Bölüm 6

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 6

Bazı kararları vermek kolaydı.

Bir görevi kabul etmek, sorumluluk üstlenmek, zor bir durumda soğukkanlı kalmak… Bunların her birinin kendine özgü kuralları vardı. Önünde ne olduğunu bilir, elindeki imkânları değerlendirir ve kararını verirdin.

Ama insanın kendi hayatıyla ilgili bazı kararlar, en basit hâlleriyle bile gereğinden fazla düşünmesine neden olabiliyordu.

Mesela cumartesi günü bir yardım etkinliğine katılıp katılmamak gibi.

Birkaç gün önce böyle bir soruyla karşılaşsam üzerinde durmazdım. Etkinlik benim görev alanımla ilgili değildi. Organizasyonda sorumluluğum yoktu. Orada bulunmamı gerektiren herhangi bir zorunluluk da bulunmuyordu.

Dolayısıyla gitmemek için yeterince nedenim vardı.

Yine de cuma sabahı uyandığımda aklımdaki ilk sorulardan biri aynıydı.

Yarın gidecek miydim?

Yataktan kalkıp perdeleri açtım.

Ankara'nın sabahı griydi. Gece yağan hafif yağmur, sokakları ıslatmıştı. Ağaçların dallarında biriken damlalar, rüzgâr estikçe kaldırıma düşüyordu.

Bir süre dışarıyı izledim.

Sonra kendime kızarak banyoya yöneldim.

Bir yardım etkinliğine katılmak, hayatımın dönüm noktası değildi.

En azından öyle olması gerekmiyordu.

Cuma günü yoğun geçti.

Günün büyük bölümünü görevlerimle ilgilenerek geçirdim. Birkaç toplantı, tamamlanması gereken evraklar ve ertesi haftanın planlaması derken zaman hızla ilerledi.

Öğleden sonra kısa bir mola verdiğimde Efe aradı.

— Yarın için hazır mısın?

— Neye?

— Ali, gerçekten mi?

— Ne olduğunu biliyorum. Seni kızdırmak için sordum.

Telefonun diğer ucundan homurtuya benzeyen bir ses geldi.

— Seninle aynı yüzü taşımak bazen bana ağır geliyor.

— Bunu yıllardır söylüyorsun.

— Çünkü yıllardır değişmiyorsun.

— Sen de değişmiyorsun.

— Ben gelişiyorum. Sen ise aynı yerde sayıyorsun.

— Güzel. Gelişimini yarın anlatırsın.

Efe güldü.

Ardından sesi biraz ciddileşti.

— Şaka bir yana, gelecek misin?

Bu kez hemen cevap vermedim.

Çünkü sorunun cevabını artık biliyordum.

— Geleceğim.

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

— Ne?

— Geleceğim, dedim tekrar. Ama yalnızca etkinlik için.

Efe'nin kahkahası o kadar yüksek çıktı ki telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım.

— Allah'ım, sonunda!

— Efe.

— Tamam, tamam. Sakinim.

Bir saniye sonra yeniden konuştu.

— Yarın seni saat dörtte alırım.

— Adresi gönder. Kendim gelirim.

— Hayır. Birlikte gideceğiz.

— Neden?

— Çünkü sen tek başına gelirsen son anda vazgeçebilirsin.

— Vazgeçmeyeceğim.

— Elbette. Ben de buna inanıyorum.

Telefonu kapatmadan önce ona son bir uyarıda bulundum.

— Yarın benim adıma hiçbir şey planlama.

— Tabii ki.

Efe'nin sesindeki neşeden, bu sözünün pek güvenilir olmadığını anlamıştım.

Yine de konuşmayı uzatmadım.

Telefonu kapattıktan sonra bir süre masamda oturdum.

Kararımı vermiştim.

Yarın oraya gidecektim.

Nedenini kendime açıklamak için uzun bir liste hazırlamama gerek yoktu. Etkinliğin amacı güzeldi. İnsanların eğitimine destek olmak için düzenleniyordu. Efe de gitmek istiyordu.

Bunların her biri tek başına yeterli bir nedendi.

Defne'nin orada bulunacak olması ise…

Bunu düşünmemeye karar verdim.

Cumartesi sabahı evdeki olağan düzenimden biraz daha farklı bir gün başladı.

Efe saat on birde arayıp beni uyandırdığını söylediğinde, ona telefonu kapatmadan önce sabırla üç saniye boyunca sessiz kalmasını tavsiye ettim.

— Saat on bir, Ali! İnsan bu saatte uyanır.

— Ben altıda uyandım.

— İşte sorun da bu. Normal insanlarla aranda ciddi bir saat farkı var.

— Seninle aramda daha büyük farklar var.

— Kardeşim, bugün güzel bir gün olacak. Biraz pozitif ol.

— Daha sabahın ilk dakikalarında beni arayıp tartışma çıkardın.

