardeşi Mert’e dönerek, gece için kısa bir teşekkür edip gitmişti. Aralarında hala resmiyet vardı ama Barış Defne’nin de kendisinden hoşlandığından dün gece emin olmuştu.
Barış yatağının üstünü örtmüş, elini yüzünü yıkamak için kendi odasında bulunan lavaboya gitmişti. Suyun verdiği ferahlık ve ayılma hissiyle romantizmden sıyrılıp iş adamı kimliğine geri döndü. Melis o akşam bahçede yanlarından ayrılmıştı. Barış Melis’in yüzündeki o kırgınlığı görmüştü ama peşinden gitseydi Melis’e umut vermiş olacaktı. Bu yüzden gitmeyip, Defne’nin yanında kalmıştı bundan pişman değildi.
Gene de onca yıldır yanında duran sağ kolu gibi gördüğü Melis’i yüzüstü bırakmak doğru değildi. Melis’i düşününce canı sıkılmıştı. Ama onu aramak zorundaydı. Onun şirkette ki yerine şu anda doldurması imkansızdı. Musluğu kapatıp, yüzünü kurulayarak çıktı. Yatağının yanındaki komidinde duran telefonunu aldı önce saate baktı: 07.42, bu saatte aramam uygun mu diye düşündü. Mesai saati 09.00 da başlıyordu. Melis uyanmıştır diye düşünerek Melis’i aradı.
Telefonu çok çaldırmak istemiyordu Barış. Üçüncü çalışta telefonu tam kapatacakken Melis telefonu büyük bir bıkkınlık içeren sesle açtı:
“Efendim Barış?”
“Melis, dün bir şey demeden öylece çekip gittin. Kötü bir şey yok değil mi?”
Melis Barış’ın sorusuna gülmeden edemedi. Bunca zaman Barış anlasın istemişti. Bunca zaman Barış ona dün akşam Defneye baktığı gibi baksın istemişti. Hiçbir zaman ikisi Barış ve Defne gibi yakın olmamışlardı. Dün de kalıp, Barış onu sevsin diye savaşmak isterdi ama Barış’ın mutluluğunu görmüştü ve artık savaşmaktan da yorgun düşmüştü. Artık Barış’ın peşinden koşmak, onun bu kadar yakınında olmak istemiyordu. Bir süre sustuktan sonra cevap verdi:
“Yok bir şey. Ben buraya alışamadım. Seattle'daki ofisimize gidiyorum. Uçaktayım, yarım saate inmiş oluruz. İniş için kemer ikaz ışıkları yandı, şimdi kapatmam lazım. Sonra ararım."
Melis bu cümleleri hızlı hızlı söyleyerek Barış’ın yüzüne kapatmıştı. Barış ne yapacağını şaşırmış bir halde bir iki dakika öylece durdu. Melis’in peşinden gitmeliydi. Burada onsuz yapamazdı. “Acaba tekrar arayacak mı?” diye düşündü. Melis arayana kadar buradaki işleri organize etmek amacıyla üstünü hızlıca değiştirip, şirkete gitmek üzere yan odada hala mışıl mışıl uyuyan Mert’i uyandırmadan evden çıktı.

Defne Emre’nin şirket grubuna: “Barış Bey bugün erkenden herkesin şirkette toplanmasını istiyor. Gelebilecek olanlar yarım saat önce gelsin.” yazması üzerine saat: 08.37 de şirkete gelmişti. Ancak arka üçlü erkek grubu (Ali,Tolga ve Ege) hala gelmemişti.
Şirkette sadece Barış ve Emre vardı. Onlarda yeni demledikleri çayı içerken bir yandan da fikir alışverişi yapıyorlardı. Defne merakla onların yanına yaklaştı ve Barış’a uyku mahmuru yorgun birazda şaşkın şaşkın bakışlarıyla:
“Hayırdır Barış Bey. Bir şey mi oldu? Neden erken gelmemizi istediniz?”
