UĞURLU IŞIĞIM kitap kapağı

1. bölüm / 6

UĞURLU IŞIĞIM

ŞU AN KAÇIRILIYORUM

Vaveyla Yazarı: Zehra

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: ŞU AN KAÇIRILIYORUM

1.BÖLÜM

" 10 yılda bir kızımla dışarı çıkım dedim şu hale bak ruhsuz gibi " Okul çıkışı yorgunluğuyla annemin zoruyla dışarı çıkmıştım. Annem sosyalleşmeyi ve gezmeyi seven biriydi, ve kızınıda kendisi gibi olma umuduyla beni bu aralar hep dışarı çıkarıyordu. Bu seferlik yolculuğumuz KIZ KULESİ ilk defa duydum kız kulesinin içinde restoran olduğunu ,orda akşam yemeği yiyeceğiz annemle. Belki önceden duymuşumdur ama hiç merak etmedim, edesim yok merak etmeyi sevmem, annem ise herşeyi merak eden gezen bir kadın.

Bu tavırlarım hep ergenlikten dolayıymış, zannetmem çünkü annem daha ergenliği görmemiş. Mesela bizim sınıftaki Berra gibi annesinden bordo renkli topuklu ayakkabı istemişti ama annesi ona kırmızı renkte topuklu ayakkabı aldı diye karakola gitmişti, ne demek miş annem istediğim ayakkabının farklı renginden almasındanmış , yetmezmiş gibi ailesini yalancı durumuna sokmuş. Ailesini öyle bir anlatmışki polise, polisler ailesini tutuklamışlar pes doğrusu bir ayakkabı için. Tekneden inip ayak bastığım yer, açık bir taş terasıydı harelde dış terastaydık.

Terasın hemen yanında ne bir korkuluk gibi boğucu bir şey var ne de yüksek duvarlar ; deniz hemen ayaklarımın dibinde şakırdatarak dalgalar halinde taşlara vuruyor. Rüzgar saçlarımı havalandırıyor, burnuma hafif bir deniz ve tuz kokusu geliyor. Görevliler rezervasyonumuzu gösterip bizi masalarımıza gösterdiler. Garson “Evet efendim ne istiyorsunuz” der, annem “Ben bir spagetti alim sen ne yersin canım”okuldan hemen çıktığım gibi buraya gelmiştik, onun için kurt gibi açtım “ Ben bir Adana kebap alim lütfen”. Burda Adana kebap piştiğine bile inanmam, annem fal gibi açtığı gözlerle bana bakıyordu oda emindi burda kebap olmayacağını ama garson bizi şaşırttı “Tabi efendim” dedi. şok olacağıma, mutlu olmuştum ama aynı şeyi anneme diyemem, o şok olmuştu iki seçenek var annem burda adana kebap olmasından mı, yoksa benim kebap söylememden mi?.

Bence bir çünkü annem kebabı sevdiğimi biliyordu, ama neden birden şok olduğunu derken bana eğilerek kısık sesle “Işıl kebap ne ağzın korkçak 10 yılda 1 güzel yere götürüyorum seni başka birşey seç burda kebap yenmez!.” Ama ben kebap yemeye meraklıydım, kim ne derse desin bana neki ,dışarıda prensesler gibi yiyip evde camış gibi yerken ne fark var arada, herkesin yaptığı şey onu dışarıya vurmak mı iğneleyici anlamadım ki “ Niye, herkes bana iğneleyici gözlerle bakarsa benden utanır mısın ki , kızdan mı utancan ana.”

