1. bölüm · YARALARIMIZIN HATIRALARI
1-Başlangıçlar
En tehlikeli kadın, kaybedecek hiç bir şeyi olmayan kadındır.
Şeytan kulağıma fısıldadı.
Seni kaybetmeyi göze alanları umursuyor musun? Onlar senden çoktan vazgeçti. Kaybetmekten korktuğun tek şey benliğin olsun.
Zamansız başlangıçlar, vedasız bitişleri beraberinde getirir.
Salondan alkış sesleri yükseldi. Buna bende dahil oldum. “Bir ömür mutlu olun” Annem yavaş adımlar ile onlara ilerledi. İkisine de sarılıp tebrik etti. Onun ardından salondaki herkes bunu yaptı.
Abim ve Leyla bize her ne kadar söylemeden evlenmiş olsalar da herkesin gözü önünde sıfırdan bir başlangıç yaptılar. Bu kadar aceleye getirtme sebeplerini bugün söyleyeceklerdi.
Leyla beyaz elbisesinin içinde çok zarif duruyordu. Açık kahve bukleleri sırtından aşağıya dökülüyordu. Yüzünden gerçek bir mutluluk okunuyordu. Bir süre sonra gazeteciler gitti. İlgilerini çekecek pek bir şey kalmamıştı. Sadece bizim aile kaldık.
“Evet yengecim, ne zaman açıklayacaksın?” Begümün sabırsız bakışları Leylayı buldu. Her ne söyleyecekse bunu annem bile biliyordu. Zaten her şeyi o organize etti. “Pekala lafı dolandırmak istemiyorum.” Derin bir nefes alıp devam etti. “Hamileyim!”
Şaşırdım. Sadece ben değil herkes çok şaşırdı. Salonda tekrar sessizlik oldu. Abim ve Leyla sırayla herkesin gözüne bakıp tepkilerini ölçüyordu. Tüm sessizliği bölen ilk ben oldum. “Tebrik ederim” Hayır etmiyorum. Aynısını ben yapsam şuan evlatlıktan reddedilirdim. “Kaç aylık”
“Haftaya dörde gireceğiz” Bakışlarım karnına kaydı. Şişlik bile yoktu. Bunu nasıl saklayacaklardı? Neyse ki benim sorunum değildi. İşim başımdan aşkın iken kimsenin derdi ile uğraşacak durumda değildim. Bir kaç gün kendimi uyku moduna almak istiyorum.
Tebrikler mesajları yağmaya devam etti. Onun ailesi bile şaşkındı. Tabi kızları bizim gibi bir aileye çocuk vereceği için gurur duyuyor olmalılardı.
Begüm annem ile konuşmaya dalınca babam yanıma gelip kolunu omuzuma sardı. “Canın sıkkın gibi duruyor.”
“Bir şey yok. Yorgunum” Kısaca kestirip attım. Şu zamana kadar babam hep yanımda olmuştu. Onun sayesinde korkmamayı öğrenmiştim. Bazen fazla ileri gitse de yanımda olduğu için onu seviyordum.
“Peki. Toplantıya katıldın mı?” İş sormasına içimden göz devirdim. “Katildim. Her şey planladığımız gibi.” Gülümsedi. Ona bakmadan çantamda titreşen telefonumu bulmaya çalıştım. “Haftaya Paris’te açık arttırma var. ”
“Uçağını ayarlarım.” Çantamda elime yansıyan ışık sayesinde telefonu elime aldığımda arayanın Eda olduğunu gördüm. “Ben değil sen gideceksin.” Elim cevaplama tuşunun üzerinde kaldı. “Kim uydurdu bunu?”
“Kimse uydurmadı, ben istiyorum.”
“Bunca zamandır sen gidiyorsun. Yine git yada abim gitsin, neden ben gidiyorum?” Gözlerimi hafif kısarak baktım. Tahmin ettiğim üzere zibilyon kere söylemeye devam etti. Beni şirketin başına, abimi kumarhanenin başına, Begümü aşiretin başına geçirecekti. Kaç kere duyduğumu saymıyorum.