Barış Defne’nin yorgun bakışlarını fark etmişti. Dün gece kardeşinin arkadaşını evine götürüp, ayıltma çabalarıyla Defne’nin kendisinden bile geç yatmış olabileceğini düşündü. İçinden keşke onu biraz daha tutmasaydım diye geçirdi. Defneyle de yazışmamışlardı hiç. O yüzden Defneye bu konuyu direkt özelden yazmak garip kaçabilirdi. Şirket grubuna da girmek istememişti. Onun için bunu Emre’nin söylemesini istemişti. Şanslıydı ki Defne ve Emre herkesten önce gelmişti. Defne’nin esnemesine en sevimli bakışını atarak:
“O kadar da önemli bir şey değil. Ufak bir konuşmak istedim sadece geç otur. Sıcak çay demledik Emreyle birlikte ister misin doldurayım mı?”
Defne hala üzerinden dün gecenin yorgunluğunu atamamıştı. Her ne kadar istemese de ara ara esniyordu. Keşke o kadar çok durmasaydım diye düşünürken bir an Barış’a baktı. O da ister istemez esnemişti. Bir an rüyada olduğunu düşünse de esnemenin bulaşıcı olduğunu hatırladı. Barış da normal bir insandı sonuçta. Defne’nin kafası gene karmakarışıktı. Sıcak bir çay belki benim mentalimi toplar diye düşünerek:
“Olur Barış Bey ama siz kalkmayın ben kendi çayımı kendim koyarım. Bardaklar neredeydi?”
Barış Defne’nin gene her şeyi kendi halletme huyuna gülümsedi:
“Şurada üstteki dolapta. Çaydanlıkta orada çayını doldur gel biz bekliyoruz seni.”
Defne her zamanki gibi demi biraz fazla doldurarak içtiği koyu çayını mavi bir kupaya doldurup, Barış ile Emre’nin oturduğu masanın üstüne koydu. Kendine en yakın sandalyeyi çekip, Emre’nin yanına geçti. Barış tam karşısında oturuyordu. Bir an Barış ile tekrar göz göze geldiler. Defne Emre’nin de burada olmasından utanarak gözlerini anında çekti ancak aklı hala dün gece dans ettikleri o andaydı. Yanlış yapmıştı yine kendine hakim olamamıştı. Bunun için kendine ne kadar kızsa da artık kendi hislerini kolay kolay bastıramayacağını fark etmişti.
Barış bir süre sessiz kalıp, çayını yudumladı. Defne gözlerini kaçırmış olsa da o Defneden gözlerini alamıyordu. Çünkü birazdan gitmesi gerektiğini bir süre onsuz idare etmeleri gerektiğini söyleyecekti. O burada yokken tüm sorumluluğu Emre üstlenecekti ama o daha şimdiden Defneyi özlemeye başlamıştı. Bu kıza ne ara bu kadar kapıldığını hiç anlamıyordu. Güçlükle çayından son yudumunu da alıp boş bardağı masaya bıraktıktan sonra:“Gidiyorum ben. Yani bir süreliğine gitmem gerek. Melis bizim diğer yurtdışındaki ofisine gitmiş. Onu ikna edip, buraya getirmem gerek. Ne kadar sürer bilmiyorum ama o ofisle buranın bağlantısı yok. Ben burada işleri büyütüp, orayla ortak iş yapmak istiyorum ama bunu Melis olmadan yapamam o yüzden maalesef gitmem gerek. Ben yokken buradaki tüm sorumluluk Emrede olacak. Siz ikiniz birlikte de çalışabilirsiniz. Öteki üçlü zaten ayrı bir alem bir süre burayı beraber idare edin olur mu? Melis ile birlikte en kısa sürede buraya geri dönücez.”
Emre tabi ki Barış Bey nasıl isterseniz diyordu ama Defne orada değildi sanki. Barış’a gitme diyemezdi. Dememeliydi de ama Barış Melis’in peşinden gidecekti. Melis şirket için önemli biri bunu anlıyordu ama Barış olmadan şirkette gene yalnız yapayalnız kalacaktı. Üstelik içinde ister istemez bir kıskançlık tohumu da filizlenmişti. Barış bir gün önce kendisini seçmişti ama şimdi tekrar o kadının peşinden gidiyordu.
Defne’nin içi öfkeden mi kıskançlıktan mı bilemez alev alev yanıyordu sanki. Daha fazla dayanamadı. Tamamdır Barış Bey diyip, kupasını da alarak kendi yerine geçti. Masasının başına oturup, işine başladı. Barış Defne’nin arkasından çaresizce bakakalmış olsa da Defneye Emre’nin yanında hiçbir şey diyemedi. Diyemezdi de…

Rana dün gece yastığa kafasını koyduğu gibi uyumuştu. Rana her sabah ablası işe giderken kahvaltıya kalkıp ona eşlik ederdi ancak bu sefer öyle olmamıştı. Defne işe gideli iki saat olmuştu ve Rana hala uyuyordu. Rana derin uykusunda yatakta bir o yana bir bu yana dönerken, telefonu çalmaya başladı.