Masum rolü oynamaya hemen geçtim, masumca gözlerimi kırpıştırdım ve yine o sözü tam söyleyecektim “Hızlı olun efendim daha bir sürü insan var” Garson ayakta dikilmiş bizi bekliyor, sinirli ve acemici davranıyor, annem hızlıca “ iki tane spagetti alalım biz” der ve garson bir saniye bile beklemeden “Tabi efendim” deyip hızlıca gider.
Anneme sinirli gözlerle bakıyordum ona diyecek lafım yoktu kızından mı utanıyor pes doğrusu. Onla konuşmayıp manzarayı izledim karşıda Galata kulesi var, kulenin en uzun yerinde bir ışık kapanıp açılıyordu. Pür dikkat onu izlerken “ Galata kulesi ile Kız kulesinin hikayesini biliyormusun?.” der annem bir anda, kafamı sağa sola sağlayarak “ Biliyorsun böyle şeyleri merak etme-” diyecektim ki “Sus ve beni dinle şimdi” sustum çünkü itiraz edersem kızacak açken dır dır çekemem. “Efsaneye göre Galata Kulesi ile Kız Kulesi birbirlerine delicesine aşıktır. Ancak aralarındaki İstanbul Boğazı, bu iki sevdalının kavuşmasına engel olmaktadır. Galata Kulesi yıllarca aşkını kalbine gömer, duygularını dile getireceği bir yol arar.

​Bir gün Hezarfen Ahmed Çelebi, tahtadan kanatlarıyla Galata Kulesi’nin tepesine çıkar. Amacı Boğaz’ı geçip Üsküdar’a uçmaktır. Galata Kulesi bu fırsatı kaçırmaz, yıllardır biriktirdiği aşk mektuplarını ve şiirlerini Hezarfen’in koynuna fısıldar ve onları Kız Kulesi’ne ulaştırılmasını rica eder.” Derin bir nefes alıp devam etti.

“​Hezarfen, Galata’dan havalanıp Boğaz’ın süzülen rüzgârıyla Kız Kulesi’nin üzerinden geçerken koynundaki mektupları rüzgâra bırakır. Kız Kulesi, mektupların kendisine ulaştığını görünce Galata’nın sevgisinden emin olur ve güzelliğine güzellik katar. İki kule birbirine fiziken dokunamasa da aşklarının karşılıklı olduğunu bilerek yüzyıllardır İstanbul’un siluetini birlikte süslemeye devam ederler.” Derin bir nefes verip Galata kulesine bakarak devam etti.

“Galata Kulesi her akşam karanlık çöktüğünde üzerindeki ışıkları yakar ve bu ışıklarla Kız Kulesi'nedoğru bir mesaj gönderir, her parıltı onun "Seni seviyorum" deme şeklidir. Kız Kulesi de Galata'nın bu çağrısına karşılıksız kalmaz, o da kendi ışıklarını süzerek Galata'ya yanıt verir. İki kulenin Boğaz sularına yansıyan ışıkları, gökyüzünde ve suyun üzerinde tam ortada kesişip birleşir. İşte o an, fiziken yan yana gelemeyen iki sevdalının ruhları ve sevgileri bu ışık hüzmesinde kavuşmuş olur.”

Pür dikkat annemi dinledim, güzel hikayeymiş uzaktan sevmek mi?, uzaktan aşık mı olurmuş insan ne saçma birşey. Yıllarca onu görmüyorsun ama hala seviyorsun, ben asla katlanamam neymiş seni uzaktan seviyorum, kavuşamasak bile seni hala seviyorum olacam hepsi yalan bence. İnsan sevdiğini yanında olunca sever, sevgisini görerek sever. İlk görüşte aşk ne be, tanımıyorsun etmiyorsun. Diye düşünürken annem araya yine girdi.

