5. bölüm · Valthera YEDİ KITANIN SAVAŞI
BÖLÜM 4 Sessiz Düşman
BÖLÜM 4
"Sessiz Düşman
Valthera Takvimi: 2 Mayıs 2151
Konum: Göktura Kağanlığı – Genelkurmay Karargâhı
Göktura Kağanlığı üç yıldır tek bir mermi atmadan savaşa hazırlanıyordu.
Ancak Genelkurmay'da görev yapan herkes aynı gerçeği biliyordu.
Savaş yalnızca cephede başlamazdı.
Bazen bir savaş...
Bir evrakın yanlış masaya bırakılmasıyla...
Bir koordinatın yanlış kişiye ulaşmasıyla...
Ya da hiç tanınmayan bir adamın sessizce sınırı geçmesiyle başlardı.
Saat 06.40...
Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'nın yer altındaki analiz merkezinde onlarca ekran aynı anda çalışıyordu.
Uydu görüntüleri...
İletişim kayıtları...
Şifreli veri akışları...
Ve sınırdan gelen raporlar...
Bir alarm sesi bütün salonu susturdu.
Görevli yüzbaşı ayağa fırladı.
Yüzbaşı Sinan —
"Başkanım... acil durum."
İstihbarat Başkanı Korgeneral Kaan Yıldırım ekrana yöneldi.
Korgeneral Kaan Yıldırım —
"Ne oldu?"
Yüzbaşı Sinan ekrandaki görüntüyü büyüttü.
Norvak sınırına yapılacak yakıt sevkiyatının güzergâhı...
Henüz yalnızca üç saat önce hazırlanmıştı.
Ancak Norvak sınırındaki elektronik dinleme sistemleri tam aynı noktaya yönelmişti.
Bu...
İmkânsızdı.
Korgeneral Kaan'ın yüzü ciddileşti.
Korgeneral Kaan Yıldırım —
"Bu bilgiye kimler erişebildi?"
Yüzbaşı Sinan —
"Sadece sekiz kişi komutanım."
Salon sessizleşti.
Sekiz kişi...
Göktura Kağanlığı'nın en güvenilir subayları.
Ya da...
Öyle olduğu düşünülen kişiler.
Bir saat sonra...
Genelkurmay Başkanlığı'nın gizli toplantı salonu.
Kapılar elektronik kilitlerle kapatıldı.
Masanın etrafında yalnızca beş kişi vardı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Alp Tunga...
İstihbarat Başkanı Korgeneral Kaan Yıldırım...
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Kutalmış Er...
Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Sarp Akın...
Ve Millî Güvenlik Müsteşarı Aybars Han.
Kimse konuşmuyordu.
Sessizliği Alp Tunga bozdu.
Orgeneral Alp Tunga —
"Bilgilerimiz sızdırılıyor."
Kimse itiraz etmedi.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Orgeneral Kutalmış Er —
Norvak casusları olabilir.
Korgeneral Kaan başını iki yana salladı.
Korgeneral Kaan Yıldırım —
Hayır.
Bu bilgiler dışarıdan alınamaz.
O kadar kısa sürede yalnızca içeriden çıkabilir.
Masadaki hava ağırlaştı.
Orgeneral Alp Tunga yavaşça ayağa kalktı.
Haritaya yürüdü.
Göktura'nın sınırlarına baktı.
Sonra tek cümle söyledi.
Orgeneral Alp Tunga —
Demek ki...
...aramızda biri var.
Bu söz salondaki herkesin omuzlarına görünmez bir yük bindirdi.
Çünkü düşman artık yalnızca sınırın ötesinde değildi.
Belki de...
Aynı binanın içindeydi
Aynı saatlerde...
Yüzlerce kilometre uzakta...
Göktura Harp Akademisi.
Sabah dersi başlamıştı.
On üç yaşındaki öğrenciler ilk kez "Askerî Strateji ve Devlet Güvenliği" dersine giriyordu.
Sınıfa yaşlı bir albay girdi.
Saçları tamamen beyazdı.
Yüzünde yılların bıraktığı izler vardı.
Hiç konuşmadan tahtaya yürüdü.