Rana dün gecenin yorgunluğunun getirdiği baş ağrısıyla gözlerini araladı. Derin uykusu telefonunun zangır zangı çalmasıyla bölünmüştü. Ekrana baktı numara kayıtlı değildi. Şuan hiç yabancı biriyle konuşacak hali yoktu ama her kimse sonuna kadar çaldırmıştı telefonu. Rana yatağını toplamadan üstünü gelişi güzel örtüp, kalktı elini yüzünü yıkadı. Üstünü değiştirdi.
Tam odasından telefonunu alıp çıkacakken, eline aldığı telefonu yeniden çalmaya başladı. Arayan gene aynı yabancı numaraydı. Bu kim ya sabah sabah diyerek merakla telefonu açtı:
“Alo?”
“Alo? Dün geceki asi kızla mı görüşüyorum? Mert ben. Mert Akdeniz.”
Rana bir an ne diyeceğini bilemedi. O an içinden telefonu kapatmak geldi ama sonra bu oyunu ne kadar devam ettirirse Mert’in o kadar insana dönüşeceğini düşünerek Mert’i safa yatarak kendi oyununa getirmek için tatlı ve saf görünmeye çalışarak:
“Mert? Sen benim numaramı nasıl buldun?”
“Dün gece üstüme kusan biricik arkadaşın Selin’den aldım canım.”“Canım mı? Biz ne ara o kadar samimi olduk? Hem sen bu durumdan dolayı kızgın değil misin? Dün gece bize edilmedik laf bırakmadın. Senin yüzünden Kuzey’e de rezil oldum.”
Mert Rana konuyu Kuzey’e getirene kadar keyifle Ranayı dinliyordu. Kuzey’in ismini duyar duymaz kaşları havaya kalktı. Meydan okur bir tavırda:
“Esas ben rezil oldum Kuzey’e. Sizin yüzünüzden bütün partideki insanlar dönüp bana baktı. Allahtan magazinden kimse yoktu orada yoksa sosyal medya da saçma sapan yorumlara maruz kalırdım. Hele çığlığımdan sonra insanlar cinsimi bile sorgulayabilirdi.”
Rana her ne kadar sinir olsa da Mert’in bu konuşmasından sonra ufak bir kahkaha atmadan duramadı. Sonra yine ciddileşerek soğuk bir tavırla:
“E sen niye aradın beni? Sabah sabah gene seni sulamamı falan mı istiyorsun?”
Mert de Rana’nın dün gece sulama macerasını hatırlatmasına gülmemek için kendini zor tutarak, hafif tripli ama samimi bir tavırla:
“Yok canım. Zaten takımımı yeterince mahvettiniz. Neyse senin 7 Eylülde deneme çekimin olacak değil mi? Yapımcı Asım Bey’i tanıyorum. O projede de tanıdık arkadaşlarım var. İstersen seni çalıştırabilirim asi kız. Ha bir de söz bu sefer ciddi olucam.”
Rana Mert’in böyle bir iyilik yapacağına inanmıyordu. Ayrıca Selin'in deneme çekiminin tarihine kadar Mert’e anlatması kendisini gene sinirlendirmişti. Derin bir nefes alarak:
“Teşekkür ederim Mert ama ben senin ciddi olabileceğine asla inanmıyorum ve bence sen karşılıksız iyilik yapmayan tiplerdensin. Çalıştırman karşılığında illa ki isteyecek bir şey bulursun. Ha bir de ben torpille oyuncu olmak istemiyorum. O yüzden bay bay canım.
Rana gülerek telefonu Mert’in yüzüne kapattı. Şarkı açıp aşağı mutfaklarına merdivenlerden ikişer ikişer atlayarak indi ve ablasının sabah yaptığı çayı ısıtmaya başladı. Şarkıyla dans ederken içinden: “İyi yaptım. Kesinlikle iyi yaptım Mert’den gelecek hayırdan hayır gelmezdi. Ayrıca ben çalıştım kendi başıma da başarılı olabilirim.” diye düşünmeye devam etti.
