6. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yasemin Diken

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 6. Bölüm

Arabamı konağa doğru hızla sürüyordum. Genç bir kızdım artık ama konağa yaklaştıkça içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Sanki yolun sonunda beni bekleyen şey, yalnızca taş duvarların ardına saklanmış eski bir ev değildi. İçimde, adını koyamadığım karanlık bir his kıpırdanıyordu.Konağa vardığımda beni ürkütücü bir sessizlik karşıladı.Normalde konağın içi insan kaynardı. Konuşmalar, ayak sesleri, açılıp kapanan kapılar… Duvarların arasında sürekli bir hayat dolaşırdı. Oysa şimdi, sanki bütün sesler bir anda boğazlanmış ve konağın içine gömülmüştü.Motoru kapattığımda sessizlik daha da belirginleşti.Kendi nefesimi duyabiliyordum.Bu sessizlik beni korkutmuştu.İçim titremeye başladı. Yine de arabadan inip hızla merdivenlere yöneldim. Konağın kapısından içeri adım attığım anda soğuk bir hava yüzüme çarptı. İçerisi normalden daha karanlıktı. Perdeler kapalıydı ve gün ışığı, ağır kumaşların ardında boğulmuş gibiydi.Tam merdivenlerden yukarı çıkmaya başladığım sırada burnuma ağır bir koku geldi.Kan kokusu.Keskin, metalik ve boğucu…Olduğum yerde duraksadım.Koku, havaya sinmişti. Sanki duvarlardan, halılardan, hatta ahşap basamakların arasından yükseliyordu.Bu koku nereden geliyordu?Kalbim göğsümün içinde çırpınmaya başladı. Geri dönmem gerektiğini biliyordum ama merak, korkunun önüne geçti. Adımlarımı hızlandırdım. Her basamakta koku biraz daha yoğunlaşıyor, sessizlik biraz daha ağırlaşıyordu.Koridorun sonuna geldiğimde kapılardan birinin önünde durdum.Koku buradan geliyordu.Elim titreyerek kapının koluna uzandı. Metalin soğukluğu parmaklarıma işledi. Bir an, kapının ardında ne olduğunu bilmeden onu açmanın geri dönüşü olmayacağını hissettim.Ama yine de çevirdim.Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı.İçeride gördüğüm manzara karşısında boğazımı yırtacak kadar büyük bir çığlık attım.Birden başımın üzerinde konuşan doktorların seslerini duymaya başladım.“Çabuk, iğneyi vurun!”Sözleriyle birlikte kolumda küçük bir acı hissettim.Ardından bedenimin kontrolünü kaybettiğimi, titrediğimi ve ağır bir nöbet geçirdiğimi hissettim. Kaslarım istemsizce kasılıyor, nefesim boğazımda düğümleniyordu. Çığlığım hâlâ kulaklarımda yankılanıyor gibiydi.“Hocam, hasta ağır bir nöbet geçiriyor!”Hemşirenin sesi kulağıma çalındı.Doktor serumuma ne enjekte ettiyse yavaş yavaş kendime gelmeye başladım. Önce sesler uzaklaştı, sonra bedenimdeki titreme azaldı. Fakat zihnim hâlâ o odada, o kan kokusunun içinde sıkışıp kalmıştı.Daha önce de böyle ağır bir nöbet geçirmiştim ama bunu ilk defa bu kadar derinden hissediyordum.Verilen sakinleştiricinin etkisiyle gözlerimden yaşlar süzülüyordu.Ama ben gülüyordum.Acı bir gülümsemeydi bu.Çünkü o görüntü, yıllardır gömdüğüm bir şeyi yeniden yüzeye çıkarmıştı.Yine bana kendini hatırlatmaya başlamıştı.Elim boğazıma doğru gitti.