Yağmur Sonrası kitap kapağı

9. bölüm / 15

Yağmur Sonrası

IX

Yazar: Alp Cengiz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: IX

Ertesi Gün – Akşam 6:00, Kafe

Kafe neredeyse boştu.
Pencerelerin dışından süzülen günbatımı ışığı, içeriyi solgun bir turuncuya boyuyordu.
Saatin tiktakları, konuşmaların yerini almıştı — her biri, zamanı parçalara ayıran birer çekiç gibi.

Micah, arka köşedeki masada oturuyordu.
Her zamanki gibi, sırtı dik, yüzü ifadesizdi.
Önündeki kahveye henüz dokunmamıştı.
Buhar çoktan dağılmış, sadece soğuyan bir siyahlık kalmıştı kupanın içinde.

Etrafa göz gezdirdi.
Camın yansımasında kendi siluetini gördü.
Kendine baktığında yüzünü beğendi — sakin, ölçülü, hatta bilge.
Ama içinde bir huzursuzluk vardı.
Ophelia geç kalmıştı.

Ceketinin cebinden küçük bir not defteri çıkardı, kapağını açtı.
Boş bir sayfaya sadece bir kelime yazdı:
“İtaat.”
Sonra dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
O gülümseme, zaferin değil, sabrın gülümsemesiydi.

Kapı çaldı.
Kafenin sessizliğini nazik bir zillerin sesi yardı.
Micah başını kaldırdı.

Ophelia içeri girmişti.

Üzerinde sade bir mont, boynunda gri bir atkı vardı.
Saçları biraz dağınıktı ama gözleri…
Gözlerinde başka bir şey vardı artık.
Bir ağırlık değil — bir açıklık.
Sanki gecenin içinden geçip sabahı bulmuş gibiydi.

Micah gülümsedi.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi elini kaldırıp onu çağırdı.
“Buradayım,” dedi, sesi yine o ölçülü sakinlikteydi.

Ophelia yavaş adımlarla yaklaştı.
Ama bu kez, adımlarını Micah’a göre ayarlamıyordu.
Kendine göre yürüyordu.
Masanın önüne geldiğinde, Micah oturmasını bekledi.
O ise ayakta kaldı.

“Geç kaldın,” dedi Micah.
Tonunda yumuşak bir azar, neredeyse sevecen bir tını vardı.
“Endişelendim.”

Ophelia cevap vermedi.
Sadece çantasını masanın üzerine koydu, içinden mor defteri çıkardı.
Micah’ın gözleri o deftere çevrildi — gözbebekleri büyüdü.
“Ah, onu da getirmişsin.”

“Evet,” dedi Ophelia.
Sesi sakindi, ama altında bir gerilim hissediliyordu
Sanırım artık bunun kime ait olduğunu biliyorsun."

Micah, defteri işaret parmağıyla hafifçe itti, kendine doğru çekti. "Biliyorum. Ama asıl soru, sen ne kadarını bana vermeye hazırsın?"

Ophelia sonunda sandalyeye oturdu. Duruşu, bir teslimiyet gibiydi adeta savaşta yaralı bir asker gibi
Micah, defterin kapağını usulca okşadı. Bu küçük, mor ciltli nesne, onun için bir araçtan ibaretti; Ophelia'nın ruhunun kilidini açan bir anahtar.
seninle yeni bir işbirliğinden bahsetmek istiyorum."

Ophelia'nın içinde bir şeyler tekrar gerildi. "İşbirliği mi? Bunu nasıl bir işbirliği olarak tanımlıyorsun?"

"Karşılıklı çıkar," diye yanıtladı Micah, gözlerini defterden kaldırmadan. "Sen bana küçük bir hizmette bulunacaksın, ben de karşılığında sessizliğimi satın alacağım." Sonunda başını kaldırdı ve Ophelia'ya baktı. "Daha doğrusu, sessizliğimi kiralamayı teklif ediyorum. Süresiz olarak değil, belirli bir hizmet karşılığında."

Ophelia'nın yüzündeki ifade, şüphe ve merak arasında gidip geliyordu. "Ne tür bir hizmet?"

Micah, ceketinin iç cebinden, üzerinde bir isim ve birkaç not yazılı ufak bir kâğıt çıkardı. Kâğıdı masanın üzerinde Ophelia'ya doğru kaydırdı.

"Daniel Milton . Güzel Sanatlar Fakültesi, ikinci sınıf. Onun hakkında bilgi toplamanı istiyorum."