Ailesi için güzel bir gelecek sunmaya çalışıyordu. Anlıyorum. Bazen bizim fikrimizi sormayı unutuyordu. Nihayetinde konuşmasını bitirdi. “... Ne demiştik aile herkesten önemli”
İç sesim benden bile diye bağırdı. Edanın araması bile babamın çektiği nutuğa dayanamamış ve sonlanmıştı.
Sonra konuşuruz diye geçiştirdim. Edayı geri aradım. “Akşam müsait misin?” Selamlaşma faslını eş geçti. “Bilmiyorum neden?”
“Yeni eve taşınma partime davetlisiniz hanımefendi.”
“İki ay geçti. Ev bile yeniliğini unutmuştur.”
“Geliyor musun, gelmiyor musun?”
“Uğramaya çalışırım” Şu mekandan çıktıktan sonra ne yapacağımı bile bilmiyordum. Saat daha beşti. Sabah yaptığım programa baktığımda göre kumarhaneyi kontrole gitmem gerekiyordu. Onun haricinde işim yoktu. Salona tekrar baktığımda. Begüm çantasını almış yanıma geliyordu. Artık gitme vakti olduğunu anladım.
“Beni eve bırakır mısın?” Begüm henüz reşit bile değildi. On yedi yaşındaydı. Henüz ehliyet almasına babam izin vermiyordu. Başımı olumsuz anlamda salladım. “İşlerim var. Denize söyle o bırakır seni” Bezmiş gibi baktı bana.
“İşin olmasa şaşardım.” Yanımdan burnundan soluyarak gitti. Bunu bana değil babama söylemesi gerekiyordu. Sözde sadece şirketin işleri ile ilgilenecektim. Abim işleri bile bana bakıyordu.
Sadece bugünlük diye bana yutturamazlardı. Babam abimin sevdiği kadını onaylanmıştı. Henüz altı ay bile olmayan ilişkilerini onaylamıştı. Aynı kişi beni iki yıllık sevgilimden ayırdı. Artık sorunun bende olduğunu biliyordum. Hem de saçma bir sürü sebepten.
Babamın benden tek istediği beni koruyabilen bir adam olması. Kızını emanet edebileceği güçlü birini bulmam istiyordu. Sonay daha silah yüzü görmediğini bahane etti.
Annem de onun masum haline kanmıştı. Yüzüne bunu söylediğimde en azından annen beni hala seviyor diye hava atmıştı. Bunun ardından da iki ay geçmişti.
Beni unuttuğuna emindim. Benim onu unuttuğum ise pek söylenemezdi. Boşluk hissine katıldığım her dakika aklıma geliyordu. Çünkü o tüm bunlardan habersizdi. Artık onu sevmediğimi söyleyerek basit bir ayrılık mesajı çekmiştim. Ardından ise ikimiz de birbirimizi engelledik.
Belki söylendiğinde kulağa ergence geliyor ama doğru olan buydu. Arabama binip rastgele şarkı açarak kumarhanenin yolunu tuttum. Şehrin biraz dışında kalıyordu. Bir saati bulurdu oraya varmam.
Kumarhaneye vardığımda etraftaki buram buram sigara kokusunu aldım. Ben sigara içmezdim, kokusundan da rahatsız oluyordum. Yanımda içilmesi de tahammül etmezdim. Her ne kadar burada da sigara içilmez kuralı olsa da içenler elbette oluyordu. Yüzümde bir gülümseme oldu.
Bu kuralı babam koymuştu benim için. Abim ve babam da sigara içerdi. Benim rahatsız olduğumu bildiği için asla benim yanımda içmez, içilmesine de izin vermezdi.
Merdivenlerden alt kata inerken bu koku daha da arttı. Hafif kahkaha sesleri eşliğinde bağırma sesleri de duydum. Özel kişiler için ayrılmış odaya gelince gözüm herkesi inceledi.
Kimi başı ile selam vererek işine devam etti, kimi de görmezden geldi. Beş tane yuvarlak masa etrafında her masada en az altı kişi vardı. Bağırarak konuşmaları beni görünce azaldı.
