2. bölüm · Yağmurun Unuttuğu Çocuk
Yağmurun Unuttuğu Çocuk (bölüm 2)
“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk,
Hiçbir yere gitmiyor.” – Cemal Süreya
Ofisin floresan ışıkları insanın yüzünü olduğundan daha yorgun gösteriyor. Belki de gerçekten yorgunumdur, bilmiyorum. Bilgisayarı açtım. Ekran bir an siyah kaldı, sonra masaüstü belirdi. Gün de böyle başlıyor zaten. Önce boşluk. Sonra zorunluluk.
“Günaydın,” dedi Ece, masasının arkasından.
“Günaydın.”
“Yine mi geç kaldın?”
“Metro.”
Bahane değil aslında. Ama açıklamak istemiyorum. “Rüyamda küçük bir kız gördüm ve kim olduğunu bilmiyorum” diyemem.
Masama oturdum. Mail kutum doluydu. Konu başlıkları birbirine benziyor: Acil, Güncel, Hatırlatma. Hayatım da öyle. Sürekli hatırlatmalar.
Öğlene kadar kimseyle gerçekten konuşmadım. Cümleler kurdum ama içi boştu.
“Tamam hallederim.”
“Dosyayı gönderiyorum.”
“Toplantıya geliyorum.”
İnsan bazen kendi sesini dışarıdan duyuyormuş gibi hissediyor. Sanki ben değilim de benim yerime biri yaşıyor.
Öğle arasında herkes kantine indi. Ben cam kenarındaki masaya oturdum. Telefonu elime aldım ama bakmadım. Sadece tuttum. Varlığını hissetmek yetiyor bazen.
“Yine yalnız mısın?” dedi Ece tepsisini bırakırken.
“Alıştım.”
“İnsan alışmamalı bence.”
Omuz silktim. “İnsan her şeye alışıyor.”
Bir an sustu. Sonra yüzüme dikkatle baktı.
“Sen çocukken de böyle miydin?
Soru o kadar beklenmedik geldi ki çatal elimde havada kaldı.
“Nasıl?”
“Böyle… içine kapanık. Sanki hep başka bir şeyi düşünüyormuş gibi.”
Kalbim bir an hızlandı. Metroda gördüğüm kapı aklıma geldi.
“Hatırlamıyorum,” dedim.
Gerçekten hatırlamıyorum. Çocukluğum parçalı. Bazı anlar var, net. Ama arası boşluk. Sanki biri makası alıp ortalarından kesmiş gibi.
“Ben çocukken çok konuşurdum,” dedi Ece gülerek. “Annem susturamazdı.”
Gülümsedim. “Güzelmiş.”
Güzel.
Bu kelimeyi söylemek kolay.
Saat üçte toplantı vardı. Müdür projeyi anlatırken gözüm camdan dışarı kaydı. Hava kararmıştı. Nihayet yağmur başladı. İnce ince. Sessiz.
İçimde bir yer de aynı anda ıslandı.
Yağmurun cama vurma sesi… tuhaf bir şekilde tanıdık geldi. Bir an için bir pencerenin önünde durduğumu hissettim. Küçük bir oda. Mor bir pijama. Sarı bir oyuncak ayı.
Başımı salladım. Toplantı odasındayım.
Gerçek burası.
Ama hangisi daha gerçek, emin değilim.
Mesai bitince herkes hızlıca dağıldı. Asansörde yalnız kaldım. Aynadaki yansımama baktım.
Yüzüm tanıdık. Ama gözlerim… sanki bir şey bekliyor.
Belki bir cevap.
Belki bir kapı.
Eve yürürken yağmur hızlandı. Şemsiyem yoktu. Saçlarım ıslandı. Normalde sinirlenirdim. Ama bu kez durdum.
Yüzümü gökyüzüne çevirdim.
Bıraktım.
Kirlenebiliriz, diye bir ses geçti içimden.
Bu cümleyi ben mi düşündüm, yoksa biri mi söyledi bilmiyorum.
