25. bölüm · YARALI YEMİN
2.KİTAP 1.BÖLÜM
Mekânın içi bir anda sessizleşmişti. Ama bu, sıradan bir sessizlik değildi. Sanki sesler yok olmamış, yalnızca bir el tarafından durdurulmuştu.
Hiç kimseyi duymuyordum. Ya da duyuyor ama anlamıyordum. Akif Albayın sözleri havada asılı kalmıştı.
“Ben senin babanım Gökçe.” Bu cümle, defalarca yankılanıyor, fakat hiçbir yere oturmuyordu. Sanki dünya bir anlığına yerinden kaymıştı.
Sandalyeler, masalar, insanlar hepsi hâlâ oradaydı; ancak artık hiçbir şey gerçek gibi değildi.
Gözlerimi Akif Albay’a çevirdim. Ne diyeceğimi bilemiyormuş gibi bakıyordum. Aldığım nefes boğazımda düğümlenmişti.
Göğsümün ortasında ağır bir baskı vardı. Kalbim hızlanmıyordu ama tam tersine yavaşlıyordu. Sanki bedenim bile bu gerçeği kabul etmeyi reddediyordu. Herkes bir şeyler söylüyor ama hiçbirini anlayamıyordum.
Akif Albay yeniden konuşacak gibi olduğunda Sadece yüzüne baktım. O yüz tanıştığımızdan beri tanıdık geliyordu ama nereden tanıdığımı hiç bir zaman hatırlayamamıştım. Gözlerim yavaşça dolmaya başladı ancak bu, bir ağlamak değildi. Boşluk hissiydi.
Ben kimdim. Bu hayatta daha neler öğrenecektim. Anne Baba dediğim kişiler benim annem ve babam değilmiş.
Sanki her gün hayatımdan bir parça koparılıyor, yerine tanımadığım başka bir hayat bırakılıyordu.
Akif Albay yanıma yaklaşıp tam önümde durdu. Yüzümü inceleyerek bakıyordu. Onun yüzüne baktığımda bir kez daha ne kadar benzediğimizi farketmiştim. Sadece ona bakıyordum. Ne o konuşuyordu nede ben konuşuyordum.
Etrafımızdaki herkes konuşmuyor bize baktıklarını hissediyordum. Albayın konuşacağını anladığımda geriye doğru aramıza mesafe bırakacak şekilde adım attım.
"Gökçe, ne hissettiğini anlıyabiliyorum. Böyle öğrenmeni istemezdim kızıım."
Kızıım...
Çok yabancı bir kelimeydi benim için. İlk defa bu kadar içten söylenen kelimeydi. Sahte babam bile bu kadar içten söylememişti bu kelimeyi. Bana yaşattıkları aklıma geldikçe sinirleniyordum.
"Kızım derken? Ben sizin kızınız değilim. Nerden biliceğim sizin benim babam olduğunuzu. Kanıt bile yokken bana kızım diyemezsiniz." Üzülmüş gibiydi. Ne yapabilirim ki belki gerçekten babam, belkide değildi.
Gerçek olmasını her şey'den çok istiyordum. Çünkü bir ailem beni sevip, kollasın, destek çıksın istiyordum. Sahte ailem hiç birini yapmamıştı. Sürekli ceza, ne yapıp ne yapmayacağımı söylüyorlardı.
"Haklısın Gökçe. Hemde çok haklısın. İnanmayacağını biliyordum. İstersen yarın DNA testi yaptırabiliriz."
DNA testi basit iki kelimeydi. Ama nedense o iki kelimenin hayatımı ikiye böleceğini hissediyordum. Testten çıkacak sonuç yalnızca kimin kızı olduğum değil, kim olduğumu da gösterecekti.
Bir Akif Albay'a baktım birde masa'da oturan arkadaşlarıma,hoşlandığım, aşık olduğum adam'a göz gezdirdim. Alparslan bana güven verici şekilde gülümsedi eline baktığımda yumruk yapmıştı. Ona 'sakin ol' der gibi bakıp Albaya geri döndüm ve "Tamam, yarın yaptıralım şu DNA testini."
✨✨✨
Çok heyecanlıyım. Bugün DNA testi yapılıcaktı. Bir yandan Akif Albay benim babam mı? diye merak ediyorum bir yandan'da herşey yalanmış gibime geliyordu.
DNA testi yapılması için hastaneye gelmiştik. Yanımda Alparslan,Sedef, Serdar ve Akif Albay vardı. Kalabalık olmayalım diye Sancak Timini çağırmamıştık. Onlarda çok merak ediyordu testin sonuçlarını.
Yanımıza kadın hemşire geldiğinde hepimiz ayağa kalktık. Hemşire önümüzde durup " Buyurun, Doktor Bey müsait sizleri odasına alayım." Eliyle bir tane odayı göstermesiyle oraya doğru yürüdük.
