YALANDAN HAYAT kitap kapağı

4. bölüm / 6

YALANDAN HAYAT

Bölüm 4 “Davetiye”

Vaveyla Yazarı: Meri Bookblog

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 4 “Davetiye”

İşaret parmağımı direksiyona vurarak ritim tutturuyor bir yanda yeşil ışığın yanmasını bekliyordum. Dikiz aynasından arkamdaki siyah arabanın içerisinde oturan Pala Dayı ile beraber babamın emriyle bize verilen konuma doğru yol alıyorduk. Cenazeden ayrılalı yaklaşık bir saat olmuş ve ben o bir saatin içerisinde yaşadığım şoku atlatamamıştım. Ritim tutmayı bırakıp ellerimle önüme gelen koyu kahve saçlarımı geriye doğru ittim. Yeşil ışığın yanmasıyla ayağımı gaza bastım, çevre yolundan çıkıp sağa döndük ve biraz daha ilerleyip çocukların oyun oynadığı ara bir sokaktan geçip, yokuş aşağı arabayı sürdük. Yokuş bizi sahile bağladı ve hedefinize ulaştınız sesini duyunca konumu kapattım. Torpido gözüne koyduğum silahı elime aldım, mermileri kontrol ettim ve pantolonun bir kenarına sıkıştırdım. Paltomu alıp araçtan indim. Pala Dayı ise aracından çoktan inmiş etrafı kolaçan ediyordu. Uzun ağaçların sıralandığı yolun sol tarafında kayalıkları aşan denizin dalgaları asfalt zemini sırılsıklam ediyordu.
Sessizliği bölen adım seslerimizdi, beyaz işlemeli sütunlara sahip mekanın, cam kenarları altın rengi işlemeli kapısını Pala Dayı açtı ve eliyle geçmem için işaret yaptı. Restoran tamamen boştu, babamın adamları dışında ayakta duran kimse yoktu. Şaşkınlıkla kaşlarım havaya kalktı.
Masada babamın karşısında onun en büyük düşmanı olan Ateşsoy ailesinden Bedri Ateşsoy ve Çağatay Ateşsoy ile beraber oturuyordu. Masanın baş kısmında ise hiç tanımadığım kel, bıyıklı ve oldukça kilolu görünen birisi vardı, ellerini birbirine kenetlemiş benim gelip masadaki yerimi almamı bekliyordu. Yüzüme her zaman ki maskemi takınıp. Sandalyeyi çekip oturdum.
Adam boğazını temizleyip yüzüne bir gülümseme yerleştirdikten sonra konuşmaya başladı.
“Evet Neslihan Hanım’da geldiğine göre yemeğimize birazdan başlayabiliriz.”

Elleriyle ayakta bekleyen garsonlara işaret verdi ve yemek servisi yapılmaya başlandı. Babamla kısa bir göz temasım oldu, sıkıntılı olduğu her halinden belli gibiydi.
“Ah, kendimi tanıtmayı unuttum kusura bakmayın. Ben Servezir, örgütün en üst danışmanlarından birisiyim, bugün sizlerle örgütün verdiği bir kararı size iletmek için burada bulunuyorum.”
Ateşsoy ailesi duruşlarını düzelttikten sonra dikkatlerini Servezir’e verdiler. Babam ise elindeki kadehi evirip çeviriyor açıklanacak olan şeyi önceden biliyormuş gibi dalgın dalgın düşünüyordu. Pala dayı ise bize yakın bir yere konumlandırmıştı kendini, eli her an silahına davranacakmış gibi hazır bekliyordu.

Servezir başka bir adama işarette bulundu, adam elinde iki davetiye ile geldi ve birini benim boş olan porselen servis tabağıma koydu, diğerini ise Çağatay Ateşsoy’un önüne. Çağatay en az benim kadar burada dönen olayları anlamamış olacak ki geldiğimizden beri ifadesiz olan yüzünde şaşkınlık emaresiyle önüne konan zarfa bakıyordu.
“Evet zarflarda geldiğine göre Neslihan Hanım ve Çağatay Bey zarflarınızı açabilirsiniz.”
Bakışlarım yanı başımda oturan babama döndü, gözleriyle açmamı işaret etti. Ve ikimizde aynı anda zarfları açtık.

