7. bölüm · YARALARIMIZIN HATIRALARI

7- Boşluk hissi

Vasilyaves .

Kadere boyun eğmek.

Binlerce kez insanlardan nasihat adı altında dinlediğim kelimeler. Ben kimseye boyun etmiyorum. Kadere mi eğeceğim. Babam bile bana bunu söylemişti. Kim söylerse söylesin kabul etmemiştim. Babam büyük konuşuyorsun demişti. Bende aşık olmam diyordum ama anneni gördüm dedi. Desteklediğim tek çiftlerdi.

Büyük konuşmak konusunda onun gibi düşünmüyordum. Eğer bir gün dik başım yere düşerse ben gerçekten bitmişim demektir. O gün gelmemesi için elimden ne gelirse yapardım. Yanımda babam varsa bir şey yapmam gerekmezdi. O benim için yapardı buna eminim. Küs olsak bile yapardı.

Şimdiye gelecek olursak elimde tuttuğum kağıt ile bakışıyordum. Başım yere düşmedi. Omuzlarım hala dik. Nefesim kısa bir an kesildi. Gözlerim tek bir noktaya odaklandı. İsimlerini tekrar tekrar okudum. Saati, yeri, ve klasik o sözü. Bu mutlu günümüzde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız

Başkasını sevdiğini biliyordum. Gözümün önünde evlilik teklifi etmesine bile tamamdı. Bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Bir de bana davetiye göndermesini...

Yaz bitmeden düğün yapalım mı demişlerdi? Eylülün ilk günlerine girmiştik bile. Onlar yeni bahar ayına girsinler. Gözüm uzun süre kapanmadığı için doldu.

Burada olduğumu bilmiyordu ki? Biliyor muydu? Eve gönderirdi gönderecekse. Tuzak. Birinin oyunu. Buradaki birinin oyunu. Babam. Gözümü davetiyeden ayırmadan düşündüm.

Babamın planı. Bunun gerçekten oyun mu yoksa gerçek mi olduğunu anlamak için. Eğer üzülürsem hala onu sevdiğime inanır ve bunun rol olduğunu anlardı. Üzülmezsem işler daha zorlaşır ve bunu gerçek sanırdı. Yan gözle bana baktığını hissettiğimde tüm düşüncelerim doğrulandı.

Kimin kızıyım ben? İnanacağımı mi düşünüyor? Anladığımı belli etmedim. Üzülmüş gibi davranıp hızla toparlandım. Beklemediğim bir olay daha. Başımı kaldırmam ile Atlasın bana baktığını fark ettim. Ne zamandır bakıyordu.

Aslında ona açıklamama gerek yoktu. Azcık vicdanı varsa onu sevdiğimi düşünüp bu oyunu bitirirdi. Babamın sesi ile irkildim. “Gider miyiz?” Davetiyeyi işaret etti. “Tabi. Davete icabet etmek gerekir” O da benim iyi rol yaptığımı biliyordu. Ne planlıyorsa hepsi yolunda gidiyordu. Ve beklediğim sözü söyledi.

“Ben kızıma inanıyorum. Oyun dediyse oyundur.” Yüzümde zafer gülüşü oldu. Bunu engelleyemedim. Dolu bardağımı dudaklarıma götürene kadar gülüşüm solmadı. Herkesin ifadesi sekteye uğradı bir bana bir de babama baktılar. Atlas tam karşımda olduğu için onun tüm dikkati bendeydi. Ne gördüyse gözlerimde anladığını hissettim. Yüzümdeki gülüş bile beni ele veriyordu aslında. Kısa sürdüğü için sadece Atlas gördü. Tüh, vicdan da yaptıramayacağız.

Babamın masanın üzerindeki elinin üzerine elimi koydum. “Teşekkür ederim ” Boşta kalan elini elimin üzerine koyarak gülümsedi. Benim kızım bana yalan söylemez der gibi baktı. En azından bu konuda söylemedim. Geri kalan vakitte babam Önder amcayla birbirine laf soktular. Annem ile Özlem hanım iyi anlaşmıştı. Babamın aksine o gayet normal sohbet ediyorlardı. Atlas ile birkaç kez konuşmuştum. Herkes birbiri ile konuşmaya odaklanmışken esprisel konuşma geçmişti. Aleyna benden hoşlanmıştı. Onunla da biraz laflamıştık. Utandığı için beş kelimeden fazla konuşmuyordu. Utangaç biri değildi aslında. Çok nadiren annesi ile haberlerini gördüm. Benden utandı. Vakit geç olmadan kalkmaya karar verdik.