Kapıyı çaldığımda içeriden kalın bir erkek sesi gelmişti." Giriin." dendiğinde kapıyı açıp içeri girmemle arkamdan diğerleri girmişti. Doktor Bey kafasını kaldırıp gözünü hepimizin üzerinde gezdirdi. " Hemen kanlarınızı alalım. 2 saat sonra'da sonuçlar çıkar." Akif Albay ile beni bir sandalyeye oturduk ve ikimizden'de kan aldılar.
Kan alındıktan sonra yanıma Alparslan ve Sedef geldi. Sedef " İyi misin canım? Başın dönmüyor değil mi?" Kafamı iki yana salladım" İyiyim başım'da dönmüyor." Bana 'anladım' der gibi kafasını salladı. Bu sefer'de kafamı Alparslan'a çevirdim.
" Bahçeye çıkalım mı? Biraz hava almam lazım." Alparslan kafasını salladığın'da beni dışarı doğru ilerlettiler.
Odadan çıkıp çıkışa doğru ilerledik. Dördümüzde sessizdik. Hiç kimse konuşmuyordu. Dışarı çıktığımızda boş bank bulmamızla oraya doğru ilerleyip oturduk. Dördümüzde ileri doğru bakıyor birbirimizle göz göze gelmiyorduk.
Herkes aynı şeyi düşünüyordu. DNA testin sonucunu. O sırada Serdar'ın telefonu çalmasıyla sessizlik bozulmuştu. Serdar telefonunu çıkarıp baktığın'da kim aradığını anlamıştım. Telefonu açıp konuşmaya başladı.
" Noldu oğlum, niye arıyorsunuz ikide bir." Dediğinde hepimiz konuşmaya odaklanmıştık. Karşı taraftan Emirin sesi geldiğinde " Merak ediyoruz komutanım ne yapalım yani. Açıklandı mı test sonucu." Dediğin'de gerginlik vücudumu sarmış durumdaydı.
Stresten bacağımı salladığım'da bacağımın üzerine Alparslan elini koyunca sallanması durmuştu. Ona baktığımda " Sakin ol. Birşey yok olmayacak." Biraz'da olsa gerginliğim hafifledi.
"2 saat sonra açıklanacak." Serdara doğru baktığım'da Sedef direk Serdar'ın yüzüne bakıyordu. İnceliyor gibi duruyordu. Kızım aşık olduğunu'da bu kadar belli etmesen mi? " Gökçe nasılsın iyi misin?" Bu seferde telefondan Aylin'in sesi gelmesiyle telefon bana doğru döndü" İyiyim ben. Merak etmeyin." Telefon tekrar Serdara döndü ve " İyi kapatın açıklanınca haber veririz." diyerek telefonu kapatmıştı.
Etrafa baktığımda her yer çok güzel görünüyordu. Sessiz sedasızdı. Hakkari dağlık bir yer olabilir ama güzelliğide ayrı güzeldir. Her yer yemyeşil, ağaçlar, çiçekler vardı.
Bazen kendi kendime şunu soruyorum: Hakkariye gelmeseydim hayatım böyle mi olurdu? diye ama cevap olarak böyle olmazdı. Buraya gelmeseydim anne ve baba dediğim kişiler terörist olduğunu bilmeyecektim. Gerçek ailemi öğrenemeyecektim.
Beni neden gerçek ailemden aldılar, küçücük bebekten ne istediler, ben buraya gelmeseydim bana ne yapıcaklardı, benide onlardan mı yapıcaklardı? Daha nice cevapsız sorular dönüyordu aklımda.
Koluma birinin dokunmasıyla kendime geldim. Baktığım'da Alparslandı. Hepsi ayağa kalkmış duruyorlardı. " Noldu? Nereye gidiyoruz?" Hepsinin yüzüne bakıyordum.
Sedef" Canım DNA testin sonuçları açıklanmış. Hadi gidip'de öğrenelim gerçek aileni." Kafamı sallayıp ayağa kalktım. Heyecandan kalbim yerinden çıkıcakmış gibi hissediyordum.
Hastaneye girdiğimizde doktor Beyin odayına doğru ilerleyip kapıyı çaldık. 'Gir' komutu verilince teker teker içeri girip arkamızdan kapıyı kapattık. Odada Doktor Bey ve Akif Albay vardı.
Masanın önünde oturmuş beni bekliyorlardı. İçeri girdiğimizi görünce Doktor Bey" Geldiklerine göre sonuçları okuyabiriz." Elinde bir dosya vardı. Doktor Bey dosyayı açtı ve dosyadaki sonuçlara son kez göz attı. Odadaki herkes sessizlik içindeydi.
"DNA test sonuçları tamamlandı."
Akif Albay'ın nefesi kesildiğini görmüş, endişeyle doktora baktım.
"Yapılan incelemeler sonucunda Akif Yıldırım ve Gökçe Öztürk arasında yüzde 99,99 oranında genetik eşleşme tespit edildi."
