3. bölüm · Yağmur ve Sel
2. Bölüm: Kızıl Saçlar
Gözlerimi açtığımda görmeyi beklediğim şey kesinlikle eğilmiş, gülümseyerek bana bakan bir yüz değildi. Uzun kızıl saçlı bu kızı görünce çığlık atarak ayağa fırladım. “Kimsin sen, deli misin, gülüyorsun bir de?” Uzun zamandır kullanmadığım sesim kulağıma yabancı geldi.
“Sakin ol, sana zarar vermek gibi bir niyetim yok, eğer olsaydı zaten bunu sen uyurken yapardım muhtemelen.” dedi kıkırdayarak. Bu kız çok sinirimi bozmuştu, kaşlarımı çatarak öylece bekledim.
O da susunca konuşmak zorunda kalarak, “Soruma hala cevap vermedin.” dedim. Ofladı. “Bu kadar ciddi olmana gerek yok ama yeni tanıştığımız için bunu normal karşılayacağım.”
Bu kız beni ne sanıyordu? İyice sinirlenmeye başlıyordum ama olabildiğince bunu belli etmesem iyi olurdu, yoksa başıma ne gelebileceği hakkında en ufak bir fikrim yoktu çünkü.
“Ben Zora, tanıştığımıza memnun oldum.” Elini bana doğru uzattı. Hala yeterince rahat hissetmesem de ben de elimi uzattım. “Laria.”
“Ne güzel bir isim, bir ara uzun uzun sohbet ederiz ama şu anki ruh haline bakılırsa bunu pek istemediğini tahmin ediyorum.” Derin bir nefes aldım. “Nasıl istersen.”
Uzun bir sessizlik. Tabii ki bozan da Zora oldu. “Ateşinden çıkan dumanı gördüm ve yolculuğuma yalnız devam etmememin daha iyi olacağına karar vererek yanına geldim. Tabii sen de kabul edersen.” Bu kızla ilgili hoşuma gitmeyen şeyler vardı. Hiç tanımadığı biriyle yolculuk yapmak isteyecek kadar cesur, belki de aptal, olması beni şaşırtmıştı.
“Oldukça cesaretli biri olmaslısın.” dedim.
“Bazıları bunu bu şekilde yorumlar ama ben sadece hislerimin kuvvetli olduğunu düşünüyorum.” diyerek gülümsedi. Ben hala ikna olmamıştım.
İlk defa karşılaştığım biriyle yolculuk yapmak düpedüz aptallıktı. Tam onu reddetmek için uygun cümleler ararken Zora’nın yüzünde korku dolu bir ifade belirdi ve “Çekil!” diye bağırdı. Kendimi bir anda yerde buldum ve kafamı bir taşa fazla sert çarptım, sonra da her şey karardı.
Uyandığımda başımın arkasında çok keskin bir acı hissediyordum. Zora’ya baktım, yaralı görünmüyordu ancak bir anlığına gözlerinin sarı göründüğüne yemin edebilirdim. Bir saniye sonra gözleri tekrar normal yeşil renklerindeydi. Kendimi bunun bir ışık oyunu olduğuna inandırdım ve güçlükle doğruldum. “Ne oldu az önce?”
“Gelen bir ayıydı. Sen bayıldıktan sonra ben onun icabına baktım.” Az önceki mutlu halinden eser yoktu. Peki beni ayı mı yere düşürmüştü? Hiçbir temas hissetmemiştim oysaki. Yine de bunun üstünde fazla düşünmemeyi tercih ettim.
“Teşekkür ederim, sen olmasaydın çok zor bir durumda kalacaktım.” dedim samimi bir şekilde. Yanıma kadar yürüdü ve hala yerde otururken elini bana uzattı. “Yoldaşlar bunun için vardır.” Uzattığı elini tuttum ve ayağa kalktım. Elime bakarak “Ayrıca bunu da ‘evet’ olarak kabul ediyorum.” dedi sırıtarak.
🍁
