UĞURLU IŞIĞIM kitap kapağı

4. bölüm / 6

UĞURLU IŞIĞIM

UYKU TUTMADI

Vaveyla Yazarı: Zehra

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: UYKU TUTMADI

4.BÖLÜM

Elimdeki tavayla öylece kalmıştım. Hırsız sandığım kişi Uğur'du. Uğur'a şaşkınlıkla bakıyordum o ise az önce kafasına tava yemesine rağmen öylece duruyordu. Şaşkın ve endişeli sesle "Uğur?" Dedim, oda "Işıl?" Deyip buzdolabını kapattı. Etraf karanlık olmuştu. Hemen ışığı açmaya gittim. Işığı açtığımda gerçekten karşımda Uğur vardı. Üstünde lacivert tişört altında ise siyah eşofman vardı. Yeni banyo yapmış harelde saçları nemli gözüküyordu. Saçları derken? Uğurun saçlarının arasından kan akıyordu!

Uğurun kafasınımı yardım!

Uğurun yanına gittim. Ona uzanmak istedim ama koca ayağın boyu çok uzundu. Ellerimi uzatmaya denedim anca omzuna geliyordu. Etrafa bakmaya başladım hızlıca. Hemen sandalye alıp Uğurun yanına getirip sandalyeye çıktım. Evet bu sefer iyi bakabilirim. Kafasına tam bakmaya başlıyacekken Uğur bi an geriye çekildi, tam düşecektim ama dengemi korudum. "Ne pıyorsun Işıl, kafamla ne derdin var?" Ne derdinmi var? İyilikte yaranamıyor koca ayağa. "Kafan kanıyor ona bakçaktım, senin kafanla derdim yok benim." Dedim, Uğur şaşkınlıkla bana bakıyordu.

"Ne kanaması, benim kafam filan kanamıyor." Dedi koca ayak, ne kadar inatçı biri. Ona kafasına göstererek "Bak kafana kanıyor işte," Dedim ve elini saçlarının arasına geçirdi. Elini çektiğinde kan vardı elinde. Elini burnuna getirip kokladı sonrada azcık yaladı.

Yoksa bu koca ayak vampir mi?

Sonra gözleri benim elime kaydı. Benim elimde kan olmuştu, ama nasıl oldu? Ben kafasına dokunmadımki. Uğura iğneleyici gözlerle bakıp "İğrençsin, kendi kanını yedin farkında mısın? Yoksa sen vampir misin?" Dediğimde korkmaya başlamıştım. Dur bir dakika gerçek hayatta vampir varmı ki? Belki var ama bizlerden saklanıp dünyayı elemi geçircekler!

"Yine ne boş düşüncelere daldın." Diyen Uğurun sesini duydum, "Ayrıca bu kan değil! Acılı ketçap." Dediğinde öylece kaldım. İnanmam ona çok fena vurmuştum, biri bana öyle vursa tahtalı köyü yollamıştım bir kere. "İnanmıyorum, sana öyle bir vurdumki tava yomuldu ama sen hiç kıpırdamadın bile." Bana ya sabır diyen gözlerle bakıyordu, bana kafası ile tavayı göstererek "Tava ketçaplıydı, sen farketmeden eline aldığında seninde elin ketçap olmuştu. Tava ile bana vurduğunda tavadaki ketçaplar saçıma bulaşıp kan mış gibi gözüktü."

Doğru diyordu aslında ben ona dokunmadım ama elim kanlıydı, tavaya baktığımda gerçekten ketçaplı duruyordu. İğrenç ben ona nasıl dokundum be. Ellerimi burnuma getirdiğimde gerçekten acılı ketçap kokuyordu, sevindim kan değildi. Ama kafası kanımadıysa acımıştır. Hemen yanına gidecektim ama sandalyenin üstündeydim. Hemen sandalyeden inip, sandalyeyi taşıyarak geri Uğurun yanına koydum. Sandalyenin üstüne çıkmadan önce etrafa baktım bez varmı diye. Islak mendili tezgahın üstünden alıp sandalyeye çıktım.

Uğurun kafasına dokunduğum an buz kesilmişti. Bir tane ıslak mendili çıkarıp saçlarındaki ketçapları silmeye başladım. "Özür dilerim, seni hırsız zannedip korktum. Çok acıdımı kafan?" Dedim, sandalyeye çıktığımda boylarımız aynı olmuştu. Yüzlerimiz eşitti, onun için mavilikleri ile beni izliyordu. Onla göz teması kurmuyordum, yoksa onun maviliklerine bakarsam dalıp giderdim. "Acımadı, ben dayanıklıyımdır senin vuruşun kuş gibiydi." Kuş gibiydi utanmasam kahkaha atacaktım. Rollenmelere bak ben dayanıklıyımdır he canım he. "Eve hırsız girdiğini nereden uydurdun? Boşa o kadar koruma yok dışarıda, heryer kamera ile dolu hiç kimse elini kolunu sallayarak giremez buraya."

