3. bölüm · Valthera YEDİ KITANIN SAVAŞI

BÖLÜM 2 Sessizliğin Bittiği Gün

Kürşat. .

Vslthera...
Bazı sabahlar vardır; güneş doğar ama hiç kimse yeni bir günün başladığına inanmaz.

Türk Kıtası'nın doğu sınırında uzanan yüzlerce kilometrelik savunma hattı, haftalardır alışılmadık bir sessizliğe gömülmüştü. Gözcü kulelerinde nöbet değişimleri devam ediyor, radar istasyonları gece gündüz gökyüzünü tarıyor, karargâhlar her zamanki disiplinle çalışıyordu.
Fakat herkes aynı hissi taşıyordu.
Bir şey olacaktı.
Ne zaman olacağını kimse bilmiyordu.
Ama olacaktı.

...
Sabah saat 05.41
Doğu Hudut Erken Uyarı Üssü.
Operasyon salonunda yalnızca bilgisayar fanlarının uğultusu duyuluyordu.
Dev ekranlarda sınırın binlerce kilometrelik görüntüsü akıyordu.
Görevli subaylardan biri kahvesini masaya bırakırken radar ekranının sağ alt köşesinde küçücük kırmızı bir nokta belirdi.
Önce önemsenmedi.

Sonra ikinci...

Üçüncü...

Beşinci...

Onuncu...

Kırmızı noktalar saniyeler içinde çoğalmaya başladı.
Görevli subayın yüzündeki ifade değişti.

Teğmen Arda: — Komutanım...
Karşılık gelmedi.
Teğmen Arda bir kez daha seslendi.
Teğmen Arda: — Komutanım... Bunu görmeniz gerekiyor.
Masasının başındaki Albay hızla ayağa kalktı.
Ekrana baktığı anda yüzündeki renk kayboldu.
Bu...
Normal değildi.
Albay Kaan: — Kaynağı doğrulayın!
Operatörler aynı anda klavyelere yüklenmeye başladı.
Uydu...
İHA...
Termal kameralar...
Yüksek irtifa radarları...
Hepsi aynı şeyi söylüyordu.
Sınırın ötesinde binlerce askeri araç hareket ediyordu.
Tanklar...
Mobil füze sistemleri...
Elektronik harp araçları...
Ve hiç durmadan ilerleyen konvoylar...
Operasyon salonundaki sessizlik tamamen yok olmuştu.
Alarm ışıkları yanmaya başladı.
Operatör Elif: — Uydu doğruladı komutanım!
Operatör Murat: — Termal görüntüler eşleşiyor!
Teğmen Arda: — Tahmini birlik sayısı hızla artıyor...
Albay Kaan: — Sayıyı söyle Teğmen!
Arda derin bir nefes aldı.
Parmakları titriyordu.
Teğmen Arda: — İlk hesaplamaya göre...
— Yaklaşık iki yüz bin personel...
Salondaki herkes birbirine baktı.
Kimse konuşamadı.

Bu...
Tatbikat olamazdı.

Aynı dakikalarda Başkent.
Millî Savunma Karargâhı.

Dev toplantı salonunun ortasındaki holografik Valthera haritası kırmızı uyarılarla dolmaya başlamıştı.

Kapılar art arda açılıyor, generaller içeri giriyordu.
Kimsenin yüzünde en küçük bir tebessüm yoktu.
Sadece sessizlik.
Ve yaklaşan savaşın ağırlığı.
Masanın başındaki Orgeneral gözlerini haritadan ayırmadan konuştu.

Orgeneral Selim: — Son durum...
İstihbarat Başkanı Nihat: — Son altı saatte sınırın karşı tarafına üç yüz kırk sekiz tren sevkiyatı yapıldı.
— Yaklaşık on sekiz hava üssü tam kapasiteye geçti.
— Elektronik karıştırma sistemleri aktif edildi.
— Yakıt depoları savaş düzenine geçirildi.

Salondaki hava ağırlaşıyordu.
Hava Kuvvetleri Komutanı Eren: — Bu hazırlıkların tek anlamı var.

Kimse cevap vermedi.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Orgeneral yavaşça başını kaldırdı.
Orgeneral Selim: — Seferberlik öneriyor musunuz?
Kısa bir sessizlik...
Ardından tek bir cevap geldi.
Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk: — Hayır komutanım.
Salondaki herkes ona döndü.
Faruk derin bir nefes aldı.
Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk: — Seferberlik için artık geç kaldık.
Onlar çoktan başladı.
O cümle...
Salondaki herkesin içine kurşun gibi oturdu.