Neslihan ve Çağatay

Sizleri bu mutlu günümüzde yanımızda görmekten mutluluk duyarız.

Atay Ailesi Ateşsoy Ailesi

Düğün Yeri: Çırağan Sarayı

“Örgütün aldığı önemli kararlardan birisi ise içimizde önemli konumlarda olan iki büyük ve güçlü aileyi düşman olarak değil ortak olarak görmek istediklerini düşündüler ve bilirsiniz bir düşmanlık en iyi iki ailenin artık dünür olmasıyla bitirilir.”

Servezir’in son cümleleri kulağıma bir uğultu olarak ulaştı. Yutkunmaya çalıştım, bakışlarım bir çift kahverengi gözle buluştu. Dudakları incecik bir çizgi halinde, ellerindeki davetiyeyi sıkıyordu.
“Birbirinize alışmanız için bundan sonra artık yapacağız her işte ortak hareket edeceksiniz.” Servezir parmaklarıyla bizi işaret etti.

Babam ve diğer herkes aracına binip uzaklaştı. Çağatay ise kırmızı Mercedes’ine dayanmış, kollarını birbirine bağlamış bana bakıyordu. İtiraz etme hakkımız bile yoktu, töre dizilerindeki gelinler gibi zorla evlendiriliyordum. Dudaklarımdan bir iki kahkaha kaçtı. Çağatay aracından uzaklaştı tam karşıma dikildi. Benimle göz göze gelebilmek için başını aşağıya doğru eğdi ve gittikçe daha dibime girdi.
“Eee ortak napıyoruz bakalım?”
Bulmam gereken bir muhbir olduğu gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptı üstelik başıma bir de kaynaşalım diye Çağatay’ı diktiler.
“Bebek bakıcısına ihtiyacım yok, çekil şurdan.”
Elimle Çağatay’ı itip hemen arabama bindim tam arabayı çalıştıracağım sırada kapısı açıldı, Çağatay arabaya bindi.
“Dalga mı geçiyorsun sen benle in arabamdan.”
Koltuğunda beni daha rahat görebilmek için döndü.
“Nesli bende sana meraklı değilim ama dikiz aynasından bakarsan izlendiğimizi görürsün.”
Sikeyim, cidden izliyorlar.
“Şimdi sür şu arabayı nereye gidiyorsak gidelim.”
Arabayı çalıştırdım ve telefonuma bir bildirim geldi.

Pala Dayı: Depoya gel plan hazır.