“En meşhur inanışa göre; Galata Kulesine hayatınızda ilk kez çıkıyorsanız ve yanınızdaki kişiyle aranızda gerçek bir aşk varsa, dileğiniz kabul olur ve o kişiyle evlenirsiniz.” Bir tane daha saçma bir şey, Galata kulesimi bizim evleneceğimiz kişiyi belirliyor pes doğrusu. “Buyrun efendim 2 spagetti niz afiyet olsun.”
Kusucam ya açlıktan, tam yemeğimi yiyecektim ki, bu nasıl makarna sap sade ne salçası var, ne kaşarı var. Annem dünyanın en iyi şeyi yiyormuş gibi bir görüntüsü var, ama aynı şeyi bana diyemeyiz. Annem yemediğimi fark ederek “Ne bakıyorsun yemeğe yesene okuldan geldin açsın sen şimdi” Aç olduğumu fark etmesi güzel,önümdeki tabağı ona göstererek “ Bu yemek mi hamuru haşlamışlar ne tuz , ne salça koymuşlar önümüze koyuyorlar yemem ben adana kebap istiyorum” Annem göz devirir gibi yapıp “ Ya aç kal, yada ye banane” Kızını ne kadar güzel düşünüyorum canım anam. Beni takmadan yemeğini güzelce yiyordu. Manzaraya bakıyordum ki karşı masada şarkı açılmış kadehleri tavuşturarak içiyorlardı.

Masanın başında ucuna kadar uzanan adana kebap vardı. 3 Adam vardı, biri masanın en uç kenarına oturan şarkıyı bağara bağara söyleyen biriydi. Siyah saçlı, kehribar gözlü biriydi, diğerlerinin yanında en küçüğü gibi gözüküyor. Onun karşısında ise bir kişi daha vardı, onun sırtı bize dönük olduğu için tek kumral saçları gözüküyordu, ama sırtıda 2 oda 1 salon gibi. Tam onun çaprazındaki adama bakçekken, adamla göz göze geldik. Adam sanki beni önceden izliyormuş gibi bana bakıyor.

Siyah saçlı mavi gözlü ama sanki koyu mavi gibi bir gözü var uzaktan belli olmuyor, keskin yüz hatları var diğerlerinden daha çekiciydi. Mavi gözlerini bana diklemiş dik dik bakıyor. Gözlerinde sanki büyü varmış gibi bakası geliyor insanın. Belki Galata kulesine bakıyor diye takmadım, çünkü Galata kulesi tam arkamızdaydı. Dinledikler şarkı tanıdık şarkıydı, gençlerin dinlediği aşk şarkısıydı "AKŞAM OLDU" şarkısıydı. Arkadan gelen şarkı sözleri ,
"Gözlerinin karası, başımın belası"
"Sahroşum yine, aşk müptelası"
" Hasretim sana, hadi çık da gel"
Masanın en uç köşesinde oturan adam şarkıya eşlik ediyordu.
"Anladım, sensiz boş Ankara"

Onlar keyfi yerindeyken benim gözüm masadaki kebapa gidip geliyordu. Şarkı bittiğinde masada en uç köşesinde oturan adam kebap tan dürüm yapım bir ısırık aldı. Canım çok çekmişti, onların masasın daki kebap daha istaç açıcı gözüküyordu. Masadaki en uç köşede oturan adam beni farkdedip fransızca " Uğur il y a des gens qui sont fans de nos kebabı !" Söylediğinde donup kaldım. Ben onların kebabınamı hayranmıydım ne saçma soru. Sesli bir şekilde konuşuyorlardı, kimse onları anlamıyor zannediyorlar ama ben anlıyordum.! Onları anlamıyor muşum gibi yapıp hayla onların kebabına inadına bakıyordum. Bize sırtı dönük olan adam bana bakıp tekrar önüne döndü

." Allez, donnons-lui une şaşırttı pür qu'il n'en ait plus envie!." Dilenciye para verir gibi, bana kebap vermesini söyledi. Mavi gözlü adam garsonu çağrıp kulağına birşeyler fısıldayıp beni gösterdi. Hayır sakın aklımdaki şey olmasın, 5 dk sonra garson elinde bir tabak kebap la gelip önüme bıraktı. "Gözünüz kalmasın diye getirdik efendim" dedi. Kendimi o kadar zor tutuyorumki masayı onlara geçirmemek için. Annem şaşkınlıkla bana ve kebaba bakıyordu, ve yüz ifadesi bir an değişip etrafa bakmaya başladı. Kebap yiyen adamları görüp yine bana döndü, " Yuh Işıl gözünü adamların kebabınamı diktin." Bir şok daha, o zaman onların başlattığı bende bitiriyim.

