Yağmur Sonrası kitap kapağı

10. bölüm / 15

X

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: X

Aynı anda, koridorda yürüyen Ophelia'nın adımları ağırdı. Micah'ın yanında, onun zaferini kutlayan soğuk varlığıyla yürümek, içini kemiriyordu. Micah, cebinden bir sakız çıkardı, sakin bir şekilde açıp ağzına attı.

"Fazla dramaydı, ama işe yaradı," dedi, bir duvara çarpık bir şekilde asılı posterin kenarını düzeltirken. "Senin bakışın, o 'özür dileme' numaran... Mükemmeldi. Onu tamamen savunmasız bıraktı."

Ophelia durdu. Ayakları yere mıhlanmış gibiydi. "Ben... ben özür dilemeye çalışmıyordum. Gerçekten özür diliyordum."

Micah, ona baktı, hafifçe sırıtarak. "Aynı şey. Sonuçta, işe yaradı." Yürümeye devam etti. "Şimdi, sıradaki hedefimize odaklanalım. Senin defterin için gereken parayı toplamaya devam ediyoruz."

"Ben artık istemiyorum," diye fısıldadı Ophelia, sesi titreyerek. "Bu... bu yanlış, Micah."

Micah aniden döndü. Sırtını okulun boş, badanası dökülmüş koridor duvarına dayadı ve Ophelia'yı hafifçe karşısına sıkıştırdı. Oyunculu, rahat tavrı gitmiş, yerini keskin ve tehditkâr bir ciddiyet almıştı.

"Yanlış mı?" diye tekrarladı, sesi alçak ve tehlikeliydi. "Ophelia, sevgili Ophelia. Sen benimle bu yola girdin. Bana Daniel'in yerini, onun 'hassas noktasını' sen söyledin. O anahtarı alıp onun en mahrem alanına girmene yardım eden benim. Şu an, o odadan çıkıp yanımda yürüyorsun. Sence şimdi 'bu yanlış' demek için biraz geç değil mi?"

Ophelia'nın boğazı düğümlendi. Micah'ın her kelimesi, bir bıçak gibi saplanıyordu. Suç ortağıydı. Kirliydi.

"Ama onu mahvedeceksin," diye direndi, gözlerinde Micah'a meydan okur bir pırıltıyla.

Micah, başını iki yana salladı, sanki sabırsız bir öğretmen, yavaş bir öğrenciye ders anlatıyormuş gibi. "Onu mahvetmiyorum. Ona bir hayat dersi veriyorum. Dünyanın gerçek yüzünü gösteriyorum. Ailesi onu zaten anlamıyor. Ben, en azından, ona bir seçenek sunuyorum. Para ya da ifşa. Basit ve adil." Bir adım daha yaklaştı. Ophelia, duvarın soğukluğunu sırtında hissediyordu. "Ve sen... sen bana ahlak dersi vermeye kalkmadan önce, kendi defterini düşün. O karanlık sayfalar.
herkesin önüne serilmesini gerçekten istiyor musun?"

Ophelia'nın gözleri doldu. Micah'ın tehdidi, her zamanki gibi, onun en zayıf noktasına isabet etmişti. O defter, onun en karanlık, en savunmasız benliğiydi. Onu kaybetmek, kendini kaybetmek gibi olurdu.

"Ben... yapamayacağımı söylüyorum sadece," diye mırıldandı, bakışlarını kaçırarak.

"Yapacaksın," diye cevapladı Micah, sesi yeniden sıradan, hatta neredeyse arkadaşça bir tona bürünmüştü. Elini uzatıp Ophelia'nın omzuna hafifçe dokundu, ama bu dokunuş bir teselli değil, bir uyarıydı. "Bunu birlikte yapacağız. Daniel'den parayı alacağız, senin defterin güvende olacak, herkes mutlu mesut yaşayacak. Anlaştık mı?"

Ophelia, başını öne eğdi. Boyun eğmişti. İçindeki isyan ateşi, korkusunun ve utancının ağırlığı altında sönmüştü. Sadece bir kuklaydı, ipleri Micah'ın elindeydi.

"Anlaştık," diye fısıldadı.

Micah, memnun bir şekilde gülümsedi. "Harika. Şimdi git. Cuma günü Daniel'le buluşmamızdan önce benimle iletişime geçme. Sakin ol. Normal davran."