Mert şok olmuştu. Bu teklif karşısında Rana’nın yelkenleri suya indirip, en azından onu arkadaş gibi görmeye başlayacağından o kadar emindi ki bunu reddedeceği ihtimali hiç düşünmemiş, B planı kurgulamamıştı. Bu iş böyle olmayacaktı. Bu kızı tavlamanın mutlaka bir yolu olmalıydı. Bunun için tabletini alıp, internetten zor kızı tavlama kuralları diye arattı.
AI ile dertleşirken aklına yeni fikirler gelmeye başladı ama bunların hiçbiri Rana için yeterli değildi. BU KIZ ONU DELİ EDİYORDU. Hele ki yapay zekanın ona: “Hoşlandığınız kişi, başka birinden daha çok hoşlanıyorsa onun kendinize ilgi duymasını sağlamanız pek sağlıklı olmaz.” diye yanıt vermesi, Mert’in aklına Kuzey’i getirmişti. Sol elini yumruk yapıp ağzına soktu bir süre elini kemirdi daha sonra sinirle arabasının anahtarını ve cüzdanını alarak evden çıktı.

Barış gideli iki saat olmuştu. Defne Barış’ın onu en azından çatı katına çağırıp, Melis’in onun için neden bu kadar önemli olduğunu anlatmasını beklemişti. Öyle olmadı. Barış gitmeden önce Ali, Tolga ve Ege gelir gelmez onun yokluğunda iş bölümü yapmış ve sadece işine ayıracak vakit bulmuş Defneyle tekrar konuşmadan gitmişti.
Ege şirketin en haylaz en yerinde duramayan ve fitne ficürcu elemanı ve Tolga’nın en yakın arkadaşı olduğu için onca işin gücün arasında bile arkadaşıyla konuşacak konu buluyordu. Defne onları duymak istemiyordu çünkü ikisi de Barış’ın yanında sadece işlerini yapıyor gibi görünseler de Barış gider gitmez Defneye Barış ile ilgili sorular sormuş onu darlamışlardı.
Ege Defne’nin hiçbir kaçamak cevabından tatmin olmamış her seferinde daha ilginç sorular bulmayı başarmıştı. Bir ara iş dışında hiçbir şeye dikkatini vermeyen Emre bile Ege’nin Defneyi fazla darlamasından rahatsız olmuş Ege’yi kibarca uyarmıştı ama Ege hala daha:
“Defne şimdi sen şirkete ortak da olursun. Barış Bey seni el üstünde tutmaya başlar. İkiniz şirketin ücra köşelerinde aşk yaşar ara ara da bizi çekiştirirsiniz dimi?”
Defne anlık sinirlenen ancak sonra yumuşayan bir tipti. O an içinden çektiği tüm sabır dualarına rağmen içinde yatan hırçın Karadeniz kızı ortaya çıktı ve elini yumruk yapıp, masasına vurarak:
“YETER EGE YETER! SABAHTAN BERİ BENİMLE UĞRAŞMAKTAN BIKMADIN MI? YA ŞİMDİ İŞİNE DÖNERSİN YA DA…”
Defne cümlenin devamını getiremedi çünkü devamında ne diyeceğini bilmiyordu. Defne’nin bu çıkışı karşısında sadece işiyle ilgilenen odaklanmak için kulaklık takan Emre şaşkınlıkla kulaklığını çıkarmış, öğle arasına daha vakit olmasına rağmen şimdiden hamburger gömen Ali lokmasını yutamamış, Ege en yakın arkadaşı olmasına rağmen Tolga bile Defne’nin çıkışını haklı bulmuştu. Defne bile kendi çıkışına şaşırmıştı. Bir tek Ege hala aynı umursamaz ve öfkeli bakışlarla Defneye bakarak sesini sinsice alçaltıp, Defneye yaklaşarak:
“Eee ne yaparsın patronu ayartan kız? Ne yaparsın işime dönmezsem?”
Defne Egenin bu yakınlığından rahatsız olmuştu. İçinden kalemlikten bir kalem çıkarıp, Egeye saplamak geliyordu ama kendini tutup, ondan mümkün olabildiğince uzağa kaçmak adına Emre’nin masasına yanaştı. Çünkü Ege ona kendi masasında alan bırakmamıştı.
