YALANDAN HAYAT kitap kapağı

6. bölüm / 6

YALANDAN HAYAT

Bölüm 6 Kanlı Anlaşma

Vaveyla Yazarı: Meri Bookblog

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 6 Kanlı Anlaşma

İnsan bazen nereye saklanacağını bilmiyor ya da ne yapacağını. Bazen her şey tam olsa bile bazı çabalar nafile. Bazı çırpınışlar nafile. Hayatımda hep çabaladım. Hep en iyisi olmaya çalıştım, bana verilen görevleri eksiksiz ve fazlasıyla yerine getirmeye çalıştım belki beni o zamanlar severler diye düşündüm. Küçük kızın kalbi sevilmek istiyordu çünkü. Bir sıcaklık arıyordu tüm bu soğukluğun, savaşın içerisinde yaralarını saracak birisini arıyordu küçük kız. Hiçbiri olmasa bile sırtını sıvazlayacak birisini aradı hep. Karanlıkla başa çıkmaya çalıştı, karanlığa alıştı ve en sonunda onu bir zırh gibi üzerine giydi. Ne olacaktı ki şimdi? Bana verilen her görevi eksiksiz yerine getirmiş olsam ne olacaktı ki? Başımıza dayanmış soğuk silahın varlığı ortayken tüm bu çabalara ne olacaktı?
Çağatay yanımda baygın yatıyordu, yüzü gözü dağılmıştı. Direnmiştik, kaçmak için savaşmıştık. Ama işler hiç yolunda gitmedi, muhbiri teslim ettiğim zaman sırtımdan bir kambur eksilir sandım yanılmışım. Uzun soluklu bir araba takibinden sonra kaza yaptık. Yaralanmıştık, o halde bile kaçmaya çalıştık fakat bir şekilde maskeli adamların ellerine düştük. Şimdi ise boş bir depoda bekliyorduk. İkimizi de sandalyeye bağlamışlardı. Çağatay iplerini çözmeye çalışırken yakalandığı için dövülmüştü. Kolumdan aşağı süzülen kan yere damlıyordu, kaza yüzünden yaralanmıştım ve alnımdan çeneme akan kan kurumuştu. Başım çatlayacakmış gibi ağıyordu. Demir paslı kapının yere sürtünerek açılması daha fazla ağrıya sebep olduğu için yüzümü buruşturdum. Karşımıza bir adet deri sandalye koydular ve bir kova suyla Çağatay’ı uyandırmak için üzerine boca ettiler su bana da sıçramış üstümü ıslatmıştı. Çağatay öne düşen başını yavaşça kaldırdı koyu kahve gözler benimle göz göze geldi. Yorgundu.
İçeriye siyah saçlı, kısa denilecek bir boyda, hafif topallayan bir adam girdi. Deri sandalyeye oturdu. Beni ve Çağatay’ı baştan aşağıya süzdü.
“Amacım sizinle tanışmaktı ama çok paniksiniz.” Diyip eliyle halimizi işaret etti.
“Kimsin lan sen?”
Çağatay’ın sesi dış görünüşüne göre güçlü ve gür çıkmıştı.
“Ben Gökmen Tuğralı, Osman Tuğralı’nın oğluyum. Peki siz Osman Tuğralı kim biliyor musunuz?”
Kravatını düzeltip, yüzlerimize baktı.
“Sessizlikten anladığım kadarıyla bilmiyorsunuz. Kimse bilmez. Örgütün en üst yöneticilerinden birinin oğluyum. Son zamanlarda çok fazla değişiklik oluyor, çok fazla suikast çok fazla ihanet. Yönetim kendi içerisinde parçalanıyor, herkes kendine ajan yetiştiriyor. Eskiden her şey bu örgüt için olurdu.Ne yazık.”
“Bizden ne istiyorsun?”
“Çok sabırsızsın Ateşsoy. Bak Neslihan’a hiç öyle birisi mi? Nasıl usulca dinliyor.”