Ophelia, Micah'ın el işaretiyle serbest bırakılmış bir mahkum gibi, koridordan uzaklaştı. Her adımı, içindeki çürümüşlük hissini artırıyordu. Daniel'in yüzündeki o çaresiz ifade, asla silinmeyecek gibiydi.

Micah ise, onun arkasından bakarken, cebinden telefonunu çıkardı. Daniel'in çektiği o resimlerden birine baktı - çarpık, gölgeli figürlerin arasında sıkışmış genç bir adam. Hafifçe gülümsedi. Her şey plana uygun gidiyordu. Ophelia hâlâ zayıftı, ama kontrol altındaydı. Ve Daniel... Daniel, mükemmel bir hedefti. Korkusu, onu tahmin edilebilir ve itaatkâr kılıyordu.

Cebine koyduğu anahtar, hafifçe ses çıkardı. Bu anahtar, sadece bir stüdyonun kapısını açmıyordu; aynı zamanda insanların korkularının, zayıflıklarının ve en derin sırlarının kilidini açan bir anahtardı. Ve Micah, bu gücü elinde tutmaktan son derece memnundu.
Daniel, stüdyosunun zemininde, ne kadar süre öylece kaldığını bilmiyordu. Zaman, çaresizliğin ağırlığı altında ezilip şekilsiz bir hal almıştı. Gözlerini, yere yaslanmış bir tuvalden ayıramıyordu. Üzerinde, bir yüzme havuzunun dibinde çömelmiş, gözleri kapalı bir genç vardı. Suyun yüzeyi, çok uzakta, titreşen bir ışık parçası gibi görünüyordu. Bu resmi, lisedeyken, ailesinin onun sanat okuluna gitme isteğini ilk reddettiği günlerde yapmıştı. Hissettiği boğulma duygusunu anlatıyordu.

Şimdi, Micah'ın tehdidi, o boğulma hissini geri getirmişti. Ama bu sefer suyun yüzeyine ulaşma şansı yok gibiydi. 3000 dolar. Rakam zihninde dönüp duruyor, her dönüşte biraz daha büyüyor, onu biraz daha eziyordu. Banka hesabında belki 300 dolar vardı. Ailesinden isteyemezdi; sorulara, şüphelere, hayal kırıklığına yol açardı. Arkadaşları... Gerçek arkadaşları var mıydı ki? Onlara böyle bir şeyi nasıl açıklardı?

Yavaşça doğruldu. Sırtı kapıya dayalıydı, dizleri hâlâ titriyordu. Gözleri, Micah'ın fotoğrafını çektiği, çarpık figürlerin olduğu resme kaydı. O resimdeki her bir gölge, ailesinden duyduğu onaylamayan bakışların, söylenmemiş sözlerin bir temsiliydi. Ve şimdi, bu gölgeler ele geçirilmiş, dijital bir kopyaya hapsedilmiş ve onu yok etmek için kullanılacak bir silaha dönüştürülmüştü.

Bir anlık öfke dalgası, çaresizliğin yerini aldı. Ayağa fırladı ve en yakınındaki sehpayı tekmeledi. Üzerindeki boyalar, su bardağı, fırçalar yere saçıldı, etrafa renkli lekeler yayıldı. Bir çığlık atmak istedi, ama sesi boğazında tıkandı, sadece boğuk bir inilti çıktı.

Bu öfke de, tıpkı umudu gibi, çabucak söndü. Yere çömelmiş, dağılan eşyalarının arasında, nefes nefese kalakalmıştı. Micah'ın dediği gibi, seçim ona aitti. Ama bu, hangi yolu seçerse seçsin kendinden bir parça kaybedeceği bir seçimdi.

---

Ophelia, yurdunun odasına kilitlendi. Sırtı kapıya dayalı, yavaşça aşağı kaydı. Yerler soğuktu, ama bu soğukluk, içindeki donmuşluğun yanında hiç kalıyordu. Daniel'in yüzü, gözlerinin önünden gitmiyordu. O şaşkınlık ve incinmiş ifade. Ve sonra, ona bakmayı reddedişi.

Micah haklıydı. O bir suç ortağıydı. İşbirlikçiydi. Daniel'in stüdyosunun yerini, ailesiyle olan gergin ilişkisini, resimlerinin onun için ne kadar önemli olduğunu anlatan, güvenerek Micah'a anlattığı o konuşmayı hatırladı. Micah, o zamanlar sadece dinliyor ve anlıyormuş gibi yapmıştı. Oysa tüm bu bilgileri bir dosya gibi biriktiriyor, zaaflarını belgeliyordu.