Doktor Bey kısa bir duraksamadan sonra devam etti:
"Sonuçlar açık ve kesin. Akif Yıldırım, Gökçe Öztürk'ün biyolojik babasıdır."
Odanın içi bir anda sessizliğe gömüldü. Doktor Bey'in ağzından çıkan kelimeleri duyduğum anda dünya durmuştu sanki.
Kulaklarım uğulduyordu. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki nefes almakta zorlanıyordum. Gözlerimi karşımdaki adama çevirdim.
Babam...
Bu kelimeyi aklımdan geçirmek bile garip hissettiriyordu.
Yıllardır sahte ailemin bana neden böyle davrandığını, neden davrandığını, amaçları ne olduğunu düşünmüştüm. Her Gece tavana bakıp sahte ailem bana sebepsiz yere bağırdıklarını sorgulamıştım.
Akif Albay'ın gözleri dolmuş bana bakıyordu. Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi sonunda bulmuş gibiydi. "Duydun mu?" titreyen bir sesle. "Sen benim kızımsın."
Boğazıma bir düğüm oturdu. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Mutlu muydum? Kırgın mıydım? Kızgın mıydım? Yoksa sadece şaşkın mıydım? Bilmiyordum.
"Bunca yıl..." diye fısıldadım. "Bunca yıl neredeydiniz?" Sesim düşündüğümden daha kırgın çıkmıştı. Akif Albay'ın yüzündeki ifade değişti. Acı çekiyor gibiydi.
"Seni aradım." dedi. "Her yerde aradım. Bir gün bile vazgeçmedim." Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Karşımda oturan adam gözyaşları içinde bana bakıyordu.
"Sorun hiçbir zaman sen değildin, Gökçe." dedi. "Hiçbir zaman." O an içimdeki duvarlardan biri çatladı. Yıllardır taşıdığım yük biraz olsun hafiflemiş gibiydi. Akif Albay ayağa kalkıp bana doğru bir adım attı.
"Sana sarılabilir miyim?" diye sordu. Gözlerimi kapattım. Belki de yıllardır ihtiyacım olan şey buydu. Yavaşça başımı salladım. Bir sonraki saniye kendimi onun kollarında buldum. İlk başta garip hissettirdi. Sonra ise içimde tarif edemediğim bir sıcaklık yayıldı.
Ben de sarılmasına karşılık verdim ve gözyaşlarımı tutamadım. Yıllardır eksikliğini hissettiğim şeyin ne olduğunu ilk kez anlıyordum. Babamın omzuna başımı yasladım. Dudaklarım titrerken ağzımdan tek bir kelime çıkmıştı.
"Baba..."
O kelimeyi söyler söylemez daha fazla ağlamaya başladım. Odada ki herkes konuşmuyor bizim aramızdaki konuşmayı dinliyordu. Doktor Bey biz daha rahat konuşalım diye odasından çıkmıştı.
Sahte ailem bana yaşattıkları şeyleri hatırlayınca ağlamam şiddetlenmişti. Uzun zamandır onlar yüzünden ağlıyamıyordum. Boş boşuna yaşamışım herşeyi.
Ağlamam dinince Akif'in yani. Gerçek babamın omzundan kafamı çektim. Yüzüne baktığımda hüzünlü duruyordu. Beni bulamadığı için hüzünlenmişti.
Göz yaşlarımı sildim ne diyeceğimi bilemez hale geldim. Babam bana yaklaştı ve " Kızım bugün annen ve abinle tanışmak istermisin?"
Benim bir abim varmış. Adını bilmediğim bir abim varmış. Birde annem... Onlarla tanışmak istiyorum. Onlarsız 22 yıl geçmişti hayatımdan
Kafamı sallayıp " Tamam, olur tanışmak isterim." Bana yabancı gelen kelimelerle " Abim ve Annemle..."
Odanın içindeki sessizlik hâlâ devam ediyordu ama artık farklı bir ağırlığı vardı. Sanki herkes aynı anda hem ne söyleyeceğini düşünüyor hem de söylememesi gerektiğini biliyordu.
Ben hâlâ olduğum yerde duruyordum. Ne hareket edebiliyor ne de tam olarak ne hissettiğimi anlayabiliyordum. Sedef sessizce gözyaşlarını siliyordu. Zaten duygusal biriydi kendisi. Serdar dimdikti ama onun bile yüzündeki sert ifade kırılmıştı.
Alparslan ise bir adım önde bana bakıyordu. Ama bakışı sürekli Akif Albayına kayıyordu. İçinde iki şey arasında kalmış gibiydi. Tam o sırada Serdar hafifçe boğazını temizledi.
"Komutanım." dedi dikkatli bir sesle. "Sonuç netleştiğine göre biz raporu üst birliğe bildirecek miyiz?" Sesi resmiydi ama gözlerinde hâlâ şaşkınlık vardı. Akif bana hemen cevap vermedi. Bir an sadece bana baktı. Sonra bakışını Serdar’a çevirdi. "Şimdilik hayır." dedi kısa ve net bir şekilde.