"Mersi pour le kebap, mais j'ai encore envie des kebabs sur votre tablet. Ils ont l' air encore plus appétissants ! Vous pourriez m' en donner une autre assiette, s'il vous plaît ?." Bunu söylerken duymaları için sesli bir şekilde söyledim. Sahte bir gülümseme kondurdum dudaklarıma. Masanın en uç köşesinde oturan adam bana ağzı açık şekilde bakıyordu, eliyle ağzını kapattığında gülmemek için kendimi zor tuttum. Bize sırtı dönük adam ise bu taraf dönüp oda bana bakıyordu, gözlerinde şaşkınlıkla var ama gizleyemiyordu. Dudaklarımı büzüp tabağı onlara gösterdim.

"Je vais devoir me vontenter de ça." İfademi düzelttim hepsine tek tek baktım ve, " Vous êtes de grands adultes, quand meme! Vous trouvez ça normal ? Faire des commèrages sur les gens en leur présence. Je ne vous aurais jamais crus capables de ça. Franchement, ne suis déçue." Pes doğrusu hiç yakıştıramadım onlara insanları yanında onların dedikodusunu yapmaya. Bana şaşkınlıkla bakıyordular, ama biri hariç. Mavi gözlü adam sırıtış bana yine dik dik bakıyor. O gözlerini masaya sokmaya çok az kaldı diye bir bakış atıyordum ona. Anneme baktığımda, hala dünyanın en iyi yemeğini yiyormuş gibi spagettisini yiyordu. Bende kebapı dürüm yapıp tam ısırcakken, adamlar hala bana bakıyordu. Kebap elimde, onlara teker teker baktım ve , " Si vous ne me regardez pas, je pourrai manger le kebap tranquillement."

Bunu dediğimde hepsinin bakışı benden uzaklaşmıştı, eminim hala şoktalardır. Hemen dayanamayıp dürümden bir ısırık aldım. Şuan dünyanın en güzel yemeğini yiyorum. Kebabı sevmeyen öz düşmanım olarak ilan ediyorum artık. Annem kebabı seviyor ama burda yemeği uygun olmadığını düşünüyor. Ama ben çok da güzel uygun görüyorum. Yemeklerimizi yedikten sonra, annem lavaboya gitti. Ben ise Kız kulesinin etrafında dolanıyordum. Deniz havası insana güzel geliyordu. Cebimdeki kuğulu kolyeyi çıkardım, kaybolur diye dışarıda çok takmıyordum. Mavi renkli bir kuğulu kolyedi.

Tüyleri mavi renkti, yada tam mavi denmez, mavi tonları gibi bir renk, hiç kestiremiyorum rengini, ama rengi çok güzel. Baktıkça doyamıyorum. Yürümeye devam ederken, biri arkamdan bana çarpıp yere düştüm. Fena düşmüştüm dizim kanıyordu, arkamda baktığımda kimse yoktu. Kendimi zorlayarak ayağa kalktım, etrafa bakıyordum kimse yoktu, kim bana çarptı derken. Kuğu kolyem elimde değildi, hemen etrafa bakmaya başladım, yerlerde yoktu düştüğüm yere baktım ama yoktu. Etrafa bakarken, denizde birşey parlıyordu. Hayır o benim kuğulu kolyemdi. Hemen telefonumun fenerini açıp denize doğru tuttum. Evet benim kuğu kolyemdim o kadar uzakta değil uzanabilirdim. Hemen yere çöküp elimi uzattım, hayır olmuyordu biraz daha ileri geldim, yine olmuyordu kendimi biraz daha ileri itim derken denize düştüm!.