Aslında usulca dinlemiyordum hareket edecek halim kalmamıştı. Kan kaybediyordum ve sanırım başımda da bir sorun vardı. Çağatay benden yana kısa bakış atsa da istifini hiç bozmadı.
“Şuan her şey fırtına öncesi sessizlik eğer fırtınada sağ kalmak istiyorsan sığınacak bir yer bulman gerekli bende size bunu vaad ediyorum. Ve fırtınadan sonrasını.”
“Bilmece gibi konuşmayı kes.”
Gökmen kahkaha atarken bacak bacak üstüne attı.
“Benim adıma çalışmanızı istiyorum. Sizin gibiler çok zor bulunuyor artık bir çoğu toprağın altında. Yönetimi ele geçirmek gibi planlarım var. Tahmin edersiniz ki böyle büyük bir şeyi tek başıma yapamam. Ayrıca işin içerisine devlette girmeye başladı. Tüm aldığınız hayatlar için hesap vermeyecek misiniz sanıyorsunuz?”
“Siz vermeyecek misiniz?”
Sesim pütürlü ve hırıltılı çıktı. Uzun zaman sonra ilk kez konuşmaya katıldım.
“Çaldığınız hayatlar için hesap vermeyecek misiniz?”
Öfke içimde sıcak bir ateşle yükselmeye başladı. Gökmen duruşunu biraz daha dikleştirdi.
“Peki ya ben size hayatınızı çalanların hesabını soracak imkanı sağlarsam? Kabul eder misiniz?”
“Etmezsek ne olacak?”
Alnımdan aşağıya bir ter damlası süzüldü.
“Ben öldürmesem illa ki birisi sizleri öldürecek. Ya şimdi olmuş ya sonra.”
“Hala bize bundan olan çıkarımızı tam olarak söylemedin.”
Çağatay’ın sorusu soğuk odanın her yerine dağıldı.
“Yeni başlangıç. Başka bir isim, başka bir ülke size ait olan tüm kayıtlar silinecek sanki hiç varolmamışsınız gibi. Yeni bir hayat, sıfırdan. Siz benim örgütü devirmeme yardım edin bende size yardım edeyim.”
Çağatay başını bana doğru çevirdi. Gözleriyle kabul edip etmediğimi soruyordu. Ağır ağır gözümü kapatıp açtım.
“Kabul ediyoruz.” dedi.
İpler vücudumu terk ettiğini hayal meyal hatırlıyordum. Güçlü bir el bedenimi sardı ve beni sıcaklık karşıladı sonrası bulanık.

3 Hafta Sonra…
Arabanın içerisinde oturmuş Gökmen’in bize verdiği görevi yerine getirmek için beklerken sıkıntıdan patlamak üzereydim. Üstelik bugün Çağatay çok konuşkan gününde değildi ne zaman onun sinirini bozmak istesem konuşmayı kestirip atıyordu. Düğünün tarihi değişmişti neden değiştirildiğiyle alakalı kimse bize bir bilgi vermedi. Zaten merak etmiyordum, yeterince dert yokmuş gibi gelinlik seçmek için bugün randevum vardı. Kolumdaki saate baktım tam öğlen 12’yi gösteriyordu. Dar sayılacak bir sokağın köşesinde arabayı park etmiştik. Sarı rengi giderek solmuş, duvarlarında yer çatlakları olan ve balkonların bazılarının sıvaları dökülmüş, kimi camları kirli, kimisi perdeli, bazılarıda gazete kağıdı örtülü apartmanı gözetliyorduk. Bize gönderilen fotoğrafa bakıp içeriye giren kişi o mu diye teyit ediyorduk yaklaşık iki saat beklemenin ardından sonunda beklediğimiz adam gelmiş ve apartmanın içerisine girmişti. Birbirimize hiçbir şey söylemeden arabadan çıktı, bozuk kaldırım taşlı yolda ilerledik ve apartmanın içerisine girdik. Üçüncü katta beş numaralı dairenin kapısına bize belirtilen ritimle çaldık. Kapıyı kirli sakallı, iri yarı bir adam açtı.
“Kuzgungözü.”
