6. bölüm / 6
YAŞA DEMİŞTİNİZBITIRIŞ TİMİ: ARA KAYITLAR
Bölümler 6Şu an: BITIRIŞ TİMİ: ARA KAYITLAR
BITIRIŞ TİMİ: ARA KAYITLAR
1. Yosun & Doğa – Isparta / Üniversite Kaydı
İsimleri bile birbirleriyle ilgiliydi Yosun ve Doğa'nın, okudukları şehir Isparta'da. İkisi de Hemşirelik okuyacaktı. Birbirlerini bulmaları iyi olmuştu.
Yosun'un dilini tutamadığı zamanlarda Doğa ağzının ortasına vurma ve cüretkar şekilde olaya el atmakta uzmandı. Ne var ki Doğa'daki çekingenlik, özgüvenli Yosun'a karşı fazla açık bir tezat oluşturuyordu. İyisiyle kötüsüyle geçen yıllarla üniversite binasına bakıyorlardı.
Doğa hâlâ üniversite binasına bakarken Yosun'a "Abin gelmemiş," dedi. Yosun yanında binaya bakıyordu. "Gelebilseydi gelirdi."
Doğa yaşanmışlıklarla güldü. "Ona ne şüphe..." Elini beline atıp yandan, gülen Yosun'a bakıyordu. "Sence kaybolur muyuz?"
Yosun ona bakıp acı gerçeği dillendirdi: Muhtemelen.
Doğa gülerken baş salladı onaylar gibi. "Ama yolu buluruz gibi..."
Doğa anında "Birlikte her zaman," dedi, baş salladı.
Doğa Yaşar Yosun Karaca
2. Amine Taner– Baba Evi
Bazı çıkışların gidişi olur, dönüşü olmazdı. Onun gidişi de yoktu, dönüşü de...
"Boşuna mı doktor oldun kızım sen?" diye yararsız son serzenişlerini yapıyordu annesi. Evladı üzerine değil, doktorluğu üzerine yapıyordu ama.
"Vazgeç bu sevdadan," dedi büyük ablası, hep dediği gibi. Hangi sevda olduğuna bakmıyordu ama.
"İki haftaya sürüne sürüne dönecek. Zorluğun farkında değil," dedi abisi. Kolay olduğunu mu sanıyordu?
"Dedi ve yaptı vallahi," dedi kardeşi. Evet, demişti ve yapıyordu.
"Daha yapamadı," dedi bir küçüğü. Yine kavga başlayacaktı ikisi arasında.
"İçimde buruk kaldı. Sana feda olsun..." dedi hep içinde bu sevdayı taşıyan diğer ablası.
"Ne zaman geleceksin?" diye en masum soruyu sordu en küçük kardeşi.
Dudaklarını yalayıp her zamanki acıya maske gibi giydiği gülümsemesini kuşandı Amine. "Beni ne zaman kabul ederlerse tekrar eve..."
Babasının gelmesiyle sessizlik hâkim oldu odaya. Evin reisiydi. Saygı duyulması lazımdı, üstüne söz söylenemezdi.
"Bu ne inattır kızım? Senin ailene yaptığın reva mıdır?"
Bavulunu yanında dikleştirdi. "Kötü bir şey mi yapıyorum baba? Mesleğimi aldım, göreve gidiyorum."
"Askere mi göreve?" diye yükseltti sesini bu kez babası.
"Evet," diye sakince cevapladı Amine. Alışkındı bağırmasına.
"Gidemezsin!"
"Giderim. Belgem elimde, diplomam elimde. 'Mesleğini al, görevine git' dersin ya hep..."
"Gidemezsin. Gitsem dönemezsin kızım. Benim kapım açık olur sana ama sen o kapıdan girmezsin bu inatla. Dön aile ocağına. Elin oğlu varken sana mı kalmış?"
Bavulunu alıp birkaç adım geri gitti. Son sözü söyledi Amine:
"Elin oğlu çekti... Biraz da evin kızı çeksin."
Amine Taner
3. Mete Tuncer – Ev
Nefis kokular geliyordu mutfaktan. Ama yüzündeki gülümseme buruktu. Bu kokuların son olduğunu biliyordu. Bazı korkuların son olması için...
"Bak bunları da koydum, acıkınca ısıtır yersin."
"Tamam annem," derken sarmayı çocuk gibi tabaktan kaçırdı. Türkan Ana da eline vurdu.
"Sofrada ye şunları oğlum!"
"Valla elle daha lezzetli oluyor anacığım."
Türkan onaylamaz sesler çıkarsa da bir şey demedi.
"Yine dolabı doldurmuşsun anne, ne zaman yiyeceğim bunları?"