Ailem ile döneceğimi sanırken öyle olmadı. Atlas kapıya adamını bırakmıştı. Önemli iki iş adamının ortaklık içi bu mekana geldiklerini ve bu yüzden kapıda magazinciler olduğunu söyledi. Bu demek oluyor ki beraber çıkacağız. Çünkü bir şekilde garajda arabamın olduklarını öğrenirlerdi. Daha fazla kimsenin ağzına düşmemek için birlikte çıkmaya karar verdik. Babam bu durumdan memnun olmasa da laf etmedi.

“Güzel bir akşam mıydı Delfin Hanım? Sizi memnun edebildim mi?” Masadan uzaklaşmış, çıkışa doğru ilerliyorduk. “Daha iyileri olmuştu.” Kameralar görüş acıma girdiği gibi o da yanıma tünedi. Bir elini koluma sarıp rolümüze öyle devam ettik. Tüylerim diken diken olmuş. Nefes almam yedi saniye gecikti. Fazla temas seven biri değildim. Yakınlarımın bile bana bu kadar sık temas etmesine olumlu bakmıyordum. Benim rahatsız olduğumu fark ettiğinde elini kolumdan indirip sadece elimi tuttu. Bundan da rahatsızdım ama sesimi çıkarmadan devam ettim. Flaşlar yüzüme vururken gülümsemeye çalıştım. Atlas önceden söylemiş olmalıydı ki araba kapının önüne geldi.

“Artık bir açıklama yapacak mısınız?”

“Ne zamandır birliktesiniz?”

“Bu geceyi neye borçlusunuz?”

Kameraların önünden geçerken soru tufanına tutuldum. Kimliğimi vermemi isterler miydi? “Hakkınızda asılsız haberler dolaşıyor. Delfin hanımı aldatıyor musunuz?” Bu soru Atlasa yönelikti. Cevap vermedi. Zaten aldatsa şuan yanımda olmazdı.

Toprağın altında en iyi ihtimal.

Geçecek yer kalmayınca önüme geçerek yol açmaya çalıştı. Hala el ele tutuşuyorduk. Elimin şimdiden terlediğini hissettim. Aramızdaki mesafe açılmıştı. “Tüm bu olaylardan sonra bu geceyi neye borçlusunuz?” Sana. Sinirli bir ifade takınmamak için direndim. “Atlas beyin sizinle olan ilişkisini neden-”Daha fazla dayanamayıp konuştum. “Sınırları aşmadan konuşalım. Aksi halde olacaklardan ben sorumlu değilim” Özel hayat yoktu. Bir gün gerçekten magazincilere hesap verecek duruma düşeceğimi hayal bile edemiyordum. “Sevgilinizin bu düşüncesine siz ne diyorsunuz?” Arabanın yanına çoktan gelmiştik. Atlas bir yandan kapımı açarken magazincilerle konuştu. “Ne diyorsa haklıdır.” Arabaya binmemi bekledikten sonra kapımı kapatıp kendi yerine geçti. Daha fazla soruya maruz kalmadan gaza bastığı gibi oradan uzaklaştık.

Gülümsemem kesildi. Derin bir nefes aldım. “Şu oyunu çabuk bitir! Ben daha ne kadar maruz kalacağım buna?” İstesem bende bitirdim ama yanımda olması ve bu fikri onaylaması gerekirdi. Aksi takdirde gerçekten adımızı kirleten ben olacaktım. “Tek derdin bu olsun” Başka bir şey söylemeyip arabayı sürmeye devam etti. Beş dakika sonra tekrar son dakika sayfasında olacağız. Ve hakkımda yazılanları bir sürü iğrenç yorumla birlikte.

