Vebal kitap kapağı

1. bölüm / 6

1. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. Bölüm

Bir rivayete göre; yıllar önce birbirine deli gibi âşık olan iki genç varmış.
Aslında birbirleri için tamamen yanlış insanlarmış; biri yangınmış, diğeri rüzgâr. Bir araya geldiklerinde birbirlerini güzelleştirmek yerine, dokundukları her yeri yakıp kül ediyorlarmış. Ruhları da dünyaları da taban tabana zıtmış fakat aralarındaki o tekinsiz çekim o kadar güçlüymüş ki, sonlarının felaket olacağını bile bile birbirlerinden kopmayı başaramamışlar. Adım adım mahvoldukları bu kördüğüm aşktan kaçamamışlar.
Bir kış gece yarısı, bu zehirli sevdanın yarattığı ağır yıkımın altında tamamen ezilmişler. Ne birlikte nefes alabilmişler ne de ayrı kalmaya dayanabilmişler. Çaresizlik yerini deliliğe bırakınca, bu acıyı dindirmenin tek yolunun ayrılmak değil, yok olmak olduğuna karar vermişler. Soğuk bir uçurumun kenarında, birbirlerinin gözlerinde son kez kendi ölümlerini görmüşler ve el ele tutuşup kendilerini karanlık boşluğa bırakmışlar.
İkisi de keskin kayalıklara çakılarak feci şekilde can vermiş. Bedenlerinden sızan kanları kara toprağa bulaşmış, saniyeler içinde birbirine karışarak toprağı koyu bir örtü gibi kaplamış. Bahar geldiğinde, o ölüm kokan topraktan, kırmızının en karanlık ve en yaralı tonuna bürünmüş bordo güller fışkırmış. O günden sonra bu güller; birbirine hayat olamayan ama uğruna ölümü seçen iki yanlış âşığın, yaprakları bile acı kokan kanlı mirası olarak anılmış.
🔥
“Gitme. Kalırsan ikimiz de mahvolacağız.”
Yıl 2000, günlerden 23 Aralık. Gece yarısı saat tam on ikiyi vurduğunda, dünyaya iki kız bebek gözlerini açtı. İkisi de öyle büyüleyici, öyle alımlıydılar ki onları kucağına alan doktorlar bile hayranlık ve şaşkınlıkla ürperdi.
Ancak bebeklerden birinin bakışları, odadakilerin yüreğine tarifsiz bir korku saldı. Kimsenin anlam veremediği bu gözlerin biri deniz mavisi, diğeri ise orman yeşiliydi.
Bebeklerin annesi, kalbini kemiren şüpheyle çalmadık kapı bırakmadı; bulduğu her rahibe, her din adamına bu gözlerin gizemini sordu. Fakat aldığı her cevap aynı karanlık kehanete çıkıyordu:
“Bu bebekler uğursuzluk getirecek. En çok da o farklı gözlerle bakan...”
Annenin inancına göre, gece tam on ikide doğum yapmak büyük bir felaketin habercisiydi. Duyduğu kehanetlerin korkusuyla aklını yitiren kadın, kendi kanından olan bu bebekleri yakarak yok etmek istedi.
Fakat baba, bu vahşete izin vermedi. Bebeklerini annelerinin öfkesinden söküp alarak kendi sıcaklığıyla sarmaladı, onlara göğsünü siper etti. İkisinin de yollarını aydınlatması umuduyla birinin adını Işık, diğerininkini ise Işıl koydu.
Ancak o farklı gözleriyle dünyaya bakan, ruhunda gizemler taşıyan bebeğine bir isim daha verdi: Efsun.
Çünkü onun gözlerinde, dünyayı değiştirecek bir büyü saklıydı.
Ve evet, o bebek bendim.
Önümdeki mumu Işık’la aynı anda üfleyerek gülümsedim. “İyi ki doğduk mu o zaman?” dedim ona dönerek.
“Evet!” dedi Işık heyecanla. Ama o an ikimizin de gözleri salonun köşesindeki koltuğa kaydı. “Keşke babam da olsaydı,” diye mırıldandı.
