2. bölüm · YARALARIMIZIN HATIRALARI
2-Güvenilmezlik
Unutmadan söylemek istediklerim vardı. Hepsini unuttum. Bir daha aklıma gelmeyeceklerine emindim. Öyle bir his vardı ki içimde. Uzağımda olanların bile ne düşündüğünü merak ediyordum. Hakkımda ne düşündüklerini. Tarifsiz bir durumdu. Merak gibi değil sanki rahatsız oluyor gibi hissettim.
“İçeriye gelmeyeceğine emin misin?” Kapıdan en az yarım saat konuşmuştuk. “Evet. Çok bile durdum gitme iyi olur.” Başını salladı.
“Gitmeden vermek isterim bekle” Ne olduğunu anlamadan içeriye girdi. Birkaç saniye sonra kapı tekrar açıldı. Elinde bir anahtarlık vardı. Kar tanesi şeklindeydi. Pembeden maviye geçiş tonları vardı. Birkaç tane inci ile süslenmişti.
“Ev hediyem. Yanlışlıkla bir arkadaşım bir tane sipariş edeceğine elli tane gelmiş. Ve hepsini bana verdi biliyor musun. Bende gelenlere vereyim dedim” Teşekkür ederek apartmandan çıktım. Elimdeki anahtarlığı çantama asıp evin yolunu tuttum.
Yol boyunca tekrar şarkı açmadım. Sessiz gecenin derinliğinde tek duyduğum korna seslerine karışmış rüzgarın uğultusu.
Malikaneye geldiğimde çift taraflı siyah kapı açıldı. Evin ışıkları yanıyordu. Henüz kimse uyumadı. Gözüm abimin arabasına kaydı. Buradalardı. Arabadan inince havanın soğuduğunu hissettim. Saçlarım geriye doğru savrulunca omuzum titredi. Ceket almam gerekiyordu. Hızlı merdivenleri çıkıp kendimi salonda buldum.
Annem Begüme sarılmış, Leyla ile de abim sarılarak film izliyorlardı. Gözlerim babamı aradı. Salonun bir köşesinde tekli koltukta oturuyordu. Film ile pek alakası yok gibi duruyordu. Geldiğimi görünce bakışları beni buldu. “Konuşalım mı biraz?”
Bir şey demedi ama oturduğu yerden kalkınca bunu bir cevap olarak algıladım. Birkaç adım attıktan sonra yanımda durdu. Ateşkes ilan ediyorum.
“Özür dilerim” Kollarımı ona sarınca o da ayni şekilde bana sarıldı. “Geçmiş olan bir konuydu. Sürekli tekrarlamamam gerekiyordu.” Beyaz bayrakları çekmiştim. Onun da bana dargın kalmayacağını biliyordum.
“Bende özür dilerim. Senin fikrini sormam gerekirdi.” Sıkıca bana sarılınca yüzümdeki aptal sırıtış genişledi. Tekrar konuşacağım sırada alkış sesleri duydum. Begüm tüm evi inletecek kadar coşkuyla alkışladı. Buna salondaki herkes katıldı.
“Ben demiştim zaten barışırlar diye” Abimin de bugün keyfi yerindeydi. Daha sonra konuşuruz diye bu konuyu da rafa kaldırdık. Film izleme seansına ben de katıldım. “Hangi film bu?” Benim gelişim ile izledikleri film bitmişti bu yüzden Begüm yeni bir film açtı.
“Legend” Yüzümü buruşturdum. Daha önceden izlemiştim. Sonayla.
“Erkeklerin ne kadar şerefsiz olduğunu anlatıyor. Babacım sen üzerine alınma” Başım babamın omuzuna dayalıydı. Yandan bana bir bakış atınca u dönüşü yaptım. Abimin de yandan baktığını gördüm ama ona bakmadım.
“Ben üzerime alındım haberin olsun.”
“Alınabilirsin” Bunun dememin ardından salon kahkaha sesleri ile doldu. Film bitişine kadar kimse yerinden kalkmadı. Ara sıra Begümün sesini duydum. Adamın yakışıklı olduğunu söylüyordu.
Kural bir.
Yakışıklı olan herkes şerefsiz olur.
Bu yüzden hayatımda hiç bir erkeğe yer yok. En azından şimdilik. Filmin sonlarına doğru Begüm mırıldandı. “Bende İbizaya gitmek istiyorum.”