Serdar konuşmasını bitirdiğinde odadaki sessizlik daha'da ağırlaştı. Sanki herkes bir sonraki cümlenin ne olacağını bekliyordu.
Alparslan bir an tereddüt etti. Sonra derin bir nefes aldı. "Komutanım." dedi bu kez daha kontrollü ama içinde bastırmaya çalıştığı bir duygu vardı. "İzin verirseniz Gökçe ile biraz dışarı çıkarabilir miyim?"
Cümle içimde küçük bir şey kıpırdadı. Küçük bir kız çocuğu'nun hoşlandığı çocuğu babasına tanıştırmasındaki heyecan'dı. Bu sadece bir izin isteme cümlesi değildi. Bunu hissedebiliyordum. Babam hemen cevap vermedi. Bir an boyunca gözleri önce Alparslan’da, sonra bende gezindi.
O bakışın içinde sadece bir albay yoktu artık. Bir baba vardı ve bu soruyu tartıyordu kafasında. Sessizlik uzadıkça uzadı. O kadar'ki nefes almayı bile unutmuş gibiydim. Sonra babam'ın sesi çıktı.
"Çıkabilirsiniz." Kısa ve net bir cevaptı. Ama o iki kelime bile odanın havasını değiştirdiğini hissediyordum. Tam o anda fark ettim. Babam sadece izin vermemişti. Aynı zamanda bir şeyleri içinde sıkmıştı.
Kısa bir an için bakışları bana takıldı. Sanki 'daha yeni buldum seni' der gibiydi. Alparslan başını hafifçe eğdi. "Anlaşıldı, komutanım." Bana döndüğünde 'gel' dediğinde bile, sanki adımlarını fazla hızlı atmaktan çekiniyordu.
Alparslanın arkasından yürüdüğümde arkamda kalan o sessizlikte, babam'ın gözleri hâlâ üzerimdeydi. Sanki sadece izin vermemişti. Sanki içinden, 'daha yeni buldum hemen götürme' demişti.
Odadan çıkıp koridorda sessizce yürüyorduk. İkimizde hiçbirşey demiyorduk. Dışarı çıktığımızda sıcak hava yüzüme çarpmıştı. Bugün hava çok sıcaktı yada bana öyle geliyordu.
Hastanenin önünde yan yana duruyorduk. Alparslan bana doğru dönüp " Nasıl hissediyorsun? Gerçek ailenide öğrendin." Yüzüne baktım " Ne hissettiğimi bilmiyorum. Sevinç mi? Şaşkınlık mı? Üzgün mü? Bilmiyorum."
Bana 'anlıyabiliyorum seni' diyerek bakıyordu. Ben daha kendimi anlıyamazken o beni anlıyabiliyordu. Napıcağımı bilmiyorumda.
" İçeride duydun mu? Benim bir abim varmış?" Yüzüme gelen saç tutamını kulağımın arkasına koydu ve " Duydum güzelim. Abin var ama benim için hiç iyi değil." Son dediğini kısık söylemişti.
Neden onun için iyi değil ki? Anlıyamadım. Tam sorucakken yanımıza Sedef, Serdar ve Babam vardı. Serdar telefon ile büyük ihtimalle time haberi veriyordu. Babam'da telefonla biriyle konuşuyordu.
İkiside telefonları kapatıp yanımıza geldiler. Babam" Kızım, annen ile konuştum seni akşam yemeğine davet ediyor. İster misin akşam yemeğine?"
Kafamı salladım " Olur gelirim." Elini kaldırarak kolumu okşadı. " Tamam, istersen ben alayım seni?" Dediğinde itiraz ettim " Ben kendim gelirim konumu atsanız yeterli." Dedim. " Eh peki madem öyle olsun. Akşam görüşürüz." diyerek yanımızdan uzaklaştı.
Sedef bana kollarını açtığında ona sıkıca sarıldım. Hiç bırakmayacak gibiydi. Arkadan Serdar'ın " Hadi Hanımlar, yeter bu kadar sarılma. "Gülerek ayrıldık. Sedef Serdara dönüp "Alla halla öylemiymiş Beyfendi ya." Diyerek yanımızdan uzaklaşmıştı.
Hepimiz Alparslanın arabasına doğru ilerledik. Alparslan benim için kapıyı açtığında ona gülümsedim.
Tanıştığımızdan beri kapımı kendisi açıyordu. Arabaya binip kapıyı kapattım ve emniyet kemerini taktım. Alparslan'da binip emniyet kemerini takınca arabayı çalıştırarak gitmeye başladık.
✨✨✨
Alparslan beni ve Sedefi apartmanın önüne bırakıp gitti. Sedef'le asansöre doğru ilerledik ve bindik.4. Katın düğmesine basınca kapı kapandı ve yukarı doğru çıkıyordu.
