Bölüm 3

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 3

Cumartesi, saat 17.42.

Telefonum üçüncü kez çaldığında elimdeki saati bileğime takıyordum.

Ekranda Efe'nin adı belirdi.

Aramayı açtım.

“Efendim?”

“Hazır mısın?”

“Hayır.”

“Ne demek hayır?”

“Daha evden çıkmadım.”

“Ali, saat altıya geliyor!”

Saatime baktım.

“On yedi kırk iki.”

“Biliyorum saatin kaç olduğunu. İnsan kardeşini beklerken zamanın nasıl geçtiğini öğreniyor.”

“Senin için de iyi bir deneyim.”

“Bak, akşam akşam sinirlerimi bozma. Yarım saat içinde kapındayım.”

“Gelme. Kendim giderim.”

“Olmaz. Birlikte gideceğiz.”

“Efe.”

“Ali.”

Birbirimize isimlerimizle hitap ederek birkaç saniye sessiz kaldık.

Sonunda telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.

“Yarım saat sonra görüşürüz.”

“İşte benim kardeşim!”

Arama kapandı.

Başımı iki yana salladım.

Bu akşam evde kalıp dinlenmek yerine neden bir konsere gitmeyi kabul ettiğimi hâlâ tam olarak bilmiyordum. Belki Efe'yi kıramamıştım. Belki de son haftalarda iş dışında hiçbir şey yapmadığımı fark etmiştim.

Her neyse.

Kararımı vermiştim.

Üzerime koyu renk bir gömlek, siyah pantolon ve siyah bir ceket giydim. Saçlarımı elimle düzelttim. Sakallarımı izinli olduğum için tamamen kesmek yerine kısa bıraktım.

Aynada kendime son bir kez baktım.

Askerî görevde olmadığım bir akşam için yeterince düzgündüm.

Daha fazlasına gerek yoktu.

Saat 18.13'te kapı çaldı.

Açtığımda Efe karşımdaydı.

Siyah bir gömlek giymiş, saçlarını şekillendirmiş, yüzüne de sanki dünyadaki bütün sorunları çözmüş gibi bir gülümseme yerleştirmişti.

Beni baştan aşağı süzdü.

“Vay be.”

“Ne var?”

“İnsan içine çıkabiliyormuşsun.”

Kapıyı kapatmadan önce ona baktım.

“Eve dön.”

Kahkaha atarak içeri girdi.

“Şaka yapıyorum! Gayet iyi görünüyorsun.”

“Sen de susmayı öğrenirsen iyi görünebilirsin.”

“Benim karizmam konuşmamdan geliyor.”

“Karizmanın ne olduğunu araştırmanı öneririm.”

Efe elini göğsüne götürüp yaralanmış gibi yaptı.

“Böyle bir kardeş düşman başına.”

Anahtarlarımı aldım.

“Gidelim.”

“İşte bu!”

Merdivenlerden inerken konuşmaya devam etti.

“Bu arada, Defne'nin son albümünü dinledin mi?”

“Hayır.”

“Bir şarkısını bile mi?”

“Radyoda duymuş olabilirim.”

“İnanılmazsın. Adam ülkenin en popüler kadın şarkıcılarından birini tanımıyor.”

“Tanıyorum. İsmini biliyorum.”

“Bu, bir insanı tanımak değil.”

“Sen tanıyor musun?”

Efe sustu.

Bir kat indik.

Sonra başını bana çevirdi.

“Tanımıyorum ama tanışmaya açığım.”

“Tabii.”

“Ne demek tabii?”

“Hiç.”

Yine güldü.

O akşam Efe'nin neşesinin neden bu kadar yerinde olduğunu anlamaya çalışmadım. Bazı şeyleri anlamak için insanın soru sormasına gerek yoktu.

Kardeşim dışarı çıkmayı seviyor, insanlarla tanışmaktan hoşlanıyor ve hayatın önüne çıkardığı fırsatları değerlendirmek istiyordu.

Benim aksime.

Belki de bu yüzden birbirimizi tamamlıyorduk.

Konser alanına yaklaştığımızda trafik yoğunlaşmıştı.

Organizasyon, Ankara'daki büyük etkinlik alanlarından birinde düzenleniyordu. Çevredeki yollar kalabalıktı. İnsanlar gruplar hâlinde yürüyordu; bazıları ellerinde biletleriyle girişe ilerliyor, bazıları arkadaşlarını bekliyordu.