Oğlunun yanağını sıktı Türkan Ana. "Benim elimden yemek yapmak geliyor yavrum. Ama imkânım olsa Nene Hatun misali cepheye kurşun da taşırım."
Annesine sarılıp başının üzerindeki yazmayı öptü Mete. "Uyy benum yufka yürekli anam..."
"Mete oğlum, yanında kalayım. Ne inat edeysun da? Anam konuşsa ha bunu... Daha ne kadar bekleyecesun yüreği ağzında?"
"Ana yüreği, uşağım bu. Beklesin biraz."
"Beklemesun! Gelmeyeni hiç beklemesun!"
kızdı Türkan Ana. "O nasıl söz ula?"
Mete Tuncer
4. Caner Sağlam – Gazino
Elindeki zarfı çevirip duruyordu Caner ister istemez. Belki farkında bile değildi bu kadar sabırsız olduğunun. Sadece sabit bir yere oturup elindekini açmak istiyordu.
Evden aceleyle çıkarken yerden aldığı zarfı oturduğu masaya indirdi. Etraftaki işinin bittiğine kanaat getirince sonunda açtı zarfı. Yine biri son derece düzenli, diğeri karman çorman iki farklı yazı karşıladı onu.
"Caner abi,
Sinan sözünü tutmuyor. Yarım saat çalışıp yarım saat uyuyor kitap başında. Hep salya akıtıyor sonra deftere, kaleme. Kızınca da ben suçlu oluyorum. Bu sefer gelince bana kızma."
Kendi kendine güldü. Alttaki yazıyı okumak için olağanüstü bir çaba harcadı.
"Caner abii,
Sen neredesin? Sinem bana çektirmediğini bırakmadı. Uyumama bile izin vermiyor. Uykusuz mu kalayım Caner abi?"
Caner bir kez daha gülümsedi. Aralarındaki atışmayı kulaklarıyla duymuş kadar olmuştu. Kendini mektubu tekrar okurken buldu. Sonra Sinan’ın o karmaşık yazısını çözebilmek için bir kez daha... En sonunda elleri harflerin üzerinde durdu. Her harfi teker teker, hissettire hissettire okşadı.
Başını kaldırıp kendisini gülümseyerek izleyen Mete’ye baktı. Ne okuduğunu sormadı Mete. Ne yazdığını ya da kimin yazdığını da...
"Bir insan bir mektubu en fazla ne kadar tekrar tekrar okur abi ya, senden öğrendik," dedi takılarak.
Caner de gülümseyip kâğıda baktı. "Sadece mektup okunmuyor lan. Merak etme, delirmedik. Duygular, davranışlar da okunuyor."
Mete anlamış gibi başını salladı. Caner de mektubu bu sefer gerçekten son kez okuyup katladı ve operasyona çıkmadan önce üniformasının sol ön cebine, kalbinin üzerine koydu.
Caner Sağlam
5. Arif Durukan – Terörist Mağarası
Göğsü inip kalkmak için çok ağırdı Arif'in. Ortasına saplı bıçak yüzünden olması muhtemeldi. Ama göremediği gökyüzü de canını acıtmıyor değildi.
Ölüyordu galiba. "Harbi ölüyor muyuz lan?" dedi kendi kendine. Etrafındakiler, onu duyacak olan teröristler kaçmış; onu "hediye" olarak bırakmıştı. Göğsündeki bıçak kurdele niyetine orada olmalıydı.
"Son kez gökyüzünü de göstermedi şerefsizler."
Konu aslında yukarıdaki kayalar yerine görmesi gereken gökyüzü değildi. O gökyüzünü görünce aklına gelenlerdi. Gözlerinde gökyüzü bulunduranlar, ruhunda oradaki özgürlüğü taşıyanlar, onun altında birlikte olduklarıydı... Ruhunun oraya yükselme vakti gelmiş miydi? Kapanan gözleri mi cevaptı, duyduğu sesler mi?
Belki de üstündeki ellerdi. İlk sorunun cevabını hâlâ bilmiyordu ama üstündeki eller için uyanık kalmaya değerdi.
Daha bitmedi. Burada bitemez. Daha gökyüzünü görmedin Arif.
"Benim her nefesim, benim gökyüzüm sensin."
"Bir tek sen izlemeyi bildin çünkü."
Bitme ne olur, daha orada bitmeyecekti. Arif'in daha çok yolu olacaktı.
Arif Durukan
6. Selim Sarca – Sarca Lojistik
Bir servet... Emrinin altında sayamayacağı kadar adam... Bir sürü iş...
Ama Selim Sarca'nın elindeki çakı şu an hepsinden daha fazla ilgi görüyordu. Şu an onun için daha fazla işe yarayacaktı. Ya da sadece kafayı buna takmıştı.
