4. bölüm · Valthera YEDİ KITANIN SAVAŞI

BÖLÜM 3 Kuzeyde Yükselen Gölge

Kürşat. .

Valthera Takvimi: 18 Mart 2148 – Saat 22.47
Konum: Göktura Kağanlığı Genelkurmay Karargâhı

Göktura Kağanlığı'nın başkenti, her zamanki gibi sessiz görünüyordu.

Ancak yerin yüz metre altında bulunan Genelkurmay Harekât Merkezi'nde hiçbir şey normal değildi.
Devasa holografik Valthera haritası salonun ortasında dönüyordu.
Haritanın kuzeyinde...

Norvak İmparatorluğu sınırı.
Sınır hattı boyunca kırmızı işaretler birbiri ardına beliriyordu.
Her yeni işaret, yeni bir askerî birliği temsil ediyordu.
Radar subayı ayağa kalktı.

Radar Binbaşısı Selim —
"Komutanım... son dört saat içerisinde Norvak İmparatorluğu sınırımıza üç mekanize tümen daha sevk etti."

Salondaki bütün gözler haritaya çevrildi.

İstihbarat Albayı Kerem —
"Uydu görüntülerini doğruladık."

Haritada yeni görüntüler belirdi.
Tank konvoyları...
Kundağı motorlu obüsler...
Mobil hava savunma sistemleri...
Lojistik birlikleri...
Yakıt depoları...
Seyyar sahra hastaneleri...
Bu yalnızca bir tatbikat hazırlığına benzemiyordu.
Tatbikat yapan devlet, sahra hastanesi kurmazdı.
Sessizlik...
Göktura Kağanlığı Genelkurmay Başkanı ayağa kalktı.

Orgeneral Alp Tunga —
"Sınırdaki birliklerimizin durumu?"

Korgeneral Börü Han —
"Birinci Ordu tam hazır durumda komutanım. Emir bekliyorlar."

Orgeneral Alp Tunga —
"İlk ateşi açmayacağız."

Salondaki herkes başını çevirdi.

Orgeneral Alp Tunga —
"Ama tek bir askerimiz tehdit altında hissederse... karşılığı anında verilecek."

Tam o sırada kırmızı telefon çaldı.
Bu telefon yalnızca yabancı devletlerin askerî komutanlıklarıyla yapılan doğrudan görüşmeler için kullanılıyordu.
Görevli subay telefonu kaldırdı.
Yüzündeki ifade değişti.
Görevli Üsteğmen —
"Komutanım..."

"...Norvak İmparatorluğu Genelkurmay Başkanlığı görüşme talep ediyor."

Salon sessizliğe gömüldü.
Orgeneral Alp Tunga ağır adımlarla masaya yürüdü.
Derin bir nefes aldı.
Orgeneral Alp Tunga —
"Bağlayın."
Birkaç saniye sonra salonun ortasındaki ekran aydınlandı.
Karşı tarafta siyah üniformasıyla Norvak İmparatorluğu Kara Kuvvetleri Başkomutanı görünüyordu.

Mareşal Aleksandr Volkov.

İki komutan birkaç saniye boyunca hiç konuşmadı.

İlk sözü Norvak Mareşali söyledi.
Mareşal Volkov —
"İyi akşamlar General."

Orgeneral Alp Tunga —
"Bu saatte yapılan askerî görüşmeler genellikle iyi akşamlar dilemek için yapılmaz Mareşal."

Volkov hafifçe tebessüm etti.
Mareşal Volkov —
"Doğrudan konuya gireceğim."
"Son günlerde sınır hattındaki faaliyetlerimiz sizi rahatsız etmiş görünüyor."

Orgeneral Alp Tunga —
"Rahatsız eden faaliyet değil."
"Faaliyetin büyüklüğü."

Volkov masasındaki dosyayı kapattı.
Mareşal Volkov —
"Norvak İmparatorluğu kendi topraklarında istediği kadar asker bulundurabilir."

Orgeneral Alp Tunga —
"Elbette bulundurabilir."
"Ama sınırımıza elli kilometre boyunca füze bataryaları dizdiğinizde bunun diplomatik bir karşılığı olur."

Kısa bir sessizlik oluştu.

Mareşal Volkov —
"Göktura son yıllarda ordusunu olağanüstü hızla büyüttü."

"Biz de tedbir alıyoruz."

Orgeneral Alp Tunga —
"Tedbir ile gözdağı arasında ince bir çizgi vardır."