“Gidersin kızım. Oraya da gidersin” Babam pek umursamaz bir cevap verdi. Begüm dünyayı dolaşmak istiyordu. Bakalım benim yaşıma gelince yine isteyecek mi?
Bunca işin arasında gitmem istediğim yer İbiza olmazdı benim için. “Beni New York’a götürme sözünü unutmadım.”
“Oraya sen tek başına gidebilirsin artık”
“Ben seninle gitmek istiyorum” Gideriz diye geçiştirdi. İşimiz olmadığı sürece gideceğimizi sanmıyordum. En azından beraber gitmezdik.
“Haftaya ne zaman Paris’e gideceğiz?” Başımı omuzundan ayırdım. Zaten film de bitmişti. Leyla’nın gözleri dolmuştu. O kadar da üzücü bir film olduğunu sanmıyordum. Hamilelikte hormonları yüzünden olması gerekiyordu.
“Salı gideriz. Seni defileye çıkman için zorlamaya gerek kalmadı. Begüm ikna etti anneni. O çıkacak bu sene” Annemi ikna etti demek annemin de babamı ikna etmesi demekti.
“Belli zaten geldiğimden beri otuz iki diş sırıtıyor.”
“Açık arttırmaya ben de katılacağım. Ama sen de yanımda olacaksın” diye şart koydu. “Her zaman” Bu konuda da anlaşmıştık. Saate baktığımda on ikiyi geçmişti. Bugün Pazardı. Yarın ne yapacağımı planlamam gerekiyordu ama şuan mutluydum. Bu yüzden erteledim.
Annem ile dışarıda kahve içmeye çıkmıştık. Diğerleri ise uyumak için odalara dağılmıştı. Bergüzar hanımın keyfi yerindeydi. Benimle kahve içmeyi bile o istemişti. Uzun zamandır aramız limoniydi. Çok konuşmadığımız için diye düşündüm.
“Yarın işin var mı?” Başımı olumsuz anlamda salladım. “Leylanın arkadaşları gelecekmiş. Çeyizini getirecekler. Yardımcı olur musun” Kahvesinden bir yudum aldı. “Abimi de kaptırdık desene” kahveyi sonuna kadar içtiğimin farkını telvesinin acı tadı gelince anladım. Fal bakmak gibi bir niyetim yoktu ama ters çevirip masanın üzerine koydum.
“Yardımcı olurum” Sırtımı koltuğa daha rahat bir şekilde yasladım. “Bir gün seni de vereceğiz birine. Bakalım o şanssız kim?” Gözlerimi devirdim. “Aşk olsun anne. O kadar kötü bir kız değilim.”
Kahvesini içmeyi bırakıp bana döndü. Simsiyah saçları yüzünün bir kısmını kapatıyordu. Geriye doğru ittirdikten sonra konuşmaya başladı. “Ben seni vermem zaten Begümü verelim”
“Begüm burada olsaydı en az iki gün trip atardı sana.” Benimle konuşmasının başka bir sebebi vardı. Yüzünden okunuyordu. O da daha fazla uzatmak istemediği için konuya girdi.
“Baban ile çok tartışıyorsunuz” Evin huzurunu kaçırdığımı biliyorum. Üstelik ikisinin de yaşı vardı. “Böyle olmasını ben de istemiyorum.”
“Alttan al sen de biraz olur mu? Yarın mesela hiç tartışmayacağına söz verir misin?” Düşündüm. Bilerek durduk yere tartışmıyorduk ki. Ansızın oluyordu ama bir gün deneyebilirim. “Peki. Deneyeceğim.” Söz vermemi bekliyordu. Yüzünde memnun olmamış bir ifade vardı. “Tamam söz.”
Biraz daha sohbet ettikten sonra saat gece ikiye geliyordu. Bende daha çok durmadan odama geçtim. Uyku bastırıyordu. Pijamalarımı giyerek kendimi yatağa attım. Bir dakika bile olmadan uyuduğuma eminim. Artık daha hızlı uyuyabiliyordum.
🌻
Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama ev başıma yıkılıyorum gibi sesler geliyordu. Perdeyi açmamama rağmen güneş yüzüme vuruyordu. Oyalanmadan kalkıp lavaboya gittim bir yandan koridordaki sesleri dinliyordum. Tam anlaşılmıyordu. Kavga değil daha çok sohbet tarzıydı ama konuşan kişi sesinin ne kadar yüksek olduğunun farkında değildi. Leylanın arkadaşları gelmiş olmalıydı. Üzerime beyaz bir body giyip lacivert bir eşofman giydim. Saçımı dağınık bir ev topuzu yapıp odadan çıktım. Gözüm koridordaki duvar saatine kaydı. 12.50 bu kadar çok uyuyacağım ben de düşünmüyordum.
