Her Şeyin Başladığı Gün

Vaveyla Yazarı: 🤍 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Her Şeyin Başladığı Gün

Karşılaştığım manzaranın şokunu atlatamamışken, konfetiler saçlarımdan dökülmeye devam ediyordu.
Gülümsediğim anda Altan abim yanıma yaklaşıp saçlarımdan öptü ve beni sımsıkı sardı.

"İyi ki doğdun abim... iyi ki hayatımıza girdin."

Sarılışına karşılık vererek mırıldandım:
"Ama benim doğum günüme daha dört gün var..."

Azad abim bana doğru gelirken konuştu:

"Eh güzelim, 27 Aralık'ta sürpriz yapsaydık anlardın zaten."

Yanımıza geldiğinde Altan abimi hafifçe itip araya girdi.

"Abicim bir çekil de," dedi gülerek, "ben de sarılayım güzelime."

Kollarını bana doladığı anda itiraz etmeyi unuttum; çünkü o sarılma tam olarak ev gibiydi.

Eh tabii, kıskanç Akay abim durur mu...
O da hemen aramıza girip Azad abimi hafifçe kenara itti.

"Sıra bende," dedi kollarını açarak.

Gülerek geri çekildim.
"Yok abicim," dedim başımı iki yana sallayarak,
"bugün sana zaten yeterince sarıldım."

Kaşlarını çattı, alınmış gibi baktı.
"Olur mu öyle şey? Sarılmanın kotası mı var?"

"Var," dedim ciddi bir ifadeyle.
"Ve seninkini sabahtan doldurdun."

Azad abi kahkahayı patlattı, Altan abim de başını sallayarak güldü.
Akay abim ise hâlâ kolları açık şekilde öylece kalmıştı.

"Ben bu ailede en çok emeği veren abiyim ama en az sarılan da benim," diye homurdandı.

Gülmemek için kendimi zor tutarak ona doğru bir adım attım, sonra son anda durdum.
"Tamam tamam," dedim.
"Bir tane... ama minicik."

Kollarını zafer kazanmış gibi kapattığında,
"İşte bu!" dedi gururla.

Birkaç saniye sonra geri çekildim.
"Yeter abi artık," dedim gülerek. "Sana seneye kadar sarılmak yok, kotan doldu."

Gülüşlerimiz bahçedeki çiçeklerin kokusuna karışırken içimden tek bir düşünce geçti: İyi ki buradayım, iyi ki bu ailenin bir parçasıyım. Belki böyle hissetmem bencillikti, belki de öz aileme bir nevi ihanetti ama o an tüm bu suçluluk duygusunu bir kenara itip sadece
mutlu olmayı seçtim.

hızla annemle babama doğru ilerledim
ve hiç düşünmeden ikisine birden sarıldım.

İkisi de aynı anda saçlarımdan öptü.
Annem gülümseyerek, "Mis kokulum," dedi.
Babam ise yumuşak bir sesle, "Güzel kızım," diye ekledi.

Annem saçlarımı okşarken, babam alnıma kısa bir öpücük kondurdu.
O an içim sıcacık oldu.
Gülümseyerek geri çekildim.

Sonrasında tek tek herkese sarıldım.

"Hadi artık pastayı keselim!" dedim sabırsızlıkla.
Tatlı söz konusuysa, beklemeyi hiç beceremezdim; ben tam anlamıyla bir tatlı canavarıydım.

Azad abim kahkahayı bastı.
"Bak bak, sevgi gösterisi bitti mi hemen pastaya sardı," dedi başını iki yana sallayarak.

"Ne sandın?" diye kaşlarımı kaldırdım.
"Duygusal anlar güzel ama pasta daha güzel."

Kaan dayım gülerek konuştu:
"İyi tamam, hemen keselim pastayı benim güzel yeğenim... sinirlenmeden."

Akay abim pastanın mumlarını yaktı.
Geri çekilirken gözlerini kısarak bana baktı.
"Bana bak kız," dedi tehditkâr bir ciddiyetle,
"sakın aşk falan dileme, he."

"Abi rahat ol," dedim alayla.
"Ben dilek dilersem ya pasta bitmeden ikinci dilimi isterim... ya da senin bir sene boyunca bana karışmamanı."

Herkes kahkahalara boğulurken,
Akay abim yüzündeki o hiç de eğlenmeyen ifadeyle bana baktı.
Yaptığım şakadan pek hoşlanmadığı her hâlinden belliydi.