Bize verilen parolayı kapıdaki adama söyleyip içeriye girdik. İçerisi sigara dumanından dolayı kötü kokuyordu ne yeterli ışık ne de yeterli temiz hava vardı. Adamın bize işaret ettiği yere oturduk ve bekledik. Sessizce. Çağatay evin her yerini inceliyordu. Bu apartmanın yangın merdiveni yoktu dolayısıyla kaçmak isteyen kişinin giriş çıkış tek bir yolu vardı.
Fotoğraftaki adam içeriye geldi. Masasına oturdu.
“Ne istiyorsunuz?”
Çağatay duruşunu değiştirdi bir kolunu sandalyenin kolçak kısmına koydu.
“Bize iki çift yeni pasaport lazım ve yeni kimlikler.”
“Kolay iş. Para?”
Yanımda getirdiğim çantaya adamın masasına bıraktım. Adam siyah deri çantayı açtı, içerisindeki dolarlara dikkatlice baktı ve sonra fermuarı çekti.
“Yaklaşık iki saat sürer. Aklıma gelmişken neden istiyorsunuz bunları?”
“Hakkımızda yakalama kararı çıktı. Kara para, silah ve uyuşturucu ticareti yüzünden. Bizde yakalanmadan topuklamak istiyoruz.” Dedi Çağatay rahat ama biraz tedirgin bir tavırla. Adam kafasını anlıyorum anlamında salladı.
Boğazımı temizleyerek “tuvaletinizi kullanabilir miyim? Çok acil.”
Adam soruma bozuldu fakat belli etmedi. “Dümdüz git koridorun sonunda.”
Tebessüm ettim ve yerimden kalktım. Koridorda ilerledim kapıyı açtım.
“Şey pardon ben tuvalete girecektim ama karıştırdım sanırım.”
İçeride bir sürü dosya vardı, iki bilgisayar ve henüz açılmamış mektuplar vardı. Adam beni görünce önce şaşırdı sonra sinirlendi. “Diğer kapıya gireceksin.” Dedi sinirli bir sesle. Arkamı dönerken cebimdeki soğuk metali kavradım ve adamın alınana bir el ateş ettim. Susturucu takılı olduğu için içerideki adamın duyması zordu. Sıra diğer odadaydı, aynı taktiği burada da uyguladım. Ve tekrardan salona geri döndüm. Çağatay geldiğimi fark edince bana doğru döndü.
“Hallettin mi işini?”
Evet anlamında başımı salladım ve Çağatay dönüp adamın kafasını tuttu sertçe masaya vurdu. Acı bir çığlığın içerisine kırık birkaç kemiğin sesi de katıldı. Çağatay adamı sabit tutarken bende masanın üzerinde duran bilgisayara bellek taktım ve tüm bilgileri aktarmaya başladım.
“Diğer bilgisayarlar şifreli. Şifreleri söyle.”
Adam ağzında biriken kanı yere tükürdü.
“Söyle yoksa diğerleri gibi kafana sıkarım.”
Silahımı adamın alnına dayadım. Sıkıntıyla iç geçirdim.
“Bu işi sana bırakıyorum şifreyi öğren ve yanına gel.”
“Emrin olur prenses.”
Bilgisayardaki tüm bilgiler belleğe aktarılınca belleği çıkartıp çantamın içerisine attım. Arşiv gibi olan odaya girdim bize verilen dosya numaralarını aramaya koyuldum. Ahşap yer yer soyulmaya yüz tutmuş raflara baktım oralarda yoktu. Çekmeceli dolaba baktım. İlk iki çekmecede aradığımı bulamadım ama üçüncü çekmecede aradığımızı buldum dosyaları çıkardım, çantanın içerisine koydum. Çağatay açık olan kapıdan içeri girdi. Bilgisayarların şifresini girdi. Diğer iki belleği de taktım tüm bilgileri almıştık. Sıra diğer odaydı beraber odanın içerisine girdik. Leş gibi kokuyordu. Ter, sigara, alkol kokusu karışmış midemi bulandırıyordu. Odanın içerisinde çok fazla eşya yoktu. Tekli iki tane yatak ve bir tane metal dolap vardı bu yüzden kasayı bulmamız zor olmadı. Çağatay cebinden şifreyi kıracak olan cihazı çıkartı yarım saniye sonra kasa açıldı ve içerisinde bulunan kilitli dikdörtgen, bej deri kaplı kutuyu aldı. Buradan çıkmadan önce daireyi ateşe verdik. Dikkat çekmeden apartmandan çıkarken etrafımızı kolaçan ettik ve arabaya çalıştırıp alevler yükselen apartmandan uzaklaşmaya başladık.
