12. bölüm · Umut'un şarkısı

Hiç bir zaman yalnız değildin

Lunette ~

Ambulansın sirenleri stüdyonun önünde yankılandığında, Jade ve Noah korkuyla dışarı fırlamışlardı. Leo’nun yüzü bembeyazdı; elleri hâlâ titriyordu. Umut’un sedyeye konuluşunu izlerken kalbi öyle hızlı atıyordu ki, sanki göğsünü delip çıkacak gibiydi.
Jade hemen Leo’nun yanına koştu.

“Ne oldu?! Ne—nasıl?”

Leo sadece başını iki yana sallayabildi. Gözleri dolmuştu.

“Yukarıdaydı. Çok geç kaldığını fark ettim. Yerde buldum… Nefesi çok zayıftı…”

Kimse konuşamadı. O anın sessizliği, bir tür felaketten sonra gelen boşluk gibiydi. Noah, stüdyonun kapısını açık bırakmış, şaşkın bakışlarla ambulansın ardından koşar adım yürümüş, Jade ve Leo da peşinden gitmişti.

Hastaneye vardıklarında saat neredeyse öğleden sonra üçe yaklaşıyordu. Umut sedyeyle içeri alınırken Leo doktorlara durumu açıklamaya çalıştı. Son günlerde çok sessizdi… Evet, yemek yemiyordu… Hayır, uyuyamıyordu, gözaltları çökmüştü… Ve o yorum… O lanet yorum.

Umut, acil servise alındığında hâlâ bilincini kazanmamıştı.

Saatler geçti. Bekleme salonunun o sıkıcı, steril havasında üçü de bir köşeye çökmüş, kimse konuşmadan oturuyordu. Leo dizlerinin üzerinde ellerini kenetlemiş, sürekli yere bakıyordu.

Jade, gözleri camda, dışarıdaki yağmuru izliyordu. Noah ise ayakta duruyor, sinirli adımlarla bir sağa bir sola yürüyordu. Sessizlik o kadar yoğun bir hâl almıştı ki, herhangi bir ses—bir öksürük, bir ayak sesi, hatta bir hemşirenin kahkaha atması—onların dünyasında bir yankı gibi hissediliyordu.
Sonunda doktorlardan biri geldi.

Orta yaşlı, yorgun görünümlü bir adamdı. Sakin ama ciddi bir ses tonuyla konuştu:

“Arkadaşınız yoğun stres ve yorgunluk sonucu bilinç kaybı yaşamış. Vücut direnci çok düşmüş. Uzun süre uyumamış, yeterince beslenmemiş. Şimdilik durumu stabil, ama bir süre gözlem altında tutmamız gerekiyor.”

Jade hemen sordu:

“Ne zaman uyanacak?”

Doktor bir an duraksadı.

“Bugün içinde olabilir. Belki yarın sabaha kadar. Ama siz onun yanında olun. Kendini yalnız hissetmemesi önemli.”

Teşekkür ederek odasına geçtiler. Umut, beyaz çarşafların içinde sessizce yatıyordu. Yüzü solgundu, gözleri hâlâ kapalıydı. Kalbinin ritmi monitöre bağlıydı; odada bip bip sesleri yankılanıyordu. Ama en sessiz olan yine Umut’tu.

Akşam saatlerinde Leo pencere kenarındaki koltuğa oturmuş, kafasını ellerinin arasına almıştı. Onu bu halde görmeye dayanamıyordu. Umut, o kaçak hikâyesiyle, hayatta kalma mücadelesiyle hep güçlü görünmüştü gözlerinde. Ama şimdi… işte burada, kablolarla bağlı, sessizce yatan bir bedenden başka bir şey değildi.

“Biz neden bunu fark etmedik?” diye fısıldadı Jade.

Noah iç çekti.

“Çünkü kendi başarılarımıza kapıldık. Provalar, konserler, anlaşmalar… Onun suskunluğunu yorgunluk sandık. Ama bu… daha derinmiş.”

Leo başını kaldırdı.

“Bizi bırakıp gidebilir sandım… Terasa çıktığında… bilmiyorum, öyle hissettim. Orada son bir karar vermek ister gibi…”
Sözleri yarıda kesti. Boğazı düğümlendi.

Geceye doğru odada bir sessizlik çöktü. Noah sandalyede uyuya kalmıştı. Jade, telefonundan Umut’un sevdiği eski şarkıları sessizce dinliyordu. Leo hâlâ uyanıktı. Gözleri Umut’un yüzündeydi. Ve sonunda, ağır ağır hareket eden gözkapakları aralandı.

Umut, gözlerini açtı.

Işıklar onu rahatsız etti önce. Gözlerini kısmaya çalıştı. Etrafına baktı. Odayı tanımakta zorlandı ama bir süre sonra Leo’nun gözleriyle karşılaştı. Leo bir anda doğruldu.

“Umut… Hey… Hey, uyanıyorsun…” dedi fısıltıyla ama sesi titriyordu.

Umut başını hafifçe çevirdi, ağzını araladı ama sesi çıkmadı. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

“Ben… ben buradayım…” dedi Leo, elini tuttu. “Yalnız değilsin. Hiçbir zaman yalnız değildin.”

Jade ve Noah da uyanmıştı artık. Üçü birden yatağın kenarında, onun başucundaydılar.

Umut, zorlukla bir nefes aldı.
“Özür… dilerim,” dedi zayıf bir sesle.

“Hayır,” dedi Jade hemen. “Özür dileme. Bunu içine atman bizim hatamız. Biz görmedik.”
Noah başını eğdi.

“Ama artık buradayız. Her şeyi birlikte aşacağız, tamam mı?”

Umut, gözlerini kapattı ve ilk kez içten bir nefes aldı. Göğsü hafifçe inip kalkarken, yüzüne belli belirsiz bir huzur çökmüştü.