Aynı sabah.
Anadolu Askerî Hazırlık Akademisi.

Henüz on yaşındaki çocuklar sabah içtiması için sıraya girmişti.
Aralarında, sessizce gökyüzüne bakan bir çocuk vardı.
Adı...
Kürşat.
Diğer çocuklar konuşuyor, şakalaşıyor, birbirlerini ittiriyordu.
O ise doğuya bakıyordu.
Sebebini bilmiyordu.
Ama içini açıklayamadığı bir huzursuzluk kaplamıştı.
Rüzgâr bir anda yön değiştirdi.
Gökyüzünde alçaktan geçen askerî nakliye uçaklarının sesi bütün avluyu doldurdu.
Çocuklar başlarını kaldırdı.
Kimse konuşmadı.
Sadece uçakları izlediler.
İçlerinden biri sessizce fısıldadı.

Öğrenci Emir: — Sence savaş mı çıkacak?
Kürşat gözlerini gökyüzünden ayırmadan cevap verdi.
Kürşat: — Bilmiyorum... Ama bugün...
Her şey farklı hissettiriyor.

Tam o anda...
Akademinin sirenleri ilk kez çalmaya başladı.
Uzun...
Keskin...
İnsanın içine işleyen bir alarm sesi...
Çocukların yüzündeki gülümsemeler bir anda silindi.
Subaylar koşarak meydana çıktı.
İlk defa...
Kimse bağırmıyordu.
Kimse kızmıyordu.
Çünkü herkes aynı şeyi anlamıştı.
Beklenen gün...
Artık başlamıştı.
Ve o sabah...
Valthera'nın tarihi, sessizce yön değiştirdi.

İlk Emir
Saat 06.18...
Türk Kıtası Genelkurmay Başkanlığı.
Yer altına inşa edilmiş Ana Harekât Merkezi.

Duvar boyunca uzanan dev ekranlarda sınır hattı anbean takip ediliyordu. Hava savunma ağları, uydu görüntüleri ve keşif İHA'larından gelen veriler aynı harita üzerinde birleşiyordu.

Salonda gereksiz tek bir ses bile yoktu.
Sadece klavyelerin ritmik tıkırtısı...
Ve telsizlerden gelen kısa raporlar...

Radar Operatörü — Sektör Delta-12... hareketlilik artarak devam ediyor.
Görev Subayı — Teyit kaynağı?
Radar Operatörü — Yer radarı, termal görüntü ve İHA verileri eşleşti.
Görev Subayı — Kayda geçir.

Haritanın doğu sınırı boyunca kırmızı işaretler çoğalmaya devam ediyordu.
Her yeni veri...
Bir öncekini doğruluyordu.
Bu artık tek bir birliğin hareketi değildi.
Büyük ölçekli bir askerî yığınak vardı.

İstihbarat Analisti — Son on beş dakikada kırk üç yeni zırhlı konvoy tespit edildi.
Görev Subayı — İstikameti?
İstihbarat Analisti — Türk sınırı.

Salonda birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
Görev Subayı başını kaldırmadan konuştu.

Görev Subayı — Genelkurmay Başkanını bilgilendirin.

Kapılar açıldı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selim içeri girdi.
Kimse ayağa kalkmadı.
Herkes görevine devam ediyordu.
Orgeneral doğrudan haritanın önüne yürüdü.
Yaklaşık yarım dakika boyunca tek kelime etmeden ekranı inceledi.
Sonra sakin bir ses tonuyla konuştu.

Ogeneral Selim — Son değerlendirme.

İstihbarat Başkanı Nihat — Düşman birlikleri henüz sınırı geçmedi.
Ancak ikmal unsurları da ön hatta ulaşıyor.
Bu hazırlık savunma amaçlı görünmüyor.

Orgeneral kısa bir süre düşündü.

Orgeneral Selim — İhtimal?
İstihbarat Başkanı Nihat — Yüksek.
Orgeneral Selim — Emin misiniz?
İstihbarat Başkanı Nihat — Evet komutanım.

Salondaki herkes aynı haritaya bakıyordu.
Artk kimsenin yoruma ihtiyacı yoktu.
Veriler konuşuyordu.
Orgeneral derin bir nefes aldı.
Orgeneral Selim — Yazın.
Harekât subayı bilgisayarın başına geçti.
Parmakları klavyenin üzerinde hazır bekliyordu.

