7. bölüm · Yağmur ve Sel
6. Bölüm: Daha Çok Soru
Uyandığımda kedimin de yanımda uyuduğunu fark ederek gülümsedim. Pencereden içeri güneş ışığı süzülüyordu. Kedimi okşarken bir yandan da bugün ne yapacağım konusunda düşünmeye başladım. Uzun zamandır kitap okumuyordum, bu yüzden kütüphaneye gitmenin akıllıca olabileceğine karar verdim. Hem belki büyücüler ve okul hakkında daha fazla bilgi edinebilirdim. Aklımda bu düşüncelerle ve kedimle birlikte aşağı indim. Kahvaltımı getirdiğinde garsona yakınlarda bir kütüphane olup olmadığını sordum, o da bana yerini tarif etti. Okulun kütüphanesinin yetersiz kaldığı durumlarda öğrencilerin de yararlanabilmesi için okula çok da uzak olmayan bir kütüphane yapılmıştı: Rosana Kütüphanesi. Bu aynı zamanda şehrin en büyük kütüphanesiydi.
Kahvaltımı bitirdikten ve biraz da kedim için ayırdıktan sonra yola koyuldum. Sokaklar dünden daha hareketliydi, yeni dönem için hazırlık yapan öğrenciler her yerdeydi. Yaklaşık on dakikadır yürüyordum ve sokağın sonunda biri gözüme çarptı. Bu adam, dün gördüğüm adamdı.
Ona doğru koşmaya başladım. Tam arkasını dönüyordu ki, “Durun!” diye bağırdım. O anda duraksadı ve bana doğru döndü. Nefes nefese kalmıştım. Birkaç saniye doluklandıktan sonra, “Ne demek istediniz?” diye sordum. “Yani dün geldiğinizde.”
“Ne dediysem onu.” diye cevapladı.
Kaşlarımı çattım. “Biraz daha detaylandıramaz mısınız?” dedim çaresizce.
“Yeterince sabırlı değilsin, sabretmeyi öğrendiğinde, arkadaşlık, güven ve sevginin gizemini çözdüğünde ve kendini olduğun gibi kabul ettiğinde ne demek istediğimi tam olarak anlayacaksın.”
Gözümü kırptım ve resmen yok oldu. Son birkaç gündür kafam allak bullak olmuştu. Bu canımı fena halde sıkıyordu ve sinirden ağlamak üzere olduğumu hissediyordum. Ama ağlayamazdım çünkü ağlamaktan nefret ederdim. Kendimi toparladım. Arkadaşlık, güven ve sevgi… çok ilginçti. Neredeydim ben, bir çocuk masalının içinde mi? Bu gerçekten çok saçmaydı.
Bir süre öylece durup düşündükten sonra aslında kütüphaneye gidiyor olmam gerektiğini hatırladım ve o yönde devam ettim.
Kütüphane gerçekten çok büyüktü. Öyle ki kulübemle yan yana dursalar kimsenin göz ucuyla bile kulübeme bakmayacağından emindim. Binanın büyüleyici havasını elinizle tutabilirmiş gibi hissedebiliyordunuz. Taştan duvarları, kocaman pencereleri, bahçesindeki çiçekler, süs havuzu ve banklarla saatlerinizi geçirebileceğiniz bir yerdi. Burayı şimdiden sevmiştim.
Bahçeden binanın asıl kapısına doğru ilerledim. Burası insanların dış dünyadan soyutlanabildiği bir yer gibi görünüyordu. Büyük ahşap kapıdan içeri girdiğimde bir görevli öğrenci olup olmadığımı sordu. Olmadığımı söylediğimde bazı bölümlerin sadece büyücülük okulunun öğrencilerine özel olduğunu öğrendim. İleride o kısımlara da girebilmeyi umuyordum.
Görevli yararlanabileceğim kısma kadar bana eşlik etti. İçeri girdiğimde yerden tavana kadar uzanan sıra sıra kitaplıklarla karşılaştım. Hayatımda ilk defa bu kadar çok kitabı bir arada görüyordum. Burası cennet gibiydi. Kendi kendime “Artık kesinlikle daha çok kitap okuyacağım.” diye düşündüm. İçeride aynı zamanda masalar da mevcuttu. Kitapları burada okuyabildiğiniz gibi isterseniz ödünç de alabiliyordunuz. Ödünç almanın benim için daha mantıklı olacağına karar vererek kitapları incelemeye koyuldum.
Rafların arasında dolaşırken kalın, koyu yeşil kadife ciltli bir kitap gözüme çarptı. Kitabı elime aldığımda üstünde altın harflerle “Çözülememişler” yazması ilgimi çekti. İçine göz attığımda ünlü büyücülerle alakalı olduğunu gördüm. Okumanın zevkli olacağını düşünerek bu kitabı, yaratıklarla ilgili başka bir kitabı alarak binadan çıktım. Maalesef okulla alakalı istediğim gibi bir kitap bulamamıştım. Kafamdaki gerici düşüncelerden bir nebze olsun uzaklaşmak istiyordum artık, bu yüzden okul hakkında bir süre düşünmemeye karar verdim.
Güneş tepedeydi ve ağaçların gölgesinde kalan banklardan birine oturarak kitap okumanın keyifli olabileceğini düşündüm. Oturduğumda yeşil ciltli kitabı okumaya karar verdim. İçinde bahsedilen büyücülerin resimli tasvirleri de bulunuyordu.