Haklıydı hiç düşünmedim buraya nasıl hırsız gireceğini. Kafamı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım. "Senin gece vaktin ne işin var buzdolabında" Dedim, hala bana bakıyordu. "Su içmeye inmiştim, sen ne için indin mutfağa?" Yalancı seni insan bir su için 10 saat buzdalbınamı bakar be. "Ben mutfağa inmedimki öylesine uyku tutmadı diye evi gezim dedim, senide mi uyku tutmadı." Dedim ona hala güvenmesem bile onla takılmak isterim. Hem onu daha çok yakından tanırım nasıl bir kişiliği olduğunu. "Uykum var benim su içmek için aşağıya indim geri yatacam." Dediğinde üzülmüştüm ama belli etmedim.

"Bi an uykum gelmeye başladı ya, sana iyi geceler." Deyip mutfaktan çıktım, bir su içinmi mutfağa indi. Odasında yokmuymuş su. Odama girdiğim hala canım çok sıkılıyordu. 4 duvar arasında ne yapacağım ya ben. Burda peluş ayıcıklar da yok bile. Peluş oyuncaklar olunca daha çok rahat ve hızlı uyuyordum. Yani birşeylere sarılarak uyumak hoşuma gidiyor, hatta tek uyumakla değil ben sarılmayı severim ama herkese değil tabi sevdiklerimi, iyi bulduklarıma sarılırım. Bide bana iyi gelenlere.

Odam çok sade çift yataklı yatak, onun yanında küçük bir masa çaprazımda ise gardıropum vardı ama içi boş. Kıyafetlerim yoktu bile, Durunun verdiği kıyafetlerle duruyordum. Bide odama bir banyo var. Banyo yapçaktım ama kıyafetlerim yok işte. Boş boş oturup etrafa bakıyordum. Kendi şakalarıma bile gülmüştüm. Acaba şu an annem ne pıyordur? Heryerde beni arıyordur şimdi, bari haberi olsaydı iyi olduğumdan. Ben hala Uğur niye benle nişanlandı diye düşünüyorum.

Düşmanımızmıydı acaba? Onun içinmi benle nişanlandı, ama insan düşmanının kızıyla niye nişanlansınki? Gerçekten bana ilk görüşte aşıkmı olmuştu. Ama gerçekten o kadar kadın varken niye ben diycektimki kulaklarıma bir ses yankılandı "Işıl sen onlardan daha güzelsin, Yaşına göre fazla güzelsin" Diyen Uğurun sesi geldi. Tek o değil Boran ile Duru'da çok güzel olduğumu söylemişti. Siyah saçlı, siyah gözlü esmer bir kızdım, tenim tam esmer değil buğday rengindeydi. Zaten aynı şey oluyor sanırım.

Hiç kimseden çok güzelsin, diğer insanlardan daha güzelsin diye bir söz duymamıştım. Söyleseler bile inanmazdım. Çünkü ya üzülmeyeyim diye yada beni sevdikleri için derlerdi. Öyle herkese kolay kolay güzel miyim nasıl olmuşum sormam.

Bi an kapı çaldı. Dalıp gittiğim için korkmuştum kapının çalmasına. Arkadan Uğurun sesini duydum "Işıl ben Uğur müsait misin." Dedi, sanki ne yapabilirim ki bana müsait misin diyor. 4 duvar içinde kalmışım zaten ne yapacağım. "Müsaitim gelebilirsin" Dediğimde içeri girmişti. Kapıyı kapattığında "Birşey mi diyeceksin?" Diye sordum. Gelip yatağımın karşısındaki koltuğa oturdu. "Uyku tutmadı" dedi, Ee bundan banane git ne pıyorsan yap. Ama benimde uykum yoktu, onun kişiliğini tanımak için onla sohbet etmem lazım.