Aracımızı park ettikten sonra kalabalığa karıştık.

İlk dikkatimi çeken şey insan sayısı oldu.

Beklediğimden fazlaydı.

Gençler, aileler, arkadaş grupları…

Birçoğunun üzerinde Defne Yılmaz'ın adının yazılı olduğu tişörtler vardı. Bazıları ellerinde küçük pankartlar taşıyordu. Birkaç kişi telefonlarıyla video çekiyor, heyecanla birbirlerine bir şeyler anlatıyordu.

Efe çevresine bakındı.

“Nasıl ama?”

“Kalabalık.”

“Ali, senin heyecan ölçerin bozuk olabilir mi?”

“Gayet iyi çalışıyor.”

“Şu an ne hissediyorsun?”

“Bir an önce içeri girmek istiyorum.”

Efe kahkaha attı.

“Bunu da heyecan sayalım.”

Girişte biletlerimizi kontrol ettirdik. Ardından görevlilerin yönlendirmesiyle konser alanına geçtik.

Sahne oldukça büyüktü. Işık sistemleri hazırlanmış, müzisyenlerin ekipmanları yerleştirilmişti. Kalabalık giderek artıyordu.

Biz de kendimize uygun bir yer bulduk.

Efe etrafı incelerken telefonunu çıkardı.

“Bir fotoğraf çekelim.”

“Hayır.”

“Daha fotoğrafın ne olduğunu söylemedim.”

“Cevabım değişmeyecek.”

“Bir tane. Hatıra olsun.”

“Efe.”

“Peki. Sen istemiyorsan ben çekerim.”

Telefonunu kaldırıp kendi fotoğrafını çekti.

Sonra ekranı bana gösterdi.

“Nasıl?”

“Güzel.”

“Gerçekten mi?”

“Hayır.”

Bana ters ters baktı.

“Bir gün senden intikam alacağım.”

“Bekliyorum.”

Tam o sırada sahnenin ışıkları değişti.

Kalabalığın içinden yükselen sesler bir anda arttı.

İnsanlar telefonlarını havaya kaldırdı.

Efe doğruldu.

“Başlıyor!”

Sahneye önce müzisyenler çıktı. Ardından ışıklar bir kez daha değişti ve sunucunun sesi duyuldu.

“Ankara, bu akşam hazır mıyız?”

Kalabalık çığlıklarla karşılık verdi.

Sunucu birkaç cümle daha söyledikten sonra mikrofonunu sahnenin diğer tarafına çevirdi.

“Karşınızda… Defne Yılmaz!”

Kalabalık adeta yerinden koptu.

Ve sonra onu gördüm.

Defne, sahnenin arkasından yürüyerek ışıkların altına çıktı.

Üzerinde koyu mürdüm tonlarında, zarif kesimli uzun bir elbise vardı. Uzun, koyu kestane rengi saçları omuzlarından aşağı dalgalar hâlinde dökülüyordu. Makyajı abartılı değildi. Yüzünde sakin bir ifade vardı.

Kalabalığın büyüklüğüne, yükselen seslere ve yüzlerce telefonun kendisine çevrilmiş olmasına rağmen telaşlı görünmüyordu.

Sahnenin ortasında durdu.

Gülümsedi.

Sonra mikrofonu dudaklarına yaklaştırdı.

“İyi akşamlar, Ankara.”

Sesi beklediğimden daha yumuşaktı.

Kalabalığın alkışları yeniden yükseldi.

Defne başını hafifçe eğerek selam verdi.

“Burada olmak benim için çok güzel. Bu akşam hep birlikte şarkılar söyleyelim, olur mu?”

İnsanlar hep bir ağızdan cevap verdi.

Efe bana doğru eğildi.

“Şimdi anladın mı neden gelmek istediğimi?”

Gözlerimi sahneden ayırmadan cevap verdim.

“Senin neden geldiğini zaten biliyorum.”

“Peki, sen neden geldin?”

Bu kez ona baktım.

“Seninle tartışmak için.”

Efe güldü.

Ama ben bakışlarımı yeniden sahneye çevirdiğimde Defne ilk şarkısına başlamıştı.

Ve bir süre sonra kalabalığın sesleri benim için arka planda kaldı.