Çok susamıştım.Doktorlar iyi olduğumu görünce benimle ilgili raporlara bakmak için dışarı çıktılar. Oda yeniden sessizliğe gömüldü. Fakat bu sessizlik, konağın sessizliği gibi değildi. Burada da huzur yoktu. Sadece cihazların düzenli bip sesleri ve içimde hâlâ yankılanan çığlığım vardı.Su için sol tarafımdaki sehpaya baktım.Tam o sırada onu tekrar gördüm.O adam…Bilinci açıktı ve ne yaptığımı izliyordu.Göz göze geldiğimizde onun ela gözleriyle yeniden karşılaşmak bir an duraksamama neden oldu. Bakışlarında garip bir sakinlik vardı. Sanki az önce yaşadığım nöbeti, çığlıklarımı ve boğazımı tırmalayan ellerimi değil de çok daha eski bir sırrı izliyordu.Su tam onun yanında duruyordu.Gözüm suya kayınca sakin bir sesle sordu:“Susadın mı?”Sesi o kadar sakindi ki…Odadaki bütün gerginliğe rağmen sesi, karanlıkta yakılmış küçük bir ışık gibiydi. Ama bu sakinlik beni rahatlatmak yerine daha da huzursuz etti.Acaba kaza yapmasına sebep olduğumu biliyor muydu?Kafamı evet anlamında salladım.Elindeki bardağa su doldurarak yatağında doğruldu ve bana uzattı.Bardağı elinden alacağım sırada parmaklarımızın birbirine değmesiyle elektrik akımına kapılmış gibi hissettim. Elimi hemen geri çektim.Bu, nedense bana kötü hissettirmişti.Sanki o kısa temasla birlikte içimdeki bütün alarm zilleri çalmıştı.Sonra bardağı elinden alıp suyu içmeye başladım. Su boğazımdan geçerken bile içimdeki kuruluk dinmedi. Gözlerim hâlâ onun üzerindeydi.O sırada tekrar bana baktı.“Kötü bir kabus gördün galiba.”Ela gözleri yine üzerimdeydi.Ben daha konuşamadan devam etti:“Çok çaresiz gibiydin. Ağlayıp bağırdın ve ağzından…”Bir an durdu.O kısa duraksama, odadaki havayı değiştirdi. Sanki söyleyeceği kelimeyi seçiyor, o kelimenin bende neyi parçalayacağını biliyordu.Sonra kelimeyi söyledi.“Abla.”Dona kaldım.O tek kelime, zihnimde kapalı duran bir kapıyı tekmeyle açtı.Elimdeki bardak yere düştü. Camın kırılma sesi odada yankılandı ama ben o sesi duymadım bile.Boğazımı kazımaya başladım.Parmaklarım derime gömülüyor, nefes almamı engelleyen görünmez bir şeyi söküp atmaya çalışıyordum. Gözlerimin önünde konağın karanlık koridoru belirdi. Kan kokusu yeniden burnuma doldu. Kapının ardındaki görüntü, bütün ayrıntılarıyla geri döndü.Halimi görünce yaptığı şeyin iyi olmadığını fark etmiş olacak ki:“Hay çeneme…”deyip ayağa kalktı ve yanıma doğru geldi.Sinirle boğazımı resmen parçalayacakmış gibi ellerimi oraya götürmüştüm.Elimi tutmaya çalışırken bağırdım:“Bırak! Dokunma!”Bu kez olduğu yerde durdu.“Tamam, dokunmuyorum. Ama sakinleş lütfen. Bitti. Kabustu o.”Gözlerimden yaşlar çoktan akmaya başlamıştı.Kabusu muydu?Hayır.O benim gerçeğimdi.Gördüğüm en korkunç gerçekti.Kendime gelmeliydim ama o görüntü zihnime kazınmış gibiydi. Gözlerimin önünden bir türlü gitmiyordu. Ne kadar gözlerimi kapatırsam kapatayım, karanlığın içinde aynı kapı, aynı koku ve aynı manzara beliriyordu.Bağırarak kendime seslendim:“Kendine gel!”Kollarımı sendeleyerek savurdum.O görüntüden uzaklaşıp karşımdaki adamın korkmuş ela gözleriyle göz göze geldim.O an onu Aras gibi görmüş olmalıyım ki kollarımı boynuna doladım.Hüngür hüngür ağlamaya başladım.