Emre daha fazla dayanamadı. Sızlayan sol bacağının müsade ettiğince hızlıca ayağa kalkıp, Defne’nin önüne geçti ve Ege’nin yakasına yapıştı. Ege Emre’nin bu hareketine şaşırmış ne yapacağını bilemez haldeyken Tolga Emre’yi durdurmaya çalışsa da Emre o sinirle Tolgayı da bir kenara itti. Ege’yi duvara yasladı. Öfkeyle Ege’ye:
“Defne ne yapar bilmem ama sen biraz daha huzursuzluk çıkartmaya devam edersen, seni kendi ellerimle kapı dışarı ederim. Bir daha da bu şirkete adımını atamazsın. Sen de buraya Cenk Bey’in torpiliyle girdin unutma.”
Ege son cümleye kadar sakin kalmaya çalışsa da son cümleyle yeniden kendisini kaybedip, kendini Emre’nin elinden kurtarabilmek için hiç yapmaması gereken bir hareket yaptı: Emre’nin her an acıyla sızlayan sol bacağına tekme savurdu. Emre acı içinde yere yığılırken:
“Bana diyene bak. Sen de Barış Bey sayesinde bu şirkettesin. Ne çabuk unuttun. Barış Bey olmasa sen o tekerlekli sandalyeden bile kurtulamazdın.”
Tolga da artık bu manzaraya kayıtsız kalamayacağını anladı ve öfkeyle Ege’yi kolundan tutup dışarı çıkardı. Ege dün 3 yıllık sevgilisinin kendisini aldattığını öğrenmişti. Tolga bu fevri hareketlerini ona bağlıyordu. İkisi dışarı çıkarken, Defne hala yerde acıyla sol bacağını ovuşturan Emre'ye elini uzattı:
“Emre iyi misin? Benim yüzümden o şerefsiz sana tekme attı çok özür dilerim.”
Emre yerden Defne’ye boş gözlerle bakıyordu. Bunun Defneyle alakası yoktu. Kimsenin kendisine acımasını istemeyen Emre güçlük sol bacağını hareket ettirirken ufak bir inilti çıkardı. Sonra kendini toplayarak Defne’nin elini tutmadan ayağa kalkıp masasının başına oturdu. Defne de Emre’nin peşinden kendi masasına oturdu. Emre Defne’nin hala acıyan gözlerle kendisine baktığını görünce:
“Özür dilemene gerek yok Defne. İşine bak.”
Defne üzülerek önüne döndü. Zaten normalde işine odaklanamayan Defne şimdi ne yapacağını şaşırmıştı. Olanları düşünerek bir süre boş boş ekranına baktıktan sonra işini yapmaya kaldığı yerden devam etti.

Rana bugün ekstra mutlu ve heyecanlıydı. Çünkü şuan metroda uzun zaman sonra yeniden gördüğü çocukluk arkadaşı Kuzeyle vakit geçirmek için yolculuk etmekteydi. Oturduğu koltukta kablolu kulaklıklığıyla en sevdiği şarkıyı dinleyip, bir yandan da bacağıyla ritim tutuyordu.
Etraftan garip gözükmemek için çok kısa ayağını indirip, kaldırıyordu. Adamlar - Zombi dinlerken içinden “Cidden bu çocuk benim “ciğerimi deliveren aşk” sanırım ya” diye geçirdi. Sonra Taylor’ın hafif ritimde bir şarkısı çalmaya başladı ama Rana modunu düşürmek istemiyordu. Üzülerek Taylor’ın şarkısını kapatıp, Manifest - Kts açtı.
Rana biraz daha kendi kendine sırıtarak şarkı dinledikten sonra inmesi gereken durağa az kaldığı için ayaklandı ve bir iki dakika sonra indi. Adeta koşar adım buluşacakları ufak ama son derece şık görünümlü restorana gitti. İçinde onu bile şaşırtan kalbinin atışını hızlandıran bir heyecan vardı öyle ki Kuzey’in 3 yıl boyunca kendisine attığı tripleri unutmuştu.
Kuzey Ranayla buluşacakları cam kenarı masa da heyecanla Ranayı bekliyordu. 3 yıl boyunca Rana ile görüşmediğine pişmandı. Bu yüzden Ranaya küçük tatlı toz pembe peluş ayı almıştı. Rana oldum olası peluşlara bayılan bir kızdı. Masaya gelir gelmez kendisinden önce kendisinin oturduğu yerde onu bekleyen peluş ayıyla ilgileneceğinden emindi.