— Bu benim sevgi dilim.

— Dilini değiştirmeyi düşün.

Efe kahkaha attı.

Telefonu kapattığımda istemsizce gülümsüyordum.

Bir süre sonra annem aradı. Etkinliğe katılacağımızı Efe'den öğrenmişti.

— Oğlum, güzel bir şey yapıyorsunuz, dedi. İnsanların hayatına küçücük de olsa katkıda bulunmak kıymetlidir.

— Evet anne.

— Akşam uğrayacak mısınız?

— Bakarız. Geç kalmazsak geliriz.

Annem kısa bir sessizliğin ardından ekledi:

— Bir de kendine dikkat et. Hep başkalarını düşünüyorsun.

Bu cümleyi duyunca gülümsedim.

— İyiyim anne. Merak etme.

— Biliyorum. Yine de annelik işte.

Telefonu kapattıktan sonra üzerimi değiştirdim.

Sade bir kombin seçtim: koyu renk pantolon, siyah gömlek ve üzerine hafif bir ceket. Sivil kıyafetlerle kendimi üniformadan daha farklı hissetmiyordum; yine de askerî hayatın dışındaki günlerde insanın kendine ayırdığı küçük alanlar vardı.

Bugün de onlardan biriydi.

Saat dörde doğru Efe kapıma geldi.

Kapıyı açtığımda beni baştan aşağı süzdü.

— Vay canına.

— Ne oldu?

— İnsan gibi giyinmişsin.

— Senin de ağzını kapatman mümkün mü?

— Mümkün. Ama o zaman bu ailede kimse konuşmaz.

Kapıyı kilitledim ve birlikte aşağı indik.

Arabaya biner binmez Efe telefonunu kontrol etti.

Yüzünde bir gülümseme belirdi.

— Derin yazmış.

— İyi.

— Etkinlik alanına gelmişler. Organizasyonla ilgileniyorlarmış.

— Anladım.

Efe bana baktı.

— Bu kadar mı?

— Ne kadar cevap vermemi bekliyorsun?

— Bilmiyorum. Mesela “Derin nasılmış?” diye sorabilirsin.

— Derin nasılmış?

Efe memnuniyetle başını salladı.

— Gelişme var.

Gözlerimi devirdim.

— Arabayı sür.

— Emredersiniz, komutanım.

Yola çıktık.

Etkinlik, Ankara'nın merkezinde bulunan geniş bir kültür ve sanat merkezinde düzenleniyordu. Binanın girişinde yardım kuruluşunun adı yazılı büyük bir pano vardı. İçeride gönüllüler, organizasyon ekibi ve davetliler hareket hâlindeydi.

Girişte, çocukların eğitimine destek olmak amacıyla hazırlanan çalışmalar sergileniyordu. Duvarlarda çocukların çizdiği resimler, küçük masaların üzerinde kitaplar ve el işi ürünleri vardı. Bir köşede bağış süreci hakkında bilgi veren görevliler bulunuyordu.

Etkinliğin amacı basitti ama önemliydi.

Eğitim imkânlarına ulaşmakta güçlük çeken çocuklara kitap, kırtasiye malzemesi ve eğitim desteği sağlamak.

Bu tür organizasyonlarda insanların yalnızca iyi niyetle hareket etmesi yeterli değildi. İşlerin düzgün yürümesi, bağışların doğru yere ulaşması ve desteklenen çocukların ihtiyaçlarının gerçekten karşılanması da önemliydi.

Bu nedenle organizasyonun ne kadar özenli hazırlandığını görmek hoşuma gitmişti.

Efe girişte görevli birine selam verdikten sonra etrafına baktı.

— Derin nerede acaba?

— Daha yeni geldik.

— Gözlerimle arıyorum.

— Gözlerinle mi?

— Ali, lütfen. Bugün beni zor durumda bırakma.

Tam ona cevap verecektim ki arkamızdan tanıdık bir ses geldi.

— Efe Bey?

İkimiz de döndük.

Derin, elinde birkaç dosyayla bize doğru geliyordu.

Üzerinde koyu lacivert bir takım elbise vardı. Saçlarını açık bırakmış, yüzüne hafif bir makyaj yapmıştı. Her zamanki gibi kendinden emin görünüyordu.

Efe'nin yüzü aydınlandı.

— Derin!

Derin gülümseyerek yanımıza geldi.

— Geldiniz demek.

— Tabii ki geldik. Söz verdik.

— Daha dün karar verdiğini söylemiştin, diye araya girdim.

Efe beni duymamış gibi yaptı.

Derin bana döndü.

— Ali Bey, geldiğiniz için teşekkür ederim.

— Rica ederim. Etkinlik güzel hazırlanmış.

Derin'in yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.

— Çok emek verdik. Özellikle çocukların eğitimine katkı sağlayacak çalışmaların kalıcı olmasını istiyoruz. Sadece bir gün yardım toplayıp sonra unutulmasını değil, gerçekten işe yaramasını hedefliyoruz.