“Oo Delfin Hanım. Uzun zaman oldu, siz uğrar mıydınız buralara?” Levent alayına alarak bana takıldı. Gözlerimi devirmek ile yetindim. “Tebrik ederim abin evlenmiş. Hiç söylemiyorsunuz sizde. Bir altın takardık en azından”
Gözüm ile etrafı tamamen inceleyene kadar benimle sohbet etmeye çalıştı. Bembeyaz duvarların rengi bile sigara dumanından gri gözüküyordu. Yerdeki krem halının üzerinde izmarit pislikleri vardı. “Sen altınını bana sakla. Herkesi de uyar bir daha sigara içilmeyecek burada” Midem bulunmaya başlamıştı. Diğer odaları da kontrol ederken her yerde aynı manzara vardı. Sigara görmekten midem kalktı. Son olarak ben gittikten sonra arkamdan konuştuklarına emin olduğum için güvenlik kameralarına da baktım.
İğrenç konuşmalarına şahit oldum. Bunları söylememe gerek yok. Kimseye şu yaştan sonra terbiye vermeyeceğim ama belirtisi olacak.
“... ve Bülent’e selamımı ilet. Hesaplarına da yirmi bin borç yaz. Bir dahakine düzgün konuşsunlar.” Son uyarılarımı yaptıktan sonra arabaya atlayıp evin yolunu tuttum. Abim kumarhaneyi çok boş bırakmıştı. Disiplin herkese gerekli. Arkamdan tekrar söveceklerine emindim. Yüzüme söyleyecek cesaretleri yoktu henüz.
Eve geldiğimde üzerime daha günlük yarım kolu beyaz bir bluz geçirdim. Altıma da mavi kot eteğimi giyerek hoş durması için yazlık kemer taktım.
Edanın yeni evine taşınma partisine en azından uğramayı düşünüyordum. Tabi yemekten sonra. Salona indiğimde herkes beni bekliyordu. Geldiğimi görünce ayaklanıp masaya oturdular. Yemekler yavaş yavaş servis edilirken Begüm ve annem yeni çıkan bir dergiden bahsediyordu.
“Kumarhane de işler yolunda mı” Babamın sesi ile yüzüklerimi incelemeyi bırakıp başımı kaldırdım. “Kötü. Abim epey boşlamış duruyor.”
“Biri bir şey mi söyledi. Sen sinirli gözüküyorsun” Annemin sesi ile dikkatim ona kaydı. “Sadece biri dese yine iyi. Ama sinirli değilim. Sadece yorgunum.” Konuyu uzatmak istemediğim için kapattım. “Sigara içilmemesini bir kez daha sen söylersin” dedim babama.
“Sen neden sigaradan bu kadar nefret ediyorsun abla?” Begümün sesi ile patates kızartmasını yemeği bıraktım. “Sevilecek bir tarafı yok çünkü.” Haklısın der gibi işaret yaptı. Abim ile Leyla yoktu. Muhtemelen bu akşamı özel kılmak için dışarıda yiyeceklerdi.
Zaman biraz daha ilerledi. Babam nihayetinde tatlıyı yerken beklediğim konuşmayı başlattı. Tatlı yiyip hiç tatlı konuşamayacağım şimdiden söylüyorum. “Bugün sana biraz sert çıkıştım kusura bakma.” Begüm ve annem hangi konu olduğunu bilmediği için anlamsız gözlerle baktı. Ben ise cevap vermedim. “Paris’e gitmek istiyor musun?”
“Aile her şeydir baba. Elbette giderim.” Onun sözünü ima ederek cevapladım. Babam çoktan plan yapmıştı. Hayır desem de bir şey değişmez.
“Biz de seninle geliriz ama benim başka işlerim olacak aynı anda iki yerde de olamam. Bu yüzden senin gitmen daha münasip.” Sırtımı sandalyeye yasladım. “Senin ne işin var?” Hesap sorar gibi bir halim vardı. Fakat o da ne ima ettiğimin farkındaydı.