“Sana temas edilmesinden hoşlanmıyor musun?” Kırmızı ışık yüzümüze yansırken araba durdu. Eve gelmeye daha çok vardı. “Yakınlarımın dokunmasına karşı değilim ama bir başkasının temasını sevmiyorum” Ona baktığımda yeşil hareleri kirpiklerim ile gözüm arasında takılı kaldı. Lifting yaptırdım onu mu fark etti?

“Anladım. Başta söyleseydin o kadar samimi olmazdım.” Başımı salladım sadece. “Sorun yok. Artık biliyorsun” Yeşil yandığında araba tekrar hareket etti. Gözlerini üzerimde çekti. Ben konuşmamak için çabalarken onun benimle konuşmak için çabasını fark ettim. Konu açmaya çalışıyordu. “Babanın sana inanmasını sağlaman nasıl oldu?” Dirseğimi camın kenarına sabitlemişken başımı hafif çevirip baktım. O da önceden bana bakıyor olmalıydı ki odağı kaybolmasın diye yola baktı. “Kendi tuzağına düştü.” Soğuk tepki vermemi anlamış olmasına rağmen bir dakika geçmeden tekrar konuştu. “Sen birisini mi seviyorsun?” Sustum. Seviyorum desem ne değişirdi? Belli vicdan yapmazdı. Boğazım düğümlendi. Bu konuyu başka bir erkekle konuşmamıştım. Babam hariç. Her durumumda o bundan muaftı.

“Hayır.” Yine konuşmadım. Israrcı bakışlarını üzerimde hissedince kısa kestim. “Uzun hikaye. Geçmiş bitmiş bir olay.” Gözü bir yolda bir de bende gidip geldi. Ne söyleyecekse tereddüt etti. “Onu bilmiyorum ama seninki bitmemiş gibi.”

“Bitti!” Nefes almamı bile beklemeden lafımı söyledim. “Herkes kendi yoluna bakıyor. Bende öyle. Ayrıca kimsenin mutluluğunu bozacak değilim.” Sinirle çatılan kaşlarımı düzeltmem zaman aldı. Fark etmesem de sesim olduğundan daha çok çıktı. “Ben öyle bir şey demedim.” Evet. Söylemedi. Sesini bile çıkarmadı. Benim sinirlerim kafamın içinde fazla dolandı. “Pardon. Sinirliyim şu aralar.” Az öncekine nazaran sesim daha sakin çıktı. Başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi kapattım. Daha sakin kalmam için bir kaç saniyeye ihtiyacım vardı.

Her şey üst üste geldi ve ben nasıl halledeceğimi bilmiyorum. Yavaş yavaş aklımdan tamamen çıkıyordu Sonay. Kalbimden çıkalı çok oluyordu.

İki ay.

Kendine yeni bir hayat kurmak için kısa bir süre.

Eskiyi unutmak için fazla uzun bir süre.

Bugünden itibaren unutmuştum. Başımda onca sorun varken bu artık sorun kategorisinde bile olmaması gerekirdi. Daha yapmam gereken çok iş vardı. Eda ile konuşmalıydım. O beni anlardı. İnanmasa bile söylediklerime beni anlardı. Öyle hissettirirdi.

Poyraz ile daha etkileyici bir konuşma yapmam gerekirdi. Sabahki sinirle yapılan konuşma etkili olmadığına emindim. Bir yere çağırıp derinlemesine bir konuşma yapmalıydım. Babam ile sorunum kaldığını sanmıyorum. Neden ona kızgın olduğumu bile unutmuştum.

Begüm ile abla-kardeş konuşması yapmam gerekiyordu. Ona teşekkür etmeliydim. O bile bana inanmasa da yanımda olan tek o vardı.

Atlas ile olan bu meselem ne kadar devem edecekti. Tüm sülalem öğrenmişti. Abimden önce beni bile evlendirirlerdi. Tabikide onu aileye tanıtmayacağım. Bu kadarına gerek yok. Ne kadar sürebilir ki? Bir iki hafta desem o bile yeterdi. Arabanın durduğunu anlayınca gözlerimi açtım. Hemen arabadan inmedim. O da aceleye getirmedi. Büyük Ünal gözümün önüne geldi. “Teşekkür ederim. Bu gece en azından yanımda olup bana destek verdin.” Yüzüne bakarak söylemedim. Dümdüz karşımdaki ev kapısına bakıyordum. Onun gözü benim üzerimdeydi.