Tek bir cümle yazdı.
> "Kaleler dışarıdan değil, içeriden açılan kapılar yüzünden düşer."
Çocuklar birbirlerine baktılar.
Kürşat elini kaldırdı.
Kürşat —
Komutanım...
Bir asker kendi devletine neden ihanet eder?
Albay sınıfın ortasında durdu.
Bu sorunun gelmesini bekliyormuş gibiydi.
Albay Ertuğrul —
Evlat...
İnsanlar çoğu zaman vatanlarını nefret ettikleri için değil...
...bir gün kendilerini vatandan daha değerli görmeye başladıkları için ihanet eder.
Sınıfta derin bir sessizlik oluştu.
Kürşat defterini açtı.
O cümleyi büyük harflerle yazdı.
Belki yıllar sonra unutacaktı.
Belki de hiç unutmayacaktı.
O sırada...
Genelkurmay Karargâhı'nda kırmızı dosyanın kapağı açılmıştı.
Dosyanın üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu.
GİZLİ SORUŞTURMA
Ve dosyanın ilk sayfasında...
Sekiz subayın isimleri yer alıyordu.
Göktura Kağanlığı'nın kaderi artık yalnızca sınırdaki ordulara değil...
O sekiz isimden hangisinin ihanet edeceğine de bağlıydı.
Perde, odadaki loş ışığın altında dosyanın yavaşça kapanmasıyla sona erdi. Göktura'nın gerçek savaşı belki de çoktan başlamıştı; ancak bunu henüz ne halk biliyordu ne de akademide geleceğe hazırlanan çocuklar. Sadece tarih, sessizliğin en tehlikeli savaşların habercisi olduğunu fısıldıyordu.
Valthera Takvimi: 8 Mayıs 2151
Göktura Kağanlığı'nın üzerinde güneş her zamanki gibi doğuyordu.
Şehirlerde insanlar işlerine gidiyor...
Çocuklar okullarına koşuyor...
Pazarlarda esnaflar dükkânlarını açıyordu.
Dışarıdan bakan biri için hayat olağan akışında devam ediyordu.
Fakat devletler bazen en büyük savaşlarını, halk hiçbir şeyin farkında değilken yaşardı.
Göktura Harp Akademisi...
Sabahın ilk ders zili çaldığında öğrenciler hızla sınıflarına geçti.
Bugünkü ders, diğerlerinden farklıydı.
Sınıfın ortasında devasa bir satranç tahtası bulunuyordu.
Taşlar siyah ve beyaz değildi.
Her taş bir askerî birlikti.
Tanklar...
Topçular...
Keşif birlikleri...
İnsansız hava araçları...
Özel Kuvvetler...
Kapı açıldı.
Albay Ertuğrul içeri girdi.
Hiç konuşmadan satranç tahtasının başına geçti.
Sonra öğrencilerine baktı.
Albay Ertuğrul - "Bugün savaşmayacağız."
Çocuklar birbirlerine baktılar.
Albay cebinden küçük bir kum saati çıkardı.
Masanın üzerine koydu.
Albay Ertuğrul - Bugün düşüneceğiz.
Kum saati çevrildi.
İnce kumlar yavaş yavaş aşağı akmaya başladı.
Albay Ertuğrul - Karşınızdaki ordu sizden iki kat büyük.
Ne yaparsınız?
Yiğit hemen cevap verdi.
Yiğit - Saldırırım.
Albay başını salladı.
Albay Ertuğrul - Neden?
Yiğit - Çünkü beklersek daha da güçlenir.
Bu kez Emir konuştu.
Emir - Ben savunma hattı kurarım.
Albay yine sessiz kaldı.
Son olarak gözlerini Kürşat'a çevirdi.
Albay Ertuğrul -Kürşat.
Sence?
Kürşat satranç taşlarına uzun uzun baktı.
Sonra siyah ordunun arkasındaki ikmal taşını işaret etti.
Kürşat - Hiçbiri.
Sınıfta fısıltılar başladı.
Albay Ertuğrul - Açıkla.
Kürşat - Ordular savaşarak değil...