Sedef bana dönüp " Sonunda sende mutlu olucaksın Gökçe." Gülümsedim " Evet sonunda gerçek aileme kavuştum. O kadar garip hissediyorum ki anlatamam sana Sedef." Asansör durunca indik ve ikimizde kendi evimize doğru ilerledik.
✨✨✨
Saat 6 'ya geliyordu ve hemen hazırlanmaya başladım. Üzerime siyah bol kumaş pantolon, siyah bir crop ve mavi çizgili bir gömlek giydim. (Kombinin fotoğrafını koyacağım)
Hızlıca makyaj yapmaya başladım. Sade bir makyaj düşünüyordum. Makyajımda bitince saçımı dalgalandırarak bitmişti. Boynuma,bileğime parfüm sıktım.
Babam bana evlerinin konumunu atmıştı. Hazırlanmaya başlamadan önce taksi çağırmıştım. Çantamı alarak kapıya doğru ilerledim. Son kez aynadan kendime baktığımda çok güzel duruyordum.
Kapıyı açtım ayakkabı dolabından ayakkabı alıp giydim. Arkamdanda kapıyı kapatıp kilitledim. Karşı dairenin kapısı açılınca Sedef çıktı. Bana gülümseyerek bakıyordu.
Ona" Bana şans dile umarım güzel geçer." Dediğimde terlikleri'ni giyip bana doğru geldi ve karşılıklı sarıldık. " Ayy, çok güzel olmuşsun Gökçe. Umarım tanışma güzel geçer."
Gülümsedim ve " Umarım ama taksi aşağıda beni bekliyor." Diye asansöre doğru yürüdüm. Ona el salladım oda bana el salladı.
Asansörün kapısı kapandı aşağı doğru iniyordu. Giriş kata inince koşarak asansörden çıktım. Apartmanın kapısını açıp bekleyen taksiye doğru yürüdüm.
Kapısını açıp bindim "Çok bekletmedim değil mi?" Taksici abi aynadan bana bakıp " Yok kızım çok beklemedim. Bende şimdi geldim. Nereye gidiyoruz?" Dediğinde telefondan konumu açıp gösterdim.
" Buraya gidiyoruz." Dediğimde " Tamam kızım hızlı bir şekilde götüreceğim seni." Diyip yola çıktık.
✨✨✨
Araba bir evin önünde durunca çantamdan parasını verip taksiden indim. Taksi indiğim gibi yanımdan uzaklaşmıştı. Eve baktığım'da büyük iki katlı bir evdi. Kapıya doğru ilerledim. Çalmadan önce derin bir nefes almayı unutmadım.
" Sakin ol Gökçe sakin ol. Hiçbirsey yok." Elimi kaldırıp kapının tokmağına götürdüm ve iki kez çaldım.
Kapının arkasından adım sesleri geldiğini duyunca bir adım geriye gittim ve kapının açılmasını bekledim. Kapı açıldığın'da bir kadın gördüm. Kahve saçlı, koyu kestane gözlü, esmer tenli bir kadındı. Boyu 169 civarlarında gibiydi. Zayıf bir kadın'dı.
Kadın bana gülümsedi ve beni baştan aşağı doğru süzüyordu. Tekrar bana baktı ve " İçeri gel."dediğinde ayakkabımı çıkarıp içeri doğru bir adım attım.
Etrafa baktığım'da siyah ve gri renkli eşyalar kullanılmıştı. Arkam'dan kapı kapanıp kadın yanıma geldi. Eliyle bir yeri gösterip " Buyur kızım abin ve baban içeride." Kadının eliyle gösterdiği yere ilerleyip girdiğim'de bir masa ve üzeri ful yemekle doluydu. Masanın başında Akif Albay, sağ tarafında'da bir adam vardı.
O kişide abimdi sanırım.
Akif Albay içeri girdiğimi görünce ayağa kalktı ve " Hoşgeldin kızım." Yanıma gelip kollarını açınca sarılmasına karşılık verdim. Masada oturan adam bana dönüp baştan aşağı beni süzdü ve memnuniyetsiz gibi bakıyordu.
Neden bana böyle bakıyor, hoşuna gitmedim diye mi?
Kısık bir şekilde " Yine saçma sapan kişi bulup getirmişler." Dediğini duyduğum'da içimde bir şey kırıldığını hissediyordum.
Akif Albay benden ayrılıp eliyle arkamdaki kadını gösterdi. " Bu Annen Zeynep buda Gökçe." Annem bana gülümseyerek kafasını salladı. Eliyle masada oturan adama uzattı.
" Buda abin Göktuğ." Adı Göktuğmuş. Göktuğ yüzüme bakmadan önüne döndü. Akif Albay oğlun yaptığı şeyle memnun olmamıştı. Konu uzamasın diye bir şey demediği belli oluyordu. Zeynep Hanım " Hadi masaya oturalım. Uzun zaman sonrada kızımızı tanımış oluruz."