Kağıthane’deki depoya geldik, Pala Dayı’nın yanına giderken herkes bize kafamızda kolumuz çıkmışcasına garipseyerek bakıyordu. Kullanılmaktan rengi gitmiş ve paslanmış merdivenlerden çıktık. Adımın yazılı olduğu odaya girdik.
Masama geçip oturdum.
“Bana Zülfikar’ı çağırın.”
Çalışan başını sallayıp odadan çıktı. Çağatay kendini bir koltuğun üstüne attı.
“Dekorasyonu değiştirmişsiniz baya iyi olmuş .” Dedi çarpık gülümsemesiyle.
“Deponun bir kısmını patlattığınız için olabilir mi?”
“Neyseki iyi bir amaca hizmet etmiş eskisi neydi öyle antikacı dükkanına gelmiş gibiydik.”
Tam ağzımı açıp laf sokacaktım ki içeriye Zülfikar girdi.
“Neslihan Hanım beni çağırmışsın-“
Çağatay’ı görünce cümlesini yarım bıraktı.
“Bu itin burada ne işi var?” Bir eli silahına gitti.
Çağatay başını Zülfikar’ın olduğu tarafa gülerek çevirdi.
“İt derken, biz bugüne bugün ortak sayılırız, her manada değil mi müstakbel karıcığım?”
İçtiğim su boğazımda kaldı.
“Ne diyorsun lan?” Zülfikar Çağatay’a doğru hareketlendi.
“Zülfikar! Bu doğru biz Çağatay’la evleniyoruz.”
Of allahım sen sabır ver ya. Bir de bunların kavgasıyla uğraşmak istemiyorum. Elimi havaya kaldırdım.
“Ayrıca seni buraya olay çıkart diye değil sevkiyatla alakalı bilgi vermek için çağırdım.Bugün ümraniyede bulunan depodan mal çıkışı olacak saat 17 gibi gidip adamları organize etmeni istiyorum. Çıkabilirsin.”
Hiçbir şey demeden odadan çıkıp gitti.
“Hatırlatta evlenince şunu kovayım.”
Masanın üzerine duran atacı Çağatay’ın üzerine attım.
“Cıvıklık yapmanı tüm gün çekemem bir sürü işim var benim.”
Telefonumdan Behçet’e mesaj attım.
Ümraniye depo sevkiyatı var saat 00’da.
Megafona bastım. Nihat odama gel. Bir dakika geçmeden odamın kapısı çalındı ve içeriye Nihat girdi.
“Çatalca’daki depoya yüklü bir mal gelecek bu akşam saat dokuzda.Orada ol diğer adamlarında haberleri var bekliyorlar seni.”
Emiri alır almaz odadan çıkıp gitti.
Başımı Çağatay’a çevirdim.
“Arkada acil çıkış var oradan çık git daha fazla ayak bağı olma bana.”
“Baya uzun süre boyunca sana ayak bağı olacağımı ikimizde biliyoruz ve dediğim gibi meraklın değilim. “
Ayağa kalktı ve masada yanıma doğru geldi, oturduğum tekerlekli sandalyeyi kendisine doğru çekti ve yine olabildiğince dibime girerek.
“Ayrıca güzellik, bundan yaklaşık iki ay önce benzer bir teklif başka bir aileye yapıldı ve ne oldu biliyor musun? Adamla kadın itiraz ettiler ayrı durdular. Nikahta hayır cevabını verdiler peki sonra ne oldu biliyor musun?”
Nefesi nefesime karışacak kadar dibime girdi. Kahverengi gözleri gözlerime kitlenmiş dikkatle bana bakıyordu.
“Daha bir gün olmadan aileleri cenaze düzenlendi. O yüzden güzellik, acil çıkışı unut hatta herhangi bir çıkış yolunu da unut bizim gibiler için çıkış yok.”
Ve benden usulca uzaklaştı. Gerginlikten midir bilinmez kalp atışım hızlanmıştı. Hemen ayağa kalktım. “Pekala benim bugünlük işim bitti herhalde eve giderken artık yollarımız ayrılır değil mi?” Bakışlar kısa bir süre değişti ve ben bir an benim evime gelip yatıya kalacak sandım hoş artık evleneceğimiz için bu gerçeğe kendimi alıştırsam iyi ederdim. Çantamı ahşap masanın kenarına bırakmıştım, içerisine birkaç tane evrak koyduktan sonra çıkmak için hareketlendim. Kuyruk gibi peşimde dolaşan Çağatay’a aldırış etmeden merdivenden inip aracımın yanına geldim. Yağmurdan ıslanmış cama yansıyan görüntüyü fark edince arkamı döndüm.
“Yani tam olarak beş dakika önce ne konuştuk?”
Ellerini cebine sokarak dudak büktü.
“Arabam yok beni eve atsana.”
Oflayarak kapımı açtım ve çantamı sürücü koltuğunun yan koltuğuna fırlattım.
“Ara köpeklerinden birisini gelsin alsın. Bugünlük bu kadar yeter eğer biraz daha uzatırsan örgütün öldürmesine gerek kalmadan ben seni gebertirim.”
Hışımla arabaya binip uzaklaştım. Her şey yine alt üst olmuştu. Belki bir gün özgür olurum umudum bugün kuş gibi kanatlanıp ellerimden uçtu. Çocukluğumdan beri istemediğim bir hayatı yaşıyordum, istemediğim hatta kendimden iğrendiğim, o kadar fazla kötü şeyler yaptım şahit oldum ki her şeyden nefret eder kin kusar hala geldim. Ailem beni terk etti, örgüt tarafından kaçırılıp suç makinesi gibi eğitildim. Babam dediğim kişi gerçek babam bile değil, abim öz abim değil. Adım soyadım bile bana ait değil yalandan bir hayatın içerisinde sıkışıp kaldım. Öfkemle acım kol kola girmiş beni izliyorlardı. Gözümden akan yaşımı sildim, saçlarıma çeki düzen verip evime girdim.
Çantamı ve paltomu yere fırlattım, salona giderken bileğimde olan tokayla saçlarımı rastgele bir topuz yaptım. Konsolun üzerinde duran sürahiden kendime bir bardak su doldurdum ve kanepeye oturmak için adım atarken ayak serçe parmağım sehpaya çarptı.