...yaşayarak kazanır.
Eğer ikmalini kesersek...
Ne saldırmasına gerek kalır...
Ne de savunmasına.
Albay ilk kez hafifçe gülümsedi.
Albay Ertuğrul - İşte bu yüzden...
...savaş yalnızca cephede kazanılmaz.
Ders sona erdiğinde öğrenciler bahçeye çıktı.
Mert, Kürşat'ın yanına yürüdü.
Mert - Sen bunları nasıl düşünüyorsun?
Kürşat omuz silkti.
Kürşat - Bilmiyorum.
Komutanlar hep haritalara bakıyor.
Ben de haritalara bakıyorum.
İkisi yürümeye devam etti.
Gökyüzünde akademiye ait eğitim uçakları alçak uçuş yapıyordu.
Kürşat başını kaldırıp onları izledi.
Bir gün...
Belki o da bu ülkeyi koruyanlardan biri olacaktı.
Ama bunun ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu henüz bilmiyordu.
Aynı saatlerde...
Göktura Kağanlığı Genelkurmay Karargâhı.
Yer altındaki güvenlik merkezinde kırmızı alarm ışıkları yanıyordu.
İstihbarat Başkanı Korgeneral Kaan Yıldırım masaya bırakılan yeni dosyayı açtı.
Dosyanın içinde yalnızca üç fotoğraf vardı.
İlk fotoğraf...
Göktura'nın gizli mühimmat deposu.
İkinci fotoğraf...
Kuzey sınırındaki radar üssü.
Üçüncü fotoğraf...
Henüz tamamlanmamış yeni füze savunma sistemi.
Fotoğrafların altında tek satırlık bir not bulunuyordu.
"Norvak İmparatorluğu askerî istihbaratının elinde olduğu doğrulanmıştır."
Odadaki herkes sessizliğe gömüldü.
Korgeneral Kaan dosyayı kapattı.
Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
Korgeneral Kaan Yıldırım - "Artık eminim..."
...bu bilgileri sınırdaki casuslar değil...
...Genelkurmay'ın içindeki biri gönderiyor.
Salondaki herkes birbirine baktı.
İlk kez kimse dışarıdaki düşmandan bahsetmiyordu.
Çünkü gerçek tehdit...
Belki de her sabah aynı koridorda selam verdikleri insanlardan biriydi.
Ve Göktura Kağanlığı için en tehlikeli savaş...
Henüz tek kurşun atılmadan başlamıştı.
Valthera Takvimi: 11 Mayıs 2151
Konum: Göktura Kağanlığı Genelkurmay Karargâhı
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Göktura Kağanlığı'nın başkentinde sokak lambaları dışında neredeyse hiçbir ışık yanmıyordu.
Fakat yerin yüz elli metre altında bulunan Genelkurmay Harekât Merkezi hâlâ ayaktaydı.
Monitörlerin ışıkları...
Klavye sesleri...
Duvarlardaki dijital haritalar...
Hiçbiri durmuyordu.
Çünkü devlet uyusa bile...
Ordular uyuyamazdı.
Saat 01.18...
İstihbarat Başkanı Korgeneral Kaan Yıldırım, üç gündür masasından neredeyse hiç kalkmamıştı.
Önünde duran kırmızı dosyanın üzerinde tek bir yazı vardı.
"GİZLİ SORUŞTURMA"
Dosyanın içinde sekiz subayın isimleri bulunuyordu.
Hepsi yıllardır Göktura ordusuna hizmet etmiş, madalyalar kazanmış, sadakatlerinden şüphe duyulmayan insanlardı.
Fakat artık...
Hiç kimseye tamamen güvenilemiyordu.
Kapı çalındı.
İçeri Binbaşı Sinan girdi.
Elindeki tableti masaya bıraktı.
Yüzündeki ifade her zamankinden daha ciddiydi.
Binbaşı Sinan Komutanım...
"Yeni rapor geldi.
Korgeneral başını kaldırdı.
Korgeneral Kaan Yıldırım -Anlat.
Binbaşı Sinan -Norvak sınırında görev yapan keşif birliklerimiz...
