3. bölüm / 15
Yağmur SonrasıIII
Bölümler 15Şu an: III
- 1 I641 kelime
- 2 II1.046 kelime
- 3 III1.879 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 IV1.821 kelime
- 5 V1.770 kelime
- 6 VI3.155 kelime
- 7 VII2.204 kelime
- 8 VIII2.147 kelime
- 9 IX2.201 kelime
- 10 X2.561 kelime
- 11 XI3.615 kelime
- 12 XII3.007 kelime
- 13 XIII1.719 kelime
- 14 XIV3.630 kelime
- 15 XV - SON1.004 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ophelia defterini kapattı, çantasını topladı ama bir süre yerinden kalkmadı.
Kafası hâlâ Micah’ın gönderdiği o kısa e-postadaydı.
Ne amaçla çağırmıştı?
Bir şey mi olmuştu?
Yoksa sadece... konuşmak mı istiyordu?
Kafasındaki sorular, öğrencilerin çıkarken kapıyı çarpmasıyla bölündü.
Ophelia derin bir nefes alıp ayağa kalktı.
Koridorda yankılanan ayak sesleri arasında ağır adımlarla ilerledi.
Dışarı çıktığında hava serin ama güneşliydi.
Sabahki yağmurun izleri kaldırımlarda hâlâ parlıyordu.
Üniversitenin arkasındaki küçük kafe, her zamanki gibi sessizdi.
Kapıdan içeri girdiğinde kahve kokusu onu karşıladı.
Köşedeki masada biri oturuyordu — Micah.
Elinde kahvesi, başını telefondan kaldırıp ona baktı.
“Ophelia! Buradayım,” dedi gülümseyerek.
Ophelia onu gördüğü anda gözlerini belli şekilde açıldı ve derisi gerildi elini cebine koyarak bacağına gizlice bir çimdik attı adeta kalbine ve zihnine sakin olmasını sağlıyordu ama o bunu genelde kelimelere söylerdi micahın karşısında kendine değil
Ophelia micaha doğru gitti masanın yanına vardı ve sandalyeyi çekti Ophelia sandalyeyi ağır bir şekilde çektiğinde, tahtanın zeminde çıkardığı sürtünme sesi küçük kafenin sessizliğinde yankılandı.
Masaları ahşaptandı — yılların izlerini taşıyan, köşeleri hafifçe aşınmış, üzerinde kahve halkaları ve eskiden yapıştırılmış etiketlerin silik kalıntıları vardı.
Micah’ın oturduğu masa, pencerenin hemen yanındaydı; dışarıda hafif bir rüzgâr, camın önündeki saksıdaki menekşeleri titretmekteydi
Ophelia, sandalyeye oturduğunda masasının yüzeyine baktı.
Masada Micah’ın yarısı bitmiş bir kahvesi, yanında açık bir defter ve üzerine eğreti duran bir dolma kalem vardı.
Kahvenin kenarında oluşan küçük bir leke, zamanın nasıl geçtiğini anlatır gibiydi.
Ophelia’nın eli istemsizce masanın kenarına dokundu; parmaklarının ucunda ahşabın pürüzleri hissediliyordu.
Derin bir nefes aldı — bu nefes, içinde biriken gerginliğin ilk kırıntılarını dağıttı.
Micah, başını hafifçe yana eğdi.
“Geldiğine sevindim,” dedi
alçak bir sesle.
Sözleri yumuşak ama temkinliydi; sanki yanlış bir kelimeyle her şey dağılabilirmiş gibi.
Ophelia bakışlarını pencereden dışarı çevirdi;
yağmurdan sonra oluşan gri gökyüzü, şehrin üzerinde sessiz bir yorgunluk gibi asılıydı.
“Ne hakkında konuşmak istiyorsun, Micah?” dedi
sonunda, sesi titrek ama kararlıydı.
Micah, parmaklarıyla kahve fincanının kulbunu çevirdi.