Mareşal Volkov —
"Çizgileri tarih kazananlar çizer General."

Orgeneral Alp Tunga'nın sesi değişmedi.

Orgeneral Alp Tunga —
"Hayır Mareşal."

"Çizgileri haritalar çizer."
"Sınırları ise gerektiğinde askerler korur."

Volkov birkaç saniye sustu.
Ekranın arkasındaki Norvak subayları birbirlerine baktılar.

Mareşal Volkov —
"Biz savaş istemiyoruz."

Orgeneral Alp Tunga —
"O halde ordunuzu sınırdan geri çekin."

Volkov başını iki yana salladı.

Mareşal Volkov —
"Bu mümkün değil."

Orgeneral Alp Tunga —
"O zaman siz de bizim alacağımız tedbirleri doğal karşılayacaksınız."

Volkov'un yüzündeki tebessüm tamamen kayboldu.

Mareşal Volkov —
"Bu görüşmenin kaydı tutuluyor."

Orgeneral Alp Tunga —
"Biz de tam olarak bunu istiyoruz."

"Tarih, kimin gerilimi tırmandırdığını unutmamalıdır."

Salondaki hava ağırlaşmıştı.
İki komutan da geri adım atmıyordu.
Son kez konuşan Volkov oldu.

Mareşal Volkov —
"Önümüzdeki günler Valthera'nın kaderini değiştirebilir."

Orgeneral Alp Tunga tek cümleyle karşılık verdi.

Orgeneral Alp Tunga —
"Valthera'nın kaderi tehditlerle değil, milletlerin iradesiyle yazılır."

Bağlantı kesildi.
Ekran karardı.
Salonda birkaç saniye mutlak sessizlik hâkim oldu.
Ardından Orgeneral Alp Tunga haritaya döndü ve emirlerini verdi.

Orgeneral Alp Tunga —
"Bütün sınır birlikleri ikinci savunma hattına geçsin."

"Hava Kuvvetleri yirmi dört saat kesintisiz devriye uçuşu başlatsın."

"İnsansız keşif filoları Norvak sınırını anbean takip etsin."

"Ve..."

"...hiçbir askerimiz tetiğe önce dokunmayacak."

Subaylar aynı anda ayağa kalktı.

Tüm Subaylar —
"Emredersiniz komutanım!"

O gece Göktura ile Norvak sınırında tek bir mermi atılmadı.
Fakat iki imparatorluğun da bildiği bir gerçek vardı.
Bazen savaş, top sesleriyle değil... sessizce verilen emirlerle başlardı.

Valthera Takvimi: 19 Mart 2148 – Saat 08.10

Konum: Göktura Kağanlığı Harp Akademisi – Alp Er Tunga Yerleşkesi
Göktura Kağanlığı'nın en seçkin askerî eğitim merkezi...

Taştan örülmüş yüksek duvarlar, çelik kuleler ve disiplinin her köşeye sindiği devasa bir yerleşke.
Burada çocuklara yalnızca savaş öğretilmiyordu.

Önce karakter...
Sonra disiplin...
En son silah...
Göktura'nın öğretisi buydu.

Sabah borusu bütün akademide yankılandı.
Onlarca çocuk aynı anda yataklarından kalktı.
Kimisi uykulu...
Kimisi heyecanlı...
Kimisi ise hâlâ evini özlüyordu.
Kürşat yatağını toplarken yan ranzadaki arkadaşı ona seslendi.

Mert —
"Yine erkenden kalkmışsın."
Kürşat hafifçe gülümsedi.
Kürşat —
"Komutan dün yatağımı yavaş topladığım için uyardı."
Mert —
"Ben olsam yine yavaş toplarım."
Kürşat başını iki yana salladı.
Kürşat —
"Sonra bütün koğuş ceza alıyor."
Mert iç çekti.
Mert —
"Doğru..."
Tam o sırada kapı açıldı.
Çavuş Erhan —
"Beş dakika içinde içtima alanında olun!"
"Geç kalan kahvaltıyı da kaçırır!"
Çocuklar hızla dışarı çıktı.
Sabah güneşi akademinin taş avlusunu aydınlatıyordu.
Onlarca öğrenci yaş gruplarına göre sıralanmıştı.
Kürşat en ön sıradaydı.
Henüz on yaşındaydı.
Üzerindeki üniforma ona biraz büyük geliyordu.
Ama duruşu...
Bir askeri andırıyordu.
Komutan çocukların karşısına geçti.