Onun olan bir işin içinde ben de vardım. Bundan eminim. “Sarah hanım sana mesaj gönderdi. Bir kez daha podyuma çıkmanı istiyor.” Yüzümden alaycı bir ifade geçti. Üç yıldır Paris moda haftasında defileye bende çıkıyordum. “Bu yıl çıkmak istemiyorum. Benim yerime Begüm yada Leyla çıksın.” Gözlerinden itiraz edeceğini belli eden bir bakış geçti. Tam konuşacağı sırada ben ondan önce davrandım.
“Bana saygı duyuyorsan fikirlerime de saygılı olman gerekir değil mi? Hem Leylanın da ailemizden tanınması için iyi bir fırsat olur.” Bu sefer itiraz etmeyeceğini düşündüm. Begümün ise hoşuna gitmişti. Aslında o da defileye çıkmak isterdi. Yaşı tutmadığı için babam onu kabul etmiyordu.
“Leyla abin ile balayı yapar. Begümün yaşı tutmuyor henüz.”
“Bir gece balayından çalsak hiç bir şey olmaz. Ki onun da bu teklifi reddedeceğini sanmam.”
“Kimsenin özel günlerini mahvetmeyelim. Birlikte vakit geçirsin onlar.” Bunu söyleyen annemdi. Bal rengi gözlerim ona kaydı. “Ne zamandır sevenlere böyle davranıyorsunuz?” Evet yine i konuya getirteceğim. Çünkü bana haksızlık yapıldı.
“İki ay geçti kapat artık şu meseleyi.” Babamın bitkin sesine kulak asmadım. “Abim için ne etkili oldu? Çocuğunun olacağı mı? Bu kadar basit ise bend-”
“Sus artık!” Babamın bağırış sesi tüm evi inletti. Dışarıdaki cırcır böceğinin sesine kadar duydum. “Hayır baba. Bana hakkımı savunmayı sen öğrettin. Susmayacağım ama seni suçluluk duygusu ile baş başa bırakacağım.” Oturduğum yerden kalktığımda kısa bir an başım döndü.
“Size afiyet olsun” Dümdüz Begüme bakarak söyledim. Annem de babam da bana bakıyordu. Benim tek odağım Begümdü. Sofradan kalktığım gibi girişten çantamı alıp evden çıktım.
Sevmiyorum. Onu artık sevmiyorum. Tek istediğim haksızlık yapılmaması. Herkesin yeri kolayca dolar. Benim bile yokluğum hissedilmeyecek dereceye geldikten sonra..
Düşüncelerimi susturmamın sebebi abim ve Leylanın el ele tutuşarak malikanenin merdivenlerini çıkmasıydı. Ardından evden gelen kırılıp dökülme sesi. “Uğraşmasana şu adamla”
Abimin de beni azarlayan sesi eksik olmasaydı günüm tamamlanmazdı. “Sana laf anlatmayacağım” susması için kısaca kestirip attım. Leylanın gözünde de çok güzel imaj çizmeye devam ettim.
Begüm hep günün yirmi üç saati babam ile tartışıp kalan bir saatinde ise hiç bir şey olmamış gibi sarılıp barıştığımızı söylerdi. Bu durumdan ben de sıkılmıştım.
Yine de her zaman özür dileyen taraf ben değildim.
Merdivenlerden içemem bittiği gibi arabaya geçip gazı kökledim. Saat dokuz buçuktu. Ben varana kadar onu bulacaktı. Bu sefer şarkı açmadım. Cami sonuna kadar indirip rüzgarın yüzümü tokatlamasına ihtiyacım vardı.
Evine vardığımda zili çalmama rağmen kapıya kimse bakmadı. Müziğin sesinden duyulmaması normaldi. Alacaklı gibi kapıyı çalmaya başladım. En sonunda telefonumu çıkarıp arayacakken kapı açıldı. Daha önce görmediğim bir adam vardı. Boyu benim boyumdan on, on beş santim daha uzundu. Simsiyah saçları vardı. Yüzü ise beyaz demeyecek kadar koyu, esmer denmeyecek kadar açıktı. Gözleri ise kahverengiydi. Üzerinde siyah bir kısa kollu ve eşofman vardı. Müziğin sesi koridora dolunca sesimin duyulmamasına şaşırmadım.