Orgeneral Selim — Kara Kuvvetleri...
— Birinci ve İkinci Hudut Orduları tam muharebe hazırlık seviyesine geçirilecek.

— Hava Kuvvetleri bütün önleme filolarını otuz dakikalık kalkış hazırlığında bekletecek.

— Deniz Kuvvetleri doğu filosunu ikinci savunma hattına kaydıracak.

— Siber Savunma Komutanlığı kırmızı protokole geçecek.

Görev Subayı emirleri tek tek sisteme girdi.
Birkaç saniye sonra Türkiye'nin dört bir yanındaki askerî birliklere şifreli mesajlar ulaşmaya başladı.

Aynı dakikalarda...

Türk Kıtası'nın doğu sınırındaki 7. Mekanize Tugay.
Kışla henüz tam anlamıyla uyanmamıştı.

Birçok asker kahvaltıya hazırlanıyordu.
Bazıları araç bakımındaydı.
Bazıları nöbet değişimine hazırlanıyordu.
Tam o sırada...
Üs içerisindeki alarm sistemi çalıştı.
Kısa...
Ardından ikinci kez...
Sonra üçüncü kez...
Her asker ne anlama geldiğini biliyordu.
Koşmaya başladılar.

Astsubay Kemal — Herkes araçlarının başına!
Motor sesleri peş peşe yükselmeye başladı.
Tanklar çalıştırıldı.
Zırhlı personel taşıyıcılar hangarlardan çıkmaya başladı.
Mühimmat ekipleri cephaneliğe yöneldi.
Dakikalar önce sakin görünen üs...
Dev bir makine gibi harekete geçmiştii
Bir er koşarak komutanına yaklaştı.

Er Yusuf — Komutanım...
Tatbikat mı?
Yüzbaşı Harun birkaç saniye sustu.
Sonra askerin gözlerinin içine baktı.
Yüzbaşı Harun — Hayır.
Ama umarım öyledir.
Bu cevap...
Etrafındaki birkaç askerin de dikkatini çekmişti.
Kimse konuşmadı.
Herkes işine döndü.
Çünkü askerlikte bazen sorulacak başka soru kalmazdı

Aynı dakikalarda...
Anadolu Askerî Hazırlık Akademisi.

Sabah dersleri iptal edilmişti.
Çocuklar spor salonunda toplanmıştı.
Normalde gürültüden geçilmeyen salon bugün alışılmadık derecede sessizdi.
Kimisi yere oturmuştu.
Kimisi pencereden dışarı bakıyordu.
Kürşat da pencerenin önündeydi.
Bahçede askerî kamyonlar duruyordu.
Daha önce hiç bu kadar araç görmemişti.
Yanına eğitmenlerden biri geldi.
Üsteğmen Ali — Burada ne yapıyorsun?
Kürşat — Dışarı bakıyordum komutanım.
Üsteğmen Ali camdan dışarı baktı.
Sonra diz çökerek çocukla aynı hizaya indi.
Üsteğmen Ali — Bazen büyükler biraz fazla telaşlı görünür.
Bu seni korkutmasın.
Kürşat başını salladı.
Ama gözleri hâlâ dışarıdaydı.
Kürşat — Eve gidecek miyiz?
Üsteğmen kısa bir an duraksadı.
Üsteğmen Ali — Şimdilik burada kalacaksınız.
En güvenli yer burası.
Kürşat tam olarak ne olduğunu anlamıyordu.
Ama ilk kez...
Bir yetişkinin cevabı verirken bu kadar uzun düşündüğünü fark etmişti.
Salonun dışından peş peşe geçen askerî araçların sesi duyuluyordu.
Çocuklar sessizce o sesleri dinledi.
Ve akademinin duvarlarının dışında...
Valthera'nın kaderini değiştirecek ilk emirler çoktan yola çıkmıştı.

Dünya Nefesini Tuttu
Saat 08.07...
Valthera'da artık hiçbir ülke normal bir sabah yaşamıyordu.

Uluslararası haber ajanslarının merkezlerinde ekranlar peş peşe kırmızı bültenlerle doluyordu.
Uydu şirketleri, sınır hattından gelen yeni görüntüleri servis ediyor, askeri analiz merkezleri haritaları yeniden çiziyor, televizyon kanalları normal yayın akışlarını durduruyordu.
Birkaç saat önce yalnızca bölgesel bir hareketlilik olarak görülen olay...
Artık bütün dünyanın gündemiydi.

