22. bölüm · Umut'un şarkısı
Gölgemde değil yanımda
Albümün yayınlanmasından üç gün sonra verdikleri ilk büyük konser için sahne arkasındaki hazırlıklar hummalıydı. Jade son kontrollerini yapıyor, Noah vokal ısınmasıyla uğraşıyor, Leo her zamanki gibi sessizdi. Umut ise köşede, ellerini ovuşturuyor, bir türlü yerinde duramıyordu. Heyecan mıydı bu? Yoksa içini kemiren bir huzursuzluk mu?
Leo o sırada asistanın getirdiği setlist’e göz gezdiriyordu. Kaşları aniden çatıldı.
“Bu ne? Bu sıra ne zaman değişti?” diye homurdandı. Listeyi bir daha inceledi, siniri artıyordu.
Gözleri hemen Umut’a çevrildi. Umut başını kaldırmadan gitarını akortlamaya devam etti. Leo yaklaşırken sesi sertti:
“Sen mi değiştirdin sıralamayı?”
Umut sakince yanıtladı:
“Evet. Yavaş parçayla başlarsak duygusal geçiş daha iyi olur. Spontane bir karar…”
Leo bir adım daha yaklaştı. Sesi yükselmişti:
“Spontane mi? Bu grup senin solo projen değil Umut! Her şeyi kafana göre yapamazsın!”
Umut gözlerini ona dikti, gergin ama soğuk bir ifadeyle konuştu:
“Bu kadar büyütme Leo. Bu bir konser. Denemek istedim sadece.”
“Büyütüyorum çünkü bu bir ekip işi! Herkesin nabzına göre şerbet veremezsin. Biz burada birlikte varız!”
Noah ve Jade konuşmayı uzaktan izliyordu, Jade kaşlarını kaldırdı, Noah hafifçe başını iki yana salladı. Bu gerginlik artık barizdi.
“Senin için birlikte olmak, her şeyin senin istediğin gibi olması mı?” dedi Umut.
“Ben de içimden geleni yapıyorum.”
Leo artık iyice sinirlenmişti ama Jade araya girdi:
“Hey. Tartışmayı sonra yapın. 7 dakikanız kaldı.”
Leo, içindeki öfkeyi bastırmak için yumruğunu hafifçe duvara dayadı. Umut ise gitarını aldı ve uzaklaştı. O konser öncesi sessizlik, artık sadece sahneye ait değildi; Umut’la Leo arasında görünmeyen ama gerilen bir ip gibi asılı kalmıştı.
⸻
(Sahne sonrası)
Konser başarıyla geçmişti. Seyirciler çığlıklar atmış, şarkılar bir ağızdan söylenmişti. Ama Leo ile Umut’un göz göze geldiği her an, havadaki gerilimi biraz daha yoğunlaştırmıştı. Alkışlar, bu gerginliğin üzerini ancak birkaç dakika örtebilmişti.
Konser sonrası grup, biraz rahatlamak için bir alışveriş merkezine gitmeye karar verdi. Işıklar, vitrinler, kalabalık… Dışarıdan bakan biri onların sadece genç, başarılı bir müzik grubunun keyifli üyeleri olduğunu düşünürdü. Ama içeride bambaşka bir şey vardı.
⸻
Jade, Noah ve Umut yemek katında dolanıyorlardı. Menülerin başında durmuş, ne yiyeceklerine karar veremiyorlardı. Jade bir sushi standını gösterdi:
“Bu sefer sen seç Umut. Ama sonra pişman olup Noah’ınkinden tatmaya kalkma.”
Noah güldü:
“Ya da üçünü birden al, sonra hangisini yiyeceğini karıştır.”
Umut kıkırdadı ama gülüşü yarım kaldı. O sırada Leo uzaktan onları izliyordu. Kaşları çatık, bakışları kararlıydı.
Bir anda yürümeye başladı. Kalabalığı yararak Umut’a yaklaştı. Umut, Leo’yu fark ettiğinde onun yüzündeki ifadeyi görür görmez irkildi.
Leo hiçbir şey demedi. Umut’un kolunu sertçe tuttu.
“Gel. Konuşacağız.”
Umut geri çekildi:
“Leo, ne yapıyorsun? Şimdi değil—”
Ama Leo durmamıştı. Umut’un kolunu biraz daha sıkı tutarak onu kalabalığın dışına, alışveriş katının arka koridorlarından birine doğru sürükledi. Umut, geriye dönüp Noah’la Jade’e baktı ama Leo’nun adımları netti.
Bir an sonra, ıssız ve loş bir merdiven boşluğunda durdular. Leo, Umut’u hızlıca duvara yasladı. Bir elini onun omzunun yanındaki duvara dayadı. Nefesi hızlıydı, gözleri ise buz gibi kararlı.
“Bıktım bu hâlinden, Umut. Ne derdin varsa söyle artık.”
Umut gözlerini kaçırdı, boğazı düğümlenmişti. Sesini çıkarmadı.
Leo biraz daha eğildi, sesi alçaldı ama öfke hâlâ oradaydı:
“Sahnede bana sırtını dönüyorsun. Kafandaki her şeyi kendi başına çözmeye çalışıyorsun. Grupça çıktığımız yolda her kararın seni ilgilendiriyor gibi davranıyorsun. Bu bana saygısızlık gibi geliyor, farkında mısın?”
Umut, derin bir nefes aldı. Gözleri dolu doluydu ama hâlâ dimdik bakıyordu.
“Senin onayını almadan bir adım atamıyorsam bu birlikte olmak değil Leo, bu senin gölgende var olmak.”
Leo’nun bakışları bir anlığına yumuşadı ama eli hâlâ duvardaydı. Umut’un gözlerinin derinliğine bakıyordu; içinde hem öfke hem başka bir şey vardı — ne olduğunu kendisi bile söyleyemeyeceği bir şey.
“Ben seni gölgemde değil yanımda istiyorum,” dedi fısıltıyla.
Umut, bunu duyunca bir an durdu. Göğsü inip kalkıyordu. Konuşamıyordu. Leo bir adım geri çekildi, ama hâlâ gözleri ondaydı.
“Bir daha böyle olmaz. Ya gerçekten birlikte hareket ederiz, ya da her şey dağılır,”
dedi Leo ve göz temasını kesmeden arkasını döndü
Umut duvara yaslanmış, nefes almaya çalışıyordu. Kalbinin sesi, Leo’nun ayak seslerinden daha gür çıkıyordu şu an.
(Devam ediyo sahne diğer bölümde)