Ophelia, kâğıdı okudu. Daniel... İsmi duymuştu. Fakültede, her zaman yalnız dolaşan, sessiz, neredeyse görünmez olmaya çalışan bir çocuktu. "Neden Daniel? Onun sana ne zararı var?"

Micah hafifçe omuz silkti. "Zarar? Hiç. Ama her insanın bir değeri vardır, Ophelia. Daniel'in de... ailesiyle olan bazı anlaşmazlıkları var. Görünüşe göre ailesi, onun sanat eğitimi almasına pek sıcak bakmıyor. Onlar için o, aile işini devralmalı. Daniel ise... gizli gizli resim yapmaya devam ediyor."
Ophelia'nın yüzünde bir anlık anlama ifadesi belirdi, ardından tiksinme. "Onun ailesiyle mi ilgileniyorsun? Yoksa onunla mı?"

"İkisiyle de," diye cevapladı Micah soğukkanlılıkla. "Daniel'in yaptığı resimler... Oldukça kişisel. Ailesine gösterildiği takdirde, onun eğitimini sonlandırmak için yeterli sebep olabilir. Bu da, Daniel'in ailesinin, oğullarını 'doğru yola' döndürmek için ekstra... finansal teşviklere ihtiyaç duyabileceği anlamına gelir."

Ophelia nefesini tuttu. Micah'ın planı o kadar aşağılıktı ki, ilk başta kavramakta zorlandı. "Yani... Daniel'in resimlerini çalacak, ailesine gösterecek ve onlardan para alacaksın? Bu... bu şantaj."

Micah, "şantaj" kelimesini duyunca hafifçe gülümsedi, sanki hoş bir iltifat almış gibi. "Ben buna 'durum yönetimi' diyorum. Daniel'in ailesi, oğullarının itaatsizliğinden memnun değillerdir bizde fotoğraflarla danieli susturacağız ve sıcak nakite konacağız
Ophelia bu planı duyduğunda iğrenmişti resmen
Peki ya Daniel?" diye sordu Ophelia, sesi yükselerek. "O ne olacak?"

"Daniel," diye düşünceli bir şekilde mırıldandı Micah, "belki de hayatının dersini erken öğrenmiş olacak. Hayat adil değildir. Ve bazı tutkular, taşıyamayacağın bir bedel getirir."

Ophelia, Micah'ın bu soğuk mantığı karşısında donakaldı. Bu, onunla olan ilişkisinden çok daha korkunçtu. Bu, masum bir insanın hayatını mahvetmekle tehdit etmekti.

"Bunu yapmayı reddediyorum," diye fısıldadı Ophelia, sesi titreyerek.

Micah'ın yüzündeki ifade aniden değişmedi, sadece biraz daha soğudu. "Reddetme lüksün yok, Ophelia. Unutma, senin defterin, senin sırların... hepsi bende. Üniversite hayatın, itibarın... hepsi bir kağıt parçası kadar ince. Ben sadece senin için aynı inceliği korumaya çalışıyorum."

Ophelia'nın gözleri doldu. Kendi kurtuluşu için başka bir masumun hayatını mahvetmek... Bu, ahlakının kaldıramayacağı bir yüktü. Ama Micah'ın tehdidi gerçekti. Onun defteri, içindeki karanlık itiraflarla birlikte, herkese açıklanabilirdi.

"Nasıl..." diye boğuk bir sesle konuştu Ophelia, "Nasıl yapmamı bekliyorsun?"

Micah'ın yüzünde yeniden o tatmin edici gülümseme belirdi. İtaat etmişti. "Basit. Daniel'in stüdyosunu biliyorum. Fakültenin bodrum katında, eski bir depo. Oraya gir, resimlerinin fotoğraflarını çek. Özellikle... en kişisel olanlarını. Ailesinin onaylamayacağı türden olanları."

"Oraya nasıl gireceğim?" diye sordu Ophelia, umutsuzlukla.

"Anahtarını biliyorum," diye cevapladı Micah basitçe. "Daniel biraz dağınık. Yedek anahtarını bir saksının altında saklıyor. Çok öngörülü değil."

Yapmak zorunda değilsin," diye fısıldadı Micah, sesini alçaltarak, neredeyse baştan çıkarırcasına. "Ama yapmazsan, sonuçlarına katlanırsın. Ve inan bana, Ophelia, Daniel'in kaybedeceklerinden çok daha fazlasını kaybedersin."