Bir an konuşmadı, sadece derin bir nefes aldı.
Sonra başını kaldırıp doğrudan Ophelia’ya baktı.
Micah, fincanın kulbunu parmaklarının arasında döndürürken bir süre sessiz kaldı.
Kafenin içindeki uğultu aralarındaki sessizliği daha belirgin hâle getiriyordu.
Sonunda başını kaldırdı, gözlerini Ophelia’ya dikti.
“Şey…” dedi hafifçe boğazını temizleyerek, “aslında seni bu kadar ani çağırmamın sebebi, proje hakkında konuşmaktı.”
Ophelia bir an afalladı.
Kalbinde taşıdığı bütün o gerginlik, yerini hafif bir rahatlamaya bıraktı — ama aynı zamanda biraz da hayal kırıklığına.
“Proje mi?” dedi, kaşlarını hafifçe kaldırarak. “Yani, sunumu?”
Micah başını salladı.
“Evet. Hoca, sunumu daha detaylı bir hale getirmemizi istedi. Ben birkaç kaynak buldum ama… senin notların da gerekiyormuş gibi hissettim.”
Ophelia gülümsedi, ama gülüşü içten değildi.
Bardağındaki kahveyi karıştırırken ses tonunu olabildiğince normal tutmaya çalıştı.
“Aslında yurt odasında birkaç kitap daha var. Belki onlardan yararlanabiliriz,” dedi.
Cümleyi kurduğu anda, pişmanlık boğazına oturdu.
Sanki kelimeler ağzından çıkarken geri almak istemişti.
Micah’ın gözleri hafifçe parladı.
“Gerçekten mi?” dedi, sesinde neredeyse fark edilmeyen bir heyecan vardı. “O zaman… birlikte bakabiliriz, eğer istersen tabii.”
Ophelia hemen cevap vermedi.
Kısa bir an sessizlik oldu.
Dışarıda bir araba geçti, lastiklerin sesi kaldırımdaki su birikintisinde yankılandı.
İçinde karışık duygular dönüyordu; bir yanı “hayır” demek istiyor, diğer yanıysa bu ani ilgiden kaçamıyordu.
Gözlerini masaya dikti, sonra istemsizce başını hafifçe salladı.
“Olur,” dedi, sesi kısık ama belirgindi. “Yani… madem proje için.”
Micah gülümsedi.
O gülümseme, kafenin loş ışığında fazla samimi görünüyordu.
“Harika,” dedi. “
Derslerden sonra uğrarım o zaman.”
Ophelia’nın içi sıkıştı.
Kendini, az önce söylediği
“olur”
kelimesine yabancı hissetti.
İçten içe bir şeylerin yanlış gittiğini biliyordu, ama artık geri adım atamayacağını da hissediyordu.
Kafenin dışında rüzgâr hızlanmış, tabelenin zinciri hafifçe sallanmaya başlamıştı.
Ophelia kahvesinden son bir yudum aldı, tat neredeyse acı geliyordu.
“Tamam,” dedi,
gözlerini kaçırarak.
“O zaman akşam görüşürüz.”
Micah başını onaylarcasına eğdi, fincanın içindeki kahveyi bitirdi.
Masada iki sessizlik vardı artık — biri söylenmemiş kelimelerden, diğeri söylenmemesi gerekenlerden oluşuyordu.
Micah gözlerini kaldırıp Ophelia ya baktı
Keskin yüz hatları resmen Ophelianın beyaz yumuşak yanaklarını hançer edası ile kesiyordu ama kesiklerden akan kan değil Ophelianın içinde ki klasik bir telaş ve utançtı
"Pekala öyleyse,akşam 19.00 da sende olacağım" dedi
Micah her böyle kesin konuştuğunda Ophelia tekrar tekrar aynı duyguları yaşıyordu
Ophelia Micaha bakarak gülümsedi zorla sanki kasları bedenini terk edercesine
Tabi bunu yaparken masanın altından kendi bacağına bir çimdik daha atmıştı
Kafenin kapısından çıkarken çan hafifçe çaldı; ses, Ophelia’nın içinde bir yankı gibi kaldı.