Ben ise mumlara doğru eğilip gözlerimi kapattım.
Ne aşk diledim...
Ne de imkânsız hayaller.

Sadece içimden şunu geçirdim:
"Böyle kalsın. Hep birlikte. Hep bu kadar.

Dileğim... kabul olmadı.

Babamın çalan telefonuyla hepimizin bakışı ona döndü.
Ekrana baktığı an yüzündeki gülümseme silindi. Kaşları hafifçe çatıldı, omuzları gerildi.

"Ben bir bakıp geliyorum," dedi kısa ve kontrollü bir sesle.

Telefonu açıp birkaç adım uzaklaştı. Konuşmasını duyamıyorduk ama ses tonundan iyi bir haber olmadığı belliydi. Annemle göz göze geldik; o da benim fark ettiğimi anlamıştı.

Babam telefonu kapattığında bir an durdu, derin bir nefes aldı.
Sonra yüzüne o tanıdık, sakin baba ifadesini takınıp bize döndü.

"Bir iş çıktı," dedi. "Biraz erken ayrılmam gerekecek."

Ortamdaki neşe bir anlığına yavaşladı ama kimse bir şey sormadı.
Ben hâlâ gülümsüyordum...
Ama içimde, sebebini bilmediğim küçük bir huzursuzluk kıpırdanmaya başlamıştı.

Babam yavaş adımlarla yanıma gelip alnımdan öptü.
"Ne olur darılma bana, olur mu? Çok önemli olmasa seni asla bırakıp gitmezdim. İyi ki doğdun güzel kızım... Hediyeni akşam gelince vereceğim," dedi.

Yanağına küçük bir öpücük kondurup gülümsedim.
"Sorun değil babacığım," dedim.

Ama içten içe buruktum.
Babam normalde ne olursa olsun doğum günlerimde beni asla yalnız bırakmazdı.
Gülüşümün ardına sakladığım o huzursuzluk, yavaş yavaş içimi kemirmeye başlamıştı bile.

Babam herkesle hızlıca vedalaşıp aceleyle ayrıldı.
O gittikten sonra kutlamaya devam ettik; pastalar yenildi, koyu sohbetler edildi.
Kuzenim Atakan'la birlikte çılgınca dans ettik, kahkahalar havada uçuştu.
Her şeye rağmen güzel ve eğlenceli bir gündü.

Akşam yemeği de bitince günün neşesi yerini tatlı bir yorgunluğa bıraktı.
Eşyalarımızı toparlarken aklım hâlâ babamdaydı...
"Akşam hediyeni vereceğim," deyişinde.

Herkesle vedalaştıktan sonra,
elinde babam için ayırdığım bir dilim pastanın olduğu saklama kabıyla Altan abimin koluna girdim.
Birlikte arabalara doğru yürümeye başladık.

Tam o sırada abilerim yine başladı.

Akay abim kollarını göğsünde bağlayıp iddialı bir sesle konuştu:
"Alev en çok beni seviyor, tabii ki benim arabamla gidecek."

Azad abim anında karşılık verdi:
"Kandırma kendini! Alev en çok beni seviyor, o yüzden benimle gelecek!"

Altan abim ise onları hiç umursamadan, sessizce arabasının kapısını benim için açtı.
"Buyurun prenses," dedi.

Gülümsedim.
"Teşekkürler abicim," dedim ve arabaya bindim.

Azad ve Akay abimler o kadar hararetli tartışıyorlardı ki...
Altan abimin arabayı çalıştırıp gittiğini fark etmediler bile.

Onlar şaşkınlıkla arkamızdan bakarken,
camdan başımı uzatıp gülerek el salladım.

Altan abime döndüm.
"Abi ben çok yorgunum, biraz uyuyacağım. Eve varınca uyandır beni," dedim, gözlerim çoktan kapanmaya başlamıştı bile.

Gülümseyerek bana baktı, sesi her zamanki gibi yumuşaktı.
"Tamam fındığım," dedi. "Uyu sen."

Başımı koltuğa yasladım. Arabanın hafif titreşimiyle birlikte göz kapaklarım daha fazla direnemedi. Dışarıdaki kahkahalar, günün karmaşası, içimdeki o küçük huzursuzluk... hepsi yavaş yavaş silikleşti.

