3. bölüm / 6
YALANDAN HAYATBÖLÜM 3 ZARF
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 3 ZARF
Videoyu kaç kere izlediğimi hatırlayamıyorum. Görüntü sürekli sürekli başa dönüyor, bitiyor ve tekrar başa dönüyordu. İlyas’ın boynuna ip geçirilirken ki yüz ifadesi zihnime mıhlanmıştı. Titreyen ellerimle rehbere girip Zülfikâr’ı aradım. Salon hâlâ çok kalabalıktı, konuşmalar, gülüşmeler, kadeh sesleri devam ediyordu. Aceleyle çantamı kapıp çıkışa yöneldim, otoparka gitmeye çalışıyordum. Önümdeki insanları iterek çıkış kapasına ulaştım. Kimseye açıklama yapacak durumda değildim.
Telefon üçüncü çalışta açıldı.
“Efendim?”
Telefonu kupkuru bir sesle yanıtladı Zülfikâr.
“Anlat, noldu bana çabuk anlat? Kim yaptı bunu?”
Cümlelerim ağzımdan hızlıca ve yüksek bir sesle çıktı. Arabaya bindim ve motoru çalıştırdım.
“Anlat diyorum sana!”
Karşı taraf derince bir nefes aldı, boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.
“Biz görev dağılımı yapmıştık.” Dedi
“Ben Kebapçı Cemil’in sevkiyatını öğrenecektim. İlyas’ta güvenilir şöförleri bulacaktı. Görev dağılımından sonra ayrıldık ben sevkiyat yerini öğrendim, adamlarla tırların yolunu kesecektik öylede oldu. Tırların yolunu kestik. O arada ben sürekli İlyas’ı aradım açmadı ama hiç şüphe etmedim başına bir şey geleceğine. Dorselerin kapaklarını teker teker açtık. Üç tır vardı, ikisi boş çıktı geriye tek bir tane tır kaldı. Adamlar kapısını açtı, içinden ipe asılı bir biçimde ölmüş İlyas çıktı.”
Direksiyonu o kadar fazla sıkıyordum ki eklemlerim bembeyaz olmuştu.
“Bir de-“
“Bir ne?” Dedim yorgun bir sesle.
“Satır ve satırın altında kırmızı bir zarf vardı.”
Arabayı aniden yolun kenarına çektim. Boğazım gerginlikten kurumaya başladı.
“Zarfta ne yazıyor?”
“Zarfı açmadım.”
“Niye?”
“Çünkü zarf sizin adınızaydı.”
Siktir.
“Zarfı bana getir hemen.”
Konuşmayı sonlandırdım ve arabayı eve sürdüm.
Garaja doğru arabayı park ederken, pencereden dışarıya çok az yayıyılan loş ışık dikkatimi çekti. Ki ben ışıklarımı sürekli kapatırım, torpiduyu açıp silahımı aldım. Yürürken daha fazla ses çıkarmayım diye topuklularımı arabada bıraktım. Çıplak ayağım soğuk beton zeminle buluştu, evin kapısı aralıktı, içeriye bir yılan gibi süzülerek girdim. Salon ile aramda sadece bir duvar vardı. Sessizlik evin her yerini uğursuz bir hayalet gibi sarmıştı. Nefesimi tutarak salona adımı attım ve ışığı hızlıca açtım.
Kimse yoktu.
Kaşlarım çatıldı.Tam arkamı dönüp evin geri kalanını kontrol edecekken ensemde bir soğukluk hissettim. Kafama dayanmış silahın soğukluğuydu.
“Koridorda dibimden geçtin fark etmedin, hamlanmışsın evlat.” Dedi tok bir ses.
Pala Dayı.
Ensemdeki soğukluk gitti ve sesin tanıdıklığı içimi birazda olsa rahatlattı. Yanımdan geçip, deri siyah tekli koltuğa oturdu bende diğer koltuğa oturdum.
“Kötü bir gün mü?”
Başımı koltuğun arkasına atarak ofladım.
“Silah sevkiyatı patladı, adamların arasında muhbir var, İlyas infaz edildi, infaz edildiği yerde de bana bir zarf bırakılmış. “
Gözlerini kısmış anlattıklarımı dinliyordu.
“Sen bir şeyler biliyor musun Dayı?”
Masanın üzerinde bulunan sürahiye uzandı ve kendine bir bardak suyu ağır aşır doldurdu. Cevap vermek için acele etmiyordu. Hiçbir zaman acele etmezdi.
“Son zamanlarda hiçbir şey eskisi gibi değil yukarılarda düzen değişiyor ve düzen değişirken ilk zayıfları siler. herkes tehlikeli bir fırtınanın ortasında. Ne kadar dirayetli olursan ol evlat, tek bildiğim fırtına izin verirse hayatta kalırsın. Şimdi bana zarfı göster bakalım.”
Arabaya gidip zarfı koyduğum yerden aldım ve eve geri döndüm. Kırmızı zarf elimdeyken attığım her adımda sanki daha da ağırlaşıyordu. Pala dayı kırışmış ellerini zarfa uzattı ve daha net görebilmek için gözlüğünü taktı. Zarfın üzerindeki ismimi okurken sesi fısıltıya benzerdi.
