3. bölüm · YARALI YEMİN
2.BÖLÜM
Alparslan gittikten sonra bende oradan uzaklaştım.Gelen taksiye elimi uzattığımda taksi önümde durmuştu.Taksici abi arabadan inip bavulumu almıştı.
Arabaya bindiğimde taksici abide binmişti."Hayırlı yolculuklar abi. Rica etsem beni Çukurca merkezinde,Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Atatürk İlkokulu’nun hemen yanındaki apartmana bırakabilir misin? Yeni atandım da, evim tam okulun dibindeymiş."dedim
Taksici abi dikiz aynasından bana bakıp gülümsedi"Hoş geldin hocam, hayırlı uğurlu olsun. Tek valizle mi geldin koca İstanbul'dan? Merak etme, tam kapının önüne, okulun önünde bırakırım seni. Çukurca’nın yokuşu biraz yorar ama havası ciğerini açar."dedi
Yola cıktığımızdan telefonum hiç susmadı. Annem üs üste arıyordu ama hiçbirini açmadım.2 saat sonra taksi dik yokuşu tırmanıp okulun önünde durduğunda, başımı kaldırıp yeni evime baktım.
Çevredeki eski taş evlerin aksine, bu bina oldukça modern duruyordu. Gri ve krem tonlarında boyanmış, henüz dış cephe boyası güneşten solmamış, 4 katlı yeni bir apartmandı.
Geniş, cam balkonları vardı ve en üst katın balkonu doğrudan okulun bahçesine, o devasa gri kayalıklara bakıyordu. Binanın girişinde, henüz yeni takıldığı belli olan ağır bir demir kapı ve hemen yanında küçük bir bakkal dükkanı vardı.
Taksi, Cumhuriyet Mahallesi’nin dik yokuşunu tırmanıp Atatürk İlkokulu’nun paslanmış demir kapısının tam karşısında durmuştu.
"Geldik hocam, evin tam burası," dedi taksici abi nazikçe.
Çantamdan çıkardığım parayı uzattım. "Sağ ol abi, ellerin dert görmesin."dedim
"Siz sağ olun hocam, bir ihtiyacın olursa buralardayız," diyerek parayı aldı ve inip bagajdan tek valizimi çıkardı. Valizimi kaldırıma bıraktığında, taksinin uzaklaşan sesiyle birlikte kendimi bu devasa kayalıkların ortasında yapayalnız hissettim. Gökyüzü sanki o gri dağların tepesine oturmuş gibiydi.
Binanın giriş katındaki küçük bakkala yöneldim. İçerideki ekmek kokusu ve raflardaki bisküvi kutuları tanıdık bir huzur veriyordu. Tezgahın arkasındaki amca beni görünce hemen toparlandı.
"Kolay gelsin, ben yeni atanan öğretmenim. Anahtarımı buraya bırakmışlar." dedim sesimdeki yorgunluğu gizlemeye çalışarak.
"Hoş geldin kızım, hayırlı olsun," diyerek çekmeceden üzerinde küçük bir anahtarlık olan o metal parçasını uzattı. "Dördüncü kat, numara yedi. Eşyalar tamam dediler ama bir eksik olursa hemen ses et."
Teşekkür edip binaya girdim. Asansörün olduğuna sevinmiştim.Asansöre doğru ilerleyip içine girdim. 4. Kata bastığım gibi kapılar kapanmıştı. 4. Kata geldiğimde asansörün kapıları açıldı ve valizimi alarak asansörden indim. Yeni evimin kapısına doğru ilerledim ve kapıyı açıp içeri girdiğimde beni hafif bir toz ve yeni temizlenmiş deterjan kokusu karşıladı.
Ev eşyalıydı; eski bir kanepe, köşede küçük bir televizyon ve mutfaktaki iki sandalyeli masa vardı. Her şey tamdı ama her şey çok yabancıydı. Valizimi kapının girişine bırakıp doğruca balkona yürüdüm.
