7. bölüm · Unuttuğumuzu Sandık

Çünkü O Hâlâ Aynıydı

esra Özel

Düğün alanına geri döndüğümüzde müzik sakin bir tonda çalmaya devam ediyordu, insanlar etrafında toplanmıştı. Renkli ışıklar geceyi parçalara bölüyor, kahkahalar havaya karışıyordu. Kalabalığın içinde yürürken bir an kendimi yabancı hissettim. Yıllardır ait olmadığım bir yere geri dönmüş gibiydim.

Tam kenara geçecekken o durdu.

“Elini verir misin?” diye sordu, hafif ama çekingen bir gülümsemeyle.

Şaşırdım. Çocukken hiç utanmadan oyunlara dalan hâlimiz geldi aklıma. Şimdi ise aramızda söylenmemiş yıllar vardı. Yine de elimi uzattım.

Müziğin ritmine uyarak kalabalığın arasına karıştık. Dans etmeyi unutmuş gibiydim ama birkaç saniye sonra gerginliğim dağıldı. Çünkü o hâlâ aynıydı; adımlarımı fark etmeden uyum sağlayan, düşeceğimi hissettiği anda elimden tutan o çocuk…

Bir an güldük. Gerçekten, içten bir kahkahaydı bu. Belki de yıllardır ilk kez.

“Eskiden daha iyi dans ediyordun,” dedi şakayla karışık.

“Eskiden daha küçüktük,” diye karşılık verdim.

“Belki de daha cesurduk,” dedi.

Bu söz içime dokundu. Haklıydı. Büyüdükçe insan bazı şeylerden korkmayı öğreniyordu; kaybetmekten, yeniden bağlanmaktan, tekrar vedalaşmaktan…

Müzik durduğunda kalabalık dağıldı. Bizde ayrılmıştık. Yan taraftaki masalara geçip oturduk. Birkaç saniye boyunca sadece etrafı izledik.

“Hiç geri dönmeyi düşündün mü?” diye sordu.

Sorusu beklediğimden ağır geldi. Bardaktaki suya baktım.

“Çok düşündüm,” dedim. “Ama korktum. Her şeyin değişmiş olmasından… ya da hiç değişmemiş olmasından.”

Başını salladı. “Ben bazen hâlâ seni burada görecekmişim gibi hissediyordum. Dut ağacının yanında.”

Kalbim hafifçe sıkıştı.

“O ağacı görünce zaman duruyor gibi,” dedim. “Sanki küçük hâlimiz hâlâ orada.”

Bir süre sessizlik oldu. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, uzun zaman sonra birinin yanında kendim gibi hissediyordum.

Gökyüzüne baktım. Yaz gecesi berraktı; yıldızlar çocukluğumdaki kadar parlak görünüyordu.

“Garip değil mi?” dedim. “İnsan birini yıllarca görmese bile, yanında yine aynı kişi olabiliyor.”

Bana baktı. Gözlerinde tanıdık bir sıcaklık vardı.

“Çünkü bazı insanlar hayatından çıkmıyor,” dedi. “Sadece hikâyenin başka bir bölümüne geçiyor.”

O an içimde sessiz bir farkındalık oluştu. Belki de bu karşılaşma geçmişi hatırlamak için değil, yeni bir başlangıç içindi.

Uzaktan biri adını seslendi. Ayağa kalktı ama gitmeden önce bana döndü.

“Yarın vaktin var mı?” diye sordu.

Sorusu beklenmedik ama tuhaf bir şekilde doğru hissettirdi.

“Var,” dedim.

Gülümsedi. “O zaman… dut ağacının yanında buluşalım mı? Bu kez yarım kalmasın.”

Onu izlerken kalbimin eskisinden farklı attığını fark ettim. Geçmiş artık sadece bir hatıra değildi. Yavaş yavaş bugünün içine karışıyordu.

Belki de bazı hikâyeler ikinci bir şansı hak ediyordu.