1. bölüm / 8
VEFASIZLIĞIN BÖYLESİ 👻KARA SUURET 👻
Bölümler 8Şu an: KARA SUURET 👻
- 1 KARA SUURET 👻1.236 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 TALİHSİZ KONAK 🏡758 kelime
- 3 BENİ SEN ÖLDÜRDÜN! ☠596 kelime
- 4 ARTIK UYANMA VAKTİ !? 😴798 kelime
- 5 MUSİBETE MÜBTELA 🤯733 kelime
- 6 AÇIĞA ÇIKAN BÜYÜK SIR 🌘381 kelime
- 7 VEFASIZLIĞA BOĞULAN YUVA 😱561 kelime
- 8 DEVAMI GELSİN Mİ? 😜6 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Rasim Bey. Neden bey? Çünkü önemli biri. Zengin ve varlıklı bir ailenin çocuğu. Arkadaş çevresinde ki ona karşı yapılan hitap şekli bu. Rasim Bey, biraz asabi, cesur ve bir o kadar da söz cambazı. Yerine göre hiddetine set vuruyor. Yalnız gücü yeteceği yerde cesur. Her şeyi yerli yerinde, doğru vakitte, doğru şekilde yapmasını ve karşısındaki muhatabın seviyesine göre nasıl konuşması gerektiğini iyi biliyor. İnsanlara duymak istediklerini söyleyerek, karşısındaki kişiye kendisine değer verdiğini sanmalarını sağlıyor. Ne yapıp ediyor, karşısında ki kişiye kendi görüşünü benimsetiyor. Sözleri ile karşısındaki insanı etkisi altına alabilen, ikna kabiliyeti yüksek, cin fikirli bir adam. Aynı zamanda kararlı, azimli ve tuttuğunu koparan bir tip. Tam bir mücadeleci ruh. Ama aynı zamanda bencil ve egoist biri. Hedefine ulaşmak için engel tanımıyor. Kendince her yolu mübah görüyor. Kendine değer verdiği kadar, başkalarına ehemmiyet vermiyor.
Rasim Bey, çok uzaktan görünebilecek kadar büyük ve bir o kadarda ihtişamlı bir konakta kalıyor. Konağın üzerinde yemyeşil sarmaşıklar; konağın yeşilimsi ve nazenin duvarlarını sarıyor. Konağın rengine renk katıyor. Konağın bahçesi ise; tam paşalara layık, üstü ahşap, üç boyutlu gök cisimlerinin motifleriyle süslenmiş bir duvarla sarılı. Duvar boyanmış. Sanki eski ve yıkılmaya yüz tutmuş, ahşap bir duvar hissi uyandırıyor. İçerisinde birbirinden güzel, meyve veren, türlüm çeşit ağaçlar; rengarenk çiçekler ve uçuşan kelebekler, adeta bakanları mest ediyor. Hayranlıkla bakan insanları içeri davet ediyor. Sanki bahçe dile gelse" Buyurun! İçeriye girin meyvelerimden ve güzelliğimden istifade edin" dermişcesine insanı etkiliyor. O zamanda, böyle muhteşem bir konağa sahip olan, pek kimse yok. O yörenin daha zengini yok. Yalnız! bu bahçeyi müşahede eden, kim olursa olsun, gözünden kaçmayan ve kendisini diğer konaklardan ayıran, farklı bir yönü var! Bu bahçenin duvarlarından itibaren, hava alması için, bir kuşun sığamayacağı kadar ince gözeneklerle dokunmuş bir ipin, kare şeklinde, bahçenin üstünü kuşattığını görüyoruz. İplerde sarımtırak bir renge boyanmış. Duvarlar, bahçe, konak... Eski! Nostaljik bir havası var.