Kalbimdeki o hâlâ sızlayan yara bir kez daha kendini belli etti. Bizim bu hayatta bir tek babamız vardı. Anne denen o kadın hiçbir zaman bizi istememişti. Zaten biz 8 yaşına gelince terk edip gitmişti. Babam ise yıllarca kalp hastalığıyla mücadele etmiş, 6 sene sonra göçüp gitmişti.
“Keşke.”
Keşke... Ne kadar ağır bir cümle.
Derin bir nefes alıp Işık’ın ellerini tuttum. Ne kadar ikiz olsak da ben ona hep ablalık yapmıştım. O bana göre daha kırılgan ve narin biriydi. O yüzden arkasını hep ben toparlardım. Bu durumdan asla bıkmıyordum fakat bazen fazla yoruyordu.
Başına açtığı belalar çok fazlaydı ve bir süre sonra dur durak bilmiyordu. İnsanlara karşı çok dikbaşlı olup evde saatlerce ağlıyordu. Ben de buna katlanamadığım için her şeyi yapmaya hazırdım.
“Hadi pasta yiyelim,” dedim bıçağı alıp önümdeki küçük pastayı keserken. Muzlu pasta almıştım. Ama benim muza alerjim vardı, Işık ise en çok muzu severdi.
“Seni çok seviyorum,” dedi yanağımdan öperek.
“Ben de seni seviyorum.” Pastaları tabaklara koyup balkona ilerledik. Hava bir hayli soğuktu ama Işık severdi böyle havaları. Bense tam tersi.
Köşedeki hırkamı alıp üzerime geçirdim ve balkon kapısını kapattım. Işık da yanıma oturdu. “Şu şirketten bıktım artık,” dedi oflayarak.
“Ne oldu yine?” diye sordum pastanın muzlarını ayırırken.
“Ayrı bir şey olmadı ama patrondan nefret ediyorum,” dedi içten gelen bir kinle. Işık üç senedir Kılıç Holdingde çalışıyordu ve her gün nefret ederek gidiyordu.
Ama şu an oradan ayrılıp başka iş bulması çok zordu. O yüzden orada kalmaya devam ediyordu. “Konuşmamı ister misin patronunla?” Başını iki yana salladı. Yüzünde farklı bir gülümseme oluştu. “Ne gizliyorsun sen?”
Omuz silkti. “Ne gizleyeceğim Işıl,” dedi arkasına yaslanıp keyifle pastasını yerken. “Senin işler nasıl gidiyor? Yoğun demiştin.”
“Çok yorucu gidiyor,” dedim üzerine gitmeyerek. “Yeni kayıtlar geldi sabah.”
Benim de kendime ait bir dans stüdyom vardı. Üniversitede konservatuvar çağdaş dans bölümünü okumuştum. Zaten yıllardır da dans editörüydüm. Ondan sonra ise kendime ait bir yer açmış, eğitim vermeye başlamıştım.
“İyi bari, bu ayki kira da kurtuldu desene,” dedi gülerek. Pastasından bir çatal daha alıp tabağı sehpanın üzerine bıraktı.
“Işık!” dedim ikaz edici bir sesle. “Bu evin sorumlusu sadece ben değilim.”
“Ay abartma Işıl,” dedi bu sefer bıkkın bir sesle. “Şaka yapmıştım sadece.”
“Şaka da olsa can sıkıyor bazen Işık,” dedim tabağımdaki kek tabanından küçük bir parça koparırken. “Bütün yükün tek bir omuzda toplanması adil değil.”
Yüzündeki o umursamaz, hafif dalgacı ifade aniden silindi. Gözlerini gecenin karanlığına dikti, uzaklarda bir noktaya bakıyormuş gibi daldı gitti. “Haklısın,” diye mırıldandı, sesi ilk defa bu kadar çatlaksız ve pürüzsüz çıkmıştı. “Haklısın Işıl... Ama inan bana, çok az kaldı. Hepimizin hayatı değişecek. Bu yükü senin üzerinden tamamen alacağım.”
