2. bölüm · YAN KARAKTER

UYANIŞ

Ummuhan Gönültas

inci, ciğerlerine dolan o keskin ve küf kokulu havayla sarsılarak gözlerini açtı. tavan o kadar yüksek, o kadar yabancıydı ki bir an zihni bomboş kaldı. hafızası en son kütüphanenin loş ışığında, o devasa kitabın sayfalarından sızan göz kamaştırıcı parıltıda takılı kalmıştı.
şakaklarına saplanan korkunç ağrıyla inleyerek yattığı ipek çarşafların üzerinden doğruldu. her yer ağır ahşap oymalar, altın varaklı kandiller ve devasa kilimlerle doluydu. burası bir hastane odası değildi; burası tekinsiz bir saray odasıydı. ayaklarını yataktan sarkıtıp titreyen adımlarla soğuk mermere bastı ve duvarın köşesindeki boy aynasına doğru sendeleyerek yürüdü.
aynanın karşısına geçtiği an, boğazından boğuk bir hıçkırık kaçtı. karşısındaki yansıma 21 yaşındaki o bildiği inci değildi. karşısında, soluk tenli, gece karası saçları omuzlarından aşağı süzülen, bakışları bile insanı donduracak kadar keskin ve asil bir kadın duruyordu. inci, buz kesmiş ellerini yüzünde gezdirdi; aynadaki o mesafeli ve soğuk kadın da aynı hareketi yaptı.
"hayır, hayır..." diye fısıldadı sesi titrerken. "ben bu kitabı ana karakterler için, onların o güzel aşkı ve maceraları için sevmiştim. benim ne işim var gökçe'nin bedeninde?"
inci, okuduğu satırlardan bu kadını hatırlıyordu. krallığın nefret ettiği, her fırsatta kötülük saçan o gölge karakterin, gökçe hatun'un tam ortasına düşmüştü. o sırada kapıdan gelen şiddetli sesle irkildi. orta yaşlı bir kadın, elindeki gümüş tepsiyi mermere düşürmüş İnci, şakaklarını ovarak aynadaki o keskin ve yabancı yüze bakmaya devam ederken, kapıdaki hizmetli nihayet dilini çözebildi. Kadın, yerdeki dökülenlere aldırmadan bir adım öne çıktı, sesi korku ve hayret arasındaydı.
"Hanımım... Uyandınız!" dedi fısıldayarak. Gözlerini İnci’nin gözlerinden kaçırmıyordu ama bakışlarında garip bir tedirginlik vardı. "Tam iki haftadır... Kimse bir daha gözlerinizi açacağınızı düşünmüyordu. Hekimler bile 'vakti geldi' demişti."
İnci, Gökçe Hatun’un o soğuk ve otoriter sesiyle cevap vermemeye çalışarak yutkundu. Hizmetli kadın, İnci’nin sessizliğini yanlış anlamış olacak ki hemen toparlandı.
"Ben hemen gidiyorum hanımım," dedi kapıya doğru geri geri giderek. "Kral babanıza haber vermeliyim. Sizin uyanışınızı bekleyen, uyanmayacağınızdan neredeyse emin olan kralıma bu müjdeyi (!) ulaştırmalıyım." Kadın son kelimeyi söylerken sesindeki o "bıkkınlık" ifadesini gizleyememişti. Belli ki kızı Gökçe’den yaka silken sadece saray halkı değil, kendi öz babasıydı da.
Hizmetli hızla odadan çıkıp kapıyı kapattığında, İnci olduğu yere, o devasa ve soğuk yatağın kenarına çöktü. Sessizlik odaya çöktüğünde, içindeki o yoğun şok dalgası yerini hıçkırıklara bıraktı. Ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı ama bir yandan da bu durumun saçmalığına engel olamıyordu.
"Harika," dedi hıçkırıklarının arasından, yüzünde acı bir tebessüm belirdi. "Ağlayayım mı yoksa halime güleyim mi karar veremiyorum. Koskoca kitapta o kadar dünya tatlısı, pamuk şeker gibi ana karakter varken, ben gide gide herkesin ölmesi için dua ettiği Gökçe’nin içine mi düştüm?"
Gözyaşlarını silerken aynaya bir kez daha baktı. "İki haftadır uyanmamı beklemişler... Ama sevgiyle değil, 'ne zaman kurtulacağız bu kadından' diye gün sayarak. Ve şimdi uyanan kişi ben oldum. Gerçekten de tam bir 'yan karakter' şansı!"