4. bölüm · Unuttuğumuzu Sandık
Hem Yabancı Hem Yakın
Ne diyeceğimizi bilemeden birkaç saniye öylece durduk. Kalabalık yeniden ses kazanmaya başlamıştı ama aramızdaki sessizlik hâlâ bozulmamıştı. Yıllar önce yarım kalan bir konuşmanın ortasında kalmış gibiydik.
“Gerçekten sensin,” dedi hafif bir şaşkınlıkla. “Bir an yanılıyorum sandım.”
Gülümsedim ama içimde buruk bir sızı vardı. “Ben de,” dedim. “Seni bu kadar değişmiş görmek garip.”
“Sen değişmemişsin,” diye karşılık verdi. “Sadece… büyümüşsün.”
Bu cümle beklemediğim kadar tanıdık geldi. Çocukken de bana böyle söylerdi. Bir an için yıllar aradan çekilmiş, biz yine dut ağacının altında konuşuyormuşuz gibi hissettim.
“Gittiğini öğrendiğim de çok kızmıştım,” dedi birden. “Hiç haber vermedin diye.”
Bakışlarım yere kaydı. O günleri hatırlamak hâlâ kolay değildi.
“Gitmek istememiştim, hatta seni beklemiştim bile” dedim sessizce. “Babamdan sonra… hiçbir şey aynı kalmadı. Annem dayanamadı o eve. Her şey çok hızlı oldu.”
Sözler havada asılı kaldı. Yüzündeki ifade yavaşça değişti; kırgınlık yerini anlayışa bıraktı.
“Bilmiyordum,” dedi alçak bir sesle.
Başımı kaldırdım. “Ben de anlatacak gücü bulamamıştım.”
Düğün müziği hızlandı, insanlar alkışlamaya başladı. Ama biz hâlâ geçmişle bugün arasında bir yerde duruyorduk. Sanki yıllar önce yarım kalan çocukluğumuz, yeniden konuşmamızı bekliyordu.
“Dut ağacı hâlâ duruyor,” dedi aniden.
Kalbim hafifçe sıkıştı.
“Biliyorum,” dedim. “Az önce yanından geçtim.”
Göz göze geldik. İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk ama söylemeye gerek yoktu. Bazı yollar insanı fark etmeden eski başlangıçlara geri götürürmüş.