Gözleri doldu. Daniel... O şu anda ne yapıyordu? Belki de ağlıyordu, belki de kendini onun kadar yalnız ve korkmuş hissediyordu. Micah'ın tuzağına düşmüş iki kurban. Ama bir farkla: Ophelia, tuzağın kurulmasına yardım etmişti.

Yumruğunu sıktı. Micah'ın soğuk gülümsemesi gözlerinin önüne geldi. Ona itaat etmek, bu korkunç oyuna devam etmek... Bu, sadece kendine değil, Daniel'e de ihanetti. Belki de bir şansı vardı. Belki de bu korkunç şeyi durdurmanın bir yolu vardı.

Ama risk çok büyüktü. Eğer Micah'ı dinlemezse, defteri herkese açılabilirdi. O zaman hayatı, bildiği her şey sona ererdi.

İki seçenek arasında sıkışıp kalmıştı: Kendi güvenliği ya da Daniel'in geleceği. Bu, Micah'ın ona biçtiği roldü. Ama belki, sadece belki, üçüncü bir yol vardı.

---

Micah, kampüsün diğer ucundaki lüks bir kafede, bir fincan espresso yudumluyordu. Telefonundan, Daniel'in resimlerinden birkaçını, bir e-posta taslağına eklemiş, alıcı kısmını da Daniel'in babasının iş e-posta adresine yazmıştı. Gönder butonuna basmıyordu, sadece orada öylece duruyordu. Bu, onun gücünün somut bir hatırlatıcısıydı.

Ophelia'nın son direnişi aklına geldi. Zayıftı, ama vardı. Bu, onun için bir sürpriz değildi. İnsanlar bazen böyle kıpırdanışlar yaşardı. Ama korku, her zaman sonunda galip gelirdi. Ophelia'nın defteri, onu kontrol altında tutmak için yeterli bir kozdu. Ayrıca, onu bu işin bir parçası yapmak, onu sessiz kılmak için en etkili yöntemdi. Suçluluk, en ağır prangaydı.

Cuma gününü iple çekiyordu. Paranın eline geçmesi sadece bir kısmıydı. Asıl zevk, o güç duygusundaydı. Daniel'in, o parayı uzatırkenki çaresiz bakışını hayal etti. Ophelia'nın, ona itaat ettiğini bilmenin verdiği tatmin... Her şey kontrolündeydi.

Telefonunu kapattı ve e-posta taslağını kaydetti. Oyun henüz bitmemişti. Aslında, en keyifli kısmı daha yeni başlıyordu. Daniel'i köşeye sıkıştırmak, onun çırpınışlarını izlemek... Bu, sıradan bir şantajdan çok daha fazlasıydı. Bu bir sanattı. Ve Micah, bunun için doğmuştu.

Daniel, telefonu elinde sıkıca tutuyordu, parmak eklemleri beyazlaşmıştı. Ailesini aramak, fiziksel bir acı kadar gerçek bir korkuyla dolduruyordu onu. Micah'ın tehdidi bir yanıyordu, ama ailesinin, özellikle de babasının hayal kırıklığı ve sorgulayan bakışları, onun için çok daha tanıdık ve bir o kadar da yıkıcı bir kabustu.

Derin, titrek bir nefes aldı. Burası, en sevdiği, en kişisel resimlerinden birinin önüydü. Bu, bir ayna karşısında çıplak bir şekilde durduğu, vücudundaki her kusuru, her eğriyi acımasızca detaylandırdığı bir otoportreydi. O resimdeki savunmasızlık şu an hissettiğinden farksızdı.

Telefonun tuşlarına bastı. 'Anne' yazılı numara. Her çalış, kalbinin bir darbe daha yediğini hissettiriyordu.

"Alo, oğlum?" Annesinin sesi, her zamanki gibi sıcak, ama arka planda restoranın telaşlı sesleri geliyordu; tabak şıkırtıları, mutfak gürültüsü.

"Anne," dedi Daniel, sesi gergin ve gergin çıkıyordu. "Nasılsın?"

"İyiyiz, iyiyiz. Seni arayalım diyordum biz. Bir süredir sesin çıkmıyor. Her şey yolunda mı? Paran yetiyor mu?"

Hayır, hiçbir şey yolunda değil ve param yetmiyor. Asla yetmeyecek. "Evet, yani... şey, aslında bir konuda yardımına ihtiyacım var." Kelimeler boğazında düğümleniyordu.