O kadar yorgundum ki. Zihinsel olarak fazla yorgun. Bu yüzden ne söylediği bir kelimeye takılacağım ne de yaptığı bir harekete. “Yapabileceğim başka bir şey olursa haber verirsin.” Başımı salladım. Arabadan indikten sonra kapıyı kapatırken baktım ona sadece. Hissiz. Tepkisiz. “İyi geceler.”

“İyi geceler ayçiçeği” Gülümseyip eve girdim. Her günüm farklı yorgunluktan aynı yerde son buluyordu. Güvende hissettiğim o yerde. Odamda.

🌻

Yine sabahını hızlıca ettiğim bir güne uyandım. Zaten şu hayatta beni mutlu eden günlük rutinim uykuydu. Kahvaltımı ayaküstü bir şeyler atıştırarak yaptım. Üzerime klasik siyah kısa vücudu saran bir elbise giydim. Abartılı değildi. Üzerime bordo deri ceketimi alıp çıktım. Aslında işim şirkete gitmekti ama az önce Eda arayıp acil gelmemi istemişti. Şirkete geçmeden oraya uğradım.

“Gel canım” Kapının açılması ile aslında endişeli görmeyi beklediğim yüzü fazla neşeliydi. “Bir şey mi oldu?” Ceketimi asması için ona uzattım. “Onu sen anlatacaksın” Edanın her şeyini biliyordum. O ise benim bazı şeylerimi. “Ne olmadı ki? İnanabiliyor musun babam bana inanmadı. Doğrusu kimse bana inanmadı.” Koridorda ilerleyip salona doğru yürürken kısaca anlattım. “Meğer kendi çıkarı içinmiş” Sabah Begüm babamı affettin mi diye sorunca neden küstüğümü hatırladım. “Poyraz ile beni nişanlayacakmış. Poyraz beni seviyormuş. Ne kadar aptalım ben bunu nasıl fark etmedim. O benim abim gibi. Babamın savunması ne biliyor mus-” Evde yalnız olacağımı düşünürken salonda dün akşam beni eve bırakan adamı görmeyi düşünmüyordum. Rol gereği sevgili olsak bile her yerde karşıma çıkması rahatsız ediyordu. Bir akşam yanımda durup bana destek oldu diye yelkenleri suya indirecek değilim. “Ben olanlardan bahset derken bundan bahsediyordum ama anladığım kadarıyla daha önemlisi varmış.”

Edanın sesini umursamadan tekli koltuğa oturdum. Atlas bir bana bir de Edaya bakıyordu. Atlasın üzerinde daha rahat bir eşofman takımı vardı. Havalar soğumaya başladığı için sweatshirt giymişti. Saçları akşamkinin aksine daha dağınıktı. Yüzü daha solgundu. Dikkatimi çekmemiş değildi. Yeşil gözleri daha derin bir renge boyanmıştı.

“Anlatın artık. Bakin ikiniz de arkadaşımsınız bu yüzden bilmem gerekiyor.” Eda bacak bacak üstüne atıp bir bana bir Atlasa bakıp durdu. “Oyun hepsi. Aramızda bir şey yok. Ben artık bana inanmayanlara laf anlatmaktan bıktığım için bir kez daha anlatmayacağım. Sen anlat” diyerek pası Atlasa attım. Ters tepki vermeden o anlattı.

Telefon konuşmamızda gerçekten sevgili olduğumuzu düşünse de dinleyince inandı. Bu sefer çaba göstermeden bana inandı. Kapının çalması ile fikirleri de yarım kaldı. “Ne zaman bitireceksiniz? Yada bitirince arkadaş kalacak mısınız” Kapıya bakmak için odadan çıkınca salonda başbakan kaldık. Bileğimdeki saate baktım. Yarım saat sonra şirkette toplantım vardı. Biraz geç kalsam sorun olmazdı.