Ophelia, Micah'ın gözlerine baktı. Orada ne merhamet ne de pişmanlık vardı. Sadece saf, süzülmüş bir niyet vardı. O bir avcıydı ve o, sadece bir aracıydı. Daha büyük bir oyunun küçük bir parçası.
Ophelia, Micah'ın sözlerinin ne kadar değersiz olduğunu biliyordu. Ama başka seçeneği yoktu. Ya kendi hayatı mahvolacaktı, ya da Daniel'in. Bu acımasız seçimde, insan doğası genellikle bencilliği seçerdi.

Derin bir nefes aldı. Gözlerini kapadı ve bir an için kendi defterindeki o karanlık sayfaları hatırladı. O çaresizlik, o yalnızlık... Onları bir kez daha yaşamaya dayanamazdı.

"Tamam," diye fısıldadı, sesi neredeyse duyulmuyordu. "Yapacağım."

Micah'ın yüzündeki gülümseme genişledi. Bu, zaferin gülümsemesiydi. "Biliyordum. Mantıklı bir seçim yaptın." Ophelia'ya doğru eğildi, sesini bir fısıltıya düşürdü. "Unutma, bu sadece bir iş. Duygularını işin içine katma. Daniel senin arkadaşın değil. O, sadece bir araç. Tıpkı senin gibi."
Ophelia, bu sözlerle sarsıldı. O da sadece bir araç mıydı? Micah'ın daha büyük planları için bir piyon muydu?

Micah arkasına yaslandı, kahvesinden nihayet bir yudum aldı. Soğumuştu, ama bu onu rahatsız etmedi. "Cumaya kadar vaktin var. O zamana kadar fotoğrafları bana getir. Daniel'in ailesi bu hafta sonu şehir dışına çıkıyor. Zamanlama mükemmel olacak."

Ophelia ayağa kalktı. Bacakları hâlâ titriyordu, ama zihni garip bir şekilde berraktı. Bir karar vermişti. Ve bu karar, onu bir parça daha kirletmişti.

"Gidiyorum," dedi, sesi mekanik.

Micah başını salladı. "Görüşürüz, Ophelia. Ve... iyi şanslar."

Ophelia, kafeden çıktı. Akşam havası yüzüne çarptı, ama onu canlandırmadı. İçinde bir boşluk vardı. Daniel'in yüzünü hayal etmeye çalıştı - o sessiz, içine kapanık çocuğu. Ona ihanet edecekti.

Ama daha büyük bir korku vardı: kendine ihanet etmemek. Ya da en azından, Micah'ın tehdidi altında kaybedeceği benliğini korumak.

O gece, Ophelia uyuyamadı. Yatağında, tavanı seyrederken, Daniel'in resimlerini düşündü. Onlar ne hakkındaydı? Hangi hayalleri, hangi korkuları tuvaline yansıtıyordu? Ve o, bu kişisel dünyayı ihlal edip, onu yok etmek için kullanacaktı.
tıpkı micah gibi

Sabah olduğunda, Ophelia'nın gözlerinin altında koyu halkalar vardı. Kampüse giderken, her adımı bir işkence gibi geliyordu. Güzel Sanatlar Fakültesi'ne doğru yürüdü. Daniel'in stüdyosunu bulmak zorundaydı.

Fakülte binası, Edebiyat Fakültesi'nden farklı bir enerjiyle doluydu. Duvarlar renkli, havada boya ve tiner kokusu vardı. Öğrenciler, tuvalleriyle uğraşıyor, canlı modeller çiziyor, heyecanla bir şeyler yaratıyorlardı. Ophelia, bu yaratıcılık atmosferinde kendini bir hain gibi hissediyordu.

Bodrum kata indi. Koridor loş ve nemliydi. Micah'ın tarif ettiği depoyu buldu - kapısında herhangi bir isim yoktu, sadece bir numara. Yakındaki bir saksıyı kontrol etti. Ve evet, altında paslı bir yedek anahtar vardı.

Anahtarı eline aldı. Ağırlığı, yüreğine çökmüş gibiydi. Bir an tereddüt etti. Geri dönebilirdi. Micah'la yüzleşebilirdi. Ama sonra defterini, . O karanlık sayfaların herkese açılması... Hayır. Buna dayanamazdı.
Anahtarı kilide soktu ve çevirdi. Kapı hafifçe gıcırdayarak açıldı.

İçeri girdi. Oda küçük ve dağınıktı. Her yerde tuvaller, eskiz defterleri, boyalar vardı. Havada, yağlı boya ve eski ahşabın ağır kokusu vardı. Bu, bir yaratıcılık sığınağıydı, bir sanatçının en kişisel alanı.