Annesinin sesindeki neşe hemen kayboldu, yerini bir anne endişesi aldı. "Ne oldu, oğlum? Hastalandın mı? Bir şey mi oldu?"

"Hayır, hayır, öyle bir şey değil. Ben... iyiyim. Sadece..." Duraksadı. Yalan söylemek onu hasta ediyordu. "Okulla ilgili beklenmedik, acil bir masraf çıktı. Çok önemli. Ve... oldukça yüksek bir miktar."

"Ne kadar, oğlum?" diye sordu annesi, sesi daha da ciddileşmişti.

Daniel, gözlerini kapadı. "Üç bin dolar."

Telefonun diğer ucundaki sessizlik, çığlık kadar yüksekti. Sonra, annesinin sesi, fısıltıyla ve uzaktan geldi, muhtemelen eliyle mikrofonu kapatmıştı. "Thomas ... Thomas , duyuyor musun? Oğlumuz aramış. Para istiyor. Üç bin dolar diyor."

Uzak, gür bir ses, babasının sesi duyuldu, anlaşılmaz ama öfkeli. Sonra telefonun el değiştirdiği belli oldu.

"Daniel," dedi babasının sesi, buz gibi ve keskin. "Üç bin dolar ne? Açıkla."

Daniel'in içi geçmişti. "Baba... bu... bu özel bir proje için. Son dönem projem. Malzemeler, özel bir yazılım, stüdyo kirası... Her şey çok pahalı. Okul aniden söyledi. Zorunlu." Yalanlar, ağzından ağır, zehirli bir bal gibi akıyordu.

"Zorunlu mu?" Babasının sesi inanmamıştı. "Ne promesi bu? Biz senin orada iyi bir eğitim almanı, adam gibi bir mühendis, bir işletmeci olmanı bekliyoruz. Sen hâlâ o... karalamaların peşinde koşuyorsun, değil mi?" 'Karalamalar' kelimesi, bir tokat gibi inmişti Daniel'in yüzüne.

"Hayır, baba! Bu dersle ilgili! Gerçekten!" Sesini yükseltmek zorunda kalmıştı, çaresizliği kontrolden çıkarıyordu. "Lütfen. Bu seferlik. Geri ödeyeceğim. Söz veriyorum. Yazın restoranda çift mesai çalışırım, her kuruşunu geri öderim."

"Restoranda çalışmak varken, niye okula bu kadar para döküyoruz o zaman?" diye gürledi babası. Arkasında annesinin, "Thomas , lütfen..." dediği duyuldu.

"Baba, bu benim geleceğim için. Gerçek geleceğim için. Lütfen." Sesinin sonu, bir çocuğun yalvarışı gibi titredi.

Uzun, ağır bir sessizlik oldu. Daniel, babasının öfkeyle soluduğunu duyabiliyordu. Sonunda, yeniden konuştu, sesi yorgun ve yenilmiş: "Parayı yarın sabah hesabına yatırırız."

Daniel'in içi bir anlığına boşaldı, bir rahatlama değil, bir boşluk hissiydi bu. "Teşekkür ederim, baba. Çok teşekkür-"

"Sözünü tut, oğlum," diye kesti babası sözünü, sesi demirden. "Bu son sefer. Bir daha böyle bir şeyle gelirsen, telefonunu bile açmam. Anladın mı? Bu, senin o 'sanat' heveslerin için harcayacağımız son para."

"Anladım, baba," diye fısıldadı Daniel, sesi neredeyse yok olmuştu.

Telefon kapatıldı. Daniel, elindeki cihazı yavaşça yatağına bıraktı. Gözlerini, o çıplak otoportresine dikti. Kendine bakıyordu, ama şimdi hissettiği utanç, vücudundan değil, ruhundan geliyordu. Ailesini, en büyük korkusunu gerçekleştirmemek için kandırmıştı. Onların güvenini, onların oğullarının 'düzgün' bir yola girdiği yanılsamasını, bir şantajcıya ödeme yapmak için kullanmıştı.

Babasının son sözleri kafasında yankılanıyordu: "Bu, senin o 'sanat' heveslerin için harcayacağımız son para."

İroninin acı tadı boğazında yanıyordu. Çünkü bu para, tam da o 'hevesleri' hayatta tutmak için kullanılacaktı. Micah'a ödeme yaparak, resimlerinin ailesine gösterilmesini engelleyecek, böylece onları, onu asla anlamayacakları bir yalanın içinde tutmaya devam edecekti.