— Bu daha önemli, dedim. Yardımın devamlılığı, tek seferlik bir katkıdan daha fazla fark yaratabilir.

Derin başını salladı.

— Kesinlikle.

Ardından elindeki dosyaları bir görevliye teslim etti.

— Birazdan program başlayacak. Önce sizi içeri alayım, sonra diğer konuklarla ilgilenmem gerekiyor.

Efe hemen atıldı.

— Ben sana yardım edebilirim.

Derin ona baktı.

— Hukuk bürosunda çalışmıyorsun, Efe Bey.

— Ama iki elim var.

— Bu, hukuki yeterlilik için aranan temel şartlardan biri değil.

Efe elini kalbine götürdü.

— Yine yaraladın.

Derin güldü.

Ben onları izlerken, aralarındaki uyumun her karşılaşmada biraz daha doğal hâle geldiğini fark ettim.

Efe, Derin'in yanında daha az çaba harcıyor gibiydi. Herkesin dikkatini çekmeye çalışan o hareketli tavrı hâlâ vardı ama Derin onunla dalga geçtiğinde alınmıyor, aksine daha çok gülüyordu.

Derin de Efe'nin yanında rahat görünüyordu.

Henüz ortada bir ilişki yoktu.

Ama ikisi de birbirlerinin yanında vakit geçirmekten hoşlanıyordu.

Bunu görmek zor değildi.

Derin bizi etkinlik alanına götürürken birkaç görevliyle tanıştırdı. Kısa bir süre sonra organizasyon sorumlularından biri yanımıza geldi. Güvenlikle ilgili bazı genel düzenlemeleri anlatıyordu. Ben de dinledim; ancak resmî bir sorumluluk üstlenmediğimi, bu konularda yetkili profesyonellerin yönlendirmesinin esas alınması gerektiğini belirttim.

Görevli anlayışla karşıladı.

Bu konu birkaç dakika içinde çözüldü.

Derin de yanımızda durup konuşmayı dinledi.

İşimiz bittiğinde bana döndü.

— Size danışmak istememin nedeni buydu. Yanlış bir şey yapmak istemiyordum.

— Doğru olanı yapmışsınız. Yetkili kişilerle ilerlemek her zaman daha sağlıklı.

— Teşekkür ederim.

Tam o sırada salondan bir hareketlilik yükseldi.

İnsanların bakışları girişe çevrildi.

Ben de başımı o tarafa döndürdüm.

Ve onu gördüm.

Defne Yılmaz, kültür merkezinin girişinden içeri giriyordu.

Defne'nin gelişiyle salondaki hareketlilik arttı.

Bazı davetliler ona selam vermek için yaklaştı. Organizasyon ekibinden birkaç kişi programın akışı hakkında bilgi verdi. Fotoğraf çekmek isteyenler oldu ama görevliler, girişin kapanmaması için insanları yönlendirmeye çalışıyordu.

Defne bütün bunların ortasında sakinliğini koruyordu.

Üzerinde açık krem rengi bir ceket, içine giydiği sade bir bluz ve koyu renk bir pantolon vardı. Uzun kestane rengi saçları omuzlarına dökülüyordu. Sahnedeki gösterişli elbiselerinden uzaktı; yine de bulunduğu ortamda dikkat çekmesi için özel bir şey yapmasına gerek yoktu.

Ama benim dikkatimi çeken, görünüşü değildi.

Bir gönüllünün elindeki kitap kolisi yere doğru kaydığında Defne hemen yanına gidip kutunun diğer tarafından tuttu. Gönüllü genç kadın şaşırarak teşekkür etti.

— Önemli değil, dedi Defne. Birlikte taşıyalım.

Kutuyu yakındaki masaya yerleştirdiler.

Ardından genç gönüllüyle birkaç cümle konuştu. Kızın yüzünde oluşan heyecanı görebiliyordum. Defne onu dinlerken acele etmiyor, gözlerini başka yere çevirmiyordu.

O an, sahnede gördüğüm kadınla karşımdaki insan arasında bir bağ kurdum.

İnsanlar onu sesiyle tanıyordu.

Ben ise onun sessizce bir kutunun ucundan tutuşunu izliyordum.

Nedenini açıklayamadığım bir şekilde bu görüntü, konser gecesindeki şarkısından daha fazla aklımda kaldı.

Derin bizi fark ettirmek için elini kaldırdı.

— Defne!

Kardeşi başını çevirdi.

Yüzünde tanıdık bir gülümseme belirdi. Bize doğru yürümeye başladı.

Ben yerimde kaldım.

Defne önce Derin'e sarıldı.

— Her şey yolunda mı?

— Şimdilik. Sen geç kaldın.

— Beş dakika.

— Senin beş dakikanla normal insanların beş dakikası aynı değil.

Defne güldü.