Uykuya dalarken aklımdan tek bir şey geçiyordu:
Babamın neden gittiği...
Ve akşam vereceğini söylediği o hediye.

•••

Uzun ve trafikli bir yolun ardından eve varmışlardı. Altan, kardeşine baktığında Alev'in hâlâ uyuduğunu gördü. Ona belli etmemeye çalışsa da babalarının ortamdan bu kadar ani ve sessiz bir şekilde ayrılması Altan'ı da tedirgin etmişti. İçindeki huzursuzluk, yol boyunca peşini bırakmamıştı.

Altan, her zamanki gibi kardeşini uyandırmaya kıyamadı. Yavaşça kucağına aldı, sessiz adımlarla odasına kadar taşıdı. Onu yatağına dikkatle yatırdı; saçlarını okşadı, bir kez daha eğilip saçlarından öptü, kokusunu içine çekti. Ardından onu uyandırmamak istercesine, aynı sessizlikle ve yavaş adımlarla odadan çıktı.

Diğerleri hâlâ gelmemişti. Altan, babasının nerede olduğunu anlamak için evin her yerini kontrol etti. Son çare olarak bahçeye çıktığında, babasını orada gördü.

Demir Dolunay perişan hâlde, bir elinde sigara, diğer elinde buruşturulmuş bir kâğıt parçasıyla oturuyordu. O kadar dalmıştı ki, oğlu Altan'ın bahçeye geldiğini bile fark etmemişti.

Altan'ın kaşları çatıldı. Yavaş adımlarla babasına yaklaştı.
"Ne oluyor baba, ne bu hâlin?" dedi.

Demir Dolunay oğlunu fark edince irkildi. elindeki kâğıdı da saklamak istercesine hızla cebine sıkıştırdı.
"Yok bir şey oğlum," dedi, sesi her zamankinden daha kısık çıkmıştı.

Altan babasının yanına oturdu. Sesini bilinçli olarak yumuşattı ama bakışları kararlıydı.
"Baba, yalan söyleme artık. Çocuk değilim ben," dedi.
Bir an durdu, gözlerini babasının cebine kaydırdı.
"O kâğıt neydi? Neler oluyor?"

Demir Dolunay dayanamadı artık
"Yaşıyorlar oğlum" dedi

Altan'ın kaşları daha da çatıldı. Anlamaz bakışlarla babasına döndü.
"Kim baba?" dedi sesi gerilerek.
"Kim yaşıyor?"

Demir Dolunay cebindeki kâğıdı ağır ağır çıkardı.
"Alev'in öz ailesi," dedi kısık bir sesle.

Altan, babasının sözlerini duyar duymaz olduğu yerde donakaldı.
"N–ne demek yaşıyorlar?" dedi, sesi titreyerek.

"Yalan söylemiş... O adam," dedi Demir Dolunay, sesi kırık döküktü.
"Ölmemişler. Altan... Alev'i bizden alabilirler, oğlum."

Altan aniden ayağa kalktı.
"Ne demek alabilirler? Olmaz! Alamazlar. Vermem kardeşimi hiç kimseye!" dedi net ve sert bir tonla.

Demir Dolunay umutsuzca konuştu:
"Oğlum, Alev gitmek isterse gider. Buna biz karışamayız."

Altan sinirle patladı:
"Saçmalama baba! Olabilir mi öyle bir şey? Evet, Alev'e karışamayız, zaten karışmayız da... Evet onun da ailesini tanıma hakkı var. Yine de biz de onun ailesiyiz, bırakır mıyız hiç?"

Derin bir nefes aldı, saçlarını karıştırarak ekledi:
"Eğer gitmek isterse ben bırakmam kardeşimi! Yarın ilk işim her şeyi ona anlatmak... Ama baba, nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

"DNA testi oğlum amcan yaptı."
Elindeki DNA testi sonucunu oğluna gösterdi

Demir Dolunay gözlerini yere indirdi, sesi titriyordu:
"Biliyorum oğlum... Kardeşini bırakmak istemiyorsun. Ben de istemiyorum. Biricik kızımı, her şeyimi bırakmak istemem. Ama Altan... ne olursa olsun karar Alev'in. Buna saygı duymak zorundayız."