Edanın sorusunu kendi içimden cevap verdim. Ben arkadaş kalacağımızı sanmıyorum. Beni bu duruma düşürdüğü için belki evini yakardım. Bu sefer kundakçı olmaya kabulüm. Yada tekrar tırlarını patlatırım. Amacım kimseyi öldürmek olmazdı benim. Maddi zarara uğrasın, rahat kalmasın yeter. En azından ben uğraşacaktım. Beyaz desensiz halıya odaklanmış gözlerimi kırpıştırarak daldığım yerden çıktım. Kapıdan giren adama baktım. İki metreye yakın boyu vardı. Tahminine Atlasın boyu ile yakındı. Soğuk havaya rağmen beyaz kısa kollu polo yaka giymişti. Altında ise şort vardı. Galiba ben üşüyorum. Sarı saçları vardı. “Seni topladığım yerler gittikçe değişiyor.” Bu söylediği Atlasaydı. Nerden bilmiyorum ama bu adam bana tanıdık geliyordu.

Odada benimde olduğumu görünce baştan aşağı süzdü. “Sen?” Sorgulayan bakışları benden ayrılmadı. Kendimi tanıtacağım sırada beni tanıdı. “Yenge hanım. Bende tanıştığıma memnun oldum. Ufuk ben. Atlasın arkadaşlarından” Uzattığı elini sıkarak ayağa kalktım. Kapının arkasında duran Edaya baktım. Yüzünde pek rahat bir ifade yoktu. Tekrar Ufuk’a baktım. “Bende memnun oldum.” Atlas aramızdakinin oyun olduğunu söylememişti. Şahsen ben tüm yakınlarıma söyledim. Saklanılacak bir tarafı yoktu.

Atlas ile Ufuk kendi aralarında sohbet ederken Edanın kulağına fısıldadım. “Bana çok tanıdık geliyor. Sen tanıyor musun?” Unuttuğuma inanıyormuş gibi baktı. Aynı kısık ses tonuyla bana söylendi. “Eski sevgilim.” Gözlerim kocaman açıldı. Hatırladım. Tabi o zaman yüzü daha küçüktü. Saçları neredeyse sıfırdı. Şimdi daha olgunlaşmış bir yüzü vardı. “Üç yılı geçik süredir görmüyorum. Yani bir an görünce beklemiyordum” Omuzuna dikleştirip kendine gelmek için yüzünü salladı. Sadece yüzünü hatırlayabiliyordum.

Eda ile ilişkisinin ne kadar sürdüğünü, neden ayrılıklarını hatırlamıyordum. Bu ortamda onu daha fazla tutmak istemediğim için beni geçirme teklifinde bulundum. Toplantıya yetişmek için zamanım tükeniyordu. Ne kadar erken ayrılsam o kadar iyiydi. Kapıdayken kısaca bahsetti. Başka biri olsa ben senin en yakın arkadaşınım nasılsın unutursun derdi belki. Eda ne iş yaptığımı bildiği için takmıyordu. Daha dün akşam babama neden küstüğüm unutmuşken neden bunu hatırlayacağım ki?

İlişkileri dört ay sürmüştü. Yavaş yavaş anlatınca hatırlamaya başladım. Sonrasında Ufuk, Edanın kendisini aldattığını söyleyerek ayrılmıştı. Eda onun sadece arkadaşı olduğunu söylese de inanmamıştı. Bunca zaman yurt dışında kalmış. Benim bunları hatırlamamam çok normaldi. O zamanlar babam dördüncü sınıf konservatuvar öğrencisi kızını mezun olmadan okutmaktan vazgeçirme yolundaydı. Bende bunun psikolojisi altında olduğum içim Edanın sorunu ile çok ilgilenemedim.

Aynı ortamda durmaması için geçerken onu da iş yerine bırakmayı teklif ettim. Reddetti. Gerek yok, giderler şimdi diye geçiştirdi. Hareketli hayatımı yoluna koyduktan sonra Eda ile kız gecesi yapmam gerekiyordu. Bunu da ajandama yazacağım. Kapıda vedalaştıktan sonra şirkete gittim.