“Tekrar geldi… O tekrar geldi…”Uzun süredir psikiyatri desteği alıyordum.Ve evet, işe yaramıştı.O kabuslardan kurtulmuştum.En azından kurtulduğumu sanmıştım.Ama yaşadığım ani travmayla birlikte her şey yeniden geri dönmüştü. Yıllardır zihnimin en karanlık köşesine ittiğim görüntüler, tek bir kelimeyle yeniden canlanmıştı.O adamın öleceğini sanıp korkmam, geçmişte gömdüğüm her şeyi yeniden ortaya çıkarmıştı.Ağladığımı görünce sarılışıma karşılık verdi. Sırtımı ve saçlarımı okşadı. Hareketleri şaşırtıcı derecede sakindi. Sanki beni susturmaya değil, içimdeki fırtınanın dinmesini beklemeye çalışıyordu.Bir süre sonra kafamı omzundan kaldırdım.Yine göz göze geldik.Gözlerindeki şefkat, kalbimi istemsizce yumuşattı.Biraz olsun sakinleşmiştim.Pişmanlıkla fısıldadım:“Özür dilerim.”Benden uzaklaştı.Ben de ona bakarak sordum:“Yoğun bakımdan ne ara çıkarıldın?”Şimdi fark ediyordum.Yeni bir trafik kazası geçirmiş birinden ziyade çok daha rahat hareket ediyordu. Üstelik üzerinde temiz kıyafetler vardı. Yüzünde, az önce yaşananlara rağmen, acının ya da şaşkınlığın izinden çok kontrollü bir ifade bulunuyordu.Kaşlarını çattı.“Yoğun bakımdan çıkalı 5 gün oluyor.”Şok içinde yüzüne baktım.5 gün mü?Neden dünmüş gibi hatırlıyordum?Zihnimde zaman parçalanmıştı. Konağın kapısı, kan kokusu, çığlığım… Hepsi sanki birkaç dakika önce yaşanmıştı. Oysa ben, kendi hayatımdan günlerce kopmuşum.Tam bir şey söyleyecekken doktor, yanında bir hemşireyle birlikte odaya girdi.Bana gülümseyerek baktı.“İki haftanın ardından uyandığınıza sevindim, Lalin Hanım.”Kaşlarımı çattım.Ne?İki haftadır mı uyuyordum?O an odadaki her şey bulanıklaştı. İki hafta… Ben iki haftadır bu yatağın içinde, kendi zihnimin karanlığında mıydım?Doktor bana bakarak açıklamaya başladı:“Galiba gördüğünüz bir olaydan dolayı kafa travması geçirdiniz. Üstelik ağır bir trafik kazası geçirdiğiniz için geçmişte yaşadığınız travma da tetiklenmiş. Bu nedenle kısa süreli bir komaya girdiniz.”Kısa süreli…Doktor için bu yalnızca tıbbi bir açıklamaydı. Benim içinse iki haftalık bir boşluk, geri dönüp dönmediğimi bilmediğim karanlık bir uçurumdu.Gerekli bazı soruları sorduktan sonra doktor:“Tekrardan geçmiş olsun.”diyerek odadan çıktı.Doktorun çıkmasının hemen ardından elinde bir poşetle takım elbiseli bir adam içeri girdi.Kapı kapanırken odadaki hava yeniden değişti. Sanki doktorun getirdiği güven duygusu da onunla birlikte dışarı çıkmıştı.Üzerinde kahverengi bir takım elbise, ayağında parlak bir ayakkabı vardı. Ceketinin cebinde ise bordo bir mendil taşıyordu.Sol tarafımdaki adama bakarak:“Abi, istediklerini getirdim.”dedi.Sonra bana baktı.“Bakıyorum da Pamuk Prenses uyanmış.”Bana mı Pamuk Prenses demişti?Sol tarafımdaki adam ona döndü.“Kes cıvıtmayı da getirdin mi istediklerimi, Yılmaz?”“Evet abim, getirdim.”Yılmaz, elindekileri ona uzattı.Adam poşeti hemen aldı ve içinden bir telefon çıkardı.Ardından başka bir şey çıkardığında gözlerim büyüdü.Silah mıydı o?Silahın metal yüzeyi odanın ışığında kısa bir an parladı. O küçücük parıltı bile içimdeki bütün korkuyu yeniden uyandırmaya yetti.Silahı görünce ne kadar şaşırdığım yüzümden belli olmuş olmalıydı.Yılmaz bunu fark edip gülerek abisine baktı.“Abi, galiba bu kadın cidden pamuktan.”