"Hâlâ bakıyorsunuz," dedi Tahir. Artık o da bakıyordu çakıya.
Selim için cevap basitti. "İlgimi daha çok çekiyor."
Tahir anlamış gibi başını salladı. "Bir gün hata yapacaksın bu yüzden."
Selim sonunda ona baktı. "Umrumda değilse?"
"Kaybetmekten korkmuyorsun."
"Çünkü kazanmak daha tehlikeli olan. Kaybedeceklerim var ama konu kaybedemeyeceklerim olmamalı."
Tahir'in kaşları havalandı. "Mesela?"
Selim pencereden ağaçlara baktı. Ama ağaçlardan da yeşil olan Yosun'u düşünüyordu.
"Karaca..." diye kendi kendini yanıtladı Tahir.
Selim Sarca
7. Yaman Karaca – Eğitim Sahası
Bir asker, omzunda tek yıldız olan o dik duruşlu, geniş yapılı adamı gösterdi: "Kim bu?"
"Bitiriş timi komutanı " dendi.
Bir sivil, yeşil gözlü kızın yanındaki adamı gösterdi: "Bu kim?"
"Yosun'un abisi," dendi.
Yaman Karaca, Bitiriş Timi'nin komutanı ve Yosun'un abisiydi. Onu ne kimse başka şekilde tanımaya çalışmış ne de o kendini başka bir şekilde göstermişti.
Timinin yanında gurur duyulan, sözü dinlenen, saygıyı sonuna kadar hak eden bir komutandı; kardeşinin yanında ise sıcak, korumacı ve biraz da kıskanç bir abi... Açıkçası başka bir şekilde tanınabileceğini Yaman da sanmıyordu.
Arkasındaki tim yetiyordu ona. Mete’nin bitmek bilmeyen konuşmaları, Arif’in takılmaları, Amine’nin ince laf sokmaları ve Caner’in o derin susmaları... Hayatındaki her ses ve her sessizlik onlardı.
Tek fotoğrafı da onlarla olmalıydı o halde. Şu ana kadar sadece ailesiyle aynı karelerde yer almıştı; son yıllarda ise neredeyse hiç...
"Tim, toplan!" diye seslenince Bitiriş Timi ne kadar şaşırsa da anında ip gibi dizildi. Yaman hepsine önce ciddi ciddi baktı. Sonunda kendi ciddiyetine de dayanamayıp gülümsedi.
"Pozisyon alın, fotoğraf çektireceğiz."
Tim bir süre boş gözlerle durdu. "Komutanım... Fotoğraf?" diye ilk tepkiyi Arif verdi.
"Fotoğraf," diye onayladı Yaman. "Merak etme, paylaşırsak yüzünü buzlarız, nazar değmez."
Küçümseyici bir ses çıkardı Amine. "Nazar değeceğini sanmıyorum ama..." dedi kısık bir sesle.
"Yakışıklı adam Amine, komutanıma haksızlık etme," diye araya girdi Mete.
Arif arkadan Mete’nin sırtına hafifçe vurdu: "Aferin lan!"
Yaman kaşlarını kaldırdı. "Fotoğrafa poz verecek misiniz, yoksa komutanınız on küsur yıl sonra yenisini çekme emri verene kadar şu tiplerle mi kalacaksınız?"
Tim bu sefer fotoğraf için yerini aldı. Ortalarına Yaman’ı koydular. Mete ve Amine hemen yanına geçerken; Caner ile Mete, Arif ile Amine yan yanaydı.
Deklanşör sesinden önceki son ses, Mete’nin "Komutanım bu karede bir şey eksik... Sırtınızda kardeşimiz!" demesiydi.
Deklanşörden sonra o sonsuza kadar kalacak anda; Yaman hafifçe gülmüş ama Mete’ye de arkadan vurmuştu. Caner elini Mete’nin omzuna atmış, dediğine gülüyordu. Arif, Amine’nin kulağına ne söylemişse Amine yandan ona bakıp hafifçe gülümsemişti.
Bu kare de böylece sonsuz bir kare olarak kaldı.
Yaman Karaca(son operasyonu Yaman Karaca(operasyon sonrası)
operasyon öncesi)
Görseller tamamen temsilidir. Ara Kayıtlar, karakterleri ve aralarındaki bağları daha yakından tanımamız için yazılmış kısa bölümlerdir. Hikâye boyunca toplam 3 Ara Kayıt planlanmaktadır.
Selamlar canlar umarım iyisinizdir. Desteğiniz ve geri dönüşleriniz çok önemli. Lütfen görüşlerinizi yorumlarda belirtin ve gelişmeme yardım edin. Önerilere de açığım. Buraya kadar okuduysan teşekkür ederim 💚💚💚