Rasim Bey, bir yaprağın dahi hışırtısının duyulamayacağı kadar sakin bir günün sabahında, konağın en üst katında, kendine mahsus odasında, tuhaf bir hisle uyanır. Sanki duvarlar üstüne geliyormuş gibi, daralır ve bunalır. Hava almak ister ve pencereye yönelir. Ama nedendir bilinmez, pencere sanki sıkışmış gibi. Açılmamaktadır. Her gün hiç gıcırdamayarak, rahat açılan bu pencere, sanki bilerek, birisi tarafından sıkıştırılmış veyahut başka bir şey yapılmış, yani; sanki önceden planlanmış gibi, bu günü bulmuş ve Rasim Beyin her zaman hava almak için açtığı bu pencere, bugün açılmamış. Daha çok daralmış Rasim Bey. Hava almak için dışarı çıkmak istemiş. Lakin daha kapıya bile yönelmeden, bir gıcırtıyla irkilmiş. Dönmüş ve bakmış. Kapının kendi kendine açıldığını müşahede etmiş. Sanki o kapıyla birlikte, içinde ki korku kapısı da gıcırdayarak açılmış. Tarifi zor bir duyguyla korkarak bakmış önce. Sonra biraz korku biraz merak içinde, kapıya yaklaşmaya başlamış. Kapının kendi kendisine açılabileceğine ihtimal vermemiş. Mutmain olmak için daha çok yaklaşmış. Kalbi gümbür gümbür atmaya başlamış. Çünkü ne ile karşı karşıya olduğunu(ne ile karşılaşacağını) bilmiyor. Fakat bakmış ki, kapının arkasında kimsecikler yok! Kimseyi göremeyen Rasim Bey, daha da heyecanlanmaya başlar ve kalbi hızlı hızlı çarpmaya devam eder. Odasına doğru geri dönerken, aniden karşısında kendisini görür. Bir anda göz göze gelirler. Sanki önünde ayna varmış gibi, kendisinin bir kopyasını görür. Ama! Teni simsiyah, saçı başı uzun ve karışık, kafasının üstünde kara bir duman yükseliyor ve Rasim Beyle göz göze geldikleri o bir saniye içinde, kopyasının gözleri parlıyor ve bir ateş beliriyor. Onunla ve onun ateşli gözleriyle karşı karşıya kalan Rasim Beyin, adeta o an kalbi duracak gibi oluyor. Korkarak hemen odasının kapısını üzerine kapatıyor ve kilitliyor. Ödü patlayan Rasim Bey, bütün bu olanlara bir anlam veremiyor. Kendini bir anda, sessiz ve karanlık konağın, kocaman salonunda, kaybolmuş gibi hissediyor. Kopyası ise; içeriden kapıya vurup, kahkahalar atmaya başlıyor. Rasim Bey, bir yandan, ne yapacağını bilemediği karmaşık bir duyguya kapılır; bir yandan da bu korkunç kahkahayı duydukça içi titrer. O koca salonun, korkunç karanlığını bir nebze olsun ışıtmak ve o aydınlıktan kendince bir teselli ve huzur yakalamak ister. Koşar adımlarla pencereye giderek, perdeyi açar. Yine kopyasının, o kara sureti, karşısındadır. Ürkerek, açtığı perdeyi, hemen geri kapatır. Bir umut başka pencereyi açmayı dener, yine karşısına o kara suret çıkar. Yine başka bir pencereye ve yine aynı suret. Oradan bir başka pencereye, oradan da bir başkasına... Açmaya devam eder. Neredeyse bütün pencereleri dener ve hepsinde de aynı deneyime şahit olur. Hangi birini açsa, yine karşısında, o kara suret vardır. Rasim Bey, dayanamaz. Artık çıldıracak dereceye gelmiştir. Bir yandan gördüğü o korkunç suretler, bir film şeridi gibi, hayal perdesinden geçerken; bir yandan da, kopyasının, o ürkütücü kahkahalarına kulak kapamaktadır. "Acaba bu bir rüya mı? Yoksa kabus mu görüyorum?" diye içinden geçirir. Anlayabilmek için orasını burasını cimcikler. Ama olmasını umduğu kabustan uyanamaz. "Bütün bunlar nasıl gerçek olabilir" diye kendi kendine düşünür, Rasim Bey. Cimciklerin acısı da, yanına kar kalır. Artık konağın içinde iyice daralan Rasim Bey, kendini bir an önce konaktan dışarı atmak ister. Konağın salonunda, daire şeklinde, aşağı doğru inen, merdivene koşar bu defa. Aşağı inerken yine bakar, aynı kara sureti görür. Hiç şaşırmaz. Aşağıda onun gelmesini bekleyen kopyası, kahkaha atmaya devam eder. Rasim bey, artık çok sinirlenir. "Ne olacaksa olsun" der.