Söylediği şey içimi rahatlatacağına, göğsümün ortasına tarif edemediğim bir ağırlık bıraktı. Işık böyle büyük laflar ettiğinde arkasından hep bizi yakacak büyüklükte bir fırtına kopardı. “Işık, ne demek çok az kaldı?” dedim bakışlarımı tamamen onun yüzüne dikerek. “Yine kafana göre bir iş mi çeviriyorsun sen? Bak, uyarayım seni, babamın yokluğunda bir de senin maceralarınla uğraşacak gücüm yok.”
Ayağa kalktı, tabağını eline aldı. Üzerindeki hırkaya daha sıkı sarınırken yüzüne yine o çözemediğim, tekinsiz tebessümü yerleştirdi. “Hemen felaket senaryoları yazma Işıl,” dedi balkon kapısına doğru yürürken. “Sadece... Kılıç Holding’deki o kibirli adamların her zaman kazanamayacağını öğreneceğim, o kadar. Ben içeri giriyorum, çok soğuk oldu.”
Balkon kapısını arkasından kapatıp içeri süzüldüğünde arkasında bıraktığı o belirsizlik havasıyla baş başa kaldım.
Tabağımı alıp içeri geçtiğimde Işık çoktan odasına çekilmiş, kapısını kapatmıştı. Evin içindeki sessizlik, sanki yaklaşan bir felaketin ayak seslerini gizlemek ister gibi ağır ve yoğundu. Salondaki sehpada duran pastanın mum lekelerine baktım.
Biz dünyaya gece yarısı, karanlığın tam kalbinde gözlerimizi açmıştık. Annemiz bizi uğursuz saymıştı. Haklı mıydı bilmiyordum ama bildiğim tek bir şey vardı; eğer ortada ödenecek bir vebal varsa, o vebal dönüp dolaşır yine beni bulurdu. Çünkü ben Efsun’dum; kardeşimin arkasını toplamak için kendi dünyasını yakmayı göze alan o diğer yarı.
Dayanamayarak odasının kapısını çaldım ve içeri girdim. “Işık.”
Telefonunu kapatıp bana döndü. “Efendim?” dedi çok normal bir sesle.
Gözlerimi bir an olsun ondan ayırmadan yüzüne baktım. “Saçmalamayacaksın değil mi?”
“Saçmalamayacağım. Güven bana.” dedi ayağa kalkıp güven vermek adına ellerini omuzlarıma koyarak. “Hadi git uyu sende. Geç oldu.”
Onu kendime çekip sıkıca sarıldım. “Tamam. İyi geceler.”
O da gülümseyerek geri çekildi. “İyi geceler.”
Işık’ın odasından ayrılıp banyoya geçtim ve üzerimdekileri çıkarıp sıcak suyun altına girdim. Siyah saçlarımdaki tokayı açarak yerine bıraktım.
Sıcak su bedenimden akarken içimde garip bir tedirginlik baş gösterdi. Normalde de olurdu bu duygu ama ilk defa bu kadar yükseldi.
Kafamı dağıtmak için hızla düğümü alıp çıktım ve odama geçtim. Ama kalbimdeki bu kara bulutlar asla geçmiyordu. En sonunda dayanamayarak babamın mezarına gitme kararı aldım.
Üzerime kalın bir eşofman takımı geçirdim. Saçlarımı da nemli kalacak şekilde kurutup siyah beremi taktım.
Telefonumu elime aldım ve kapıya ilerledim. Işık’ın odasının önünden geçerken çoktan uyuduğunu gördüm. Bunun verdiği rahatlamayla siyah botlarımı da giydim ve yola çıktım.
Mezarlık çok da uzak olmadığı için yürüyerek gidecektim. Üzerimdeki montun önünü tamamen çekip on dakikalık yolu yürümeye başladım.
“Kulaklığım cebimedir umarım.” diye kendi kendime mırıldandım. Elimi cebime attığımda ise kulaklığımı bulmuştum.
Telefona bağladıktan sonra kulağıma taktım ve Gökhan Türkmen’den Mahşer çalmaya başladı.
Yıkıla yıkıla senden vazgeçmek uğruna…
Sarıla sarıla neden söyle zor bu veda…
Yalnızlık senden kolay hiç yorma kendini…
Kaldırdım duvardaki en güzel resmini…
Senin yanın mahşer yeri…
Diyordu şarkıda.