Tam kitaba kendimi kaptırmıştım ki yanıma yaklaşan ayak sesleri duydum. “Merhaba.” dedi yabancı bir ses. Başımı kaldırıp baktığımda muhtemelen benim yaşlarımda, kumral saçlı ve ela gözlü bir oğlan olduğunu gördüm. Tedirgin etmemişti ama durumdan pek hoşnut olduğum da söylenemezdi.
“Merhaba.” diye karşılık verdim hafifçe kaşlarımı kaldırarak.
“Yanına oturabilir miyim acaba, başka boş yer yok da?” dedi mahcup bir şekilde. Açıkçası biraz canımı sıkmıştı bu durum ama kibarlığından dolayı yine de kabul ettim.
“Olur.” dedim bir yandan başımı sallarken.
Gülümsedi ve otururken, “Bu arada adım Kristoff.” dedi. “Seninki ne?”
“Laria.”
“Tanıştığıma memnun oldum Laria, bence biz iyi anlaşma potansiyeline sahibiz, ne dersin?”
Kaba olacak olmasa şu an gözlerimi devirirdim, nasıl bu kadar emin olabiliyordu? “Ben de öyle umuyorum ama senin yerinde olsam beklentimi o kadar yüksek tutmazdım, daha beni tanımıyorsun sonuçta.”
“İlk izlenimler önemlidir Laria, ben de ona güveniyorum.”
Bu çocuğun derdi neydi? Ona çok çabuk güvenmesem iyi olurdu ama içimden bir his niyetinin kötü olmadığını söylüyordu. Yine de çok samimi davranmama kararı alarak kitabıma geri döndüm.
Bir süre sadece kitaplarımızı okuduk. Bu kitapta daha önce adlarını hiç duymadığım büyücüler, cadılar, hatta lanetli insanlar vardı. Farklı hayatları okumak beni derin düşüncelere itiyordu ve dış dünyayı algılayamamaya başlıyordum. Bir süre sonra birinin adımı seslendiğini duydum. “Laria!” İrkildim ve başımı sağ tarafa çevirdim.
“Kaç keredir sesleniyorum ama duymuyorsun, kitabına kendini fazla kaptırdın sanırım.”
Kafamı salladım. “Kusura bakma, ne diyordun?”
“Güneş batmak üzere. Bugünlük bu kadar yeterli diye düşündüm, o yüzden gideceğimi haber vermek istedim.” Kafamı gökyüzüne çevirdim. Burada en az üç saattir oturuyor olmalıydım. Zaman nasıl bu kadar çabuk geçmişti? Ben de gitsem iyi olacaktı.
“Haklısın, ben de kalkayım o halde.” Kitabı kapattım ve ayağa kalktım. Bacaklarım ve belim uzun süre hareketsiz kalmaktan ağrıyordu şimdi. Hafifçe gerindim.
Kristoff başını hafifçe yana eğdi ve, “Görüşmek üzere, Laria, tekrardan tanıştığımıza memnun oldum.” dedi.
Ben de, “Görüşürüz, ben de memnun oldum.” dedim ve gülümsedim. Kitabımı elime aldıktan sonra yanından yürüyerek bahçe kapısına yöneldim. Birkaç saniye sonra yine onun sesini duydum ve duraksadım.
“Hey, Laria!” Arkamı döndüm ve kaşlarımı kaldırarak ona baktım. “Yarın da buraya gelmeyi düşünüyor musun? Yani, kitap okurken yanında başka birinin olması güzel oluyor.”
“Gelirim herhalde, bu aralar yapacak daha iyi bir şeyim yok çünkü.” dedim hafifçe gülümseyerek.
“Güzel, hoşça kal o zaman.”
Elimi salladım ve arkamı döndüm.
…
Hana geri geldiğimde direkt olarak yatağıma oturdum. Yakın zamanda başıma gelen olayları aklımdan geçirdim. Hem Zora, hem de Kristoff bana fazla arkadaş canlısı davranmıştı ve bu beni huzursuz ediyordu. Acaba buranın halkı genel olarak böyle miydi? Yoksa büyücülerle mi alakalıydı? Sahi, Kristoff’a büyücü olup olmadığını sormamıştım ama o kütüphaneye gelen neredeyse herkes büyücü olduğu için öyle tahmin ediyordum. Yarın bunu ona sorsam iyi olurdu. Umarım tanıdığım insanlar, veya büyücüler, gerçekten göründüğü kadar iyi kalplilerdir, diye düşündüm. Yeni tanıştığım kişilere hemen güvenmemem gerektiğini biliyordum ama benimle veya onlarla alakalı bir şey yüzünden uzun süre şüpheci ve mesafeli davranamıyordum.
Ofladım ve tekrardan ileride herhangi bir şeyden dolayı pişman olmamayı umdum. Önceki hayatım çok daha tekdüze olduğundan bu duruma alışmam gerekiyordu. Daha fazla düşünmenin anlamsız olduğuna karar vererek aşağı inip yemek yedim. Sonra biraz kedimle vakit geçirip kafamdaki onlarca soruyu zihnimde koyduğum uzak köşede bırakmaya karar verdim ve sonunda uykuya daldım.
📜