Boğuluyordum, yüzmeyi bilmiyordum. "Yardım edi- " derken denizin içine biraz daha gömüldüm. Bağırıyorum kimse beni durmuyordu, biraz daha denizin içine gömüldüm ve vücudum artık dışarıdan gözükmüyordu. Nefes alamıyordum, tam gözlerimi kapatıyordum ki. Biri belimden tutup beni denizin üstüne çıkardı. Sonanda bayılmamıştım, gözlerim açıktı etrafa baktığımda annem ağlıyordu. Kayaya çıkmıştım herkes toplanmış buraya bakıyordu. Ben ise beni kucağında tutan adama bakıyordum. Beni kurtaran adam bana kebap veren adamlardan biriydi. Mavi gözlü adam beni kurtarmıştı harelde ismi Uğur'du, çünkü yanındaki adam ona Uğur olarak seslenmişti.

Ben hala kendime gelememiştim. Hemen elime baktığımda kuğulu kolye elimdeydi, ama ben hala Uğur denen adamın kucağındayım. Elimde kuğulu kolyeye bir bakıyordu bir bana. Harelde kuğulu kolye için denize atladığımı düşünüyordu ve şaşkınlıkla mavi gözlerini bana dikmişti. Sonra gözü ayağımdaki yaraya kaydı değişik bir ifade ile bakıyordu. Yüzünü ağıma kadar getirdi ve dikkatlice baktı. Donup kaldı bian, ben ona bakıyordum o ise ayağımdaki yaraya bakarak donup kaldı. Yavaşça yüzünü çekip bu sefer beni kendine biraz daha çekti ve kokumu kokladı. Şok içinde ona bakıyordu.

Şuan bu koca ayak benim kokumu kokluyordu. Gözü bu sefer yine kuğulu kolyeme dikti, kısa bir süre kolyeme baktığında gözleri yine beni buldu. Bu adamın derdi ne anlamıyordum. Dayanamayıp " indirmeyi düşünüyor musun beni?" Dediğimde hemen kendine gelip yürümeye başladı. Beni niye hala indirmemişti ? Ona sordum " Kendim yürüyebilirim indirirmi-" diyecektim ki annem araya girdi. " Sus kız bu ayaklamı yürüyeceğinimi zannediyorsun, adam seni kurtarmış teşekkür edeceğine laf veriyorsun!."

Annem biraz haklıydı, adam beni kurtarmıştı ölümden döndüm. Uğur denen adamın gözleri arada bir kuğulu kolyeme bakıyordu. Bunu farkettiğimde kolyemi elimin avucuyla gizledim ve ona bakarak gülümsedim. "Teşekkür ederim hayatımı kurtardığınız için" dediğimde bir kez olsun ağzını açıp birşey demedi. Kafasını eğip bana baktı, soğuk ve boş bakıyordu. Yakından gözleri daha belirgin gözüküyor, ama göz rengi anlamadım. Bana bakıp sırıttı ve geri önüne döndü. Beni tekneya kadar taşımıştı.

Tekneya dikkatlice beni koyup geri çekildi. Tam gitçekken annem onu durdurup " Oğlum sizde gelin tekneye küçük ama yeterince yer var, bakıyorum da etrafa bir tane tekne kalmış, boşa beklemeyin sizde gelin bizle." Gülümseyerek onlara bakıyordu. Hayır, olamaz bizle gelmesinler, annem yine açtı o şov ağzını. Ben tam itiraz etçekken arkadan biri "Olur vallahi abla bende üşüyordum" Bunu diyen masadaki en uç köşeye oturan adamdı, sanki yüzüne bakınca küçük duruyor ama boyu onu baya büyük gösteriyordu. Tekneye 3 de binmişti, tekne çökmediğine şükür edebilirimdim.