“Günaydın” Begümün neşeli sesini duyunca ilgim ona kaydı. Pembe bir elbise giymiş, kahverengi saçları ise örülüydü. “Günaydın. Kahvaltı yaptınız mı?” Başını olumlu anlamda salladı. “Seni bekleseydik açlıktan ölürdüm. Sen de ye bir şeyler abimin odasına gel.” Yanımda çok durmadan seslerin gibi tarafa gitti. Çok bir şey yemek istemiyordum. Yasemin ablaya bana bir kahve yapmasını söyleyerek ben de abimin odasına gittim.
Tanımadığım beş tane kız vardı. Hepsi Leylaya fikir verip odayı nasıl dekore etmesi gerektiğini söylüyordu. Leyla kapıdan girdiğimi görünce herkes sustu. “Sizi görümcem ile tanıştırmadım” Söylenerek yanıma geldiği gibi koluma girdi. Pek samimi olmasa da gülümsedim. Leyla sıra ile tüm arkadaşlarını tanıtmaya başladı. “Esra, Nihal, Yeliz ve Başak” sonrasında beni tanıttı. “Bu da güzeller güzeli görümce Delfin.”
“Memnun oldum” Onlar da aynı şekilde karşılık verdiğinde nihayet tanışma faslı bitti. “Yardım edeceğim bir şey var mı?” Kısa bir an düşündükten sonra olumsuz anlamda başını salladı. “Şimdilik yok. Olursa haber veririm. Sağ ol” Yasemin ablanın bana seslenmesi ile odadan çıktım. Kahvemin hazır olduğunu söylüyordu. Aşağıya indiğimde annem salonda dergi okuyor, babam ise dışarıda telaşla telefonda konuşuyordu.
Bugün anneme söz verdim. Babamla tartışmayacağım. Her saniye bunu kendime hatırlatmam gerek. “Eline sağlık” Yasemin ablanın bana uzattığı bardağı aldım.
Yukarıdan kahkaha sesleri yükseliyordu. Hayatımda bir şeyler değişiyordu. Sadece benim hayatım da değil tüm ailemin hayatı. Elimde kahve bardağı ile annemin yanına geldim. “Bergüzar hanım. Nasılsınız?” Dergiden başını kaldırıp söylendi. “Bugün formun yerinde bakıyorum.”
“Öyle.” Kahvem bitene kadar biraz lafladık. Benim kahvem bitince Begüm ve Leylanın birkaç arkadaşı aşağıya indi. “Abla. Leyla seni çağırıyordu yukarıda.” Begüm kısaca beni kovuyordu. Bozuntuya vermeden yerimden kalktım.
Merdivenleri çıkarken Leylanın tanıttığı Başak ve Esra dediği kızların konuşmasına kulak misafiri oldum denebilir. “... ama kız güzel yalan değil.”
“Sana mı alacağız hayırdır ne bu tavır.”
“Abime kısmet çıkar fena mı?”
“Koskoca kız senin yamuk abine mi bakar?”
“Çok kötüsün” Konuşmaları bitti diye düşünüp kapıdan gireceğim sırada Leyla’nın da sesini duyunca olduğum yerde kaldım. “Hadi ben kurtardım kendimi siz kendinize bakın”
Esra dediği kızın sesini duydum ardından. “O yüzden diyordum ya Abime alayım bende kurtulurum. Bence iyi anlaşırız”
“O kız senin abine bakmaz.”
“Bakar. Ben baktırırım.” Esra’nın alaycı tavrı dikkatimi çekti. Bahsettikleri kızın ben olduğumu anladım. “Ne? İnanmayın siz bana. Güzel kız yani ille bakar.”
“Abin bakar zaten. Delfin bakmaz ona” Başağın sesini yakından duyunca kapıya doğru ilerlediklerini anladım. Yakalanmadan ben kapıya yürüdüm. Kızın para avcısı olduğunu biliyordum. Uzaktan bakılınca bile anlaşılırdı bu. Leyla’nın abim ile para için mi birlikte olduğunu tam anlayamadım. Şakasına da söylemiş olabilirdi. Ortalığı aleve vermeye gerek yoktu henüz. Duymazlıktan gelerek kapıyı açıp içeri girdim.