Yüzbaşı Baran —
"Günaydın öğrenciler!"
Öğrenciler —
"Günaydın komutanım!"

Yüzbaşı Baran —
"Bugün dayanıklılık parkurunuz var."

Arka sıralardan hafif bir homurtu yükseldi.
Komutan bunu duydu.

Yüzbaşı Baran —
"Şikâyeti olan var mı?"

Kimse konuşmadı.
Yüzbaşı Baran gülümsedi.

Yüzbaşı Baran —
"Güzel."
Koşu parkuru beklenenden daha zorluydu.
Tırmanma duvarları...
Halatlar...
Engeller...
Çamur...
Kürşat nefes nefese kalmıştı.
Ama durmadı.
Tam son engele yaklaşırken küçük bir çocuk ayağını burktu.
Yere düştü.
Gözleri dolmuştu.
Emir —
"Yapamayacağım..."
Diğer çocuklar koşmaya devam etti.
Kürşat ise durdu.
Komutan uzaktan izliyordu.
Kürşat geri döndü.
Elini uzattı.
Kürşat —
"Hadi."
Emir şaşkınlıkla baktı.
Emir —
"Sen devam et..."
"Kazanırsın."
Kürşat başını salladı.
Kürşat —
"Tek başıma kazanmanın ne anlamı var?"
Emir onun elini tuttu.
İkisi birlikte ayağa kalktı.
Koşmaya devam ettiler.
Sonuncu olmuşlardı.
Parkurun sonunda çocuklar sıraya dizildi
Yüzbaşı Baran herkesin yüzüne tek tek baktı.
Sonra Kürşat'ın önünde durdu.

Yüzbaşı Baran —
"Neden durdun?"
Kürşat birkaç saniye düşündü
Sonra çekinmeden cevap verdi.
Kürşat —
"Çünkü arkadaşımı orada bırakamazdım komutanım."
Yüzbaşı Baran sessiz kaldı.
Sonra bütün öğrencilere döndü.
Yüzbaşı Baran —
"Bugünkü parkurun birincisi kim biliyor musunuz?"
Çocuklar birbirlerine baktılar.
Birisi yüksek sesle cevap verdi.
Öğrenci —
"Yiğit komutanım!"
Yüzbaşı Baran başını salladı.
Yüzbaşı Baran —
"Hayır."
Herkes şaşırdı.
Komutan Kürşat'ın omzuna hafifçe dokundu.

Yüzbaşı Baran —
Bir asker hızlı koşabilir.
"Bir asker güçlü de olabilir.
Ama gerçek bir Göktura askeri...
...arkadaşını geride bırakmaz.

Sessizlik...
Kürşat ne diyeceğini bilemedi.
Utangaç bir şekilde yere baktı.
Yüzbaşı Baran hafifçe gülümsedi.

Yüzbaşı Baran —
"Kürşat..."
"Bugün parkuru sonuncu bitirdin."
"Ama karakter sınavını birinci tamamladın."
O anda bütün çocuklar alkışlamaya başladı.
Kürşat'ın yüzü kızarmıştı.
Ne savaşın ne de siyasetin gerçek ağırlığını biliyordu.
O sadece...
Yerde kalan bir arkadaşına el uzatmıştı.
Fakat akademinin tecrübeli komutanları çok iyi biliyordu.
Bir gün ordulara yön verecek liderler, önce çocuk yaşta verdikleri küçük kararlarla kendilerini belli ederdi.

Valthera'da zaman durmazdı.
Mevsimler birbirini sessizce takip ederdi.
İlkbaharın yeşili, yazın sıcağına...
Yaz, sonbaharın sarısına...
Sonbahar ise beyaz kışlara teslim olurdu
Ve insanlar çoğu zaman bunun farkına bile varmadan değişirdi
Göktura Kağanlığı'nın kuzey sınırında üç yıl boyunca tek bir büyük çatışma yaşanmadı.
Fakat bu, barışın hüküm sürdüğü anlamına gelmiyordu.

Norvak İmparatorluğu sınırdaki birliklerini hiçbir zaman geri çekmedi.
Aksine...
Yeni kaleler inşa edildi.
Yeni hava üsleri kuruldu.
Demiryolları doğrudan cephe hattına kadar uzatıldı.