Altan'ın kaşları daha da çatıldı, eli hâlâ saçlarındaydı:
"Saygı mı? Saygı derken neyi kastediyorsun baba?" dedi sertçe.
"Ben kardeşimi bırakmam. Onu korumak benim işim. Alev benim biricik kiz kardeşim"

Gelen sesle ikisi de irkildi.
Başlarını aynı anda sese çevirdiklerinde, Alev kapının eşiğinde duruyordu.
Gözleri uykulu ama merakla doluydu.

"Niye bırakacaksın ki abi?" dedi, sesi beklenmedik kadar sakindi.
•••
Alev Dolunay

Kapı zilinin defalarca çalmasıyla uykumdan sıçrayarak uyandım. Hızla kapıyı açtığımda annemlerin geldiğini gördüm. Tam o sırada bahçeden gelen Altan abimle babamın yükselen sesleri kulaklarımı doldurdu. İçime açıklayamadığım bir sıkıntı çöktü; düşünmeden, telaşla bahçeye çıktım.

Arkamdan annem de bahçeye geldi.
Ve karşılaştığım manzara beni fazlasıyla tedirgin etmişti.
Altan abim neyden bahsediyordu?
Ne demek beni bırakmak istemiyordu?
Neler oluyordu?

Annem hiç vakit kaybetmeden söze girdi.
"Ne oluyor burada? Ne bu bağırış çağırış?" dedi endişeyle.
Sonra bakışlarını Altan abime çevirdi.
"Altan oğlum, ne diyorsun sen?"

Altan abim yüzünü iki eliyle bir anlığına kapattı, derin bir nefes aldı. Ardından sakin görünmeye çalışarak konuştu:
"Yok bir şey anne... yarın konuşuruz."

Sesimi yükselttim, gözlerim Altan abimin üzerindeydi:
"Hayır abi! Duydum ne dediğinizi. Şu an konuşacağız. Ne demek bırakmak istemiyorsun? Neler oluyor burada? Ne saygısından, ne bırakmasından bahsediyorsunuz?"

"Tamam Alev, sakin ol," dedi Altan abim. "Gel, şöyle otur... her şeyi tek tek anlatacağız."
Söyledikleriyle gösterdiği yere oturdum.

"Noldu ya, gay olmaya mı karar verdin yoksa abi?" dedi Akay abi alayla.

Akay ne kadar alaycı konuşsa da, ben olayın fazlasıyla ciddi olduğunu hissediyordum. Kalbim hızlanmış, içimi bir stres kaplamıştı.

"Kes alay etmeyi Akay!" diye yükseldi Altan abim.

O an hepimiz durduk.
Altan abim kardeşlerine kolay kolay bağırmazdı; hakaret etmesi ise mümkün değildi.
Özellikle bana... bana sesini asla yükseltmezdi.

O an anladım...
Her ne oluyorsa, sandığımdan çok daha ciddiydi.

Altan abim babama döndü.
"Baba... sen anlatsan daha iyi olur?"

Babam başını salladı.
"Haklısın oğlum," dedi.
Sonra bakışları bana döndü; saçlarımı şefkatle okşadı ve başımdan bir öpücük kondurdu.

"Biricik güzel kızım benim..."
"Alev'im, söyleyeceklerim seni üzecek, bunu biliyorum. Ama söylemek zorundayım.
Nasıl anlatacağımı da bilmiyorum...
O yüzden direkt konuya gireceğim."

İçimdeki gerginlik, gitgide daha da büyüyor, göğsümde ağır bir yük gibi beni sıkıştırıyordu.
Nefes almak bile zorlaşmıştı; sanki söyleyecekleri, daha ağzından çıkmadan beni daraltmaya başlamıştı.

"Lütfen baba, söyle artık... direkt konuya gir," dedim.
Sesim titriyordu.
"Ben daha fazla gerilmeden söyle..."

"Alev... Alev kızım," dedi sesi titreyerek.
"Öz ailen... seni istiyor."

"Ne?!" diye aynı anda yükseldik Altan abim dışında hepimiz.

Bir anda ayağa fırladım.
"Saçmalık bu!"

Sesim titredi, kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
"B-baba... nasıl oluyor bu?"

Gözlerim doldu, hâlâ inanmıyordum.
"Şakaysa hiç komik değil," dedim.

Sonra tutunacak bir dal arar gibi ekledim:
"Şey... hani sabah demiştin ya... sürpriz yapacaktın, doğum günü hediyemi akşam verecektin..."

Boğazım düğümlendi.
"Bu da onunla ilgili bir şey değil mi?"