Düşmanın son iki haftadır bizim devriyelerimizin hareket saatlerini önceden bildiğini doğruladı."
Odadaki hava ağırlaştı.
Bu artık bilgi sızıntısı değildi.
Bu...
Planlı bir istihbarat faaliyetiydi.
Korgeneral Kaan ayağa kalktı.
Salonun ortasındaki Valthera haritasına yürüdü.
Haritada Göktura ile Norvak arasındaki sınır kırmızı renkte yanıp sönüyordu.
Yanındaki subaylara döndü.
Korgeneral Kaan Yıldırım -Bir casus...
...bir orduyu içeriden çökertir.
Ama iyi yönetilen bir devlet...
...önce kendi yarasını bulur.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
İçeri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Alp Tunga girdi.
Salondaki herkes ayağa kalktı.
Orgeneral dosyaya baktı.
Sonra Korgeneral'e döndü.
Orgeneral Alp Tunga -
Bir gelişme var mı?
Korgeneral birkaç saniye sustu.
Korgeneral Kaan Yıldırım - Şüphelerimiz giderek daralıyor.
Artık sekiz kişi değil...
..üç kişi.
Orgeneral'in bakışları sertleşti.
Orgeneral Alp Tunga - İsimleri söylemeyin.
O isimler kesinleşmeden hiçbir Göktura subayını suçlamayacağız.
Korgeneral başını eğdi.
Korgeneral Kaan Yıldırım -
Emredersiniz komutanım."
Aynı dakikalarda...
Göktura Harp Akademisi.
Yağmur hafif hafif yağmaya başlamıştı.
Akşam etüdü biten öğrenciler koğuşlarına dönüyordu.
Kürşat ise avluda tek başına durmuş, yağmurun taş zemine düşüşünü izliyordu.
Yanına Albay Ertuğrul geldi.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sadece yağmuru dinlediler.
Sonra Albay sessizliği bozdu.
Albay Ertuğrul -
Neyi düşünüyorsun evlat?
Kürşat gözlerini gökyüzünden ayırmadan cevap verdi.
Kürşat - Komutanım...
İnsan neden asker olur?
Albay gülümsedi.
Bu soruyu yıllar önce kendisi de sormuştu.
Albay Ertuğrul -Sence?
Kürşat biraz düşündü.
Kürşat -Ülkesini korumak için.
Albay başını salladı.
Albay Ertuğrul -Evet.
Ama sadece bunun için değil.
Kürşat merakla ona baktı.
Albay Ertuğrul - Bir asker...
savaş çıkarmak için yetişmez.
Savaş çıkmasın diye yetişir.
Çünkü savaş başladığında kazanan olmaz.
Sadece daha az kaybeden olur.
Bu sözler Kürşat'ın zihnine kazındı.
Belki bugün tam olarak anlamamıştı.
Ama yıllar sonra...
Her kelimesini hatırlayacaktı.
Ertesi sabah...
Göktura Kağanlığı'nın kuzey sınırında görev yapan bir keşif timi, terk edilmiş eski bir gözlem kulübesinde şifreli bir haberleşme cihazı buldu.
Cihazın üzerinde hiçbir ülkeye ait arma yoktu.
Hiçbir seri numarası da bulunmuyordu.
Uzman ekip cihazı inceledi.
İçindeki son gönderilen mesaj yalnızca tek cümleden oluşuyordu.
> Göktura içerisindeki kaynak aktif. Bilgi akışı kesintisiz devam ediyor.
Mesajın gönderildiği tarih...
Sadece iki saat önceydi.
Genelkurmay'a haber ulaştığında salonda mutlak bir sessizlik oluştu.
Artık bu yalnızca bir şüphe değildi.
Göktura Kağanlığı'nın kalbine kadar sızmış bir istihbarat ağı gerçekten vardı.
Ve onu yöneten kişi...
Hâlâ özgürdü.
Kuzey sınırında rüzgâr sertleşirken, Valthera'nın üzerinde görünmeyen bir savaş çoktan başlamıştı.
Bu savaşta ilk hedef şehirler değil...
Güvendiğin insanlardı.