"Benimde tutmadı, bahçeye inelim mi? Sohbet edip birbirimizi tanırız." Dedim heyecanla, bahçe çok büyüktü gezmeyi merak ediyordum zaten. "Olur" deyip koltuktan kalktı, o kaltığında bende yataktan kalktım. Odadan çıkıp merdivenlerden inmeye başladık. Bahçe kapısına geldiğimizde tam adımı atçakken, farkettimki ayakkabım yoktu. Etrafa baktığımda beyaz bir terlik vardı. Yanlarında da terlikler vardı ama bu terlik diğerlerinden daha küçüktü. "O terliği giyebilirsin Durunun sana birşey demez zaten, çok sevdi seni." Doğru diyor çok sevmişti beni, yalan yok tam benlik kafaydı onla iyi anlaşacağıma emindim.

Terlikleri giyip bahçeye adımı attım. Kocaman bir havuz vardı, havuzun etrafında şezlonglar vardı. Şezlongların yanında ise şemsiyeler vardı. Yan yana yürümeye başladık. Sol tarafta ise iki tane salıncak vardı. Biri ise iki kişilik bahçe salıncağı vardı. Sağ tarafta ise masalar, mangal yerleri vardı. Arka bahçeye doğru yürümeye başladık.

Sesizliği bölen ilk Uğur olmuştu "O çok sevdiğin yayla çorbasını ben yapmıştım." Bu koca ayak yemek yapmayımı biliyordu. Şaşkın ve hayran gözlerle ona baktım "Gerçektenmi, senden beklemezdim. Ben daha yumurta kırmayı bilmiyorum bile." Dediğimde gülmeye başladı, güldüğünde maviliklerinden eser kalmıyordu. Gözleri kısılıyor du, ama ona gülmek çok yakışıyordu. "Bana bunu söylememeliydin, her gün senden isteyeceğim yapman için." Dedim, ciddiyim bu arada çorbanın içine ne kattıysa çok yakışmıştı.

"Sende yemek yapmayı bilmiyorsun ama yemeği biliyorsun, seni alan yandı." Dedi, hiç beklemeden cevap verdim. "Sen beni aldın ya." Dediğimde durup bana baktı. Hay benim ağzıma ya, lütfen 10 saniye geri alabilirmiyiz zamanı. "Doğru diyorsun ben aldım seni, ben yandım." Ben yandım ne demek be? "Sen benim gibi birini bulduğuna şükret, bu zamanda benim gibi birini bulmak çok zor asıl ben yandım." Dediğimde gülmeye başladı koca ayak. Onu arkada bırakıp yürümeye başladım.

Etrafta çok güzel çiçekler vardı, bahçe çiçeklerin kokusu ile dolmuştu. Arkamdan bana yetişmesi uzun sürmeden 2 adım atıp geldi. "Neyim varmış benim de yandın sen." Yanmadım yaşadım bildiğin. Hayır hayır, kaptırma kendini Işıl kendine gel. Nasıl kendime gelim ki ben, o rengini anlamadığım mavi gözleri. Gece renginde olan siyah saçları, güldüğünde beni mahveden gülüşü. Ben nasıl kendimi kaptımayım sence?

"Zengin misin?" Diye saçma bir soru sordum. Sence fakir olsa burdamı yaşardı. "Hayal edemeyeceğin kadar zenginim" dedi. "Tamam o zaman ben yanmadım yaşadım. Herkese hava atacağım zengin ve yakışıklı nişanlım var diye." Dediğimde bu sefer ben donup kaldım. Yakışıklımı dedim ben ona şimdi. Yönetmen zamanı 10 saniye geri alabilirmiyiz lütfen.

Maviliklerin bana baktığını çok iyi biliyorum. Off banane be adam yakışıklı işte söyleyince ne oldu sanki. Bana baktığı için ona bakıp "Ne bakıyorsun, yakışıklısın işte yalan söylesem hoşuna gider sanki." Deyip yoluma devam ettim. Bir yerden ışık geliyordu, o tarafa doğru yürümeye başladım. Sağ tarafa döndüğümde şok olmuştum.

Burası çok güzeldi. Bir çadır vardı, üstünde Led ışıklar vardı. Çadırın önünde ise minderler vardı, minderleri ortasında ise küçük bir masa vardı. Ama şu an konu bu değil. Sol tarafta ise mavi güller vardı. En sevdiğim çiçekler vardı, mavi güllerin yanında ise siyah güller de vardı. Siyah güller çok gözükmüyordu gece diye. Ama mavi güller çok güzel gözüküyordu.

Dayanamayıp hemen mavi gülleri yanına gittim. Eğilip mavi gülleri kokladım, çok güzel kokuyorlardı. Ama niye mavi güller bahçenin arka tarafındaydı yani herkesin kolay göreceği yer değildi. Bu çadır ise çocuklar içindi küçüktü. Ayağa kalkıp çadırın içine girdim. Çadırın içinde yere serinmiş bir çarşaf vardı. Etrafında ise yastıklar ve peluş ayıcıklar vardı. Peluş ayıcıklardan bir tanesini elime alıp çıktım çadırdan. Peluş oyuncağı bu aralar ünlü olan stich di. Stich çok severdim, filmini bile izlemiştim.

