27. bölüm · Umut'un şarkısı

Yarım metre

Lunette ~

Ertesi sabah Leo onu almaya geldi. Sokağın başında bekledi; Umut dışarı çıktığında hiç konuşmadan yan yana yürümeye başladılar. Aralarındaki sessizlik ürkütücü değildi bu kez. Sanki ikisinin de kelimelere ihtiyacı kalmamış gibiydi.

Stüdyo sessizdi, ama bu sessizlik bile kalabalıktı. Jade kapının yanında çantasını karıştırıyordu, Noah içeride kablolarla uğraşıyordu. Umut ve Leo birlikte içeri girince Jade başını kaldırdı, kaşları hafifçe çatıldı.İkisinin arasında bir şeyler vardı. Sessiz, dikkatli, gizli… ama oradaydı.

Umut çantasını yere bırakıp bir köşeye oturdu. Defterini çıkardı, birkaç sayfa çevirdi. Leo yanına yaklaştı, eğilip deftere baktı. Sayfanın ortasında el yazısıyla yazılmış tek bir cümle vardı:

“Sustuğum her şey, sesimden daha çok şey anlatıyor.”

Leo cümleyi okurken içini çeken bir şeyler oldu. Umut’a döndü, yutkundu.“Bu çok… sen gibi,” dedi.

Umut başını kaldırmadan, dalgın bir sesle:“Ben kimim artık, onu bile bilmiyorum.”

Leo’nun gözleri onun yüzünde kaldı. Bir şey demedi. Ama gözlerinde belli belirsiz bir “üzülme” vardı.

Noah seslendi:

“Yeni şarkıyı çalıyor muyuz bugün?”Jade araya girdi:

“Ya da önce şu sözleri dinlesek?”

Umut başını salladı. Leo, gitarını eline aldı. Umut sözleri mırıldanırken Leo yavaşça eşlik etmeye başladı. Şarkı bitince stüdyoda kimse konuşmadı. Jade hafifçe başını eğmişti, gözleri Umut’un üzerindeydi. Sanki onun bir duvarın arkasından seslendiğini duyuyordu.
Leo gitarı bıraktıktan sonra Umut’un yanına oturdu. Yakın ama değmeden. Umut hâlâ deftere bakıyordu.

“Söylemek zorunda değilsin,” dedi Umut.Ama sesi öyle titriyordu ki, aslında “söyle” demekti bu.

Leo başını ona çevirdi.

“Ben… bazı şeyleri ilk kez seninle hissediyorum. Ama söylemeye çalıştıkça elim ayağım dolaşıyor.”

“Çünkü korkuyorsun,” dedi Umut, gözlerini kaçırarak.

“Sadece hissetmek kolay. Ama hissettiğini söylemek… seni çıplak bırakır.”

Leo bu kez hiç tereddüt etmedi.“Ben zaten çıplağım senin önünde. Sadece hâlâ neyi nereme sakladığımı bilmiyorum.”

Umut derin bir nefes aldı.Sonra, yavaşça söyledi:

“Beni bu kadar sevme Leo. Korkuyorum.”

Leo yaklaştı, parmakları Umut’un eline hafifçe değdi.

“Ben de korkuyorum. Ama bu korku… seni sevmemek kadar acıtmıyor.”

Umut’un gözleri doldu. Ama bu kez ağlamadı.Sadece elini Leo’nun eline bıraktı.Bütün kelimeler, nihayet anlam bulmuş gibiydi.

Leo, son cümlesini söyledikten sonra bir süre daha o stüdyo koltuğunda oturdu. Umut’un elini hâlâ hafifçe tutuyordu ama sıkmamıştı. Sanki bir şeyi zorlarsa her şey kırılacak gibiydi. O anın sessizliği içinde, birlikte nefes alıyorlardı. Aynı odada, aynı şarkının içinde, ama hâlâ iki ayrı kararsızlık gibi.

Sonunda Jade, biraz öksürerek sessizliği böldü.

“Ben biraz hava alacağım.”

Ardından Noah da kulaklıklarını çıkarıp,

“Ben de dışarıdan bir şeyler alayım,” deyince Leo ayağa kalktı.