Gerçekten de öyle oldu. Rana ayıyı gördüğüne Kuzeyden daha çok sevinmiş gibi hemen gidip kendi yerinde oturarak onu bekleyen sevimli peluş ayıyı alıp kucakladı. O sırada ayıdan gözlerini zar zor ayırarak:
“YAAA KUZEY İNANAMIYORUM SANA. Çok teşekkür ederim çok tatlısın.”
Kuzey Rana’ya hayran hayran kocaman bir tebessümle bakarak: “Yaptığım ayışığı telafi eder mi bilmem ama sana özür hediyesi almak istedim yeşil.”
Rana gelirken ne kadar heyecanlı olsa da bunu Kuzey’e belli etmeyeceğine kendine söz vermişti. Aslında o Kuzey’i partide gördüğü an affetmişti çünkü onu çok özlemişti. Gene de Kuzey her bunu hatırlattığında sinirlenmesine hakim olamıyordu ama şuan kucağında duran tatlı peluş onu sakinleştirmişti. Sakin bir tavırla:
“Seni biraz daha süründürmek istiyorum Kuzeycim. Ama her buluştuğumuzda bana bunun gibi tatlı peluşlar alacağına söz verirsen seni şu an affedebilirim.”
Kuzey bu teklife istemsiz ufak bir kahkaha attı sonra yüzündeki en tatlı ifadeyle Rana’ya dönerek:
“Söz yeşil.”
Dedi ve bu Rana’ya yetti. O da aynı tatlı ifadeyle Kuzey’e dönüp:
“Eh o zaman affettim gitti.”
İkisi de eski günleri yad edip, güzel bir akşam yemeği yediler. İkisi de birbirlerine karşı arkadaşlıktan fazla hisler besliyordu ama itiraf edecek cesaretleri yoktu. Tatlılar gelince konu bir şekilde dünkü partiye geldi. Kuzey merakla:
“Arkadaşın niye o kadar içti dün gece?”
Rana dün geceyi hatırladığında aklına arkadaşı Selin’nin dengesini kaybedip, Mert’in üstüne kusuşu geldi. Mert'in tepkisini hatırladığında gülmeden edemeyerek Kuzey’e açıkladı:
“Selin dün gece eski sevgilisini görmüş. Sarhoş sarhoş ancak o kadarını anlattı. Dün gece fazlasıyla rezil olmuş hissettiği için bugün benimle buluşmak istemedi. Detayları bende merak ediyorum ama daha konuşamadık.”
Kuzey çok sorgulamadı. İkisi de tatlılarını yiyip çaylarını içtikten sonra Kuzey tek başına kasaya gitmeye yeltendi ama Rana’nın ben kendi yemeğimi kendim öderim demesiyle Kuzey ister istemez Rana ile birlikte kasaya geldi.
Kasaya gittiklerinde ikisi de şok oldu çünkü 13 numaralı masa da sadece Kuzey’in yedikleri borç olarak gözüküyordu. Rana merakla sordu:
“Hesapta bir hata mı var? Benim yediğim yemekler neden yazmıyor burada?”
Kasaya bakan çocuk önemli bir şeyi hatırlamış gibi Rana ve Kuzey'e dönerek:
“Ah doğru adının gizemli adam olduğunu söyleyen bir abi geldi ve sizin yediğiniz yemekleri ödeyip, çekti gitti. Yüzü çok görünmüyordu. Kocaman şapkası ve gözlüğü vardı kim olduğunu soramadan elime biraz bahşiş de tutuşturarak gitti.”
Kuzey şaşkınlık ve Rana'ya dönse de Rana’nında en az kendisi kadar şaşkın ve düşünceli olduğunu görünce kendi hesabını ödemeye koyuldu.
Rana’nın ise aklına o an sadece @gizemliadam95. hesabı gelmişti. Bu hesabı umursamamış ve ciddiye almamıştı. Şimdiyse hesabın sahibi onun yemeğini ödemeye kalkacak kadar ciddiydi.
Kuzey hesabı öderken adamla ilgili birkaç fiziksel özellikte edinmişti: boylu poslu fit muhtemelen de yakışıklı ve orta yaşlı bir adam. Rana’nın bu betimlemeleri duymasıyla birlikte aklına bir tek kişi geldi: Mert Akdeniz.