“Sen kimsin?” O da beni baştan aşağı süzdü. “Bunu benim sormam gerekiyor” İkimiz de cevap vermedik. Uzatmadan sadede geldim. “Eda içeride mi?” Başını salladı.
“Çağırmamı ister misin?” İçeri girmek pek mantıklı değildi. Çok duracağımı da sanmıyordum. Sadece geldiğimi bilsin yeter. Ben sözümde duran birisiyim. “Olur” Geri içeri girdiğinde kapı yüzüme kapandı. Ben ise kahverengi kapı ve üzerinde çiçek süsü ile bakıştım. Sol köşede minik bir nazar boncuğu vardı. Hayır. Bu daha çok bir kameraydı.
Eğer bilmeseydim nazar boncuğu der geçerdim. Edanın bununla işi olmazdı. Partiye gelenlerden biri kandırmış olmalıydı. Nazar boncuğunu incelemem bitince kapı açıldı. Edanın çıkmasını beklerken yine aynı adam çıktı. “Birazdan geleceğini söyledi” Başım ile tamam işareti yaptıktan sonra içeri girmesini bekledim. Kapıyı yaslanıp bana bakmaya devam etti.
On sekiz, on dokuz, yirmi..
Daha fazla dayanamadım. “Niye kapıda beni dikizliyorsun?”
“Dikizlemiyorum. Bizde gelen misafir yalnız bırakılmaz. Ayıp olur.”
“Ben senin misafirin değilim.”
“Biliyorum” dedi. Daha da konuyu uzatmadım. Saymaya devam ettim. Yirmi bir, yirmi iki, yirmi üç...... elli sekiz, elli dokuz.
Aynı şekilde beni izlemeye devam etti. “Tanışıyor muyuz?” Boş boş dikilmekten ise konuşmayı tercih ederdim. Sessizlik her zaman iyi değil. “Hayır. Daha önceden görmüştüm seni.” Nerede diye sormama gerek kalmadan söyledi. “Magazin sayfalarında.” Sık sık magazine çıkmazdım. Ya Begüm yada annem çıkardı. Çoğunlukla annem. Annemin yanında bulunduğum zaman çıkardım. O da çok nadiren.
“İyi. Ben seni daha önce görmedim” Görmem de gerekmiyordu. “Ben magazine yada haber sayfalarına çıkmam.”
İçeriye doğru baktım ama Edayı göremedim. Sadece Eda olsa yine iyi kapıya doğru gelen biri bile yoktu. Bir dakika dolduğu için sıfırdan tekrar saymaya başladım. Otuzlara geldiğimde bu sefer konu açan o oldu. “Yakından daha genç gözüküyorsun”
Ne?
Anlamadım ben yaşlı mıyım?
“Magazinlerde yaşlı mı duruyorum? Yaşlı mıyım ben? Sen bana yaşlı mı diyorsun?” Senden daha gencim ben diye bağırıyordu içim. Bir an üstüne gidince. Kapıya yaslanmaktan vazgeçip karşımda dikildi. “Yaşlısın demedim. Yakından daha gençsin”
“Öbür türlü yaşlı mıyım?”
“Hayır, daha canlısın demek istedim.” Cevap vermek için konuşacağım sırada sonunda Eda çıkıp geldi. “Yakından daha güzelsin demeye çalışıyor.” Gözlerimi kısarak ona baktım. “İltifat yeteneklerin berbat.” Aşağılamasam olmazdı. Eda adamın koluna vurup o gelene kadar beni idare ettiği için teşekkür etti. Genç adam ise bir şey demeden içeri girdi.
“Onun adı ne?”
“Tanımadınız mı?” Başımı olumsuz anlamda salladım. “Böyle bir arkadaşın olduğunu bile bilmiyordum” Gülümsedi. O an durup onu inceledim. Toz pembe uzun bir elbise giymişti. İnce askısı vardı. Belini saran birkaç işleme ve yırtmaçlarından tül iniyordu.
“Çok görüşmüyorduk. Atlas adı.” Daha önce duyduğumu sanmıyorum.