Göktura da sessiz kalmadı.
Hudut birlikleri modernize edildi.
Yeni nesil zırhlılar hizmete girdi.
İnsansız hava filoları gökyüzünün değişmez nöbetçileri oldu.
Valthera'nın gazeteleri bu döneme tek bir isim vermişti.

"Sessiz Savaş."

Çünkü kurşunlar konuşmuyordu.
Ama ordular...
Her gün birbirlerine daha sert bakıyordu.

Bu üç yıl içinde yalnızca sınırlar değişmemişti.
İnsanlar da değişmişti.
Çocukların sesi kalınlaşmış...
Boyları uzamış...
Bakışları ağırlaşmıştı.

Bir zamanlar üniformasının kolları uzun gelen o on yaşındaki çocuk...

Artık on üç yaşındaydı.
Kürşat...

Göktura Harp Akademisi'nin taş avlusunda sabah antrenmanını tamamladıktan sonra nefesini düzenlemeye çalışıyordu.

Omuzları genişlemişti.
Adımları daha kararlıydı.

Çocuk yüzünün yerini yavaş yavaş genç bir savaşçının sertleşen hatları almaya başlamıştı.
Fakat gözlerinde hâlâ aynı şey vardı.
Merhamet...
Akademide artık yeni öğrenciler vardı.
Üç yıl önce kendisinin yaşında olan çocuklar şimdi ona hayranlıkla bakıyordu.
Kürşat bunun farkında bile değildi.
O hâlâ kendisini sıradan bir öğrenci olarak görüyordu.

Antrenmanın ardından öğrenciler yemekhaneye doğru yürürken iki küçük öğrenci kendi aralarında fısıldaşıyordu.

Eren — "Şu önde yürüyen Kürşat değil mi?"
Deniz — "Evet."
"Geçen ay komutan onun atış puanını bütün sınıflara örnek göstermiş."
Eren — "Bir de disiplin puanı hiç düşmemiş."
Kürşat bunları duymuyordu.
Arkadaşlarıyla konuşarak yürümeye devam ediyordu.

Yemekhanede herkes yerini aldı.
Masalar eskisi gibi kalabalıktı.
Kahkahalar vardı.
Şakalar vardı.
Savaşın gölgesi akademinin duvarlarına kadar gelmişti ama çocukların içindeki hayatı tamamen söndürememişti.
Mert, tepsisini masaya bıraktı.
Ü yıldır aynı koğuşu paylaşıyorlardı.
Mert — "Kürşat."
Kürşat — "Efendim?"
Mert — "Sence gerçekten savaş çıkacak mı?"
Masadaki herkes sustu.
Bu soru artık herkesin aklındaydı.
Kürşat birkaç saniye düşündü.
Sonra omz silkti.
Kürşat — Bilmiyorum.
Komutanlarımız çıkmaması için uğraşıyordur.
Emir — Ama çıkarsa?
Kürşat kaşığını masaya bıraktı.
Bir çocuk saflığıyla cevap verdi.
Kürşat — O zaman görevlerini yaparlar.
Biz de büyüdüğümüzde kendi görevimizi yaparız.

Masadakiler başlarını salladı.
Konu değişti.
Çünkü on üç yaşındaki çocuklar...
Savaşın ne kadar ağır bir kelime olduğunu hâlâ tam olarak bilmiyorlardı.

Aynı dakikalarda...

Göktura Kağanlığı Genelkurmay Karargâhı.
Dev ekranlarda yine kuzey sınırı vardı.
Norvak İmparatorluğu bir kez daha birlik kaydırıyordu.
Bu kez sayı eskisinden fazlaydı.
Orgeneral Alp Tunga haritaya uzun süre baktı.
Yanındaki kurmay subay sessizce konuştu.
Kurmay Albay Kerem — "Komutanım..."
"Üç yıldır hazırlık yapıyorlar."
Orgeneral Alp Tunga gözlerini haritadan ayırmadı.
Orgeneral Alp Tunga — "Biz de öyle.
Aynı gökyüzünün altında...
Bir tarafta generaller yaklaşan fırtınayı hesaplıyordu.
Diğer tarafta ise on üç yaşındaki çocuklar, öğle yemeğinden sonra yapılacak beden eğitimi dersini konuşuyordu.
Hiçbiri bilmiyordu.
Valthera'nın kaderini değiştirecek gün...
Artık eskisinden çok daha yakındı.

3 bölüm sonu umarım beğenmişsinizdir hoşunuza gitmiştir yorum ve beğenilerinizi bekliyorum saygı ve sevgilerle.