“Ne diyorsun sen be? Ben bunların içinde büyüdüm!”Sinirle cırladığımda Yılmaz böyle bir tepki beklemiyormuş gibi şaşırdı.Abisi ise silahı beline taktı.Sonra bana baktı.Yılmaz’a göre tipim böyle göstermiyor olabilirdi ama ben bunların içinde büyümüştüm. Hatta eğitimlerini bile bazı adamlara ben vermiştim.Tekrar önüme döndüğümde onun sesini duydum.“Bir özür hak etmiyor muyum, hanımefendi?”Ona baktım.Demek benim kim olduğumu biliyordu.Tabii bilecekti.Aptal!İki haftadır komadaydım. Adam belli ki tehlikeli tiplere benziyordu. Benim yedi ceddime kadar araştırmıştır bile.Derin bir nefes aldım.Haklıydı.Az kalsın adamın hayatına mal oluyordum.Gözlerimi yere indirip tam özür dileyecekken sözleriyle duraksadım.“Sakın birinden özür dilerken kafanı eğme.”Kafamı kaldırıp ona baktım.Çok net bir ifadeyle bana bakıyordu.“Yoksa o kafayı ezmek için eline fırsat verirsin. O yüzden dik dur ve yaptığın hata için öyle özür dile.”Sözleri, tehditten çok bir uyarı gibiydi. Ama sesindeki sakinlik, onları daha da ürkütücü kılıyordu.Kafamı kaldırdım ve dik tuttum.“O an arabayı nasıl kullandığımın farkında değildim. Yaptığım hatanın telafisi yoktur ve kendimi savunmuyorum. Canınızı tehlikeye attığım için siz…”Sözümü tamamlamama izin vermedi.“Adım Miran Demirhan.”Demek adı Miran’dı.Peki soyadı neden bu kadar tanıdık geliyordu?Bu isim zihnimin bir köşesine dokunmuştu. Nerede duyduğumu hatırlayamıyordum ama içimde, bu adamı ilk kez görmediğime dair rahatsız edici bir his oluştu.Tam o sırada Yılmaz’ın telefonu çaldı ve dışarı çıktı.Kapı kapanınca odada yalnız kaldık.Miran’la aramızda ağır bir sessizlik oluştu. Bu kez sessizliği bozan cihazların sesi bile yetmiyordu. Onun bakışları üzerimdeydi; sanki söyleyeceğim özrü değil, vereceğim kararı bekliyordu.Tekrar nefes aldım.“Yaptığım hata yüzünden sizden içtenlikle özür diliyorum, Miran Bey.”Miran bana bakarak:“Sizi bir şartla affederim, Lalin Hanım.”dedi.Sesi sakindi ama cümlesinin içinde görünmeyen bir kapı açılmıştı. O kapının ardında ne olduğunu bilmiyordum. Yalnızca, bir kez içeri adım atarsam geri dönmenin kolay olmayacağını hissediyordum.Ne şartından bahsediyordu?Kaşlarımı çatarak şaşkın bir ifadeyle sordum:“Ne şartı? Anlamadım.”Bu kez dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme oluştu.“Benim yanımda çalışacaksın, Lalin Hanım. Şartım bu.”Yine anlamamıştım.Bu sefer sinirden gülmeye başladım.“Neden yapacakmışım onu?”Bu kez gülen oydu.Gülümsemesi gözlerine ulaşmadı. O an, teklifinin bir şaka olmadığını anladım.“Çünkü mapusta çürümek istemezsin, küçük hanım.”Önce gözlerim büyüdü.Odanın havası bir anda ağırlaştı.Evet…Şu an arabayı ters yönde kullanmak ve bir insanın hayatını tehlikeye atmaktan yargılanabilirdim.Miran’a baktım.O ise son derece sakin bir şekilde:“Ee, Lalin Hanım… Karar artık sende.”dedi ve odadan çıktı.Kapı arkasından kapandığında birkaç saniye boyunca kıpırdayamadım.Arkasından bakakaldım.Miran Demirhan…Bu isim neden zihnimde yankılanıyordu?Tam olarak ne işine yarayacaktım?Ve daha önemlisi…Beni gerçekten affetmek mi istiyordu, yoksa çok daha büyük ve karanlık bir oyunun içine mi çekiyordu?Bu işin sonu nereye varıyordu?