13. bölüm · Yaz Akşamları, Teoden
Bir kere öpse
Selam, umarım seversinizz. Bu bölüme 35 beğeni istiyoruumm. Gelir mii?
Deniz'in anlatımıyla...
Günün yarısını temizlik yapmak ile geçtiğini söyleyebilirim. Kan ter içinde kalmıştım âdeta.
Duş alırsam iyi gelebilirdi.
Alnımdan inci gibi terler süzülürken, annem yanıma geldi. "Git bir duş al Allah aşkına."
Haklıydı ilk defa. Duş alırsam, terden kurtulabilirdim. Neyse ki lavaboyu güzelce temizlediğim için rahatlıkla duşumu alabilirdim.
Kapıya yaslanmış terlikleri alıp, ayağıma giydim. Vakit kaybetmeden duşa girdim.
Lavabodan ıslak saçlarımı havlu yardımıyla kurulayarak çıktım. Acıktığımı hissetmiştim. Mutfağa girdim, gözüm ilk olarak buzdolabına gitti.
Fakat evde hiçbir şey kalmadığını biliyordum.
Havluyu masada bırakıp, "yeni" odama gittim. Pijamalarımdan kurtulup, üstüme günlük kıyafetlerimden giydim.
En yakın market neredeyse oraya gidecektim. Cüzdanımı tertemiz yaptığım şifonyerin üstünden aldım.
Karanlık, etraftaki tüm renkleri yutmuştu. Saat dokuza yaklaşıyordu. Kapıyı araladığımda tanıdık bir yüz gördüm. Ela gözlerine bakakaldım.
Yerimden kımıldamadım. O ise benim bu halime sırıttı. O sırıtınca kalbim düzensizleşiyordu.
Elinde bir zambak buketi ve bir kutu tatlı vardı. Kutunun üstünden anladığım kadarıyla kazandibi almıştı.
Zambak sevdiğimi bilmesi imkansızdı.
Yakalanma korkusuyla kapıyı usulca kapattım, gövdemi gizleyip sadece yüzünü görmesini sağlıyordum.
Arkamı kontrol ettim, birisi var mı diye.
"Teoman burada ne arıyorsun?" dedim. Görünme endişem her hareketimden belli oluyordu.
O da bunu anlayıp, gülümsemesini engelleyemedi.
Şu alaycı gülüşü beni deli ediyordu.
Soruma cevap alamadığımdan, dar aralıktan kolumu uzatıp onu dürttüm. "Sana diyorum?"
"Ziyarete geldim, misafir kabul etmiyor musunuz?" diye sordu alayla.
Dudağımın kenarını ısırdım, annem tam arkamdaydı. Başımdan kaynar sular dökülmüştü sanki.
Annem beni geriye itti, kim olduğunu görmek istermiş gibi. Gözleriyle Teoman'ı süzdü. Yüzündeki öfke kayboldu. Onun yerine bir gülümseme belirdi.
"Teoman? Canım hoş geldin geç içeri." dedi ve kapıyı araladı.
Teoman başını eğip, içeri girdi. Stresten tırnaklarımı kemiriyordum. Teoman yavaşça bana döndü.
Elindeki zambak buketini bana uzattı. Yavaşça aldım elinden.
"Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım diye tatlı aldım. Buyurun Nuray abla." dedi, gözlerinin içi gülerken.
Annem o samimiyetsiz gülümsemesini daha da büyüttü.
"Zahmet etmeseydin keşke Teomancığım."
Babam iyi ki evde değildi. İş aramaya gitmişti.
Teoman'ı salona yönlendirdim. Ali oyuncaklarıyla oynarken bakışları aniden bize döndü.
"Abla bu uçakta olan abi değil mi?" diye sordu. Başımı yavaşça salladım. Neyse ki annem mutfaktaydı. Bizi duymamıştı.
"Ama ablacım bunu kimseye söylemiyorsun tamam mı? Bu bizim bir sırrımız." dedim oldukça kısık bir ses tonuyla.
Dudaklarını büzüp, başını salladı. Teoman yavaşça yere eğildi. Ali'nin kırmızı arabasını eline alıp inceledi. "Ne kadar da güzelmiş." dedi gülümseyerek. Çocukla çocuk oluyordu resmen.
"Babam aldı." dedi Ali.
Salonda bir anda sessizlik oluştu. Teoman'ın yüzü buz kesti. Babasıyla arası hiç iyi değildi.
Biliyordum.
Gözlerini kaçırdı benden, gözlerinin dolduğunu anlayabilmiştim.
Arabayı yavaşça yere bıraktı.
"Senin araban yok mu?" diye sordu Ali.
"Var da... Hiç birini babam almadı." sesi oldukça boğuk çıkmıştı.
Lütfen ağlama bende ağlarım.
Ali'nin tekrar dudakları büzüldü.
"Özür dilerim bilmiyordum." dedi Ali.
Acı bir gülümseme ile ona baktı Teoman. Ali'nin yanağını okşadı. "Sorun değil. Sen oyna bakalım."
Ayağa kalktı fakat durmakta zorlanıyor gibiydi. "Geç otur." dedim. Başını sallayıp, koltuğa oturdu.
Annem elinde tatlılar ile geldi, sehpanın üzerine koydu porselen tabağı. Ellerini dizlerine koyup, Teoman'ın karşısındaki koltuğa oturdu.
"Eee Teoman hangi rüzgar attı seni buraya?" dedi annem şüpheli bir tavırla.
Teoman bakışlarını bana dikti daha sonra tekrardan anneme baktı.
"Bir arkadaşımı görmeye geldim, sizi de ziyaret edeyim dedim." dedi.
Arkadaş mı?
Bana intikam almış gibi bakıyordu. Hem zafer hem de intikamını almış gibiydi.
☀️🌊
Nihayet annem ile samimiyetsiz sohbet bitebilmişti. Teoman'ı uğurlamak üzere onunla birlikte dışarıya, gecenin karanlığına çıktık.
Yalnızdık. Sokak bize aitti. Karanlığın sessizliğiyle birlikte yürümeye başladık.
"Gidecek misin?" diye sordum sessiz adımlarla yürürken.
Yürümeye devam ederek omuz silkti, "Bilmiyorum," dedi. Birden karşıma geçip durmamı sağladı. Ela gözleriyle doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. O elalara kapılmamak mümkün değildi.
"Gitmemi ister misin?" diye sordu.
Her fırsatta beni deniyordu.
Gözlerindeki ışıltı "Hayır." dememi bekliyordu.
Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım yavaşça. "Annen seni merak edebilir."
O an gözlerindeki ışıltı aniden kayboldu.
"Fakat..." dedim fısıldayarak. "Gitmeni istemiyorum."
Bu cevabı almak istermiş gibi güldü.
"Sen gerçek misin ya Deniz Kızı?" dedi.
Sırıttım, "Gerçeğim." dedim.
Cesaretlendim, "Teoman," dedim.
"Efendim?"
Nefes alışverişlerim düzensizleşti.
"Ben notu okudum o gün." dedim.
Yaptım.
Gerçekten dedim onu.
Gözlerini heyecanla fal taşı gibi açtı.
"Ne?" dedi afallamış bir halde.
"Okudum," dedim.
Daha fazla dayanamadım.
Sırf boyumu boyuna yetiştirmek ister gibi parmak uçlarında yükseldim. Yanağına sıcak bir buse kondurdum.
Kalbim deli gibi atıyordu.
O ise donup kalmış bir şekilde bana bakıyordu.
Daha sonra arkama bakmadan eve doğru koştum.