"Değil babam... değil," dedi babam kısık bir sesle.

Gözlerime bakamıyordu. Bu bile her şeyi anlatmaya yetmişti.
İçimde bir şeyler sessizce yerle bir oldu.

Boğazım düğümlendi.
"Ne demek ailen seni istiyor?"

Başımı iki yana salladım
"Baba... öldüler"

Abilerime döndüm,gözlerim doluydu.
"Onlar ben çok küçükken öldüler ya...
Hatırlıyorsunuz, değil mi?"

Babam konuştu.
"Ölmemişler babam... yaşıyorlarmış."
Ne demek ölmemişler?

"Hayir...hayir, hayir... öldüler!"
Sesim kontrolümden çıkmıştı; titriyor
Boğazımda parçalanıyordu kelimeler.
"Altan abi birşey söylesene..."
Sesim yalvarmaya dönüşmüştü.
"Öldüler de... yaşamıyorlar de!"
Bir adım daha attım dizlerim titriyordu.
"Ne olur söyle..." dedim fısıltıyla.
"Sen boş bir mezarla konuşmadın de..."
Gözlerim onun yüzünde bir cevap arıyordu.
Tek bir kelime...
Tek bir baş hareketi bile yeterdi.

Elimle saçlarımı sertçe geriye doğru çektim,
sanki saçlarımı koparıp bu gerçeği de kafamdan söküp atmak istercesine.

Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım.
"NasıI oluyor bu? Onların mezarları bile var..."

"Seni bize veren adam yalan söylemiş," dedi babam sesi çatlayarak.
"Ailen ölmemiş... Sahte, boş mezarları bize senin öz ailenin mezarları diye göstermiş."

"Sebep? Nasil ya bunca zamandır yoktular
Şimdi bir anda ortaya çikip Alevi bizden alıcaklar mı? Olabilir mi böyle birşey!"
Akay abimin dedikleriyle bakışlarım ona döndü

"Asla olmaz! Vermem ben kardeşımı" dedi azad abim

Ne diyeceğimi, ne hissedeceğimi bilmiyordum.
Her hafta gidip mezarlarına çiçek bıraktığım, dualar okuduğum insanların... aslında orada bile olmadığını öğrenmiştim. Meğer ben yıllardır boş mezarları suluyor, olmayan hatıralara yas tutuyormuşum. Bu gerçekle birlikte içimde bir şeyler koptu; sessizce ama geri dönülmez şekilde.

Onları hayal meyal hatırlıyordum.
Çocukluğumdan geriye kalan anılar çok azdı; öz aileme dair kırık dökük görüntüler, yarım kalan yüzler, bulanık sesler... Hepsi sisin içindeydi.

Ama çok net hatırladığım tek bir şey vardı.
O külübe.
Ve orada yaşadıklarım.

Aileme baktım; teker teker, yüzlerinden tek bir detayı bile kaçırmamaya çalışarak...
Anlattıklarıyla benim yarım yamalak hatıralarım birleşince tablo yavaş yavaş netleşiyordu.

Ben beş yaşındayken, bir adam tarafından onlara verilmiştim. O zamanlar annemle babam bir kız çocuğu istiyormuş ama annem, abilerimden sonra bir daha çocuk sahibi olamamış. Adam, ailemin öldüğünü, yetim kaldığımı söyleyince annemle babam buna dayanamamış... beni evlat edinmişler.

O günden bu yana, tek bir an bile kendimi yabancı hissetmemiştim.
İçimde hep eksik bir parça vardı, evet... kırık, adını koyamadığım bir boşluk.
Ama Dolunay ailesi bana hiçbir zaman yabancı olmadı.

Onlar benim ailemdi.

Hep düşünmüştüm...
Öz ailem ölmeseydi neler olurdu diye.
Nasıl bir hayatım olurdu, kim olurdum, kime "anne", kime "baba" derdim...

Şu an ise, yıllardır kafamda kurduğum o ihtimalin tam ortasındaydım.
Öz ailem yaşıyordu... ama içimde koca bir soru asılı kalmıştı.

Kime anne diyecektim?
Kime baba?

Beni doğuranlara mı,
yoksa beni büyütenlere mi?

Sözler ağzımdan düşünmeden döküldü:

"Siz benim ailemsiniz."

Sesim titremişti ama içimden gelmişti.
O an kalbim ne diyorsa dilim de onu söylemişti.