Babam burada da yoktu. Poyraza benim nişanım yapamayacağını anlatıyordur diye geçirdim içimden. Gün boyunca toplantıya girip çıktım. Yapılacak her işi yaptım. Her şey yolunda ilerliyordu. Annemi arayıp babam eve gelirse beni aramasını söylemiştim. Dört saat geçmişti ama haber yoktu. Üstelik bunu sadece anneme değil gidebileceği çoğu yere söyledim. Poyraza bile. Bana karşı hislerini öğrendikten sonra uzaklaşan tavrıma rağmen mesaj attım. Ondan da haber yoktu. Oraya hiç gitmemişti. Sabah yedide evden çıkmıştı. Abimin yanına gitmez. Onların balayını bozmazdı. Gitse çoktan haber alırdım ayrıca.

Küs olsam bile merak ediyordum. Şuan işlerim yolunda gidiyordu ama hiç bir zaman bu uzun sürmezdi. Elbet bir şeyler olur ben kolay kolay mutlu olmazdım. Ne demek istediğim anlaşıldığını düşünüyorum. Babamın başına bir şey gelmesinden korkuyorum. Akşam olmuş, güneş batmış, Rüzgarın hafif esintisi yerini şiddetli bir yağmura bırakmıştı. Herkesin mesaisi bile bitmiş şirket bomboşken çıkıp eve döndüm. Yoldayken Poyraz aradı. Babama ulaşırsa söylemesini istediğim için aradığını düşünüyorum. Selamlaşma faslı geçtikten sonra uzatmadan konuya girdi. “Bugün yoğundum konuşmadık babandan haber var mı?”

“Yok. Ama endişelenecek bir şey de yok. Babam ile tartıştığımı biliyorsun. Şimdi arayıp nerde olduğunu sormak istemediğim için senden rica ettim. Kötü bir şey yok.” İlgilenmesi gereken bir konu değildi. İçimi huzursuzluk kapamaya devam ederken her şey yolunda gibi konuştum. Uzatmadan konuyu kapattık. Dönüş yolu o kadar uzundu ki. Arabadaki şarkı bile zihnimin seslerini susturmuyordu. Telefonun kamerasını açıp direksiyonun yanındaki çıkıntılı sabitledim. Ve kaydı başlattım. Birisi ile konuşmaya ihtiyacım vardı. En azından düşüncelerimi içimden atmalıyım. Arabayı sürmeye devam ederken konuştum. “18 Eylülden merhaba. Yapacağımı bulamadım. Bu yüzden kamerayı açmaya devam ediyorum. Aslında en son bunu geçen sene yaptım. Kendimi kameraya çekmeyeli uzun zaman oldu. Bu Edadan bana gelen bir alışkanlık. Her neyse konuya dönelim. Zihnimi kurcalayan parçalar var. Çok fazla var. Sadece her şey üst üste geliyor ve biri bir başkasını unutturuyor. Daha fazla çekeceğim var. Hissediyorum, tahmin ediyorum, biliyorum. Her kelimenin karşılığı olduğu gibi. Yaşadığım her olayın bir başka karşılığı var. Konuşmak bana iyi hissettiriyor. Çok fazla alakasız konulardan konuşsam bile aslında ben sadece kendimi anlatmaya çalışıyorum. Zihnimi başka bir yere sürükleyip orada düşünüyorum. Konuşurken söylediklerim ile düşüncelerim uyuşmuyor. Şuanda öyle. Sadece konuşmaya ihtiyacım var. Ama boş bir konudan konuşamıyorum. Aklıma gelmesi gerekiyor. Düşüneyim.” Düşündüm. Bir, iki, üç boyutlu düşündüm. Sevdiğim, sevmediğim her şeyi düşündüm. “Şarkı söylemeyi seviyorum. Uzun zamandır söylemiyorum. Ailecek geçirdiğimiz akşamlarda söylerdim genellikle. Eskiden. Bazen Eda istiyor. Kırmıyorum onu söylüyorum. ” Aklıma gelen şey ile gülüşüm hafif soldu. Yüzüm düştü. “Küçükken kurduğum hayallerimi gerçekleştiremedim. Çoğu gerçekleşmedi. Mikrofonum olacaktı benim. Simli, taşlı. Belki sticker yapıştırırdım. Cesurca şarkı söylemek isterdim. Milyonlarca insanın önünde.” Gözlerim kızardı. Hafif sulandı. “Bir dükkanın olacaktı. Pastanem olacaktı. Kendi kendime yalnız ben olacaktım. Tüm tatlıları ben yiyecektim. Pembe panjurları olacaktı. Eve benzeyecekti. Hansel ve Gratelin evi gibi.” Çarpık bir gülüş daha eklendi dudaklarımın arasına. Masumluğuma güldüm belki de. “Tüm ülkeleri gezecektim. İş için değil tatil içindi olacaktı hepsi. Belki yaparım ama bunu yirmilerimin başında yapacaktım.” Girdiğim hüzünlü havadan çıktım. “Neyse. Bir tanesi gerçekleşti. Kendime ait kocaman bir giyinme odam var. Kimi için israf, benim için değil. Çok büyük üstelik.” Küçük bir çocuk gibi giyinme odamı baştan sona en ince ayrıntısına kadar anlattım.