Rüzgâr yüzüne vurduğunda fark etti ki elleri terlemişti.
Ceketinin cebine soktu, adımlarını hızlandırdı, ama ne kadar yürürse yürüsün o son cümle —
> “Akşam 19.00’da sende olacağım.”
— kafasının içinde aynı tonda, aynı kararlılıkla yankılanıyordu.
Yurt binasına vardığında hava çoktan kararırken gökyüzü mor ve gri tonlarına bürünmüştü.
Koridorların floresan ışıkları solgundu, duvarlardaki gölgeler uzayıp kısalıyor gibiydi.
Odası her zamanki gibiydi ama bugün farklı görünüyordu — sanki her şey biraz fazla yerli yerindeydi, biraz fazla sessizdi.
Masasına oturdu.
Kitaplarını üst üste dizdi, not defterini açtı, sayfalara bakarken aslında hiçbir şey okumuyordu.
Zihni sürekli aynı yerde dönüp duruyordu: Micah gelecek. O burada olacak.
Saat 18.45.
Dakikaların ilerleyişini duyar gibiydi.
Kalbi göğsünde değil, sanki boğazındaydı.
Bir yandan kendine kızıyor, bir yandan “sadece proje için” diye tekrarlayıp duruyordu.
Ama bu tekrarlama artık bir teselli değil, bir bahaneydi.
Kapıya hafif bir tıklama sesi geldi.
Ophelia yerinden sıçradı.
Bir an nefes almayı unuttu, sonra derin bir nefes çekip kapıya yürüdü.
Kapı aralandı.
Micah oradaydı — elinde çantası, üzerinde lacivert bir mont, yüzünde her zamanki o kendinden emin ifade.
“Tam saatinde geldim,” dedi hafif bir gülümsemeyle.
Ophelia başını salladı.
“Evet… fark ettim.”
Kapıyı biraz daha açtı, kenara çekildi.
Micah içeri adım attı; o an, odadaki hava değişti.
Kitaplarla dolu masa, yarı açık pencere, perdeden süzülen sokak lambasının ışığı… her şey birden fazla belirginleşti, sanki zaman yavaşlamıştı.
Micah çantasını masanın kenarına koydu, etrafa şöyle bir göz gezdirdi.
“Oldukça düzenlisin,” dedi. “Bu kadarını beklemiyordum.”
Ophelia istemsizce gülümsedi, bu kez biraz daha doğaldı.
“Düzenli olmasam hiçbir şey yolunda gitmezdi,” dedi, sesi alçak ama kontrollüydü.
Micah kitabın birini eline aldı.
“Klasik tarih kaynakları… tam da ihtiyacımız olan şey.”
Ardından göz ucuyla ona baktı.
“Sen bunların hepsini okudun mu?”
Ophelia omuz silkti.
“Bazılarını… çoğu zaman anlamasam da.”
Ophelia bir yandan sakin olmaya çalışırken diğer yanı alarmda, tetikteydi Daha önce hiç yapmadığını yaptı..... Başka birini mahremine aldı her gün uzandığı yatak sadece onu taşıdı her gün onun baktığı duvarlar sadece ona bakmıştı her gün okuduğu kitapları sadece o kapatmıştı ama bu sefer farklıydı Avcı avının doğal ortamında gibiydi Kurt kuzuyu yer mi yoksa onu saklar mı? Bu belirsizlikti ve Ophelia belirsizlikten gerilirdi korkardı
Micah Ophelia odasında bulunan çalışma masasına oturduğu ve çantasından not defterini ve dolma kalemini çıkardı
Ophelia hala kendi ile savaşıyordu içini çamura buladı ki belli etmesin
En son o da micahın yanına oturdu ve kitaplardan notlar almaya başladılar
Ophelia ve Micah, çalışma masasının etrafında sessizce oturuyordu.