Sesi güçlüydü ama gösterişli olmaya çalışmıyordu. Şarkıyı söylerken gözlerini zaman zaman kapatıyor, bazı kelimelerde yüzündeki ifade değişiyordu.

İnsanların alkışladığı, telefonlarıyla kaydettiği kadının sahnede başka bir tarafı vardı.

Dışarıdan sakin görünüyordu.

Ama şarkıyı söylerken, her kelimeye ayrı bir anlam veriyor gibiydi.

Şarkı bittiğinde kalabalık yeniden alkışladı.

Defne gülümsedi.

“Çok teşekkür ederim.”

Ardından ikinci şarkısına geçti.

Ben normalde birini izlerken bu kadar uzun süre dikkatimi aynı noktada tutmazdım.

Ama o akşam gözlerim sık sık sahneye dönüyordu.

Bunun sebebini kendime açıklamak için uğraşmadım.

Henüz.

Konserin ilk bölümü sona erdiğinde kısa bir ara verildi.

Kalabalığın bir kısmı içecek almak için ayrıldı. Bazıları yerinde kalıp arkadaşlarıyla konuşmaya başladı.

Efe telefonuna bakıyordu.

“Bir şey alalım mı?” diye sordu.

“Su olabilir.”

“Başka?”

“Hayır.”

“İnsan biraz eğlenmek için gelir.”

“Ben geldim.”

Efe gözlerini devirdi.

“Seninle bir daha hiçbir yere gelmeyeceğim.”

“Güzel.”

“Ciddiyim.”

“Tamam.”

“Ali, beni dinliyor musun?”

“Evet.”

“Ne dedim?”

“Bir daha benimle hiçbir yere gelmeyeceğini.”

Bir an yüzüme baktı.

Sonra başını iki yana salladı.

“İnanılmazsın.”

Su almak için yakındaki standa doğru yürüdü.

Ben de kalabalığın biraz daha seyrek olduğu bir noktada beklemeye başladım.

Telefonumu çıkardım. Birkaç bildirim vardı. Hızlıca gözden geçirdim.

Tam ekranı kapatacakken arkamdan bir ses duydum.

“Pardon, geçebilir miyim?”

Kadın sesi.

Sakin, nazik ve biraz aceleci.

Bir adım kenara çekildim.

“Buyurun.”

Arkamı döndüğümde onu gördüm.

Defne Yılmaz.

Sahnedeki uzun elbisesinin üzerine ince, açık renkli bir ceket giymişti. Saçları omuzlarına dökülüyordu. Yanında bir organizasyon görevlisi vardı. Birkaç metre ileride iki görevli daha duruyordu.

Muhtemelen sahne arkasına dönüyordu.

Başını bana doğru çevirdi.

“Teşekkür ederim.”

Göz göze geldik.

Çok kısa bir an.

Belki bir saniye.

Belki daha az.

Ama o an, etrafımızdaki kalabalığın sesini duymadığımı fark ettim.

Ela gözleri yakından daha belirgindi. Yüzünde sahnedeki o ölçülü gülümsemeden farklı, daha doğal bir ifade vardı.

Beni tanımıyordu.

Tanıması için de bir sebep yoktu.

Ben de onun karşısında ne söyleyeceğini şaşıran insanlardan biri değildim.

En azından kendimi öyle biliyordum.

Başımı hafifçe eğdim.

“Rica ederim.”

Defne yoluna devam edecekti ki arkasındaki görevli bir şey söyledi.

“Defne Hanım, beş dakika içinde hazır olmamız gerekiyor.”

Defne başını çevirip cevap verdi.

“Tamam, hemen geliyorum.”

Sonra yeniden bana baktı.

Bu kez bakışlarında belli belirsiz bir merak vardı.

Belki yalnızca yolundan çekildiğim için teşekkür etmek istiyordu.

Belki de yüzümün bir yerden tanıdık geldiğini düşünmüştü.

Bilmiyordum.

“İyi akşamlar,” dedi.

“Size de.”

Ardından uzaklaştı.

Ben olduğum yerde kaldım.

Birkaç saniye sonra telefonumun ekranının hâlâ açık olduğunu fark ettim.

Ekranı kapattım.

Derin bir nefes aldım.

Alt tarafı bir kadındı.

Bunu kendi kendime söylememin neden gerekli olduğunu bilmiyordum.