Yatağa uzandı, gözlerini tavana dikti. Zafer değil, ezici bir yenilgi hissi vardı içinde. Parayı bulmuştu, evet. Ama bunu yaparken, kendi içinde, ailesiyle olan o zaten kırılgan olan bağda onarılmaz bir çatlak oluşturmuştu. Micah sadece parasını değil, onurunu ve ailesiyle olan son dürüstlük umudunu da çalıyordu.

Ve Cuma günü, o parkta, sadece parayı teslim etmeyecek, aynı zamanda bu aşağılanmanın, bu ihanetin somut bir sembolünü uzatacaktı.
Cuma akşamı, kampüsün arkasındaki park ıssız ve nemliydi. Yağmur yeni durmuştu, yaprakların üzerinde su damlacıkları parlıyor, asfalt yolda gri bir ıslaklık hüküm sürüyordu. Daniel, ceketinin cebinde, içi bankadan yeni çekilmiş 3000 dolar dolu olan kalın beyaz zarfla, belirlenen banka doğru yürüdü. Her adımı, içindeki taşlaşmış ağırlığı biraz daha artırıyordu.

Micah zaten oradaydı. Bir sokak lambasının altında, sırtı direğe yaslı, sakince onun gelişini izliyordu. Yanında, gölgelerin içinde neredeyse görünmeyen Ophelia duruyordu. Başı öne eğik, yüzü solgundu.

Daniel, bankın önünde durdu. Micah'a bakmak yerine, onun arkasındaki, yağmurdan ıslanmış oyun parkına baktı. Boş salıncaklar hafif bir rüzgarla hüzünlü bir şekilde sallanıyordu.

"Zarf," dedi Micah, sesi yağmurun son damlaları kadar net ve soğuk.

Daniel, cebinden zarfı çıkardı. Uzatırken eli hafifçe titriyordu. Bu sadece para değildi. Ailesinin güveni, kendi onuru, o stüdyodaki her kareye işlediği umutların fidyesiydi.

Micah, zarfla eline aldı, başparmağıyla kalınlığını kontrol etti. Kenara çekildi, hızlıca saydı. Ophelia, bu sırada hiç kıpırdamadı, nefes almıyor gibiydi.

"Tamam," diye mırıldandı Micah, zarfla cebine indirdi. "Sözümü tutacağım. Fotoğraflar silinecek. Bu... iş bitmiştir."

Daniel, sonunda Micah'a baktı. Gözlerinde, öfkeden çok, derin bir yorgunluk ve tükenmişlik vardı. "O stüdyo... orası benim tek gerçek yerimdi," diye fısıldadı, sesi kırık. "Sen onu kirlettin."

Micah, hafif bir omuz silkti. "Hayat kirli, Daniel. Erken öğrenmen iyi oldu." Sonra, Ophelia'ya döndü. "Hadi. İşimiz bitti."

Ama Ophelia, olduğu yerde kök salmış gibi duruyordu. Gözleri, Daniel'in çökmüş haline takılı kalmıştı. İçinde bir şeyler, son bir kıvılcım, kırılıyor ve alev alıyordu.
Kendini zor da olsa hareket ettirdi Ophelia
Ophelia, ağır adımlarla Micah’ın yanına yürüdü.
Parkın ıslak çimenlerinin üzerinde her adımı sessiz, ama zihninde bir gürültü kopuyordu.
Kendini zorla sakin tutuyordu; Daniel’in yorgun, kırılmış yüzü hâlâ gözlerinin önünde dönüyordu.

Micah, zarfı tekrar eline aldı ve parayı parmakları arasında hızlıca saymaya başladı.
Her bir banknot, Ophelia’nın suçluluk duygusunu biraz daha ağırlaştırıyordu.
İçinde, Micah’ın planına alet olmuş olmanın verdiği bir sıkışmışlık vardı; nefes almak zor, omuzlarına yüklenen ağırlık ölçülemezdi.

“Beni dinledin,” dedi Micah, sesi kararlı ama ölçülü.
Ophelia başını eğdi.
“Evet,” fısıldadı, gözleri yere bakıyordu.