Göktuğ'un yanındaki sandalyenin yanındaki sandalyeyi çekip oturdum. Aramızda bir sandalye vardı.
Zeynep Hanım'da Akif Albayın diğer tarafına geçip oturdu. Zeynep Hanım bana dönüp " Kızım çekinme,canın ne çekiyorsa onu ye." Kafamı salladım. Yan taraftan " Kızımışmış" diye ses duyduğumda ona döndüm ama birşey demedim.
Akif albay'ın boğazını temizlemesiyle önüme dönüp tabağımda'ki çorbayı içmek için kaşık alıp ağzıma doğru götürdüm. Çorbanın tadı çok güzeldi. Uzun zamandır annenin elinden yemeyeli çok olmuştu.
Zeynep Hanım bana dönüp " Ee,kızım ne iş yapıyorsun yada okuyor musun?" Elimde'ki kaşığı kenara bırakıp boğazımı temizledim. " İlkokul öğretmeniyim." Yan taraftan " Çokta birşey."
Bunu gebertesim var her dediğime böyle karışıcakmıydı. Zeynep Hanım Göktuğa dönüp" Göktuğ!" Bastırarak adını demişti ama takmamıştı.
Zeynep Hanım bana tekrar dönüp " Ne güzel çalışıyorsun." Kafamı salladım onaylar şekilde " Kaç yaşındasın sen?" Beni tanımak için sorular sorması hoşuma gidiyordu.
" 22 yaşındayım. Siz ne iş yapıyorsunuz?" Soru sormak ile gülümseyip " Hemşireydim ben. Sen kaçırıldıktan sonra bırakmıştım tam tamına 22 yıl önce." Dediği şey ile yutkunamadım.
Beni kaçırmışlar. Beni ailem'den kaçırmışlar.
Ne diyeceğimi bilemiyordum. Akif Albay beni anladığını anlayıp karısına döndü " Eski konuları şimdi açma Zeynep." Dediğinde Zeynep Hanım kafasını salladığın'da Göktuğun gülmesi bir olmuştu.
Gülmesiyle hepimiz ona döndük. Niye gülüyor bu be Delimidir nedir? Zeynep Hanım" Oğlum, neye gülüyorsun? Komik birşey mi var?" Dediğin'de Göktuğ annesine dönüp gülümsesini durdurdu. Bana bakıp annesine geri döndü
" Evet komik birşey var. Tanımadığımız birini niye evimize getirdiniz? Nerden bilicez bunu kaçırılan çocuğunuz olduğunu."son dediği şeyle bana bakıp beğenmez şekilde baktı.
Akif Albay " Göktuğ!" Bastırarak ve uzatarak söylemişti. Ne diyebilirim ki. Kafamı ellerime eğdim.
" Ne baba yalan mı? Buldunuz her hangi bir kızı getirdiniz. Ee, şimdi bu kızınız mı oldu?" Sessiz kaldım. İstenmeyen yerden duramazdım. Ayağa kalktım ve ona baktım" Kes sesini ne yaşadığımı bilip bilmeden konuşma." Arkamı dönüp gidicekken Göktuğ'un "ne yaşamış olabilirsin ki?" Dediğini duymuştum. Ona doğru göndüm ve"Ne yaşadığımı mı merak ediyorsun?"
Başımı kaldırıp Göktuğ'un gözlerinin içine baktım. Odadaki herkes sessiz bir şekilde benim diyeceklerimi bekliyorlardı.
"Altı yaşındaydım. Mahallede arkadaşlarımla oyun oynuyordum. Akşam 7'ye gelince eve koşa koşa gittim. Üzerim toz,dizlerim çamur olmuştu. Normal bir çocuk gibi oyun oynamıştım sadece. Eve girdiğimde annem beni kapıda bekliyordu. 'Neredeydin sen? Fakirlerle mi oynadın" arkadaşlarım fakir diye aşağılamıştı. Üzerimi incelediğinde 'Üzerin neden kirli' olduğunu soruyordu."
Derin bir nefes aldım ve devam ettim.
"Korkmuştum. Gözümden yaş aktığını görünce bana tokat atmıştı. Yere düştüm."
Zeynep Hanım'ın sesi gelmiyordu. Akif Albay'ın yüzündeki ifade donup kaldı. Gözlerim'den yaşlar süzülmeye başlamıştı.
"Canımın yanmasın'dan çok şaşırmıştım. Çünkü ilk defa annem bana vurmuştu. Sonra yanıma eğildi. Tekrar vurucak zannettim geri çekilmiştim. Yaptığıma şaşırmıştı sonra şaşkınlığını üzerinden atıp yüzümü iki elinin arasına aldı. Bana orada şöyle demişti: 'Bir daha kimsenin yanında ağlamak yok,ağlarsan seni küçük düşürürler, seninle dalga geçerler.' demişti."
Zeynep Hanım eliyle ağzına kapatmış dinliyordu. Akif Albay'da başını öne eğdi ve yumruk yaptığı elleri titriyordu. Hiç kimseyi takmadan devam ettim.