VNN – Valthera News Network
> SON DAKİKA
Türk Kıtası'nın doğu sınırında tarihin en büyük askerî sevkiyatlarından biri tespit edildi.
Uluslararası gözlemciler gelişmeleri yakından takip ediyor.

Global24
> Sınır hattındaki hareketlilik artıyor.
Diplomatik kaynaklar, kriz masalarının art arda toplandığını doğruladı.

World Press Agency
> Valthera yeni bir savaşın eşiğinde olabilir.

Dünya haritasında birbiri ardına kırmızı ışıklar yanıyordu.
Başkentlerde acil güvenlik toplantıları yapılıyor, büyükelçilikler rapor üstüne rapor gönderiyordu.

Kuzey Federasyonu Başkanlık Sarayı
Başkan çalışma masasının üzerindeki raporu sessizce kapattı.
Odanın içinde bulunan Genelkurmay Başkanı konuştu.
Genelkurmay Başkanı — Türk Kıtası henüz ateş açmadı.
Başkan pencereye doğru yürüdü.
Başkan — Çünkü ilk ateşi kimin açacağını bütün dünya izleyecek.

Atlas Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı canlı yayın hazırlığı öncesi danışmanlarına döndü.
Cumhurbaşkanı — Tarafsızlığımız devam edecek.
Ancak donanmamız yüksek hazırlık seviyesine geçirilsin.
Pasifik Birliği
Dışişleri Bakanı kameraların karşısına geçti.
Dışişleri Bakanı — Taraflara itidal çağrısı yapıyoruz.
Valthera yeni bir küresel savaşı kaldıramaz
Bu açıklamalar yapılırken...

Sosyal medya platformları milyonlarca paylaşımla doluyordu.
> "Savaş gerçekten başlayacak mı?"

> "Türk Kıtası saldırıya mı uğruyor?"

> "Çocuklarımızı askere alacaklar mı?"

> "Borsa çöktü."

> "Yakıt istasyonlarında kuyruk oluştu."

> "Sınır kentlerinden ayrılan siviller görüntülendi."

Hiç kimse kesin bir şey bilmiyordu.
Ama herkes aynı şeyi hissediyordu.
Dünya...
Bekliyordu.

Türk Kıtası'nın doğusundaki sınır kasabalarında dükkânlar erken kapanmaya başladı.
Bazı aileler temel ihtiyaç malzemeleri alıyordu.
Bazıları hiçbir şey olmamış gibi işe gidiyordu.
Bazıları ise sessizce televizyon izliyordu.
Çocuklar sokakta top oynamaya devam ediyor...
Anne ve babalar ise onları pencereden izliyordu.

Saat 09.42...

Türk Genelkurmayı'na yeni uydu görüntüleri ulaştı.
Harita birkaç saniye içinde yeniden güncellendi.
Görevli subay derin bir nefes aldı.
Dosyayı Orgeneral Selim'in önüne bıraktı.
Görev Subayı — Komutanım...
Kimlik doğrulaması tamamlandı.
Orgeneral dosyayı açtı.
Salondaki bütün gözler ona çevrilmişti.
Sayfayı çevirdi.
Bir fotoğraf...
Bir arma...
Ve ülkenin adı.
Sessizlik...
Orgeneral dosyayı kapattı.
Orgeneral Selim — Demek sonunda kararlarını vermişler...
Hazırlık emrini bütün kuvvetlere iletin.
Aynı saniyelerde...
Sınırın öte tarafında yüz binlerce asker tek bir komutla durdu.
Devasa zırhlı birliklerin önünde dalgalanan bayrak rüzgârda açıldı.
Uydu görüntüsü ekrana biraz daha yaklaştırıldı.
Ve ilk kez...
O bayrak bütün dünyaya gösterildi.
Kızıl İmparatorluk.
Yıllardır Türk Kıtası ile doğrudan savaşa girmeyen...

Valthera'nın en büyük kara ordusuna sahip devlet...

Tam 420.000 asker...
4.800 ana muharebe tankı...
1.300 çok namlulu roket sistemi...
980 savaş uçağı...

Ve sayısı açıklanmayan balistik füze birlikleriyle...
Türk sınırının karşısında konuşlanmıştı.
Türk Kıtası da aynı sessizlik içinde sınırın bu tarafında bekliyordu.
Henüz tek bir mermi atılmamıştı.
Ama artık bütün dünya biliyordu.
Valthera'da barış...
İlk kez bu kadar kırılgandı.

Bölüm 2 Sonu
Umarım beğenmişsinizdir yazım hatalarını yapay zeka ile düzelttim
Saygılar sunarım