“İşi hallettiğimizi haber verdim teslimat noktasının konumunu attılar. Oraya gitmemiz gerekiyor.”
Başını tamam anlamımda salladı. Bugün aşırı sessizdi ve çoğu zaman anlattığım şeyleri dinlemiyor gibiydi ve bu benim sinirimi daha da bozuyordu.
“Bir sorun mu var?” Sonunda dayanamayıp bu soruyu sormuştum.
“Hayır.”
Şeytan diyor bir tane yapıştır suratına.
“Yani ne bileyim sen her zaman daha gevşek ve daha konuşkansın bense huysuz ve az konuşurum. Şimdi ikimizde huysuz ve az konuşkanız. Dengeyi bozuyorsun.” Son cümlemin bir tık sitemkar gibi çıktığını fark edince kaşlarımı çattım.
Dudaklarının kenarı hafif yukarı kıvrılsa da gözünü yoldan ayırmıyordu. Sessizlik tekrar üzerimize kara toprak gibi çökmüştü bende ısrar etmedim. Camdan dışarıyı seyretmeye koyuldum. Yine aklımın dip köşelerine bıraktığım düşüncelerim birer birer ortaya çıkmaya, kalbimde ağırlık oluşturmaya başlamıştı.
Kendi içimde hep bir savaşım varmış gibi hissediyordum çocukluğumdan beri böyleydi. İyiyle kötünün, karanlıkla aydınlığın… Olmak istediğim kişiyle olduğum kişi arasında uçurumlar vardı. Belki bu yüzden hâlâ birazcık olsa bile umudum vardı. Gökmen’in teklifini bu yüzden kabul etmiştim çünkü o bahsettiği şeyi daha önce biliyordum duymuştum. Ben daha on iki yaşındayken Pala Dayı, çiftliğin bahçesinde yanıma gelmişti. Uzaklara bakarken derin sessizliği bu hikaye bölmüştü. O zamandan beri hep merak etmiştim, araştırmıştım tam ümidimi kaybettiğim sırada Gökmen karşıma çıkmış yeni başlangıç uygulamasından bahsetmişti. Çağatay kabul etmese bile ben kabul edecektim ve kendimi bu yalandan hayatın içerisinden bir şekilde kurtaracaktım. Şuan tüm çabam, verdiğim tüm mücadele bunun içindi. Belki o zaman içimdeki savaş biterdi, içimdeki o küçük kız çocuğu sonunda mutlu olurdu. Düşüncelerim arabanın yavaşlamasıyla duruldu. Sahil kenarında arabayı park etmiştik. Hiç kimse yoktu, martılar etrafta uçuşuyor, rüzgar denizi dalgalandırıyordu. Sürücü koltuğunun camını birisi iki defa tıklattı, Çağatay camı indirdi ve çantayı adama uzattı.
“Bir sonraki görev kırk sekiz saat sonra.”
Dedi ve gitti.
Çantamı arka koltuktan aldım, arabadan inmek için kapımı açtım.
“Nereye?”
Çağatay’ın sorusu duraklamama sebep oldu.
“Gelinlik için randevum var gitmem gerekiyor.”
Uzanıp kolumu tuttu.
“Ben bırakırım.”
Kolumu elinden kurtardım ve yüzüne bile bakmadan “gerek yok taksiyle gideceğim.” Dedim ve arabadan indim. Şansıma hemen boş bir taksi karşıma çıktı ve ne geride bıraktığım arabaya ne de içindeki adama bakmadan taksiye bindim gelinlikçinin yolunu tuttum.