"Ve ben yıllarca ağlamamayı öğrendim. Korktuğum'da ağlamadım. Canım yandığın'da ağlamadım. Yalnız kaldığım'da ağlamadım. Çünkü bana ağlama'nın zayıflık olduğu öğretilmişti."
Odada ölüm sessizliği vardı. Derin bir nefes aldım ve kendime gelmeye çalıştım.
Sakin ol
Sakin ol
Sakin ol
"Sonra on dört yaşına geldim."
Göktuğ'un bakışları yavaş yavaş değişmeye başladığını görmüştüm.
"Bir gün okul'dan çıkmıştım. Sınıfımdan bir çocukla eve doğru yürüyordum. Sadece yürüyorduk.El ele bile değildik. Birbirimize dokunmamıştık bile."
Gözlerimi kapattım ve devamını öyle getirdim.
"Annem bizi camdan görmüş. Eve girdiğim an bağırmaya başladı. Kim olduğunu sordu. Sonra bana söylememesi gereken küfürler, laflar söyledi."
Zeynep Hanımın omuzları sarsılarak ağlıyordu. Akif Albay gözlerini kapatmıştı dinliyordu beni.
"Ne kadar anlatsam'da beni dinlemedi. Kolumdan tutup odama doğru sürükledi. Kapıyı üzerime kilitlemişti." Göktuğ'un yüzündeki öfke artık gizlenemiyordu.
"Bir gün geçti kapıyı açmamıştı. İki gün geçti kapıyı yine açmamıştı. İki gündür hiçbirsey yemedim, içmedim o odada durdum. Kapının önüne oturdum sayısızca kez özür diledim. Çıkmak istediğimi söyledim, yalvardım yakardım ama kimse gelip kapıyı açmayı tenezzül etmedi."
Kafamı Akif Albaya ve Zeynep Hanıma çevirdiğim'de Zeynep Hanım sessizce ağlıyor, Akif Albay'ın gözleri kıpkırmızı olmuştu. Kafamı tekrar Göktuğa çevirdim.
"İki gün boyunca o odada yalnız kaldım. O gün şunu öğrendim..." Bakışlarım tek tek hepsinin üzerinde dolaştı.
"İnsan bazen bir evin içinde yaşar ama yine de kimsesizde olabilir."
Odada hiç kimse konuşmuyordu. Göktuğ başını öne eğmiş mahçup şekilde bakıyordu. Az önce söylediği sözler kulaklarım'da yankılanıyordu.
"Sen ne yaşamış olabilirsin ki?"
Akif Albay ayağa kalkıp yavaşça bana doğru yaklaştı. Gözlerin'den akan yaşları saklamaya çalışmıyordu.
"Kızım..." Sesi kırılmıştı. "Özür dilerim. Sen bunları yaşarken yanında olamadığım için özür dilerim." Zeynep Hanım ayağa kalkıp yanıma geldi ve ağlayarak ellerimi tuttu.
"Canım kızım bir kez olsun seni koruyamadım. O kadar yıl boyunca nerede olduğunu bilemedim. Keşke acını ben çekseydim." İlk defa gerçek annemin gözlerindeki sevgiyi gördüm.
Ve bu, yıllardır taşıdığım bütün yaralardan daha ağır gelmişti.Ellerim onların ellerinin arasında sıkışmıştı.
İlk kez birinin dokunuşu kaçmak istemediğim bir şey gibi hissettirdi ama aynı zamanda içim'de tuhaf bir yabancılık vardı.
“Bilmiyorum…” diye fısıldadım. Sesim titriyordu. “Bilmiyorum size ne hissetmem gerektiğini.”
Zeynep Hanım hıçkırarak nefes aldı. “Hissetmek zorunda değilsin kızım…” dedi. “Sadece burada olman bile yeter.” Ama “burada olmak” kelimesi bile bana ağır geliyordu. Yavaşça ellerimi çektim.
Kimseye sert davranmadım. Ama kimseye tam olarak yaklaşmadım'da. Akif Albay bir adım geri çekildi. Sanki beni sıkmaktan korkuyordu.
Göktuğ ise hâlâ başı eğik duruyordu. Ama bu kez farklıydı yüzünde ilk kez o sertlik yoktu. Sessizlik uzadı.
O sırada Akif Albay'ın telefonu çalmıştı. Telefonunu çıkarıp baktığında önemli birinden olduğu belliydi. Telefonu açıp "Efendim" dedi. Bir süre karşı tarafı dinledi Akif Albay bir an bana baktı. Gitmek istemiyordu, bu çok belliydi ve " Tamam,geliyorum." Diyerek telefonu kapattı.
Akif Albay derin bir nefes aldı. Sonra bana döndü. “Burada kal, hiçbir yere gitme.” dedi yumuşak ama net bir sesle. Başımı hafifçe salladım ve hızıca evden çıktı.