Aşağıda Atatürk İlkokulu'nun boş bahçesi, karşımda ise heybetli Çukurca Dağları duruyordu. Cebimdeki telefon tekrar titredi: Annem Arıyor. Ekranın ışığı sönene kadar sadece dağlara baktım. Artık buradaydım.
✨ ✨ ✨
Ertesi sabah, Çukurca’nın keskin dağ havası odanın içine sızarken uyandım. İstanbul’daki gürültülü sabahların aksine, burada sadece uzaklardan gelen bir kuş sesi ve vadinin uğultusu vardı.
Hızla hazırlandım. Üzerime yüksek bel siyah bir pantolon ve üzerine krem rengi şık bir crop geçirdim. Saçlarımı aynada son kez düzeltip çantamı omzuma astım. Kapıyı çekip asansöre doğru ilerleyim bindim. Asansör aşağı inerken, heyecanım her katta biraz daha katlanıyordu.
Asansör giriş katta durduğunda indim ve apartman kapısından açıp çıktığımda bakkal amca dükkanın önündeki taburesinde oturuyordu. Beni görünce hafifçe doğrulup gülümsedi.
"Günaydın hocam, ilk ders heyecanı mı?"
"Günaydın amca, evet biraz öyle," dedim gülümseyerek.
"Hadi yolun açık olsun, çocuklar seni bekler," dedi arkamdan.
Birkaç adımdan sonra Atatürk İlkokulu'nun bahçesindeydim. Okulun koridorlarındaki o tebeşir ve temizlik malzemesi kokusu burnuma dolarken kendimi Öğretmenler Odası'nın önünde buldum. Kapıyı hafifçe aralayıp içeri girdiğimde, masanın başında oturan güler yüzlü bir kadın öğretmen hemen ayağa kalktı.
"Hoş geldin! Sen yeni atanan sınıf öğretmenimiz olmalısın?" dedi sıcacık bir sesle.
"Hoş buldum, evet. Ben Gökçe."dedim
"Ben de Sedef Kaya. Bende sınıf öğretmeniyim ama burada hepimiz her işe koşarız. Çok memnun oldum," diyerek elimi sıktı. Sedef’in enerjisi üzerimdeki o çekingenliği bir anda dağıtıvermişti.
Biraz sohbet ettikten sonra masanın üzerindeki matematik kitabımı aldım. "Benim ilk dersim başlıyor, 1-E sınıfı."
Sedef göz kırptı: "Bol şans hocam, mini mini birler seni çok sevecek!"dedi şakasına gülüp sınıfa doğru ilerledim.
Sınıfa girdiğimde otuz çift meraklı göz bana döndü. O küçük yüzlerdeki saflık, bana neden burada olduğumu hatırlattı Hepsiyle tek tek tanışmıştık. isimlerini defterime yazdım ve ardından ilk matematik dersimize, sayıların o büyülü dünyasına giriş yaptık.
✨ ✨ ✨
Son dersin zili koridorda yankılandığında, üzerimde tatlı bir yorgunluk vardı. Eşyalarımı toplayıp okuldan çıktım ve eve doğru ağır adımlarla yürümeye başladım. Tam apartmanın girişine gelmiştim ki arkamdan bir ses yükselmişti.
"Hocam, yoksa sen de mi burada oturuyorsun?"
Arkamı döndüğümde Sedef’i gördüm. Şaşkınlıkla, "Evet, dün taşındım," dedim.
Birlikte asansöre doğru ilerleyip bindik. Dördüncü kata geldiğimizde ikimiz de indik.Ben sağ taraftaki numara yediye yönelirken, Sedef tam karşımdaki dairenin önünde anahtarını çıkardı.
"Şaka yapıyorsun!" dedi Sedef kahkahalarla. "Aynı kat, karşı karşıya? Komşuymuşuz meğer!"dedi
Şaşkınlıktan elimdeki anahtarı düşürecek gibi oldum. Çukurca’nın bu heybetli dağlarının arasında, artık sadece bir meslektaşım değil, kapı komşusu bir dostum da vardı.