Benim ayağım yaralı olduğu için dik duramıyordum, ve ayağımı yan bir şekilde uzatmıştım. Sırtım annen dönük olduğu için o benim arkamda, ayağımın uzattığım yerde Uğur denen vardı. Diğer iki adam ise annemin yanındaydı. Hepsinin üstünde takım elbise vardı harelde CEO olabilirler. Yalan yok ama hepsinede yakışmıştı takım elbise, çekici duruyorlardı. Teknedeki abi iki battaniye ile gelip birini bana diğerini ise Uğur denen adama vermişti. Ayağımın acısıyla üşüdüğümü farketmemiştim. Hemen battaniyeyi açıp ayağıma kadar örttüm.

Uğur dene adama baktığımda battaniyeyi sırtından geçerip örtmüştü, ama yanında biri daha vardı. Aralarından en küçüğü gibi gözüken adam uğurun denen adamın dibine kadar girmişti. Yavru bebek gibi ona sokulumuştu, Uğur denen adam bu durumdan rahatsızdı ve onu itmeye çalışıyor. Ama çocuk gibi ona yapışmış bırakmıyordu. Gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum. Annemin yanında duran adam dayanamayıp kahkaha attı, tabi bende dayanamayıp ona eşlik ettim.

Gülerek " Sümüklü böcek gibi yapışmışsın " dediğimde annemin yanındaki adam daha çok gülmeye başladı ve şöyle dedi " Bide kedinin kuyruğu gibi peşini hiç bırakmıyor" dediğinde gülmekten patladım. Annem dayanamayıp yüksek bir sesle "Susun beee" dediğinde hepimiz olduğumuz yerde donup kaldık. Hepimizin gözü annemdeydi. Beni ve yanındaki adamı gösterip " Siz ikinizde cam sileğinin sesi gibi gülüyorsunuz, gelip biz dalga geçiyormuyuz" dediğinde ben ve annemin yanındaki adam şaşkınlıkla anneme bakıyorduk. Annem onları bizemi savundu? Annemin yanındaki adamla göz göze geldik, o bana bakıyor ben ona bakıyorum.

Annem gülümseyerek teknedeki adamdan bir battaniye daha istedi. O battaniyeyi de Uğur denen adamın yanındakine verdi. Bu benim annem yoksa, annemin kafasına taş mı düştü. Annem ikimize sinirli bakışlar atıyordu, abartıyor bence. Ben annemi bildiğim için takmadım, adam ise biz yokmuşuz gibi sakindi. Tekne karaya gelmişti, tam ayağa kalkarken, Uğur denen adam yine beni kucağına aldı. Bu tek ayakla benle derdi ne ya? Hemen ona karşı çıkacaktım ama yapadım gerçekten ayağım fena bir şekilde acıyordu.

Annem onu yönlendirerek, beni arabaya kadar getirdi. Yalan yok o olmazsa zor gelirdik buraya kadar banada ona teşekkür etmek kalıyor. Fransızca " Mersi, monsieur, vous vous êtes donnê du mal." Dedim. Ona teşekkür ederim beyefendi demiştim. Bana bakıp güldü ve " Tu savaş parlar aussi gentiment, toi .?" Deyim giti. Şimdi bu bana sen tatlı dillen konuşmayı biliyormusun dedi, yok iyilik yaramıyor insaflı konuşalım dedik olana bak. Arabaya girdik, ben arkada oturuyordum annem ise arabayı sürüyordu. Çoğunlukla korumasız gezerdik rahat olmak için, ve bugünde koruma yanımızda olmadığı için annem arabayı sürüyordu.

Eve vardığımızda beni odama kadar bir koruma bıraktı. Odama girdiğim gibi banyoya girdim, denizin tuzlu suyusundan kurtulamam lazımdı.