— Seni de özlemişim.

Sonra bakışları Efe'ye, ardından bana döndü.

Bir anlığına yüzündeki ifade değişti.

Beni tanımıştı.

Bu kez şaşkınlığı daha azdı ama gözlerinde belirgin bir sıcaklık vardı.

— Ali Bey.

Başımı hafifçe eğdim.

— Defne Hanım.

— Yeniden karşılaştık.

— Görünüşe göre.

Dudaklarının kenarı kıvrıldı.

— Bu kez yol vermenize gerek kalmadı.

Sözleri beklemediğim bir anda geldi.

Efe başını öne eğip gülmemeye çalıştı. Derin ise ne olduğunu anlamaya çalışır gibi ikimize baktı.

Ben Defne'nin gözlerine baktım.

— Bu kez yolumuzu kendimiz bulduk, dedim.

Defne bir an sustu.

Ardından gülümsedi.

— Güzel cevap.

— Teşekkür ederim.

— Demek ki yalnızca sessiz değilsiniz.

Efe bu noktada kendini tutamadı.

Kahkahayla güldü.

— Ah, Defne Hanım, keşke onu bir de evde görseniz! Ali'nin konuştuğu zamanları özel gün ilan ediyoruz.

Defne bana baktı.

— Öyle mi?

— Efe'nin abartmayı sevdiği doğrudur, dedim.

— Yani hiç konuşmadığınız doğru değil?

— Hayır. Konuşuyorum.

— Peki, ne zaman?

Bir an düşündüm.

— Gerektiğinde.

Defne başını hafifçe yana eğdi.

— O hâlde sizinle konuşmak için doğru zamanı bulmak gerekiyor.

— Belki.

— Bu biraz zor olacak gibi.

— Neden?

— Çünkü ben meraklı biriyim.

Bu kez gülümseyen bendim.

— O zaman işiniz zor.

Defne'nin gözleri bir an parladı.

— Ben zor işlerden kaçmam, Ali Bey.

Cümle, aramızda kısa bir sessizlik bıraktı.

Sonra Derin ellerini birbirine vurdu.

— Güzel. Madem herkes burada, Defne, seni birazdan sahne arkasına almaları gerekiyor. Program başlayacak.

Defne başını salladı.

— Tamam.

Gitmeden önce yeniden bana döndü.

— Birazdan konuşuruz.

Bu cümle öyle sıradan söylenmişti ki üzerinde durmamak mümkündü.

Ama ben, onun ardından yürüyüşünü izlerken kendime şu soruyu sordum:

Gerçekten birazdan konuşacak mıydık?

Program başladığında salondaki insanlar yerlerine yerleşmişti.

Sahnenin önünde çocuklar için ayrılmış bir alan vardı. Duvarlarda sergilenen resimler, küçük masalarda sıralanmış kitaplar ve gönüllülerin hazırladığı çalışmalar, etkinliğe sıcak bir hava katıyordu.

Ben Efe'yle birlikte arka sıralardan birine oturdum.

Derin ise organizasyon ekibine yardım etmek için salonda kalmıştı.

Efe yanımda eğildi.

— Fark ettin mi?

— Neyi?

— Defne seni tanıdı.

— Evet. Çünkü daha önce karşılaştık.

— Adını da hatırladı.

— Adımı biliyor.

— Sen de onun adını biliyorsun. Ama aradaki farkı anlamıyorsun.

Başımı ona çevirdim.

— Bir daha konuşursan yer değiştiririm.

Efe gülümsedi.

— Tamam, sustum.

Programın ilk bölümünde yardım kuruluşunun temsilcileri konuştu. Eğitim desteğinin nasıl sağlanacağı, çocukların hangi alanlarda yardıma ihtiyaç duyduğu ve bağışların nasıl değerlendirileceği anlatıldı.

Konuşmaları dikkatle dinledim.

Bu etkinlik, yalnızca tanınmış insanların bir araya geldiği bir organizasyon değildi. Burada gerçekten bir şeyler yapılmaya çalışılıyordu. Bir çocuğun okul çantasına koyacağı kitap, bir ailenin karşılamakta zorlandığı kırtasiye gideri, eğitimine devam edebilmesi için ihtiyaç duyduğu destek…

Bunların her biri, insanın hayatında gerçek bir fark yaratabilirdi.

Bir süre sonra Defne sahneye çıktı.

Salondan alkışlar yükseldi.

Defne mikrofonun başına geçtiğinde birkaç saniye bekledi. Kalabalığın sakinleşmesini izledi, ardından konuşmaya başladı.

— Hepiniz hoş geldiniz. Bugün burada olmak benim için çok kıymetli. Çünkü çocukların eğitimine destek olmanın yalnızca bir yardım meselesi olmadığını düşünüyorum. Eğitim, bir çocuğun kendi hayatını kurabilmesi için sahip olması gereken en önemli imkânlardan biri.