Akif Albay çıktıktan sonra evin içinde zaman sanki yavaşlamıştı. Kimse konuşmuyordu. Zeynep Hanım bir şey demek istedi ama sesi çıkmadı. Sadece gözleriyle bana “kal” dediğini hissettim. Bir süre sonra hafifçe derin bir nefes aldı.
“Kızım…” dedi yumuşak bir sesle. “Saat geç oldu. Yoruldun. Sana bir oda hazırlayalım.”Başımı hafifçe salladım. “Olur.” Sesim hâlâ çok uzaktaydı bana.
Zeynep Hanım beni üst kata çıkardı. Koridorda yürürken duvarlardaki fotoğraflara gözüm takılıyordu ama hiçbirine tam odaklanamıyordum.
Sonunda bir kapının önünde durdu. Kapıyı açtığın'da içeriden hafif bir lavanta kokusu geldi. Odaya adım attığım anda olduğum yerde durdum. Her şey çok düzenliydi ama aynı zamanda çok eski bir his vardı.
Bir köşede küçük bir bebek yatağı vardı. Yatağın içinde minik bir battaniye, duvara asılmış küçücük elbiseler, bir bebek tulumu, minik çoraplar, oyuncaklar vardı. Bir an nefesim kesildi. “Bu...” dedim kısık bir sesle. Zeynep Hanım gözlerini kaçırdı.
“Senin kaybolduğun zaman sakladığımız şeyler.” Yavaşça odaya girdim. Parmaklarım titreyerek bebek tulumuna dokundum. O kadar küçüktü ki sanki benim hayatımın o kısmı hiç yaşanmamış gibiydi.
“Bunları neden sakladınız?” diye fısıldadım. Zeynep Hanım’ın sesi kırıldı.“Bir gün dönersin diye” Boğazım düğümlendi. Bir cevap veremedim. Sadece yutkundum.
“Dinlen kızım…” dedi Zeynep Hanım kapıya doğru yönelirken. “Bir şeye ihtiyacın olursa kapım açık.” Arkasından Kapıyı kapattı. Oda çok sessizdi sadece benim nefes alışveriş sesim vardı.
Yatağın kenarına oturdum. Ellerim hâlâ o minik kıyafetin üzerindeydi.
Ve ilk kez “Ben gerçekten geri mi geldim?” diye düşündüm. Bir süre sonra kapıya hafif bir tıklama geldiğinde başımı kaldırdım.Kapı yavaşça açıldığında Göktuğ içeri girdi.
Ama bu kez yüzünde o sert ifade yoktu. Daha yavaş, daha temkinliydi. “Rahatsız ettim mi?” dedi. Başımı salladım.“Hayır tabikide.”
Bir an durdu. Odaya göz gezdirdi. Bebek eşyalarında bakışı takıldı ama yorum yapmadı.
Sonra bana baktı.
“Konuşabilir miyiz?” dedi.
Sessizce başımı salladım.
Göktuğ bir nefes aldı.
“Bugün…” dedi zorlanarak. “Sana söylediklerim…” Durdu kelime bulamıyormuş gibiydi. İlk kez onu böyle görüyordum. “Yanlıştı,” dedi sonunda. Net ama kırık bir sesle. “Ben seni tanımıyorum ve seni yargılamış oldum.” Başımı hafif eğdim. Yarım ağız gülümsedim
“Beni kimse tanımıyordu zaten.”Bu cümle ikimizi'de susturmuştu. Göktuğ bir adım yaklaştı. “Yine'de böyle konuşmamalıydım.” Sessizlik olmuştu odada. Sonra çok daha kısık bir sesle “Özür dilerim.” Gözlerim ona takıldı. İçimde hâlâ kırık bir yer vardı ama bu özür o kırığı büyütmemişti sadece susturmuştu.
“Tamam,” dedim. Göktuğ başını hafifçe eğdi. Kapıya yöneldi ama çıkmadan önce durdu. “Gökçe…” dedi arkasını dönmeden. " Efendim?”
“Bugün sana öyle davranmamın sebebi, senin kaçırıldığın gün ben yalnızdım. Hiç kimseyle konuşmuyor,sadece seni istiyordum. Seni herkes'den çok seviyordum. Bir anda ortadan kaybolunca korkmuştum.”
Kısa bir sessizlik olmuştu. Anlatmaya devam etti. " Sonra bir kaç ay geçince annem başkalarının çocuklarını sen zannetip almaya çalışıyordu. O kadar kafası gitmişti ki sadece seni arıyor, ne yemek yiyor,nede uyuyordu. Ben zaten hiç kimseyle konuşmuyor, ağlıyordum. Yanımda bir tek seni istiyordum."dediğinde ne diyebilirsin ki ona.
"Şimdi seni görünce yine annem başkasını buraya getirdi sanmıştım. O yüzden... Tekrar özür dilerim senden." Diyip odadan çıkmıştı.