Çektiğim video evin önüne gelince sonlandı. Şimdi daha iyiydim. Saate kaydı gözlerim. Biraz trafiğe takıldığım için eve dönüş saatim uzadı. Dokuz buçuk olmuştu. Arabadan indiğimde gibi çift taraflı merdivenlerden yürüyerek çıktım. Arabada yürürken içim içimi yese de babamın evde olabileceğine inandım. Bir ihtimal annem bana haber vermeyi unutmuştur diye düşündüm. Babam geç de olsa akşam yemeğine katılırdı. Ve akşam yemeği saati çoktan geçmişti. Kapıdan içeri girdiğim gibi gözlerim babamı aradı. Anneme baktım. Sakince televizyonu izliyordu. Kucağında çerez tabağını masanın üzerine bırakıp selamlaştık. Begüm ise onun yanında televizyona bakarken eşlik ediyordu. “Geldiniz mi? Yemek için sizi bekledik. Hadi sofraya” Annem ayaklanıp mutfağa yürüdü. Yemek saati üzerinden iki saat geçmişti. Ve annem babamla geldiğimi düşünüyordu. Yani babam burada değildi. Begüm de arkama bakmaya çalıştı. Babamı görmeyince yüzü düştü. “Dışarıda mı? Sakın yemek yediğinizi söylemeyin ben sizi bekledim.” Akşam yemeği yememiştim. En son saat üç civarı kahve ve kurabiye yemiştim. Açlık hissetmiyordum. Annem çoktan köşeyi dönüp mutfağa girmişti.

“Babam benimle değil Begüm.” Kaşları çatıldı. Ne demek istiyorsun der gibi baktı. “Bugün ondan hiç haber almadım. Gidebileceği her yeri araştırdım. Hiç bir yerde değil.” Şaşkınlıktan açılan ağzını eliyle kapattı. Şirketten çıkmadan önce gururumu bir kenara bırakıp yedi kez aramıştım onu. Cevap yoktu. Gözlerim Begümün arkasındaki kapıya tutunmuş anneme baktı. Duymuş muydu?

Evet.

“Ne dedin sen?” Sesi titreyerek çıktı annemin. Yere düşmemek için kapıya sıkıca tutunuyordu. İyi olmadığını fark edince yanına koştum. “Anne!” Kolunu tuttuğum gibi salondaki koltuklardan birine oturttum. Begüm ise ne ara doldurduğunu bilmediğim su dolu bardağı anneme uzattı. “Gece gece nereye gider habersiz?” Annem hayıflanmaya başladı. Begüm cebinden telefonunu çıkarıp bir kaç kez daha babamı aradı. Duyduğumuz ses aradığınız kişiye şuanda ulaşılamıyor daha sonra tekrar deneyiniz oldu. Dakikalar hızla aktı. Oturduğu yerden kimse sesini çıkarmıyordu. Duyulan ses gergin nefes alışlarıydı. Annemin titrettiği bacağından çıkan ritmik sesler de buna katıldı.