“Aşağı gelmiyor musunuz siz?”
“Şimdi geliyorduk. Bak sana ne gösterecektim ben.” Elindeki telefondan galeriye girip bir fotoğraf gösterdi. “Nişan elbisem. Nasıl? Beğendin mi?” Beyaz, uzun, boyundan bağlamalı bir elbiseydi. Nikah bile kıydılar ama henüz nişan yapmadılar. Kulağa garip geliyordu. Yani her ne kadar kendi aralarında her şeyi yapsalar da. Bizim de görmemiz gerekiyordu. “Sana yakışacağından eminim”
“Giden bir daha gelmiyor neredesiniz siz?” Begümün arkamdan azarlayan sesini duyunca gözümü ekrandan çekip ona baktım. “Geliy-” Kelimeyi tamamlayamadan durmamı sağlayan şey dışarıdan bir el ateş edilen silah patlama sesiydi.
Koridordaki şifreli dolaptan silahı aldığım gibi hızla merdivenleri indim.
Arkamdan kimin geldiği ile ilgilenemedim. Silahın emniyetini açıp aşağıya indiğimde pek görmeyi beklemediğim bir sahne vardı. Atlas. Babam ile karşılıklı birbirine silah çekiyorlardı.
İşte şimdi ilgimi çekmeye başladınız Atlas bey.
Babam ile önceden tanışıyorlardı ama benim bundan haberim yoktu. Doğrulttuğum silah istemsizce yere indi. O benim burada olacağımı bekliyor muydu? Sanmıyorum çünkü o da bana şaşkın bakıyordu.
Babam o an anladı. Daha önceden tanıştığımızı. Gözlerim indiğim merdivenleri bulunca Begüm ile göz göze geldim. Konuşmadım ama o ne demek istediğimi anladı. Başını sallayıp Leylayı ve arkadaşlarını uzaklaştırdı.
Babam da aynı bakışla anneme baktı. Annem kısa bir an gitmek istemedi ama bakışları bana kayınca bende de aynı ifadeyi gördü.
Nereye gitti bilmiyorum ama salondan uzaklaştı. “Ne oluyor baba?” Babam ile aramızda birkaç adım vardı. Sessizce fısıldadım. O bana cevap vermek yerine beni de göndermeye karar verdi. Hiç bir yere gitmiyorum. Omuzumu dikleştirip gitmeyeceğimin sinyalini verdim.
Aile içindeki sorunu bırakıp nihayetinde gözlerim Atlasa kaydı. Silahını indirmiş olanı izliyordu. Beyaz polo yaka bir tişört ve siyah bir pantolon giymişti. Saçları yüzüne dağılmıştı. Yeşil gözleri en koyu tonda bakıyordu. Bana bakıyordu.
Yanında hiç kimse yoktu. Koruma yada yakın bir arkadaşı ile gelinirdi böyle ev basmaya. Yani şu zamana kadar hep böyle olmuştu bizde.
“Ne sorun var?” Babam cevaplamayınca ona da sordum. “Delfin sen karışma” Konudan uzak tutmaya çalıştı babam. “Bilmeye hakkım var!” Sesimin tonunu kontrol edemeden bağırarak çıkmıştı. Oysa bugün tartışmayacaktık. “Baban depomuzu patlattı” Atlasın sesini sonunda duymuştum. Babama dönmek yerine tüm dikkatimi ona verdim.
“Babam yaptıysa bir sebebi vardır.” Onun hata yapacağını düşünmem. Her ne kadar sebebini merak etsem de şuan sormamın sırası değildi. O da bunu fark etmiş olmalıydı. “Neden yaptığını merak etmiyor musun?” Ne yapmaya çalışıyor? Beni babamla kavga yaptırmaya mi çalışıyor? Bal rengi gözlerim yeşil harelerine kilitlendi.
“Etmiyorum”
“Gökdeleni patlattığınız yetmedi mi Aksel?” Babam sayesinde sebebi öğrenmiş oldum. Sözde şirket işleri ile ben uğraşıyorum. Sadece şirket işi de değil her iş. Ama bunu bilmiyorum.
Hatırla Delfin. Bugün kavga yok.
“Onu bizim yapmadığımızı sana gayet açık anlattım.” Ben aradan çekilerek onları tartışması ile birlikte bıraktım. “Tüm deliller seni gösteriyor. Beni kandırma.”