“Ben seninle geleyim,” dedi Noah’a.

Leo ve Noah kapıdan çıktığında odada sadece Umut ve Jade kalmıştı. Umut başını eğmiş, defterine bakıyordu ama satırları okumuyordu. Jade ise bir süre hiçbir şey demeden onu izledi.

Sonra sandalyesini hafifçe çekti ve daha yakın oturdu.

“Ne zamandır böyle?”

Umut gözlerini kaldırmadı. “Ney?”

“Bilmiyormuş gibi yapma. Aranızda bir şey var. Ya da neredeyse var. Ve sen… her zamanki gibi kaçıyorsun.”

Umut dudaklarını ısırdı. Boğazına bir şey düğümlendi ama konuşmadı.Jade yumuşadı, tonu daha sakinleşti.

“Ben senin yerinde olsam… belki ben de korkardım. Ama Leo’ya bakınca gözlerinde her şey var. Kızgınlık, pişmanlık, inat… ve sen.”

Umut başını kaldırdı, gözleri hafif doluydu.

“Beni bırakan birine nasıl güveneyim Jade? O gün… hiçbir şey söylemeden sırtını döndü. Şimdi gelip ‘susmayacağım’ diyor. Ama ya yine susarsa?”

Jade hafifçe gülümsedi.

“Susabilir. İnsanlar bazen korkudan susar. Ama bu kez seni bırakırsa, en çok kendine zarar verir. Ve bunu artık o da biliyor.”

Umut gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı.“Ben… ona alıştım. Ama alışmak, sevmek değil. Ve ben ne hissettiğimi bilmiyorum.”

“Biliyorsun. Sadece adı koyulmamış bir şeye tutunuyorsun,” dedi Jade. “Ama ad koymasan da o şey var. Ve senin gözlerin… susan her şeyi haykırıyor.”

Tam o anda kapı açıldı. Leo geri dönmüştü, elinde bir kahveyle. Gözleri önce Umut’a, sonra Jade’e takıldı. O an bir şeyin konuşulmuş olduğunu hissetti.

Umut yerinden kalktı.“

Biraz hava alacağım,” dedi bu kez o. Göz göze gelmemeye dikkat ederek Leo’nun yanından geçti.

Kapı kapanınca Leo, Jade’e baktı.

“Ne söyledin?”

Jade arkasına yaslandı, kahvesinden bir yudum aldı.“Sadece onun seninle konuşmaktan daha az korkması gerektiğini.”

Leo başını eğdi. Hafifçe gülümsedi ama içinde bir huzursuzluk vardı.“Ben her şeyi mahvettim, değil mi?”

“Hayır,” dedi Jade. “Ama toparlamak için biraz daha cesur olman gerek. Sadece var olmak yetmiyor Leo. Umut, ‘kalacağım’ diyen insanlara inanmıyor artık.”

Leo’nun gözleri yavaşça kapandı. Başını duvara yasladı.“Onunla olmak… bana eksik olduğum her şeyi unutturuyor.”

“İşte tam da bu yüzden… daha fazla susma.”
O sırada Umut stüdyonun dışında, duvara yaslanmıştı. Ceketinin cebindeki telefonun ekranında yazdığına takıldı gözleri:

“Bazı duyguların ismi yoktur, ama sen onları bir bakışla tanırsın.”

Kendine yazdığı cümleydi bu. Belki de Leo için. Belki de kendini ikna etmek içindi.
Birden Leo çıktı kapıdan. Umut’la göz göze geldiler.

“Bittiğini sandığın şey…” dedi Leo, yavaşça ona yaklaşırken, “henüz başlamamış olabilir.”
Umut bir şey demedi. Ama bir adım geri de atmadı.

Leo durdu. Aralarında yarım metre bile kalmamıştı.

“Eğer izin verirsen,” diye devam etti, sesi bu kez daha boğuk, “ben artık susmayacağım.”

Umut’un gözleri doldu. Ama gülmedi. Sadece başını salladı.Ve ilk kez, onun da sessizliği bir kabul gibiydi.