“Ben daha fazla duramayacağım.” Annem oturduğu yerden hızla ayağa kalktı. Bu hıza alışık olmadığı için başı döndü. Eli kısa bir an şakaklarına gidip ovdu. “Nereye gidiyorsun?” Vestiyerden kürkünü alıp kapıya yöneldi. “Kocamı bulmaya”

“Nerden bulacaksın? Nerede olduğunu bilmiyoruz ki.” Begüm arkasından bağırdı. Annem cevap vermeyip yüzümüze kapıyı kapadı. Polise gitmek mantıklı mıydı? Bizim için değil. Eğer sorun başkaysa polisi bu işe karıştırmak doğru olmazdı. Babamın başına bir şey geldiğinden emin değildim. Yine de tüm adamlara aramaları için emir verdim. Bunun gizli kalmasını da belirttim. “Begüm. Senin yarın okulun var. Aksatma şimdiden yat istersen.”

“Babamın akıbeti belirsizken bunu mu yapayım?”

“Elimizden ne geliyor? Yada senin elinden ne geliyor?” Yapmam gereken her şeyi yapmıştım. Dahası da vardı ama bunları yapmam için yalnız olmam lazımdı. Begümü odasına gönderme çabam bunun yüzündendi. “Elinden bir şey gelmiyorsa. Kendini yıpratmaya gerek yok. Yarın okula gitmeyecek olsan bile odana çıkıp dinlen.” Omuzunu sıvazladığımda başını sallayıp odasına çıktı. Onun ardından bende babamın çalışma odasına çıktım.

Babam benden gizlediği fazla olay vardı. Tüm belgeleri kurcaladım. Kasasını böle açıp baktım. Benden gizlediği bir düşmanı varsa tek sorumlu oydu. Çalışma odasının her yerini karıştırdım. Yok. Elime geçen hiçlik.

Babam benden gizliyor. Çok şey gizliyor. Adım kadar eminim ki başına ne geldiyse onlar yüzünden geldi. Gecemin ilerleyen saatlerinde oldu. Bilgisayarı, tableti.. akla gelebilecek tüm kişisel eşyaları. Normalde yapmayacağım şeyleri o gece yaptım. Hepsini kurcaladım. Elimde varlığını sürdüren hiçlik ile bakıştım günün sonunda. Beynimin yüzde yüzünü kullanamıyorum. Merdivenlerden sarsak adımlarla inerken kapıdan perişan halde gelen annem ile gözlerim kesişti.

Ağlamaktan çıkan göz altı morlukları, kıpkırmızı gözleri ve diz kapağının altından ayak bileğine kadar uzanan toz toprak görüntüsü... Dağınık saçlarını kendi görse bunlar bana ait olamaz der sıfıra vururdu. Yanına gidip ona sarıldığımda omuzumda hissettiğim çenesi ile ağlaması şiddetlendi. Nerede arayabilirdi ki? Hiç bir iz yok.

“Yaşadığını bile bilmiyorum. Nefes alıyor mu bilmiyorum. Aç mı, tok mu bilmiyorum.” Hıçkırarak ağlaması arasında net olarak anlayabilirim kelimeler bunlardı. Salondaki ışıklandırmayı daha karanlık yaptım. Verandanın loş ışığı salonu aydınlatmaya yetti. Annemin bir başını dizime koyup saçlarını okşadım. Küçükken bana yaptığını şimdi ben ona yaptım. İçli içli ağlaması sonlandı. Nefes alışları düzeldi. “İyi olduğuna inanıyorum.”

“Bende” dedim kısık sesimle. Gözlerim her saniye kendi telefon ekranına gidiyordu. Bana yapılan tehdit mesajı görmek istiyordum. Babanı görmek istiyorsan ... kadar parayı ... ya getir gibisinden. Saatlerdir gelmedi beklediğim o ses. Gece iki olmuştu. Ben annemle salonda yorgunluktan bitkin düşerek, boğazımdan çıkmasını beklediğim fısıltı sesim ile konuşuyorduk. “Baban ile ilk tanıştığım günü hatırlıyorum. O zaman daha yakışıklıydı” Sesini zar zor duydum. “Deden ile at biniyordum. Baban ise şans eseri orada bulunuyordu. İlk gördüğümde sevmedim onu. Nefret ettim belki de. Egolu dedim. Havası kime ki dedim. Ama işte sonuç olarak buradayız. Yani en azından ben buradayım.”