Masada kitaplar, not defterleri ve kalemler dağınık bir şekilde duruyordu; ama ikisi de kendi dikkatlerini konuya vermeye çalışıyordu.
Ophelia hâlâ kendi içiyle savaşıyordu.
Kafasında sürekli aynı soru dönüyordu: Kurt kuzuyu yer mi, yoksa onu saklar mı?
Ama bunu belli etmemek için derin nefesler aldı, ellerini masanın üzerinde sıkıca kenetledi, bacaklarını hafifçe oynatarak sinirini bastırmaya çalıştı.
Micah sessiz bir şekilde not defterini açtı, dolma kalemini hazırladı ve yazmaya başladı.
Ophelia da onun yanında oturup kitaplardan notlar alıyordu, elleri titreyebilir miydi, ama bunu fark ettirmemeye kararlıydı.
Bir süre boyunca sadece sayfaların hışırtısı ve kalemlerin kağıda dokunuşu vardı; zaman neredeyse durmuş gibiydi.
Ancak bir noktada Micah, masanın altında bulunan çekmeceye doğru eğildi.
Parmaklarını yavaşça çekmece kulpunun üzerine koydu, hafifçe çekmeye başladı.
Ophelia aniden fark etti ve hızlı bir refleksle elini çekmece üzerine koyarak onu kapattı.
“Hayır, burası…” dedi, sesi normal çıkmaya çalışsa da tedirginliği belli oluyordu.
Micah hafifçe başını eğdi, ama gözlerinde bir merak ve hafif bir gülümseme vardı; vazgeçmiş gibi görünse de içinde başka planlar vardı.
Ophelia derin bir nefes aldı ve kendini sakinleştirmek için “biraz su alayım” diyerek banyoya doğru yöneldi.
Adımlarını olabildiğince sessiz attı, kapıyı yavaşça kapattı ve aynanın karşısına geçerek yüzüne soğuk su çarptı.
Kendi yansımasına baktı, nefesini yavaşlatmaya çalıştı, titreyen ellerini yıkadı ve zihnini toplamaya çalıştı.
Bu kısa molayı fırsat bilen Micah, masanın altındaki çekmeceyi sessizce açtı.
Parmakları çekmecenin içindeki birkaç dosya ve deftere dokundu, sonra gözüne çarpan başka bir şey oldu koyu mor kaplı üzerinde altın renginde bir kuzu motifi bulunan bir defter Bu Ophelia'nın yazılarını içeriyordu
Sayfaların kokusunu hafifçe içine çekti; sanki Ophelia’nın düşüncelerinin içine bir adım atmış gibiydi.
Günlük, Ophelia’nın mahreminin ve iç dünyasının bir parçasıydı; şimdi ise Micah’ın elindeydi.
Micah hızla bu sayfaların fotoğrafını çekti yüzünde bir sırıtma hakimdi ama bu keskin dişlerini gösteren bir kurttan bile daha şeytani görünüyordu
Banyonu kapısı açıldı Micah yüzündeki tüm kasları serbest bıraktı ne en tepkisiz halini aldı sanki az önce bir özeli ihlal etmemiş gibi bir yerlere elini atmamış gibi notlara bakmaya devam etti Ophelia geldi ve tekrar yerine oturdu bir süre boyunca daha çalıştılar ve ardından micah gitmek için Ophelia ya seslendi
Micah, saati kontrol etti. Akşam dışarıda yağmur yeniden başlamış, damlalar cama vurmaya başlamıştı.
Dolma kalemini defterin arasına koyup kapattı, sonra başını kaldırdı.
“Sanırım bu kadar yeter,” dedi sakin bir sesle.
Kelimeleri sade görünüyordu ama tonundaki rahatlık, Ophelia’nın içini huzursuz etti.