Sesi sakindi.

Sahnedeki ışıklar yüzüne vururken konuşmasını sürdürdü.

— Hepimiz bazen bir çocuğun geleceğini değiştirmek için çok büyük şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz. Oysa bazen bir kitap, bazen doğru zamanda verilen bir destek, bazen de birinin “Sen başarabilirsin,” demesi yeterli olabiliyor. Bugün burada bulunan herkesin, bir çocuğa böyle bir fırsat sunmak için geldiğini biliyorum. Bunun için hepinize teşekkür ederim.

Salondan yeniden alkışlar yükseldi.

Ben onu izlerken bir şeyi fark ettim.

Defne, sahnede kendinden emin görünüyordu ama konuşması sırasında birkaç kez ön sıralarda oturan çocuklara baktı. Bir çocuk ona el salladığında gülümseyerek karşılık verdi.

O an, gözlerinde sahnedeki sanatçıya ait bir ifade değil, çocuklara içtenlikle yaklaşan bir insanın sıcaklığı vardı.

Konuşmasını bitirdiğinde alkışlar uzun sürdü.

Defne sahneden ayrıldı.

Efe bana dönerek alçak sesle konuştu.

— Tamam, şimdi anladım.

— Neyi?

— Neden bu kadar ünlü olduğunu.

Başımı salladım.

— Sadece sesiyle ilgili değil, değil mi?

Efe bir an bana baktı.

Sonra gülümsedi.

— Ben hiçbir şey söylemedim.

— İyi.

— Ama sen söyledin.

Cevap vermedim.

Çünkü sahneden inen Defne, o sırada yeniden gözlerime bakmıştı.

Ve kalabalığın arasından geçerken, bana doğru hafifçe gülümsediğini görmüştüm.

Programın ilk bölümü bittikten sonra davetlilere kısa bir ara verildi.

Efe, Derin'i bulmak için organizasyon ekibinin bulunduğu tarafa gitti. Ben ise salondaki kitap masalarının önünde durup sergilenen çalışmalara baktım.

Çocukların çizdiği resimlerden biri dikkatimi çekti.

Mavi bir gökyüzü, sarı bir güneş ve el ele tutuşan üç insan…

Resmin altına, titrek harflerle bir cümle yazılmıştı:

Büyüyünce herkesin mutlu olmasını sağlayacağım.

Resmi birkaç saniye inceledim.

Çocuğun kim olduğunu bilmiyordum. Kaç yaşındaydı, nerede yaşıyordu, ailesinin şartları nasıldı; hiçbir fikrim yoktu.

Ama o cümlede, insanın büyüdükçe kaybetmemesi gereken bir şey vardı.

İnanç.

Dünyanın bütün sorunlarını çözemeyeceğini bilmeden, yine de herkesin mutlu olmasını istemek…

Belki de insanın içindeki en temiz duygulardan biri buydu.

— Güzel, değil mi?

Arkamdan gelen sesle döndüm.

Defne yanımda duruyordu.

Bu kez sahne kıyafetlerinin içinde değildi. Elinde bir bardak su vardı. Yüzünde, kalabalığın içinde uzun süre bulunmuş insanların taşıdığı hafif bir yorgunluk seziliyordu.

— Evet, dedim. Özellikle yazdığı cümle.

Defne resme baktı.

— Ben de en çok onu sevdim. Bütün çocuklar böyle düşünebilmeli. Büyüdüklerinde de bu duygularını tamamen kaybetmeseler keşke.

— İnsan büyüdükçe dünyayı daha karmaşık görüyor.

— Belki. Ama karmaşık olması, güzel şeyler yapamayacağımız anlamına gelmiyor.

Ona döndüm.

— Haklısınız.

Defne kaşlarını hafifçe kaldırdı.

— Bu kadar kolay mı?

— Ne?

— Benimle aynı fikirde olmanız.

— Aynı fikirdeysem neden itiraz edeyim?

Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.

— Güzel. En azından gereksiz yere tartışmayı sevmiyorsunuz.

— Gereksiz tartışmayı kim sever?

— Şaşırırsınız. Bazı insanlar yalnızca haklı çıkmak için tartışıyor.

— O zaman haklı çıkmak için yanlış insanlarla tartışıyorlardır.

Defne kısa bir kahkaha attı.

Bu kez gülüşü, sahnedeki ölçülü gülümsemesinden farklıydı. Daha özgür, daha doğaldı.

Bir an onu izlediğimi fark ettim.

Bakışlarımın üzerinde olduğunu anlamış olmalıydı. Çünkü gülümsemesi yavaşça azaldı ama gözlerindeki sıcaklık kaybolmadı.

— Bir şey mi oldu? diye sordu.

— Hayır.

— Emin misiniz?

— Evet.

Başını hafifçe yana eğdi.

— Siz her zaman bu kadar kısa cevaplar mı veriyorsunuz?

— Genellikle.