Uğura baktığımda çiçekleri suluyordu. Hava soğumaya başlamıştı, "İçeri geçelim mi hava soğumaya başladı." Dedim, oda zaten çiçekleri sulamayı bitirmişti. Gözü elimdeki stiche kaydı, çok değişik bakıyordu. Yoksa aldığım içinmi kızdı. "Kusura bakma senden izinsiz aldım, geri koyup geliyor-" sözümü kesip "Sende kalabilir, nasıl böyle peluş hayvanları seviyorsunuz çok çirkinler." Dedi aldığıma değil stichin tipine bakıyormuş.

İçeri girdiğimizde artık ayrılma vakti gelmişti. Ama ben hala onu iyi tanıyamamıştım. Odama doğru ilerlemeye başlarken "Işıl, acıktım bana yardım eder misin yayla çorbasını yapmasına." Dediğinde havalara uçacaktım yayla çorbası yapacak. Dur yardım mı? Ben onu bile becerememki ona doğru döndüğümde "İzleyerekte yardım etmiş oluyorsam olur." Dediğimde gülmeye başladı.

"Otur şuraya, izleyerek yardım ediyorsan dinle de bari öğrenirsin." Hemen sandalyeye oturup onu dinlemeye başladım. Dinlemek mi? Ben ikinci şıkkı kullanmayı tercih ederim. Dinlemek yerine izliyecem. Buzdolabında yoğurt ve yumurta çıkarıp tezgaha koydu. Sonra pirinçleri çıkarıp bir kaba koyup yıkayamaya başladı. Anlatmaya başlamıştı ama ben onu izliyordum. Nasıl yaptığını izlemiyordum, sadece onu izliyordum.

Çorba kaynadıktan sonra, kaselere koydu. Ne ara yapmıştı? Ben hala izlemeye doyamadım. Zamanı geriye alalım lütfen. Çorbaları bir tepsiye koyup yanıma geldi. Yanıma oturup çorbayı önüme koydu, beklemeden bir kaşık aldığım gibi geri püskürttüm. "Ağzım yandı!" Dedim bağırarak. Uğur bardağa su koyup bana uzattı, hemen alıp içtim. "Hemen yenirmi o daha yeni pişti."

Ona sinirli bakarak "Bare söyleseydin sıcak bekle biraz diye." Dedim "Sen görmüyormuydun daha yeni kaselere koyduğumu, yoksa izleyerek yardım etmedinmi?" Doğru diyordu onu izlediğimi zannediyordu ama izlediğim tek şey ta kendisiydi. Çorbadan bir kaşık alıp üfleyip içtim. Kendimden geçecem bu çok lezzetli. "Ellerimize sağlık çok güzel yapmışız." Yani bende izleyerek yardım ettim sonuçta. Gülerek "Afiyet olsun bize" deyip oda yemeğe başladı.

Aklıma bir soru geldi. "Yemek yapmayı nerden öğrendin? Yani o kadar zenginsin niye kendin yemek yapıyorsunki." Dediğimde ona bakıyordum. Bakışlarını bana çevirip "Babam da yemek yapmayı bilirdi. Annem onun yemeklerini çok sevdiği için çoğu zaman babam yapardı yemekleri. Bende annemi mutlu etmek için babamla birlikte yemek yapmayı öğrendim işte." Anneleri çok şanslı biriymiş. Böyle bir koca bulmuş.

"Annen çok şanslı bir kadınmış. Hem kocası yemek yapmayı biliyor hem oğlu, böyle bir koca zor bulur insan." Dediğimde çorbadan bir kaşık aldım. Bu benim 3 cü kasemdi, konu sevdiğim yemekse aç gözlü oluyordum biraz. Çorbamı bitirdiğimde sandalyeye yaşlandım. İkimizde ayna anda esnemiştik. Uykumuz gelmişti, saat gecenin 2 siydi. Uğura bulaşık çıkmamıştı çorbanın hepsini bitirmiştik. Kaseleri yıkadıktan sonra yukarı çıkmaya başladık. Kapılarımıza geldiğimiz zaman iyi geceler deyip içeri geçtik.

Odama girdiğim gibi yatağı girdim. Işıkları kapatım uyku moduna geçtim.

...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.