Ophelia kalemi masaya bıraktı. “Evet, sanırım öyle…” dedi, sesi yorgun ve gergindi.
Odasında sessizlik yeniden hüküm sürdü — yalnızca dışarıdaki yağmurun tıkırtısı duyuluyordu.
Micah çantasını aldı. Tokasının kapanma sesi odada yankılandı, sanki bir şeyin sonunu işaret eder gibiydi.
“Gerçekten iyi çalıştık,” dedi. “Kaynakların müthişti, Ophelia.”
Ophelia başını salladı, zoraki bir tebessümle. “Evet… faydalı oldu.”
Ama o anda, içindeki bir his susmuyordu.
Masada bir şey eksik gibiydi — bir gölge, bir fark, bir sezgi.
Ama ne olduğunu çıkaramıyordu.
Micah montunu giydi, kapıya yöneldi.
Elini kapı koluna koyarken bir an durdu ve hafifçe arkasına döndü.
Gözleri Ophelia’nın gözlerine değdi; o bakış kısa ama ağırdı — sanki bir şey gizliyordu.
"Görüşürüz Ophelia" dedi Micah ve gülümsedi, gözlerini kıstı ve ardından kapıyı kapadı Ophelia dudaklarını araladı, ama bir cevap veremedi.
Sadece başını hafifçe salladı.
Kapı kapandığında, odada tekrar yalnız kalmıştı.
Ama yalnızlık bu sefer eskisi gibi değildi.
Hava hâlâ aynı, masa hâlâ aynıydı — ama içinde bir şey farklıydı.
Derinlerde, görünmeyen bir yerde bir parça yerinden oynamıştı.
Gözleri masaya kaydı.
Kitaplar, defterler, notlar… her şey olması gerektiği gibiydi. Defter yerli yerinde duruyordu Ophelia derin bir nefes aldı.
Masada duran deftere baktı — koyu mor kapak, altın rengi kuzu motifi hâlâ yerindeydi.
Bir an kalbi yerinden çıkacakmış gibi atmıştı ama şimdi, onu görünce içi biraz olsun rahatladı.
Kendine kızdı, hatta hafifçe gülümsedi.
Ne saçma… Neden bu kadar gerildim ki?
Micah garip biriydi belki, ama saygılı görünüyordu.
Ona güvenmese bile, şüphe etmek de yorgunluk vericiydi.
Zihni uzun bir gündü, hem de fazlasıyla.
Defteri eline almadı; sadece orada, masanın üstünde durmasına izin verdi.
Işığı kapatmadan önce bir kez daha odaya baktı —
her şey düzenliydi: kitaplar yığılmış, masa düzenli, sandalye hizalı.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Sanki o küçük an, o tedirginlik sadece bir hayalmiş gibi.
Pencereye yaklaştı.
Yağmur cama hafifçe vuruyor, gökyüzü bulanık ışıklarla titriyordu.
Dışarısı soğuktu ama odası sıcak, sessiz ve kendi kokusuyla doluydu.
lambayı kapatıp yavaşça battaniyesine girdi.
Tavana baktı.
Sessizliğin içinden sadece yağmurun ritmi ve kalbinin yavaşlayan sesi geliyordu.
Bir süre sonra göz kapakları ağırlaştı.
Micah’ın yüzü, o sırıtış, o bakış aklında belirdi — ama uykunun eşiğinde görüntüler bulanıklaştı.
Her şey yolunda… diye fısıldadı kendi kendine.
Her şey yolunda.
Yağmur sesi, bu kez bir ninni gibiydi.
Ve Ophelia, kısa süre sonra uykunun içine doğru süzüldü —
hiçbir şeyin farkında olmadan, masanın üstündeki mor defterin kapağı çok hafif bir şekilde aralık kalmıştı ama onun için bir önemi yoktu çünkü her şeyden emindi
Bölüm etkileşimi