— Bunu daha önce de fark ettim.

— Ben de sizin çok soru sorduğunuzu fark ettim.

Defne güldü.

— Haklısınız. Mesleğim yüzünden olabilir. İnsanlara soru sormaya alışığım.

— Avukat olan kardeşiniz.

— Ben şarkıcıyım, dedi. Ama merak etmeyin, gerektiğinde ben de sorguya çekebilirim.

Bu kez ben de güldüm.

Defne'nin yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi. Ardından gözlerini kıstı.

— Demek gerçekten gülüyorsunuz.

— Bunun için özel bir izin almam gerekiyor mu?

— Hayır. Sadece ilk kez gördüğüm için şaşırdım.

— Belki de ilk kez yeterince komik bir şey söylediniz.

Defne elini göğsüne götürdü.

— Bu biraz acımasızdı, Ali Bey.

— Gerçekçi olmaya çalışıyorum.

— O hâlde ben de gerçekçi olayım. Sizinle konuşmanın düşündüğümden daha kolay olduğunu kabul etmeliyim.

Bu cümleyi söylerken yüzünde içten bir ifade vardı.

Ben de ona aynı açıklıkla karşılık verdim.

— Ben de sizinle konuşmanın zor olacağını düşünmüştüm.

Defne kaşlarını kaldırdı.

— Neden?

Bir an duraksadım.

Çünkü bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyordum.

Sahnede gördüğüm bir kadını, birkaç kısa karşılaşmanın ardından zihnimde bir yere yerleştirmiştim. Onunla konuşmadan önce, ne söyleyeceğini, nasıl davranacağını ya da nasıl biri olduğunu tahmin etmeye çalışmıştım.

Şimdi ise karşımda duruyordu.

Ve tahmin ettiğimden çok daha doğaldı.

— Tanımadığım insanlarla konuşmakta çok iyi olduğum söylenemez, dedim sonunda.

Defne'nin yüzündeki ifade yumuşadı.

— Bence bu kötü bir şey değil. Herkesin herkese hemen açılması gerekmiyor.

— Siz insanlara kolay açılır mısınız?

Bir an düşündü.

— Hayır. Ama insanlara fırsat vermeyi severim.

Bu cevap, beklediğimden daha fazla aklımda kaldı.

Defne elindeki su bardağından küçük bir yudum aldı.

— Bu arada, dün Derin size ulaşmış. Umarım sizi rahatsız etmemiştir.

— Hayır. Yardımcı olabildiysem ne mutlu.

— Derin bazen her şeyi tek başına halletmeye çalışır. Bir konuda desteğe ihtiyacı olduğunda bile önce kendi başına çözmeye uğraşır.

— Efe de öyle değil, dedim. O da bazen yapamayacağı şeyleri bile yapabileceğini iddia eder.

Defne güldü.

— O zaman ikizlerinizin ortak noktaları var.

— Bence de.

Bir süre sessiz kaldık.

Bu sessizlik rahatsız edici değildi.

İkimiz de konuşmak zorunda hissetmiyorduk. Salondaki sesler uzaktan geliyordu. İnsanlar masaların etrafında dolaşıyor, gönüllüler birbirlerine bir şeyler anlatıyor, çocukların sesleri arada bir yükseliyordu.

Defne yeniden resme baktı.

— Buraya geldiğiniz için gerçekten sevindim, Ali Bey.

Bu kez aynı cümleyi daha önce de duyduğum için şaşırmadım.

Ama yine de içimde bir şeyin yer değiştirdiğini hissettim.

— Ben de geldiğime sevindim, dedim.

Defne bana döndü.

Gözleri bir an gözlerimde kaldı.

Sonra gülümsedi.

— Güzel. O zaman umarım programın devamını da beğenirsiniz.

— Eminim beğenirim.

Tam o sırada organizasyon ekibinden biri yanımıza geldi.

— Defne Hanım, sizi hazırlık odasında bekliyorlar. Bir sonraki bölüm için birkaç ayrıntıyı konuşmamız gerekiyor.

Defne başını salladı.

— Tabii, hemen geliyorum.

Ardından bana döndü.

— Sonra görüşürüz.

— Görüşürüz.

Defne görevlinin peşinden uzaklaştı.

Ben bir süre arkasından baktım.

Sonra gözlerimi yeniden resme çevirdim.

Çocuğun cümlesi hâlâ oradaydı.

Büyüyünce herkesin mutlu olmasını sağlayacağım.

Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Belki de bazı insanlar, hayatınıza girmeden önce size kendinizle ilgili bir şey hatırlatırdı.

Defne bana henüz hiçbir şey vaat etmemişti.

Bana özel bir ilgi gösterdiğini söylemek için de elimde yeterli bir neden yoktu.

Ama onunla konuşurken, uzun zamandır alışık olmadığım bir şey yaşamıştım.

Kendimi açıklamak zorunda hissetmemiştim.