Atlas elinde tuttuğu silahın emniyetini kapatıp beline yerleştirdi. “Neyi amaçlıyorsun?” Babam da aynı şekilde silahını beline yerleştirdi. Elinde silah olan tek kişi ben kaldım. Ve ben elimde tutacağıma emindim. Babamda şuanda bana güveniyordu. Eğer ters bir hareket yaparsa ben müdahale ederdim. “Amacım yok. Bize ne yapılırsa aynı şekilde karşılık veririz” Babam kollarını göğsünde birleştirmiş Atlasa bakıyordu.
“Senin başka bir amacın var. Ne olduğunu henüz bilmiyorum ama öğreneceğim” Salondan çıkmadan önce bakışları bana kaydı. Yüzünde küçük alaycı bir gülümseme belirdi. Tepkisiz kalarak izledim. Çok cahil hissediyorum. Bütün bunları bana söyleseydi şuanda ona ağzının payını verebilirdim. Yine de sustum.
Babam da onun bana bakışını görünce aynı şeyi düşünmüş olmalıydık. “Kızıma olur da dokunursan, cesedini bile bulamazlar.”
“Bakalım sen onun cesedini bulabilecek misin?” Korkmalı mıyım? Çünkü şuan benim üzerimden ölüm tehditleri yolluyorlardı. Yüzümde korkunun emaresi bile yoktu. İçimden de telaşlanmamış değildim. Kapıyı açıp çıkarken kısa bir an bana sonra babama baktı.
Babamın sinirden elini sıktığını fark ettim. Eli belindeki silaha gidecekken durdurdum. “Daha çok erken” Ve kapının kapanma sesi.
Annem olduğu yerden çıkıp yanımıza geldi. Babama söyleneceği sırada babam onu durdurdu. “Konuşmak istemiyorum. Ne duyduysanız o!” Sinirden kıpkırmızı kesilmişti. Alnındaki damarları daha net görüyordum. Bana döneceği sırada ben de aynı şekilde onu durdurdum. “Sana verdiğim sözü geri alıyorum. Yarın devam ederim”
Çünkü saatin on ikiyi geçip yeni bir güne başlayacak kadar bekleyemezdim. O kadar sabrım yok. Başını onaylar anlamda sallayarak merdivenlerden yukarı çıktı. Kızların yanına gidecekti.
“Konuşalım” İtiraz etmedi. Öyle bir hakkı da yoktu. Sözde varis kız benim ama bir o kadar aptal olan kız da benim. Arka bahçeye doğru adımlarken onu takip ettim.
Annemin her gün ilgilendiği çiçeklerin olduğu çardağın altına gelene kadar tek kelime etmedi. Karşılıklı oturduk. Bacağımı salladığımın farkında değildim. Gözüm seğiriyordu. “Ne duyduysan o kadar.” Fazla açıklama gereğinde bulunmadı. “Ne zamandır tanışıyorsunuz siz?”
“Uzun zamandır” Tahminen ne kadar dercesine baktım. “İki, üç yıl.” Sustu. Parmaklarımı şakağıma dayayıp ovuşturdum. “Adamla yıllardır tanışıyorsun ama ben yeni tanıyorum. Hem de evimize kadar gelip hesap sorunca. Ben gelmeden önce ne konuştunuz?”
“Önemli şeyler değil.” Kestirip attı. Alayına güldüm. “Değil tabi. Adam gelmiş benim üzerimden ölüm tehditleri savuruyor-” Cümlemi bitirmeme izin vermeden o devreye girdi. “Senin tırnağına zarar gelmesine müsaade etmem. Bunu sende biliyorsun!” Her şeyden çok bunu biliyorum. Aynı şekilde bende babama zarar gelmesine müsaade etmezdim.
“Tamam her şeyi geçtim. Ya sen bana her işi söyleyip bunu niye söylemiyorsun? Böyle mi öğreneceğim?” Bağırmaktan boğazım acıdı. Açıklaması için beklemeye devam ettim. Nereye kadar böyle gidecekti?
“Bu meseleyi ben çözeceğim. Senin ilgilenmenizi istemiyorum.” Şu zamana kadar her işe koşan benim ama olan şu ki bu meseleden muafım.
“Olmaz!” Yüksek sesle bağırdığımın farkına sonra vardım. Belki söylememem gerekiyordu ama ilk defa bunu babamın yüzüne vurdum. Sonunda pişman olacağımı bile bile.