Boğazımı temizleyip devam ettim, gözlerim tek tek hepsinin üzerinde geziniyordu:

"Sizi asla bırakmam ama..." dedim, sesim yumuşak ama kararlıydı.
"Onları görmek istiyorum. Nasıl bir aile olduklarını... kim olduklarını görmek istiyorum."

Bir an durdum, nefesim titredi.
"Bu, sizi daha az sevdiğim anlamına gelmiyor. Sadece... kendime karşı dürüst olmak istiyorum."

O an odadaki herkes şunu anlamıştı:
Ben gitmiyordum.
Ama geçmişimle yüzleşmeden de kalamıyordum.

"Baba yarın onları görmek istiyorum"
Dedim

"Tamam, güzel kızım," dedi sakin ama ağır bir sesle.
"Yarın... onları görürüz."

Elimi avuçlarının arasına aldı,sıktı.
"Ne olursa olsun şunu unutma," dedi gözlerimin içine bakarak,
"sen nereye gidersen git, biz buradayız. Sen bizim kızımızsın."

Azad abim dişlerini sıktı; hiçbir şey söylemedi ama yumruklarını sıkışından ne kadar sinirlendiği belliydi.
Akay abim her zamanki gibi konuşacaktı ki, Altan abim tek bir bakışla susturdu onu.

Altan abim bana doğru bir adım attı.
"Ne olursa olsun," dedi net bir sesle, "yalnız değilsin. Yarın da, onlardan sonra da... biz buradayız."

"Siz ne sandınız ya?" dedim alayla.
"Sizi bırakacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Asla benden kurtulamazsınız. Siz benim biricik, yakışıklı abilerimsiniz."

Bakışlarımı annemlere çevirdim.
"Size gelince... siz de benim annem ve babamsınız. Bu değişmeyecek. Beni kovsanız bile değişmez."

Ayağa kalkıp Azad abimin yanına gittim. Sıkılı duran yumruğunu elimle tuttum, sonra sarıldım.
"Sizi çok seviyorum," dedim kısık bir sesle.
"İyi ki ailemsiniz."

Azad abim bana daha da sıkı sarıldı.
"Çok seviyorum seni, abim," dedi ve başımdan öptü.

Kollarının arasından ayrılmadan, Altan ve Akay abimi de elimle yanımıza çağırdım.

"Hadi, siz de gelin," dedim.

Akay abim sanki bunu bekliyormuş gibi hiç düşünmeden yanımıza atıldı, o da sarıldı.

Sonra Altan abim de yanımıza geldi, kollarını etrafımıza doladı ve sarıldı.

Sıkı sıkı sarıldıktan sonra geri çekildim.
"Benim uykum var, uyumaya gidiyorum," dedim.

"Uyu güzel kızım, uyu," dedi annem yumuşak bir sesle.

Babam ekledi: "Yarın erken kalkarız, seni ben götürürüm."

Gülümsedim.
"Tamam babacığım, iyi geceler," dedim.
Sonra annemin ve babamın yanaklarından öptüm.

Akay abim yine kıskançlık yaptı.
"Bize yok mu?" dedi somurtarak.

Gülerek ona döndüm.
"Size de var tabii," dedim.
Tek tek yanaklarından öptüm.

"İyi geceler," dedim gülümseyerek.
Herkes sırayla iyi geceler diledikten sonra yukarı, odama çıktım ve kapıyı kapattım.
Bir süre kapının önünden ayrılmadım.

Aileme ne kadar belli etmemeye çalışsam da gergindim.
Korkuyordum... biraz da heyecanlıydım.
Ama korkum, heyecanımın önüne geçiyor; içimde ağır bir taş gibi duruyordu.

Yarın ne olacaktı?
Nasıl insanlardı onlar?
Nasıl bir ailelerdi?

Aile...
Ailem diyemiyordum. Sadece aile diyordum.
Bu kelime bile içime ağır bir taş gibi oturdu.

Daha fazla düşünmeden yatağıma ilerleyip uzandım.
Gözümden birkaç damla yaş süzüldü;
belki bunca yıldır boş bir mezarı suladığımı öğrendiğim içindi,
belki de bunca zamandır bir yalanla yaşadığımı fark ettiğimden...

Ama bu, basit bir yalan değildi.
Bu, Yalanların da Ötesindeydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

79okunma 18beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18