30 dk sonra...
banyo dan çıktım, ve odamda yatağıma yayılmış Lavin vardı. Gülümseyerek bana bakıyordu, yanında ise acil durum çantası vardı. Harelde ayağıma bakmak için geldi, seviyorum bu kızı ya. Kahverengi saçları, ela gözü ve buğday tenli bir kız. Lavin benim kuzenim çocukluktan beri beraberiz, iyi yandan kötü yandan, zor durumda hep yanyanaydık. Yatağa doğru yürümeye başladım, lakin kayıp bana yer verdi. Üstümde stichli pijamam vardı. Üstüm yarım kollu, altımda ise şort vardı. Lavinin yanına oturduktan sonra ona ayağımı uzattım, oda hiç şikayet etmeden ayağıma baktı.

" Nasıl becerdin bunu kızım." Lavin dikkatle bakar ayağıma, ben ise omuzlarımı indirip kaldırdım " Bilmiyorum, biri arkamdan bana çarpıp yere düştüm, arkama baktığım da ise kimse yoktu." Lavin ilk bana bakar sonra ayağıma, pansuman etmeye başladı. Küçük ama bilgilidir Lavin, büyünce doktor olmak istediği için evde kimin yarası varsa hemen kontrol eder. Dikkatlice bezi sarmaya başladı, aynı profesör doktorlar gibi maşallah. İşi bittiğinde ise heyecanlı heyecanlı bana bakıyordu. " Ee anlatsana o Uğur denen adamı" nerden biliyor demiycem çünkü annem yetiştirmişir. " Nasıl biri anlatsana kızım, anlatmadan şurada şuraya gitmem." Doğur gitmez inadı da inattır.
10 dk sonra...

"İşte bu kadar sonra eve geldik işte" Lavin gülmemek için kendini zor tutuyordu, yada zorlanmadan gülmeye başladı. Bu kadar komik olan neydi? " Ben ölüyordum askala sen gelip gülüyorsun burda!" Lavin kendini zor durdurdu ve bana döndü. "Gerçekten o kebabı yedinmi" dedi gülerek. Başımı aşağı yukarı sallayarak " Evet yedim" dediğimde gülmekten yerin dibine gircekti. Mala bakar gibi bakıyordum ona. "Yediysem ne olmuş ölmedim çok şükür yaşıyorum". Bunu söylerken kendimden emin söyledim diye daha çok gülmeye başladı ve " Adamların yerinde olsam benim kebabı ma böyle bakana bende dilenci zannettim verirdim." Yastığı alıp onun kafasına vurdum, vurduğum gibi yere düştü ama hala gülüyordu.

"Sen gülünce durmuyorsun ayarların bozuluyor senin." Yerden kalkıp kapıya doğru yürüdü. Sırtından bana bakarak " Senin için eve kebab'çı açcam, başkalarının kebabında bir daha gözün kalmasın " diyip koşarak odamdan çıktı." Lavinnnnnnnnnnn" diye bağırdım. Yataktan çıkıp, yerdeki yastığı alıp geri yatağıma döndüm. Yatağımın yanındaki masadan kuğulu kolyemi aldım. Boynuma taktım, onun için ölümden döndüm. Kaybolmasın diye boynuma taktım, korkuyorum boynumdan düşüp kaybolursa. Hep cebimde yada sandığımda taşırdım hep.

Boynumdan çıkarıp elimde tuttum. Uğur denen adamın gözleri ile çok benziyordu kuğulu kolyemin rengi. Baktıkça bakası geliyordu insanın, büyü vardı sanki gözlerinde. Kuğulu kolyemi geri takıp, ışıkları kapattıktan sonra ayıcığıma sarılıp uyudum.

Saat gece 3.25

Uykumun arasında birinin beni kucağına aldığını hissettim. Gözlerimi aralamaya çalıştım ama sanki biri bana ilaç vermişti. Uykunun ağırlığıyla gözümü açamadım. Kırpıdanmaya başlayınca kolları beni daha sıkı tutuyordu. Göğsüne yaslı olan kafam, burnuma gelen kokuyla kalbim hızlanmaya başladı.

Bu koku yabancı değildi...

Tanıdık bir kokuydu...

Bu koku rahatlatıcı ve sahipleniciydi ama ben...

Şu an kaçırılıyorum !!!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.