Siktiğimin sehpası, elimdeki cam bardağı alıp duvara fırlattım. Ellerim titriyordu. Sehpayı aldım ve yere sertçe defalarca vurmaya başladım.
“Canımı yaktın.”
Bu cümleyi o kadar yüksek sesle bağırarak söyledim ki ses tellerim acıdı. Bir kez daha sehpayı havaya kaldırıp yere vurdum, kırılan sehpanın kıymıkları ellerime batıyor ellerimi kanatıyordu. Sehpadan geriye kalanları bir kez daha havaya kaldırdım, konsolun üzerinde duran dar uzun aynaya baktım. Saçlarım dağılmış, gözlerim ağmaktan şişmiş, ellerim kan içinde.
Bir çığlık koptu dudağımdan, sehpaya ait geriye ne kaldıysa aynaya fırlattım. Tıpkı hayatım gibi saniyesinde darmadağın oldu.
“Canımı yaktığın içindi.” Dedim titrek sesle ahşap parçalara, konsolun kenarında duran sürahiyi aldım, aynanın kırılmayan kısmına fırlatım. Kıymıklar bu sefer ayaklarıma battı ve kanattı. Nefes almakta zorluk çekiyordum, ellerim boğazıma gitti.
“Canımı yaktınız.” Sesim fısıltıyla bomboş evin içerisinde yankılandı. Ağlama ve öfke krizimden beni çekip çıkartan şey bir telefonun zil sesi oldu. Yerden kalkıp telefonu aldım. Pala Dayı arıyordu.
“Muhbiri bulduk evlat.”Sesim normal çıksın diye kendime birkaç saniye tanıdım, konuşmakta bile zorluk çekiyordum.
“Kimmiş?”
“Nihat.”
Ağlamaktan sırılsıklam olmuş saçlarımı yüzümden çektim. Telefonu kapattım, ayağa kalkarken, ayaklarımın altları hep kıymıklara battı, yüzümü ekşittim. Bana gönderilen zarfı bulup okudum.
Muhbiri bulmuştum peki sonra ne olacaktı, bununla alakalı bir şey yazmıyordu. Evin zili çalıyordu, açmayacaktım ama o kadar ısrarlı çalıyordu ki pes edip kapıyı açtım.
Karşımda bir çift kahverengi gözle karşılaşmayı bende beklemiyordum. İkimizde şaşkınlık içinde birbirimize bakıyorduk.
“Sen neden burdasın?”
Bana beyaz bir kağıt uzattı.
Muhbiri teslim almak için bu adrese git yazıyordu. Benim evimin adresiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

97okunma 35beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.