Ophelia, etrafa bakındı. Daniel'in resimleri... Onlar duvarlara asılmış, yerlere yaslanmıştı. Resimler şaşırtıcı derecede güzeldi. Karanlık, düşündürücü, duygusal bir yoğunlukla doluydu. Birinde, elleriyle yüzünü kapamış bir figür vardı - çaresizlik ve utanç dolu. Bir diğerinde, uzakta duran, silik iki figüre bakan bir genç... Ailesi mi?
Ophelia, telefonunu çıkardı. Eli titriyordu. İlk resmin fotoğrafını çekmek için düğmeye basacaktı ki, bir ses duydu.
Kapıda biri duruyordu.

Daniel'di.

Sessiz, solgun yüzünde şaşkınlık ve incinmiş bir ifade vardı. Gözleri, Ophelia'nın elindeki telefona, sonra ona dikilmişti.

"Sen..." diye fısıldadı Daniel, sesi kırık. "Sen... burada ne yapıyorsun?"

Ophelia donup kalmıştı. Yakalanmıştı. Ne söyleyeceğini bilemiyordu.
Daniel yavaşça içeri girdi ve olup biteni anlamaya çalıştı O esnada kapı kapandı
Daniel arkasını döndü ve onu gördü
Micah...
Micah gözlerini bir gülümseme ile daniele dikmişti
" Dostum Daniel" dedi
Ardından resimlerim etrafında dolaşıp ona tekrar baktı
"Nasıl gidiyor?" dedi ve kendince güldü
Ve hiç bir şey olmamış gibi telefonunu çıkarıp tüm bu mekanın fotoğraflarını çekti
Daniel ne olup bittiğini anlamadı
"siz ne yapıyorsunuz" dedi endişe verici bir sesle ve hızlı adımlarla arkasını dönüp kapıya yöneldi kolu kavradı ve çekti ama hareket yoktu

Kendi kendine dedi "Neler oluyor"
Micah güldü köşeden daniele bakarak
"Çırpınmama gerek yok tuval parçası"
Elini cebine götürdü ve anahtarı çıkardı
"Aradığın bende" dedi mekanik bir sesle
Daniel, sırtını kapıya dayadı, sanki o ince ahşap onu dışarıdaki dünyadan koruyabilirmiş gibi. Gözleri, Micah'ın elindeki anahtarla, sonra etrafındaki resimlerine kaydı. Onlar en derin korkularının, umutlarının, ailesiyle olan yıpratıcı sessiz savaşının kanıtıydı. Ve şimdi bu yabancı, bu soğuk adam, onların arasında dolaşıyor, onlara kirli parmaklarıyla dokunuyordu.

"Ne... ne istiyorsun?" diye sordu Daniel, sesi titreyerek.

Micah, bir tuvalin önünde durdu. Üzerinde, çarpık, gölgeli figürlerin bir gencin silüetine doğru uzandığı resimdi bu - bir yargılama, bir dışlanma sahnesi. Telefonunu çıkardı, flaş patlayarak resmin fotoğrafını çekti. Daniel, flaşın ışığıyla irkildi, sanki fiziksel bir darbe almış gibi.

"Ne mi istiyorum?" diye tekrarladı Micah, telefonunu bir sonraki resme doğrultarak. "Oldukça basit, Daniel. Senin... sanatına hayranım. Özellikle de ailenin görse kesinlikle çok 'etkileneceği' bu samimi parçalara."

Daniel'in yüzündeki her damla kan çekilmişti. "Yapma... Lütfen."

"Ah, ama yapacağım," diye cevapladı Micah, soğukkanlılıkla. "Ancak, senin için bir seçenek sunuyorum. Bir fırsat penceresi." Sonunda telefonunu indirdi ve Daniel'e doğru döndü, gözlerini onunkine dikti. " 3000 dolar. Nakit. Cuma akşamına kadar."
Daniel'in nefesi kesildi. Bu, astronomik bir miktardı. O kadar para nereden bulacaktı? "3000? Bu... bu imkansız."

"İmkansız mı?" Micah'ın kaşları hafifçe kalktı. "Bence değil. Ailen oldukça... varlıklı, değil mi? Restoran işletiyorlar. Biraz tasarrufların vardır herhalde. Ya da belki... okul harçlığını bir süre erkelersin." Bir adım daha yaklaştı. "Seçim senin. Bana parayı verirsin, ben de bu çok özel sanat koleksiyonunun dijital kopyalarını... ortadan kaldırırım."

Ophelia, olan biteni sanki bir camın arkasından izliyormuş gibi hissediyordu. Daniel'in yüzündeki saf korku, onun içinde bir şeyleri kıpırdatıyordu. Bu, onun başına gelmişti. Micah'ın kurbanı olmanın ne demek olduğunu biliyordu. Ama bu sefer, sadece bir seyirci değildi. O da bu işin bir parçasıydı. Onun varlığı, Daniel'i tuzağa düşürmek için kullanılmıştı.

