3. bölüm · Yağmurun Unuttuğu Çocuk

Yağmurun Unuttuğu Çocuk (bölüm 3)

Fuyumii Chan

“Ben çocukken ağlardım,
Büyüyünce sustum.” – Edip Cansever

Gece uyumak istemedim.

Işıkları kapattım ama gözlerimi kapatmadım. Tavana baktım. Yağmur hâlâ devam ediyordu. Camdan süzülen damlalar sanki bir şeyi sayıyormuş gibi düzenliydi.

Bir süre sonra düşüncelerim bulanıklaştı.

Kapı.

Yine o kapı.

Bu sefer içeri girmek için tereddüt etmedim.

Odaya adım attığımda küçük kız yerde oturuyordu. Oyuncak ayının kulağını çekiştiriyordu. Beni fark edince irkildi. Ayağa kalkmadı. Sadece bana baktı.

Uzun uzun.

“Yine geldin.”

Sesi dümdüzdü.

“Evet,” dedim.

“Kapıyı niye çalmıyorsun?”

Bir an durdum. “Bilmiyorum.”

“Annem kapıyı çalmadan girenleri sevmiyor.”

Kalbim sıkıştı ama belli etmedim. “Özür dilerim.”

Kafasını biraz yana eğdi. İnceliyormuş gibi baktı.

“Sen hırsız değilsin ama.”

“Değilim.”

“E o zaman kimsin?”

Sustum.

Kollarını göğsünde birleştirdi. Küçücük bir ciddi insan gibi.

“Ben seni tanımıyorum. Ama sen beni tanıyormuşsun gibi bakıyorsun.”

Yutkundum. “Belki tanıyorumdur.”

“Okuldan mı?”

“Hayır.”

“Komşu musun?”

“Hayır.”

“Öğretmen misin?”

Gülümsedim. “Hayır.”

Bir adım yaklaştı. Hâlâ kaçmaya hazır gibi ama merakı korkusundan büyük.

“Niye bana benziyorsun?”

İşte o soru.

“Ben sana benzemiyorum,” dedim yavaşça. “Sen bana benziyorsun.”

Kaşlarını çattı.

“Saçma. Ben çocuğum.”

“Biliyorum.”

“Sen büyüksün.”

“Evet.”

“Ben büyüyünce sen mi olacağım?”

Bu soru o kadar doğal geldi ki. Çocuk mantığı düz çizgi. Benzediğimize göre gelecek versiyonum.

Cevap vermedim.

Sessizlik uzayınca omuz silkti.

“Tamam o zaman ablasın.”

“Ne?”

“Benzediğimize göre ablasın. Başka seçenek yok.”

Nedense bu mantık içimi ısıttı.

“Peki,” dedim. “Abla olayım.”

Bir an durdu. Sonra en önemli şeyi sorar gibi yaklaştı:

“Gitmeyecek misin?”

Soru beklenmedik geldi.

“Bilmiyorum.”

“Gidersen haber ver. Sabah kalkınca yok olma. Korkuyorum öyle olunca.”

Kalbim yerinden oynadı.

“Daha önce de mi geldim?”

Omuz silkti.

“Bazen rüyamda seni görüyorum. Uyanınca üzülüyorum.”

Bu cümle beni hazırlıksız yakaladı.

Demek sadece ben görmüyorum.

O sırada kapının dışından bir ses geldi. Ayak sesleri.

Küçük kız hemen fısıldadı:

“Annem geliyor. Saklan.”

Refleksle dolabın yanına çekildim.

Kapı aralandı.

Bir kadın sesi: “Kiminle konuşuyorsun?”

Küçük kız hiç tereddüt etmeden cevap verdi:

“Kimseyle.”

Bir anlık sessizlik.

Kapı kapandı.

Küçük kız bana döndü.

“Yalan söylemek kötü ama seni anlatırsam kızarlar.”

“Neden?”

“Çünkü sen gerçekte yoksun gibi.”

Bu cümle odanın içinde asılı kaldı.

Gerçekte yokmuşum gibi.

Belki de gerçekten yoktum.

Küçük kız yanıma yaklaştı. Oyuncak ayıyı bana uzattı.

“Adı Mavi. Ama sarı.”

İlk kez güldüm.

“Niye Mavi?”

“Öyle istedim.”

Çocuk mantığı. Açıklama gerektirmiyor.

Bir süre sessizce yan yana oturduk.

Sonra bana baktı.

“Yarın da gelecek misin?”

“Bilmiyorum.”

“Gel. Çünkü bazen korkuyorum.”

“Neden?”

“Büyümekten.”

Nefesim kesildi.

“Niye?”

“Büyüyünce herkes gidiyor.”

O an rüyanın duvarları çatladı sanki.

Bir şey söylemek istedim ama oda karardı.

Uyanırken son duyduğum şey onun sesi oldu:

“Ablacım, beni unutma.”