Açtı içerisinden kağıdı çıkarttı. Tüm bunlar olurken bende karşısındaki koltukta oturmuş, gerginlikten şarabımı yudumluyor ve onun her hareketini izliyordum. Yüzündeki ifade kâğıtta her ne yazıyorsa okudukça değişti.
Ve ben o an anladım. Bu sadece bir infaz değildi. Bu bir mesajdı.
Pala Dayı başını kaldırdı, yorgun gözleriyle göz göze geldim.
“Aranızdaki muhbiri bul.Süren 72 saat.
Aksi halde İlyas’ın ölümü senin emrinle gerçekleşmiş gibi gösterilecektir.
Deliller hazır. Tanık hazır. Dosya hazır. “
Cümleleri bitirdikten sonra kağıdı masanın üzerine bıraktı. Elime alıp defalarca kâğıtta yazanları inceledim.
72 saat.
Sadece 72 saat sürem vardı. Kadehimdeki kalan şarabı içtim.
“Ne yapacaksın?”
“Kimseye haber vermeyeceğim, muhbiri bulmaya çalışacağım eğer sürem daralırsa o zaman ortalık ayağa kalkar. Şimdilik sinsi bir yılan gibi ilerleyeceğim. Bana muhbiri bulmam konusunda yardım eder misin?”
“Sormadın sayıyorum.” Dedi tebessüm ederek.
“Şimdi anlattıklarına göre gidelim. Senin sevkiyatın patladı sende Kebapçı Cemil’in sevkiyatını patlatmak istedin. İlyas ve Zülfikar sevkiyatı öğrenip hamle yapacaktı.”
Bir elini, ağırlaşmış olan sakallarında gezdirdi.
“Sevkiyat rotası sende var mı?” Diye sordu.
Olumlu anlamda kafamı salladım. Ünitenin çekmecesini açıp sabah gönderilen rotanın çıktısını masanın üzerine bıraktım. Pala Dayı yerinden kalktı ve masaya doğru geldi, rotaya bakmak için masaya doğru eğildi.
Pala Dayı haritanın üzerinde parmağını gezdirdi.
“Cemil bu yolu kullanmaz,” dedi.
“Emin misin?”
“Yirmi yıldır o adamı izliyorum. Bu rota yeni.”
O an anladım.
İlyas yanlış yere gitmemişti.
Yanlış yere gönderilmişti.
Odadaki hava ağırlaşmıştı.
“Ne yapıyoruz?” diye sordu.
Bir süre cevap vermedim. Sonra telefonu elime aldım.
Zülfikâr’ı aradım.
Üçüncü çalışta açtı.
“Efendim?”
“Cenaze yarın,” dedim. “Öğlen namazı.”
Hava kapalıydı. Toprak ıslaktı.Siyah takımların arasında fısıltılar dolaşıyordu.
İlyas’ın annesi ağlıyordu.Ben ağlamadım.
Tabut omuzlardan inerken kalabalığı izledim.
Kim göz kaçırıyor?Kim fazla konuşuyor?Kim bana bakarken bakışını hemen çeviriyor?
Zülfikâr iki adım arkamdaydı.Dik. Sakin. Kontrollü.
Toprak atılırken içimden tek bir cümle geçti:
Sadıktın.
Dualar bitti. İnsanlar yavaş yavaş dağıldı.
Sadece ben ve Pala Dayı kalmıştık.
Dayı cebinden bir telefon çıkardı.
“İlyas’ın telefonu,” dedi. “Çocuklardan aldım.”
Telefonu elime aldım.
Ekran kilitli değildi.
“Son mesajlara bak,” dedi.
Mesajlar bölümünü açtım.
En üstte bir isim vardı.
Neslihan Hanım
Boğazım düğümlendi.
Mesajı açtım.
Saat:22:14
Gönderen: Neslihan Hanım
Rota değişti.Emir yukarıdan.Kuzey hattına dön.
Nefesim kesildi.
“Ben bunu atmadım.”
Pala Dayı bir şey demedi.
Mesajın altında İlyas’ın cevabı vardı.
Tamam.
Parmaklarım ekranın üzerinde dondu.
“Bu benim hattım değil,” dedim.
“Bu saatlerde davetteydim.”
Dayı ağır ağır başını kaldırdı.
“Öyleyse biri senin adınla emir verdi.”
Telefonu kapattım.
Toprağın üzerindeki çiçeklere baktım.
İlyas yanlış rota yüzünden ölmemişti.
Benim emrimle ölmüş gibi gösterilecekti.
Rüzgâr mezarlıktaki çiçekleri savurdu.
Pala Dayı sessizce konuştu:
“Fırtına başladı.”
Bu kez sözleri mecaz değildi.
Ve ilk defa şunu hissettim.
Av başlamıştı.
Ama hedef sandıkları kişi ben değildim.
Bölüm etkileşimi