"Eğer vermezsem?" diye fısıldadı Daniel, sesi neredeyse yok olmuştu.

Micah'ın dudakları ince, acımasız bir çizgiye dönüştü. "O zaman, Cuma akşamı, annene ve babana çok özel bir e-posta paketi gidecek. İçinde oğullarının 'yeteneğinin' en canlı örnekleri olacak. Sanırım, bir aile restoranında çalışmak yerine, 'şeytani' imgeler peşinde koşan bir oğula sahip olmak onları pek memnun etmeyecektir. Eğitimin sona erer, Daniel. Belki de aileninle olan ilişkin de."

Daniel'in gözleri doldu. Bu, en büyük korkusuydu. Ailesinin onayını asla kazanamayışı... ama onların tamamen reddetmesi? Bu, onu paramparça ederdi. "Onları... beni evden atarlar," diye boğuk bir sesle çıkardı.

"Muhtemelen," diye onayladı Micah, yüzünde en ufak bir pişmanlık belirtisi göstermeden. "Ama para, daha makul bir seçenek, sence de öyle değil mi? Biraz nakit, biraz gurur... karşılığında sessizlik ve huzur. Adil bir takas."

Daniel, yere bakarak başını salladı, omuzları çökmüştü. Çaresizliği, odanın her köşesini dolduruyordu. "Nereden bulacağımı bilemiyorum."

"Bu senin problemin," diye cevapladı Micah, sesi keskinleşerek. "Ben sadece şartları belirliyorum. Cuma, akşam altı. Kampüsün arkasındaki o park. Yalnız gel. Parayı bir zarfa koy. Eğer bir numara çekmeye kalkarsan, ya da polisle gelirsen..." Micah, telefonunu salladı. "...bu fotoğraflar anında ailenin e-postası na düşer. Anlaştık mı?"

Daniel, başını kaldırdı. Gözleri Micah'a dikkatle baktı, sonra Ophelia'ya kaydı. Onun yüzünde bir suçluluk ve çaresizlik ifadesi gördü. Bu, onu biraz olsun rahatlattı. En azından yalnız değildi. Ama aynı zamanda, onun da bu işin bir parçası olduğunu bilmek acıtıyordu.

"Anlaştık," diye fısıldadı Daniel, sesi kırık.

Micah'ın yüzünde tatmin edici bir gülümseme belirdi. "Aklı başında bir çocuk." Anahtarı cebine geri koydu ve kapıya doğru yürüdü. Daniel, yolunu açmak için kenara çekildi.

Micah, kapıyı açmadan önce, Ophelia'ya döndü. "Sen de, Ophelia. İşimiz bitti." Ona, Daniel'e bakmasına izin vermeden, dışarı çıkması için işaret etti.

Ophelia, Micah'ın yanından geçerken, Daniel'in gözlerine baktı. Orada gördüğü korku ve ihanet duygusu, midenin bulandıracak kadar güçlüydü. "Özür..." diye fısıldadı, ama kelimeler boğazında düğümlendi.

Daniel, başını öbür yana çevirdi, onu dinlemek istemiyormuş gibi.

Micah, Ophelia'yı koridora itti ve kapıyı arkalarından kapattı. Anahtarla yeniden kilitledi. Daniel'i, karanlık stüdyosunda, parçalanmış hayalleri ve imkansız bir seçimle baş başa bıraktı.

Koridorda yürürlerken, Micah'ın yüzünde soğuk bir sakinlik vardı. "Gördün mü?" dedi, sesi sıradan bir sohbet ediyormuş gibi çıkıyordu. "Bazen insanlar, kendi iyilikleri için biraz... yönlendirmeye ihtiyaç duyarlar. Daniel şimdi hayatının dersini öğreniyor. Ve sen..." Ophelia'ya baktı, gözlerinde tehlikeli bir parıltıyla. "...bugün çok iyi bir iş çıkardın. İşbirliğin takdire şayan."

Ophelia, hiçbir şey söyleyemedi. İçi, Daniel'in çaresiz bakışı ve kendi sessiz işbirlikçiliğinin ağırlığıyla doluydu. Micah'ın tuzağına düşmüştü, ama şimdi daha da korkunç bir gerçekle yüzleşiyordu: O sadece bir kurban değil, aynı zamanda bir suç ortağıydı da. Ve bu yeni rol, onu daha önce hissettiği her şeyden daha kirletmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…