10. bölüm / 13
YARIM KALAN10. Bölüm
Bölümler 13Şu an: 10. Bölüm
- 1 1. Bölüm167 kelime
- 2 2. Bölüm1.035 kelime
- 3 3. Bölüm904 kelime
- 4 4. Bölüm1.009 kelime
- 5 5. Bölüm1.289 kelime
- 6 6. Bölüm628 kelime
- 7 7. Bölüm1.306 kelime
- 8 8. Bölüm525 kelime
- 9 9. Bölüm1.675 kelime
- 10 10. Bölüm879 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm1.313 kelime
- 12 12. Bölüm1.198 kelime
- 13 13. Bölüm2.723 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
MERYEM'İN HİKAYESİ
(NEFES)
Yeni uyanmış otururken yatağın kenarına
Çaresizlikten kahvaltı yapası bile gelmiyor insanın
Yerdeki halının desenine dalıp giderken uzaklara
Bir yana çaresizliği koyuyorum diğer yana seni
Çaresizken bile aklımdan çıkaramıyorum
Biliyorum çünkü
Çaresizliğe çare bulunur elbet
Sensizliğe sen bulunmaz asla
Yavaşça doğrulup yatağın kenarına oturdu. Bir süre halının desenine baktı. Bu sefer kararlıydı. Açacaktı konuyu. Derin bir nefes almaya çalıştı, olmadı. Bir daha denedi. Öksürük krizi geliyordu. Anlayınca vazgeçti derin nefesten. Kalktı ağır ağır yürümeye başladı oturma odasına doğru.
Odaya girince her şeyin her zamanki gibi olduğunu gördü. Babası çalışma masasına oturmuş evrakları karıştırıyor, annesi tekli koltukta kitabını okuyordu. Babasının masasındaki düzene yine hayran oldu. Evraklar belli ki her zaman ki gibi tarih sırasına göre sıralanmış, kalemler renk uyumuna dikkat edilerek dizilmiş, kahve fincanı her zaman olduğu yerde, masanın sağ kenarında fincan altlığının üstünde duruyordu. Annesinin yanında duran sehbaya baktı. O da her zamanki gibi düzensizdi. Çayı bazen fincanda, bazen kupada, bazen de çay bardağında olurdu. Bardak altlığı bugün yoktu. Muhtemelen annesi bunun farkında bile değildi. Kitabın adı dikkatini çekti. 1984. Belliki tarih kitabıydı. Yabancı yazarlar pek ilgisini çekmezdi. Ona göre Yaşar Kemal varken başka bir yazar, hele de yabancı bir yazar okumak anlamsızdı.
Kanepenin kapıdan taraf olan köşesine oturdu. Kedisini kucağına aldı. Çocukluğundan beri ondan hiç ayrılmamıştı. Beş yaşındayken doktoru hediye etmişti. Oda adını portakal koymuştu. Başını okşadı, tüylerini düzeltti. Keşke pelüş olmasaydı. Bütün hayvanları çok severdi. Ama en çok kedileri bir de köpekleri severdi. Keşke bir kere bile olsa onların başını okşaya bilseydi. Ne yazık ki tüyleri vardı. Bunu yapamazdı. Kafasını toplamak için önce derin bir nefes almayı düşündü, hemen vazgeçti. Normal bir nefes aldı. Aslında bu konuşmayı kafasında defalarca yapmıştı. Her seferinde de başarılı olmuştu. Kararlıydı.
“Anne, baba. Sizinle bir şey konuşmak istiyorum.”
Kendi sesini duyunca inanamadı. Evet sonunda başlatabilmişti konuşmayı. Babası kafasını evraklardan kaldırıp yakın gözlüğünü çıkardı. Annesi kaldığı sayfanın kenarını kıvırıp kapattı kitabı, çayını aldı.
“Efendim kızım,” dedi babası.
“Şey diyecektim, acaba ben...”
“Evet kızım, acaba sen...”
“Ne cevap vereceğinizi biliyorum aslında. Ama önce dinleyin lütfen.”
Annesi çayından bir yudum aldı.
“Dinliyoruz ya işte kızım. Haydi söyle ne istiyorsan.”
“Ben çalışmak istiyorum.”
“Ama durumunu biliyorsun.”
“Biliyorum baba. Ama istiyorum işte.”
“Kızım senin bir eksiğin mi var. Çok şükür her şeyin tastamam.”
“İhtiyaçtan değil anne. Ben de bir şeyler yapmak istiyorum artık.”
“Bir şeyler derken, yani para kazanmak gibi mi?”
“Yok para kazanmak gibi değil. Bütün gün evdeyim. Canım çok sıkılıyor. Siz deseniz hep adliyedesiniz.”
“Kızım bizim işimiz bu.” dedi annesi. Bardak altlığının olmadığını fark etmiş gibi görünüyordu.