“Peki nasıl bir model düşünüyorsunuz Neslihan Hanım?”
Yani ne bileyim ben hiç gelinlik hayali kurmadım ki.
“Bu sene ne popülerse onlardan seçin deneyeceğim.”
Üvey abimin karısı yüzünden burdaydım ama bilin bakalım kim gelmedi tabi ki yengem olacak kadın. Söylene söylene gelinliği denemeye başladım. İlk gelinlik aşırı kabarıktı ve kendimi iğrenç hissettim.
“Şey ben daha düz bir model istiyorum sanırım kabarık olmasın.”
İçeriye hızlı adımlarla yengem geldi.
“Ay Neslihan’cım çok özür dilerim aklımdan çıkmış.”
Hemen bej tekli koltuğa eşyalarını bıraktı ve benim üzerimdeki gelinliğe baktı.
“Neslihan Hanım kabarık olan modelleri içeriden aldım yerlerine daha rahat edeceğinizi düşündüğüm modelleri bıraktım.” Çalışan gülümseyerek gelen yengemi selamladı.
Denediğim hiçbir gelinliği yengem beğenmedi ve sinirim giderek tepeme çıkmaya başladı.
“Canım bu ne böyle? Yani alınma ama düğünün mü var yoksa oraya davetli misin? Ne kadar basit bir gelinlik hiç beğenmedim.” Kendisi ise benim nefret ettiğim ne kadar model varsa seçip zorla denettirmeye çalışıyordu.
Kabinin koyu gri perdesini sertçe çektim. Zaten zorla evlendiriliyordum bir de üstüne böyle şımarık gıcık gıcık hareketler beni daha da öfkelendiriyordu. Geriye son bir tane gelinlik kalmıştı. Ve onu deneyip podyum dedikleri platforma çıktım.
“Harika olmuşsun.”
Aynada kendime baktım, ince askılı kare yaka, ne dümdüz ne de çok kabarık gelen dantel işlemeli bir gelinlik giymiştim. İkimizinde isteklerini karşıladığı için bunda karar kıldık. Zaten başka gelinlik deneyecek halim yoktu. Zar zor kendimi ailecek yenecek akşam yemeğinden kendimi kurtarmıştım, şimdi gidip ne abimi ne de babamı göresim yoktu bende eve geldim.
Uzunca bir duş aldım, üzerime rahat edeceğim kahverengi pijama takımımı giydim. Mutfağa gidip kendime espresso yaptım. Siyah kahve fincanımı masanın üzerine koydum. Laptopu açtım ve sandalyeye bıraktığım çantamın içerisinden belleği çıkardım laptopa taktım.
Dosyalar teker teker alfabetik olacak şekilde yüklenmeye başladı. Gökmen’in teklifi cazip olsa bile örgütte kimseye güvenemezdim ve herkesten gizli bilgileri almıştım. Kişilere ve onların tehlike seviyelerine göre dosyalar renklere ayrılmıştı. Herkesin attığı her adım, söz, mesaj, işledikleri suçlar, günahlar… hepsi şuan elimin altındaydı. Bu dosyalar düzenli olarak toplanır daha sonra ana depoya sevk edilirdi şanslıydım ki ana depoya gitmeden elime geçirmiştim.
Yaralı kız rolünü bazen fazla iyi oynardım, çaresiz ya da yalnız. İnsanlar bu yüzden çok fazla dikkat etmezler, acırlar veya küçümserler. Kendi içimdeki yaralarım savaşarım elbette vardı ama ben hiçbir zaman bunları göstermezdim. Beni tanıyan birisi rol yaptığımı hemen anlardı. Aciz görünmekten nefret ederdim hatta son ana kadar hep kuyruğumu dik tutardım. Fakat işler değişmişti, bende rolümü değiştirdim. Bulduğum bilgiler sayesinde yüzüme bir gülümseme yayıldı.
Kader bir kez daha yazılıyordu ve bu sefer kalem bendeydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 18beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.