“Her akşam bana öleceğim diye nutuk çekiyorsun. Sabahında yine iş koşturuyorsun. Sen farkında değilsin ama bir gün.” Devam etmek için ara vermem gerekti. “Bir gün o bahsettiğin şey olursa arkanda her yeri koşturan yine ben olacağım. Daha reşit bile olmayan Begüm değil, İşi gücü kendi özel hayatı olan abim değil, Sana olan aşkını zaaf yapmış annem değil, ben olacağım. Bu yüzden her şeyi anlatmalısın” Ağladığımın farkında değildim. Hayır tam ağlamak değil sadece gözüm doldu.
Babam her zaman Aşkı zaaf yapma derdi. Çünkü annem böyle yaptığı için canı çok yanmıştı. Aynı şeyleri benim yapmamam içi uğraşıyordu.
Babamın bir diğer kuralı abim içindi. İş ile özel hayatı karıştırma. Hepsinin yeri ayrı. Zamanı geldiğinde hepsiyle ayrı ayrı uğraşacaksın. Kariyerini aşk uğruna yıkma.
Bir başka kural. Bu Begüm için. Hayatın toz pembe olmadığını anla. Sorun gördüğün tek yer okulun olsun. Anlaşamadığın tek konu ders notların olsun derdi.
Babam her şeyi yıllar önce görmüştü. Peki benim için en demişti? Yada hangi sözü benim içindi?
Zaman gösterecek.
Gözlerimin dolduğunu görünce karşımdan kalkıp yanıma oturdu. Kollarını bana sardığında aynı şekilde bende ona sarıldım. Gözüme dolan tüm yaşları geriye ittim. Şuan sırası değildi.
“Haklısın. Özür dilerim.” Sırtımı ovuşturdu. Ben ise sesimi çıkarmadan ona sarılmaya devam ettim. Kaç saniye, kaç dakika böyle sarıldım saymadım ama biraz daha kendime geldiğimde başımı omuzundan kaldırdım.
“İkimizde sakinleşince konuşacağız. Tamam mı?” Başımı salladım. Ayağa kalktığında bende kalkıp malikaneye doğru adımladım. Kolunu omuzuma atıp beraber yürüdük.
Yalan olmasın ailemden en çok babamı seviyordum. Birbirimizi dövecek kadar kavga etsek de bir derdim olsa ilk ona gidiyordum. Salona geldiğimizde Leylanın arkadaşları gitmişti. Akın gelmişti. Annem, Begüm, Leyla hepsi salonda oturmuş bizim gelmemizi bekliyordu.
“İyi misiniz?” Annemin sesi ile duruşumu dikleştirdim. Az önce olanları bir kenara bırakıp normal halime döndüm. “Senin kızının kötü olma ihtimali var mı?” diye alayına sordum.
Yarım saat kadar salonda hepimiz oturduk. Kimse ağzını bıçak açmadı. Sessizliğin iyi olduğunu her zaman biliyordum. Babam bu sessizliğe son verip yavaş yavaş anlatmaya başladı. Üstü kapalı anlattı. Leyla buradaydı. Ailemize yeni katılan birini ilk dakikalardan aramıza alacak kadar güvendiğini sanmıyorum. Doğrusu bende güvenmiyorum.
Eskiden beri hafif atışma içerisindeymişiz. Sebebini babam tam anlatmadı. Atlas daha küçükken yurt dışına gitmişler. Hatta bir tane kardeşi varmış. Müge. İki ay önce tekrar buraya geri dönmüşler. Hayatımın son iki yanına iki sezonluk film sığardı.
Babam gökdelenimizi patlattığının intikamı olarak onların silah deposunu patlattığımızı söylüyor. Hayır babama bile inanmıyorum. Daha başka şeyler var. Ve bunu Leyla burada olduğu için söylemiyor değil. Başka bir şey saklıyor.
Onu da öğreneceğim. “.... Bu kadar.” Sanki şu anı bekliyormuş gibi babamın konuşması bittiği gibi telefonu çaldı. “Söyle Yavuz.” Etraf ne kadar sessiz olsa da Yavuz abinin ne dediğini duyamadım. “Kapat geliyorum” Babamın telaşlı sesi ile konuşma bitti. Yeni bir macera, ne sakin bir Pazar günü.
Annemin sorgulaması ile babamın bakışları benim ve abimin üzerine kaydı. “Kumarhanede yangın çıkmış.”
