TALİHSİZ KONAK 🏡

Vaveyla Yazarı: Enes Özdemir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: TALİHSİZ KONAK 🏡

Rasim Beyin babası, Asma konağın paşasıdır. Paşa, yörenin halkı tarafından çok sevilen, cömert, hayırsever, adaletli ve yoksulu, yetimi gözeten, herkese yardım eden, iyi biri olarak anılır. Bu yüzden kendisine; hayır babası, eli açık, hakka yandaş gibi yakıştırmalar yapılır. Aynı zamanda diğer zengin paşaların saygınlığını kazanmış, kendi halinde, kimseye zararı olmayan, aksine; yokluğunu hissettirebilecek mahiyete sahip, örnek bir paşa modelini bizlere sunuyor. Fakat paşanın bugün biraz yüzü solgun ve dertli. Çünkü daha çok zaman olmamış, paşa eşini kaybetmiş ve bu onu çok üzüyor. Yokluğunu çok iyi hissettiren eşi, her aklına geldikçe; bir hüzün seli, içinde mutluluğa dair ne varsa alıp götürüyor. Zoraki gülmeye çalışıyor. Oğluna bunu unutturmak ve üzmemek için, çok çalışıyor. Evin işlerini tek başına kendisi yapmaya çalışıyor, ama ev işlerinden pek anlamadığı için, bazen elini yüzüne bulaştırıyor. Bir çuval inciri berbat ediyor. Yine bu sabahta Rasim'e annesinin yokluğunu hissettirmemeye çalışan Paşa, bu sabah yine yemeğin tuzunu fazla kaçırıyor. Baba-oğul, birlikte hazırlamış oldukları, sofraya oturuyorlar. Rasim Bey, yemeği çok tatlı bulduğunu ve böyle yapmaya devam ederse, bir daha evde yemeyeceğini söyler. Paşaya zaten her şey onu hatırlatıyorken, zahirde basit gibi görünen "yemeğin tuzlu olması" ifadesi, Paşanın gönlünü yaralar ve yine acısı tazelenir. Ama Paşa büyük bir olgunlukla yine hüznünü bastırıp, konuyu değiştirmeye çalışır. Birazdan meraktan,

-Ne o! Rasim. Bugün rüyanda ne gördün öyle ?

-Boşver!

-Neden söylemiyorsun oğlum, söylesene.

-(Rasim sinirli bir şekilde) Saçma bir şeyler gördüm işte. Öğrenip ne yapacaksın sanki.

-Hiiiç. Merak ettim sadece oğlum. Aşağıda sofrayı hazırlıyordum, sonra yukarıdan tuhaf sesler duymaya başlayınca, Bir bakayım dedim, çıktım yukarıya. Gördüm ki, sen, yatakta, kendi kendini cimcikliyordun. Dedim her halde bu kabus görüyor, dur, şunu bir korkutayım. Ama sen aniden "Yeteeeer" diye bağırınca en çok ben korktum.Sende öyle bir bağırdın ki, Bütün konak yankılandı sanki.

-Off! Baba. Allah aşkına, ne saçmalıyorsun sen öyle? Benim derdim bana yetiyor zaten. (Rasim Bağırarak) Yeter artık yeter yaa! Beni kendi halime bırak. Daha annem öleli iki hafta olmadı ama sen onu ne çabuk umuttun. Sanki o hiç yokmuş gibi davranıyorsun.Hiç mi sevmedin annemi. Niye bu vefasızlık!

-Oğlum! O Allahın bir emanetiydi ve Allah onu yanına aldı. Ölenle ölünmez biz ne yapalım?

-Bu kadar basit öyle mi? Sende öl o zaman!

-Oğlum neden öyle konuşuyorsun? Ben sana ne yaptım?

-Ne mi yaptın? Annemin çerçevelerini niye aldın? Hıh! Çünkü onu sildin sen, demek ki sevgin geçiciymiş. Allah bilir, beni de hiç sevmemişsindir. Belki de senin için bir yüküm bu evde. O zaman bana bakmak zorunda da kalmazdın.

-Oğlum neden öyle düşünüyorsun? Ben seni çok seviyorum, senin iyiliğini düşünüyorum.

-Hayır! Sen beni sevmiyorsun. Sevseydin, annemi de böyle kolay silip atmazdın.

-Yavrum, ben, anneni de seni de çok seviyorum.

-Neyse ne! Beni artık sevme! Çünkü ben de seni sevmiyorum. Sana burada yüküm ben zaten. İstenmediğim yerde de duracak değilim.

-Dur! Oğlum. Nereye gidiyorsun. Dur!

-"Senden en uzak yere..." der.(Sinirli bir şekilde kapıyı çarpar ve gider.)

Ailevi sorunlar yaşayan Paşanın, gerçekten oğluyla başı derttedir.Paşa, eşini aklından hiç çıkarmamıştır. Ama oğlunun acısını tazeleyip, onu üzmemek için, ona annesini hatırlatacak her türlü lakırdıdan uzak durur ve resimlerini kaldırır. Kendisi, içinde mütiş bir hüzün taşırken, oğlunun etkilemesin diye belli etmez. Ona annesini unutturmaya çalışır. İster ki; bu durumu çabuk kabullensin, o da yaşıtlarıyla oynasın. Daha genç! Gençliğinin baharında, bir kara bulut gibi etrafta dolanmasın. Arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kursun. Hem kendisini üzmesin, çevresine de huzursuzluk taşımasın. Yaşıt olan arkadaşları, yaşlarının gereğince aradıkları mutluluğu, Rasim'de bulamayınca, onu yalnız bırakmasın. Ama oğlu babasının bu düşüncelerinden habersizdir. O da annesini unutamamıştır. Babasının düşüncelerini kestiremeyen Rasim Bey, onu yanlış anlamakta ve bu tutumunu sürekli kınamaktadır. Onun gerçekten annesini unuttuğunu sanar ve bunu bir türlü hazmedemez. Evin içinde de kara duman gibidir. Sinirli ve asabi... Hele bir de o anlamsız kabustan sonra! Babası hep onu güldürüp mutlu etmeye çalışırken, o hep babasını terslemektedir. Babası, oğlu üzülmesin diye, hep konuyu değiştirmeye çalışır. Rasim Bey, babasının konuyu değiştirmeye çalıştığının, farkındadır ve inadına her seferinde diretir. Her gün birbirlerine katlanmaya çalışan bu iki cana, bir konak dar gelir. Her gün, aynı olaylar; her gün, aynı tavırlar... Artık baba-oğul düşman gibi olmuştur. Babası oğlunun bu düşmanca tavırlarına sabreder. Oğlu ise artık bu hayattan bıkmıştır. Her gün bu manzarayı yaşayan ve en son gördüğü o kabusla da bunalan Rasim Bey, iyice dolmuştur. Patlaması için sadece bir kıvılcım yeter. O günkü kahvaltıda geçen "tuz" hadisesi bir kıvılcım mahiyetinde, tartışmayı başlatır. Ruhi bir bunalıma sürüklenen Rasim Bey, artık dayanamaz ve konaktan, zenginliği de arkasında bırakarak, çekip gider. Fakirlikten nasibini daha almamış bu genci, sokak kaldırımları selamlıyor. Hayatının yanlışını yapan Rasim Bey, her şeyini riske atarak, fakirliği tecrübe edeceği, bu dar sokakları seçer. O artık bir sokak çocuğu olmuştur ve artık hayatta yapayalnızdır.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.