Sessizliğimi savunmam gerekmemişti.

Ve en önemlisi, onun yanında susmakla konuşmak arasında seçim yaparken kendimi zorlamamıştım.

Belki de onu yeniden görmek istememin nedeni buydu.

Henüz adını koyamadığım bir rahatlık.

Belki merak.

Belki yalnızca başlangıç.

Etkinlik akşama doğru devam etti.

Defne sahneye yeniden çıkarak kendi yazdığı şarkılardan birini seslendirdi. Şarkı, çocukluk hayallerini ve insanın büyüdükçe kaybettiği umutları anlatıyordu.

Salondaki insanlar sessizce dinledi.

Ben de dinledim.

Bu kez sesini ilk duyduğum konser gecesindeki gibi yabancı bir gözle izlemiyordum. Şarkının sözlerini, az önce yaptığımız konuşmayla birlikte düşünüyordum.

Belki de bir insanın sesini farklı kılan, yalnızca güzel söylemesi değildi.

Bazen söylediği şeyin ardında ne olduğunu merak ederdin.

Şarkı bittiğinde alkışlar yükseldi.

Defne başını hafifçe eğerek dinleyicileri selamladı.

Sahnenin kenarına doğru ilerlerken bakışları bir an bana çevrildi.

Bu kez göz göze geldiğimizde ikimiz de gülümsedik.

Aramızda büyük bir şey yaşanmamıştı.

Birbirimize söz vermemiştik.

Birbirimizin hayatını değiştirecek bir konuşma da yapmamıştık.

Ama artık karşılaştığımızda birbirimizi tanıyorduk.

Bazen başlangıç için bu kadarı yeterdi.

Program sona erdiğinde davetliler yavaş yavaş salondan ayrılmaya başladı.

Efe, Derin'e yardım etmek için organizasyon ekibinin yanında kalmıştı. Ben de çıkışa yakın bir yerde onu bekliyordum.

Bir süre sonra Defne yanıma geldi.

— Gidecek misiniz?

— Evet. Efe'yi bekliyorum.

Defne başını salladı.

— Derin de birazdan gelir. Efe ona yardım ediyor.

— Biliyorum.

Kısa bir sessizlik oldu.

Defne ellerini önünde birleştirdi.

— Bugün geldiğiniz için tekrar teşekkür ederim.

— Rica ederim. Güzel bir etkinlikti.

— Bunu duymak güzel.

Bir an tereddüt etti. Ardından bana baktı.

— Ali Bey, size bir şey sorabilir miyim?

— Elbette.

— Sizi burada görmek beni şaşırttı. Yani… Böyle etkinliklere sık sık katılır mısınız?

Sorunun arkasında ne olduğunu anlamaya çalıştım.

— Çok sık değil. Ama fırsat buldukça destek olmaya çalışırım.

Defne başını salladı.

— Güzel. Bence insanların birbirine destek olması önemli. Özellikle de bunu kimse görmese bile yapabilmeleri.

— Her şeyin görülmesi gerekmiyor.

Defne'nin gözlerinde belli belirsiz bir ifade oluştu.

— Keşke herkes böyle düşünse.

Sonra gülümsedi.

— Sizinle konuşmak güzeldi.

Bu cümleyi duyduğumda, cevap vermeden önce kısa bir an durdum.

Çünkü bu kez yalnızca nezaket gereği söylenmiş bir cümle gibi gelmemişti.

Yine de aceleyle anlam yüklemek istemedim.

— Benim için de güzeldi, dedim.

Defne başını hafifçe eğdi.

— O zaman umarım bir gün yeniden karşılaşırız.

İçimdeki düşünceler bir an sessizleşti.

Bu, şimdiye kadar duyduğum en açık cümleydi.

Ama yine de bir davet değildi.

Bir söz değildi.

Yalnızca bir ihtimaldi.

Ben de ona aynı açıklıkla karşılık verdim.

— Umarım.

Defne gülümsedi.

Ardından organizasyon ekibinden birinin seslenmesi üzerine başını çevirdi.

— Gitmem gerekiyor. İyi akşamlar, Ali Bey.

— İyi akşamlar, Defne Hanım.

Uzaklaşırken arkasından bakmadım.

En azından hemen bakmadım.

Önce çıkışa yöneldim, montumu düzelttim ve telefonumu cebime koydum.

Sonra istemsizce başımı çevirdim.

Defne, salondaki bir görevliyle konuşuyordu. Bir şey anlatırken ellerini hafifçe hareket ettiriyor, arada bir gülümsüyordu.

Kendi dünyasına geri dönmüştü.

Benim de kendi dünyama dönmem gerekiyordu.

Ama artık bir fark vardı.

Bu kez onu yeniden görmek, yalnızca benim aklımdaki belirsiz bir düşünce değildi.

O da yeniden karşılaşmamızı umduğunu söylemişti.

Küçük bir cümleydi.