Micah, bir adım daha attı, parayı cebine koymadan önce elindeki yığına bakıp hafifçe gülümsedi.
“İyi iş çıkardın,” dedi, Ophelia’ya bakarak. “Sana aferin, bunu bilmeni isterim.”
Ophelia’nın gözleri irkilmiş gibi açıldı.
“Ne… ne demek istiyorsunuz?” diye sordu, sesi hâlâ titrek.

Micah, cebinden 400 dolarlık bir zarf çıkardı ve Ophelia’ya uzattı.
“Bu, işin için. Bugünkü performansın… takdire şayan.”
Ophelia, parayı aldı ama elimde bir yük gibi tuttu; hiçbir rahatlama hissetmedi.
Her dolarla birlikte suçluluk biraz daha derinleşiyordu.

Bir süre sessizlik oldu.
Rüzgar, parkta yaprakları hafifçe sallıyor, uzak bir köşede boş salıncak hüzünlü bir ritimle ileri geri sallanıyordu.
Ophelia, gözlerini paradan kaçırdı, Daniel’in yalnız kalan siluetini düşündü.
Her adımda, Micah’ın güç oyununa alet olmuş olmanın ağırlığı biraz daha omuzlarına çöktü.
Micah Ophelia ya bakmadan yürümeye devam etti
"Bir süre sessiz olacağız sonra başka birini ağımıza çekeriz"
Ophelia bunu duyunca irkildi

"Ne, ne dedin sen?"

Micah gözlerini devirdi ve bir duygu belirtisi göstermeden tekrarladı

"Başka birini diyorum"

Ophelia şaşkın gözlerle micahı izliyordu hala

Micah "Bazı aptalların hayatla tanışması lazım Ophelia şu tuval parçası Daniel gibi"

Ophelia içinden bir çığlık attı, ama sesini duyamadı; sadece kendi kafasının içinde yankılandı.
Daniel’in kırılmış, yorgun ve yalnız silueti gözlerinin önünden geçiyordu.
Kendi elleri, parayı tutan elleri, her şeyi kolaylaştırmıştı. Ama bu, Micah’ın oyununda sadece bir başlangıçtı.

Yavaşça yürümeye devam etti; ayakları, ıslak yaprağın üzerinde sessiz bir şekilde kayıyordu.
Ama zihninde bir fırtına vardı — suçluluk, korku, öfke, çaresizlik ve merak… Hepsi birbirine karışmıştı.
Parkın çıkışına yaklaştıklarında, Ophelia durdu ve derin bir nefes aldı.
Hava soğuk, ama kalbini daha çok içsel bir ateş yakıyordu.
Parkın çıkışında micah durdu ve sanki bir zafer edasıyla havayı derince ciğerlerine çekti ve gülümsedi ardından Ophelia ya döndü ve elini uzattı
"İyi geceler Ophelia" dedi
Ophelia micahın havada duran eline baktı
Midesinin ağrıdığını hissediyordu
"Merak etme seni yemem" dedi Micah sırıtarak
Ophelia sanki bir hipnozun altından çıkmış gibi micaha baktı ve elini sıktı eli oldukça soğuktu sanki micahın kalbi vücuduna bile yansıyordu

Micah elini geri çekti, birkaç adım attı ve parkın karanlığına karıştı. Ophelia geriye bakmadan yavaş adımlarla yurt yoluna yöneldi. Ay ışığı, ıslak asfaltın üzerinde hafifçe yansıyor, her adımda soğuk taşların üzerinde sessiz bir tıkırtı oluşturuyordu.

Yurt kapısına vardığında, başını eğdi ve derin bir nefes aldı. İçinde hâlâ bir fırtına vardı; suçluluk, korku ve bir nebze de özgürlük duygusu birbirine karışmıştı. Kapıyı açıp odasına girdiğinde, kendini battaniyesine gömerek oturdu.

Odada sessizlik hakimdi, ama bu sessizlik artık parkta hissettiği baskıcı ağırlıktan farklıydı. Burada kendi nefesini duyabiliyor, kalbinin ritmini izleyebiliyordu. Elleri hâlâ titriyordu, ama bu kez yalnızca korkudan değil; aynı zamanda yaşadıkları, yaptığı seçimler ve gelecekte alacağı kararların ağırlığından da titriyordu.

Ophelia battaniyesine sarılmış, pencerenin dışındaki geceyi izleyerek derin bir nefes aldı. Micah’ın sözleri ve soğuk, ama kararlı bakışları hâlâ gözlerinin önünde dönüyordu
Gözlerini ovuşturdu ve yastığa gömüldü

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 1beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…