Üstelik bu, hayatımda ilk kez bir kadınla göz göze gelişim değildi.

Ama o an, karşılaşmamızın tuhaf bir şekilde aklımda kalacağını hissetmiştim.

Tam o sırada Efe yanıma geldi.

Elinde iki şişe su vardı.

Birini bana uzattı.

“Al.”

Şişeyi aldım.

Efe yüzüme baktı.

Sonra arkamdaki koridora.

Sonra tekrar yüzüme.

Kaşlarını kaldırdı.

“Ne oldu?”

“Hiçbir şey.”

“Bir şey olmuş.”

“Olmamış.”

Efe'nin dudaklarının kenarı kıvrıldı.

“Senin yüzünde bir şey olduğunda genellikle hiçbir şey olmamış oluyor.”

Şişenin kapağını açtım.

“Saçmalama.”

“Kimdi?”

Başımı ona çevirdim.

“Kim kimdi?”

“Az önce konuştuğun kadın.”

“Konuşmadım. Yol verdim.”

“Tabii. İnsanlar artık yol vermek için birbirlerinin gözlerinin içine bakıyor.”

“Efe.”

“Tamam, tamam.”

Ama susmadı.

Bir adım yaklaşıp sesini alçalttı.

“Güzel miydi bari?”

Ona öyle bir baktım ki başka biri olsa sorusunu geri alırdı.

Efe ise güldü.

“Cevap vermemene göre güzeldi.”

“Senin bir işin yok mu?”

“Var. Kardeşimin hayatında tarihî bir olay yaşanıyor, onu inceliyorum.”

“Efe, yemin ederim—”

“Tamam! Sustuk.”

İki elini havaya kaldırdı.

Sonra birkaç saniye sonra ekledi:

“Bu arada, kadın Defne'ydi.”

Şişeyi dudaklarıma götürdüm.

“Fark ettim.”

Efe'nin gözleri büyüdü.

“Sen Defne'yle konuştun mu?”

“Hayır.”

“Az önce konuştuğunu söyledin.”

“İki kelime.”

“İki kelime de konuşmaktır, Ali.”

Gözlerimi kapatıp bir an sabrettim.

“Konserin ikinci kısmı başlıyor. Önüne dön.”

Efe güldü.

“Peki, Yüzbaşım.”

Sahne ışıkları yeniden yandı.

Kalabalık hareketlendi.

Defne birkaç dakika sonra sahneye döndüğünde herkes yeniden alkışlamaya başladı.

Ben de başımı kaldırıp sahneye baktım.

O sırada Defne mikrofonu eline aldı.

“Bir sonraki şarkım…” dedi ve kısa bir süre durdu.

“Bazen hayatımıza birileri girer. Onları tanımayız, hikâyelerini bilmeyiz. Ama nedense, varlıkları aklımızda kalır.”

Kalabalıktan birkaç kişi bağırdı.

Defne gülümsedi.

“Bu şarkı, henüz tanışmadığımız insanlara…”

Müzik başladı.

Ben elimdeki su şişesini yavaşça indirdim.

Henüz tanışmadığımız insanlara.

Cümle zihnimde bir kez daha yankılandı.

Saçmalıktı.

Beni tanımıyordu.

Ben de onu tanımıyordum.

Birbirimizin hayatında hiçbir yerimiz yoktu.

O, ışıkların altında şarkı söyleyen bir kadındı.

Ben ise kalabalığın içinde, kendi dünyasına dönmek için konserin bitmesini bekleyen bir asker.

Aramızdaki tek bağ, birkaç dakika önce birbirimize söylediğimiz iki basit cümleydi.

Ama hayatın garip bir tarafı vardı.

İnsan bazen henüz hiçbir şey yaşamamışken, bir şeylerin başlayabileceğini hissediyordu.

Ben o hissi görmezden gelmeye çalıştım.

Başımı kaldırıp sahneyi izlemeye devam ettim.

Ve o gece, Defne Yılmaz'ın söylediği şarkının sözlerini hatırlamayı beklemiyordum.

Ama eve döndüğümde, aklımda kalan ilk şey sesiydi.

İkinci şey, ela gözleriydi.

Üçüncüsü ise kendime itiraf etmek istemediğim bir düşünceydi:

Onu yeniden görmek istiyordum.

Devam edecek…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18