Belki yarın unutulup gidecekti.

Belki de zamanla başka bir anlam kazanacaktı.

Bunu henüz bilmiyordum.

Arabaya bindiğimizde Efe'nin yüzünde alışılmadık bir memnuniyet vardı.

— Güzel bir gündü, dedi.

— Evet.

— Etkinlik güzeldi. Derin'le konuştuk. Bir sürü şey öğrendim.

— Ne öğrendin?

— Hukuk bürosunda çalışmayan birinin hukuk bürosuyla ilgili konuşmaması gerektiğini.

— Bu, gerçekten önemli bir gelişme.

Efe güldü.

Bir süre sonra bana yan gözle baktı.

— Sen de Defne'yle konuşmuşsun.

— Evet.

— Güzel miydi?

— Konuşmak mı?

— Hayır, Ali. Hava durumu. Tabii ki konuşmak!

Başımı iki yana salladım.

— Efe, her şeyi anlatmak zorunda değilim.

— Anlatmak zorunda değilsin. Ama istersen dinlerim.

Bu kez sesinde şaka yoktu.

Ona döndüm.

Efe gözlerini yoldan ayırmadan devam etti.

— Ben senin mutlu olmanı istiyorum, kardeşim. Hepsi bu. Bunun Defne'yle ilgisi olmak zorunda değil. Başka biri olur, kimse olmaz… Umurumda değil. Yeter ki hayatını yalnızca görevlerden ibaret sanma.

Boğazımda bir şey düğümlenmiş gibi hissettim.

Efe'ye böyle şeyler söylemek kolay gelmezdi. Genellikle sevgisini şakalarının arkasına saklardı. Ama bazen, hiç beklemediğim bir anda, içindeki en gerçek düşünceyi ortaya koyardı.

— Biliyorum, dedim.

Efe başını hafifçe salladı.

— Güzel.

Bir süre sonra radyonun sesini açtı.

Konuşma orada bitti.

Ama içimde bıraktığı düşünce benimle kaldı.

Hayatımı yalnızca görevlerden ibaret sanmamalıydım.

Bunu uzun zamandır biliyordum.

Belki de yalnızca uygulamayı unutmuştum.

O gece eve geldiğimde odama geçip pencerenin önünde durdum.

Şehir ışıkları uzakta parlıyordu. Günün yorgunluğu üzerime çökmüştü ama zihnim hâlâ sakindi.

Defne'yle yaptığımız konuşmayı düşündüm.

Onun meraklı olduğunu söyleyişini…

İnsanlara fırsat vermeyi sevdiğini anlatışını…

Birbirimize veda ederken kurduğu son cümleyi…

Umarım bir gün yeniden karşılaşırız.

Ben de bunu istiyordum.

İlk kez, bu düşünceyi kendimden saklamaya çalışmadım.

Onu tanımak istiyordum.

Sahnedeki kadının arkasındaki insanı… Kalabalıkların arasında nasıl hissettiğini, yorulduğunda ne yaptığını, onu gerçekten neyin mutlu ettiğini…

Bir şarkıyı yazarken aklından neler geçtiğini…

Belki de bütün bunların hiçbirini öğrenemeyecektim.

Belki birkaç karşılaşmadan sonra yollarımız ayrılacaktı.

Bunu da kabul edebilirdim.

Çünkü birini tanımak istemek, onun hayatında yerin olacağını garanti etmezdi.

Bazen yalnızca bir kapının önünde durur, içeride seni neyin beklediğini bilmeden karar vermen gerekirdi.

O kapıyı zorla açamazdın.

Ama açılmasına izin verebilirdin.

Telefonumu elime aldım.

Ekranda yeni bir mesaj yoktu.

Defne'nin numarası hâlâ telefonumda kayıtlı değildi. Onunla doğrudan iletişim kurmamı sağlayacak bir yolum da yoktu.

Bunun değişmesi için acele etmeyecektim.

Bir gün yeniden karşılaşırsak konuşurduk.

Karşılaşmazsak da hayat devam ederdi.

Bu kadar basitti.

Yatağa uzandım ve ışığı kapattım.

Gözlerimi kapatırken yüzümde belli belirsiz bir gülümseme vardı.

Çünkü haftalardır ilk kez, hayatımın düzenini bozacak bir şeyden korkmak yerine, o düzenin içinde yeni bir şeye yer açmayı düşünüyordum.

Defne Yılmaz'ı yeniden görmek istiyordum.

Bu kez kendime başka bir açıklama sunmadım.

Ne görev dedim, ne tesadüf, ne de merak.

Yalnızca gerçeği kabul ettim.

Henüz ona âşık değildim.

Onu tanımıyordum bile.

Ama hikâyemizin burada bitmesini istemiyordum.

Ve bazen, bir başlangıç için gereken tek şey buydu.

Bir insanı sevmek değil… onu tanımaya devam etmek istemek.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18