-Ne olacaksa olsun. Bir an önce bu konaktan çıkmalıyım!
Kendi kendine böyle söylenirken, merdivenleri hızlı hızlı, ikişer ikişer inen Rasim Bey, bir anlık dengesini kaybeder ve hızlı bir şekilde, merdivenden yuvarlanmaya başlar. Üstü başı kan revan içinde, kendine zar zor gelir. Kendini merdivenin başında bulur. Aşağı inmiş ama aynı sureti kaybetmiştir. Az önce onu bekleyen kara kopyası, şimdi ortalarda yoktur. Rasim Beyin bir dişi kırılmış, dizlerini bir ağrı sarmış, omuzu yırtılmış bir halde, zar zor ayağa kalkmaya çalışır. Tam o sırada konağın zili çalar. Rasim Bey, biraz daha kendini zorlayarak ayağa kalkar, toparlanır. Sonra yine zil çalar. Rasim Bey, topallayarak kapıya doğru yürümeye başlar. İçinde hala bir korku, bir endişe... "Aniden yine karşıma çıkarsa! Nereden çıkabilir? Nereye gitti bu?" diye düşünür, Rasim Bey. Bir yandan da kapıya yaklaşmaya devam eder. Nihayet kapıya çok yaklaşmıştır. Sadece bir adım kalmıştır. Fakat Rasim Bey, hemen oracıkta durur ve bir tereddüt geçirir. Bu zamana kadar her yerde kendisinin kara suretini gören, Rasim Beyin Aklına, o kara sureti kapıyı açınca yine görebileceği ihtimali gelir. Bu yüzden açmaya çekinir. Açıp açmamakta kararsız kalmıştır. Dışarı çıkmak için çektiği zorlukları düşünen Rasim Bey, artık kararlıdır. Elini kapıya doğru uzatır. Ama yine de, kararından tam emin olamamış gibi, korkarak uzatır elini. Öyle ki, elleri titremeye başlamıştır. Eli yaklaştıkça kalbi daha bir hızla atar. Nihayet ahşap kapının, demir kulpunu tutar. Fakat tutar tutmaz, bir anda kendisini boşlukta hisseder. Bütün vücudunu acayip, tarifi belirsiz bir duygu kaplar. Kendinden geçmiş, ümit ile korku arasında gidip gelir. Sanki bütün bu ana kadar yaşadıklarının hepsini, aynı anda, şuan yaşıyormuş gibi, müthiş, büyük bir korku hükmeder aklına ve kalbine. Rasim Bey bütün bir benliğiyle "yeteeeer!" diye haykırarak kapının kulpunu indirir. Fakat daha kapıyı açamadan, gerçeklere uyanır ve yataktan fırlar. Bir yandan gözlerine inanamazken, bir yandan da mutluluk çığlıkları atar. "Demek kabusmuş" der ve hemen rüyasında açamadığı o pencereyi açar. Temiz havayı muhteşem bir özlemle, içine çeker. Derin bir nefes alır. Sonra arkasını döner ve odasının kapısına bakar. Fakat bir terslik vardır. Kapı yine kendi kendine açılır. Rasim Bey, çok şaşırır. Gözleri fal taşı gibi açılır ve kendi kendine şöyle söylenir.
-Yok artık! Daha neler... Bir daha olamaz!
-(Kapının yönünden kalın bir ses gelir.) Rasiiiim!
-(Rasim Bey, bu sesi hemen tanır ve sinirlenir.) Yine ne var yaa! Beni yalnız bırak. Sensin biliyorum baba.
-Korkutamadım demek. Hadi sofraya. Bugün çok uyudun oğlum.
-(Rasim, kısık bir sesle) "peki tamam baba" der.
Rasim Bey, o sesin babasından geldiğini öğrenince, derin bir oh çeker ve elini yüzünü yıkayarak sofraya iner.
Bölüm etkileşimi