Şarkı eşliğinde yolun sonuna geldiğim de kulaklığımı çıkartıp cebime attım ve mezarlığa girdim.
Yine kimse yoktu mezarlıkta. Bir tek ben vardım. Bazen insanlar soruyordu “korkmuyor musun mezarlıktan?” diye. Ama insan hiç babasının evinden korkar mıydı?
En sondaki mezarın yanına gidip taşın kenarına oturdum. Üzerinde bir sürü bordo güller vardı. Benim en sevdiğim çiçekti onlar. En sevmediğim çiçek ise siyah güldü.
Çünkü bana ölümü çağrıştırıyordu o çiçekler. Felaketi, sonunu hatırlatıyordu.
Elimi babamın soğuk toprağında gezdirdim. “Babam.” Diye mırıldandım gülümseyerek. “Ben geldim.”
İç çektim. “Bugün bizim doğum günümüz,” dedim nemli toprağı hafifçe okşayarak. “Işık’la pastamızı kestik. Ama senin yerin o kadar belli ki... Keşke burada olsaydın.”
Gözüm mezarın üzerindeki bordo güllere kaydı. Annemin bizi ölüme terk ettiği o gecede babamın bize hayat veren o sıcak ellerini hatırladım. Şimdi ise o eller, bu soğuk toprağın altındaydı.
“Işık yine bildiğin gibi,” diye devam ettim, iç çekerek. “Başı yine dertte sanırım. Yüzündeki o tekinsiz gülüşü görsen sen de anlardın. Ona ablalık yapmaya, arkasını toplamaya çalışıyorum ama babam... İçimde öyle bir his var ki, sanki bu sefer fırtına çok büyük olacak.”
Rüzgar mezarlıktaki ağaçların dallarını çatırdatarak estiğinde üşüdüğümü hissettim. Beremi kulaklarımın üzerine doğru çektim. Tam ayağa kalkmak üzereydim ki, mezarlığın demir kapısının gıcırtıyla açılma sesi sessizliği bıçak gibi kesti.
Saat gecenin ikisiydi. Bu saatte buraya birinin gelmesi normal değildi.
Adımlarımı yavaşlatarak babamın mezarının arkasındaki büyük çam ağacının gölgesine çekildim. Mezarlık patikasında ilerleyen uzun boylu, kalıplı bir erkek silueti belirdi.
Bu adamın kim olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu çünkü yüzünü göremiyordum. Ama babamın mezarının birkaç adım gerisinde durdu.
“Soylu,” dedi boğuk bir sesle. Gözleri direkt mezarın üzerindeydi. “Zamanı gelince görüşeceğiz elbet.”
Ve başka bir şey demeden arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Ben ne olduğunu anlamazken öylece kaldım olduğum yerde.
Neydi bu şimdi?
Kimdi bu adam?
Soracak birçok soru vardı ama girersem içinden çıkamazdım. Fakat içimdeki o his daha da büyüdü sanki. Dayanılmayacak bir hale gelmeye başladı.
Gözümün önüne gelen saçlarımı geri çekerek ağacın arkasından çıktım ve mezarlığın dışına ilerledim. Aynı adamı siyah bir araca yaslanmış, sigara içerken gördüm.
O da beni fark etmiş olacak ki başını kaldırıp gözlerime baktı. Kehribar gözleri vardı. Hem de öyle bir kehribardı ki insanı içine hapsediyordu. Gözlerini ayırmanı imkansızlaştırıyordu.
Kalbimdeki kötü hissin tam yanında beyaz bir fide belirdi sanki bir anda. Ne adam gözlerini çekti ne de ben. Bir adım atmak istedim ama yapamadım.
En sonunda gözlerini kaçıran o oldu. Derin bir nefes alarak arkamı döndüm. Çünkü kalırsam merakıma yenik düşecektim. Saat de geç olduğundan hızlı adımlarla evin yolunu tuttum.

———————
Hangi aralıkla bölüm gelir bilmiyorum. Kesin şu gün atarım diyemiyorum. Ama umarım beğenirsinizzzzz

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

93okunma 25beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…