“Biliyorum. Aslında şikayet etmek için söylememiştim. Hep yalnız kaldığımı kastettim.”
“Esma var ya kızım.”
“Tek arkadaşım o zaten. O da bütün gün çalışıyor. Sadece hafta sonları görüşebiliyoruz. O da işi çıkmazsa.”
“Peki nerede çalışacaksın.”
“Esmanın çalıştığı markette. Kasada duracak birine ihtiyaçları varmış. Aslına Esma bütün işleri tek başına yapabiliyor. Ama marketin sahibiyle konuşmuş. Eğer ben de olursam daha kolay olurmuş.”
“Çok yorulursun.”
“Sadece kasada duracağım. Bütün gün oturacağım. Hem yorulursam bırakırım.”
“Hangi marketmiş bu.”
“Hisar market. Bankanın karşısındaki.”
“Yorulursan bırakacağına söz verirsen ben izin veririm. Sen ne dersin hanım.”
“Kendine dikkat ederse ben de izin veririm.”
“Söz veriyorum kendime dikkat edeceğim ve yorulursam bırakacağım. Sizi çok seviyorum.”
Önce annesine sarıldı, öptü yanaklarından. Sonra babasına koştu. Babası evrakların güvenliğini sağladıktan sonra açtı kollarını. Babasını da yanaklarından öpüp telefona koştu.
“Alo. Esma ben Meryem.”
“...”
“İzin verdiler. Ne zaman geleyim.”
“...”
“Tamam. Tamam. Yarın görüşürüz.”
“...”
Ertesi gün erkenden hazırlandı, marketin yolunu tuttu. Esma marketin kapısında onu bekliyordu. Sarıldılar. İçeri girer girmez Esma market sahibine tanıtmaya başladı Meryemi.
“Abi bu Meryem. Bahsetmiştim. Avukat ailenin kızı.”
“Evet evet hatırladım. Yalnız çok para veremem. Söylemiştim sana.”
“Ne kadar verirsen. Maksat boş kalmasın. Hem bize yardım eder. Hem de üç beş bir şeyler kazanır.”
“Nasıl yapacaksınız şimdi? Biriniz kasaya, biriniz raflara mı?”
“Abi ben raflara bakarım. Ortalığı falan hallederim. Meryem kasaya geçer diye düşündüm. Senin için de uygunsa.”
“Benim için fark etmez. İş görülsünde.”
Esma Meryem'in koluna girdi, marketi tanıtmaya başladı.
“Bu tarafta temizlik ürünleri var. Bu tarafta da atıştırmalıklar. Kahvaltılık ürünler köşedeki dolabın içinde. Sen ilaçlarını aldın mı yanına ?”
“Aldım aldım.”
“Çok güzel. Her ürünün fiyatı defterde yazılı. Sen bir iki gün benim yanımdan ayrılma. Rafların düzenini görürsün. Fiyatları da ezberlemeye çalışırsın. Salı günleri kalabalık olur sadece. Diğer günler eh işte. Bir haftaya geçersin kasaya.”
“Anladım. Ürünlerin altında fiyatları neden yazmıyor.”
“Fiyatlar Mustafa abinin kafasına göre değişiyorda ondan.”
Gülüştüler.
“Hadi çok çene çaldık. Koyulalım işe.”
Meryem en son ne zaman bu kadar mutlu olmuştu hatırlamıyordu. Liseden mezun olduğundan beri evden çıkmıyordu. Çıksada kışın soğuk, yazın polenler derken çok fazla kalamıyordu. Kendine çok dikkat etmesi ve ilaçlarını unutmaması şartıyla kabul etmişti ailesi çalışmasını. Aksi bir durum olursa eve döneceğinin farkındaydı. Bunu göze alamazdı.
Bir haftadan kısa sürede öğrendi bütün işleyişi. Matematiği iyiydi. Yine de hesap makinesi kullanmasında yarar vardı. Öyle demişti Esma. Esmayı çok seviyordu. Bu ilçedeki tek arkadaşı o olduğu için değildi hem de. Gerçekten çok seviyordu. Hiç bir zaman yalnız bırakmadı, her derdine koştu Meryem'in. Bir sır verse ölümüne tutar, bir dert anlatsa sıkılmadan dinlerdi. Gerçi o da Esma için aynısını yapardı. Çok seviyordu.
“Sana diyorum heey!”
“Efendim.”
“Daldın gittin gene. Yarın diyorum salı.”
“Evet. Biliyorum.”
“Yetiştirebilecek misin kasayı.”
“Yetiştiririm herhalde.”
“İstersen yarın ben bakayım. Sen haftaya salı bakarsın.”
“Yok yok. Ben bakarım. Hem yetiştiremezsem seslerim seni. Yardım edersin değil mi?”
“Beni hiç ilgilendirmez. Herkes kendi işine.”
Gülüştüler.
Bölüm etkileşimi
