5. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Betül Gökhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5. Bölüm

Merhabalaarrrr canlarımmm, TS'nin beşinci bölümüne hoş geldinizzz.

Lütfen beğeni ve yorumlarınızı eksik etmeyiniz

Hazırsanız bölüme geçebiliriz🍂🪽

🍂🪽

İlahi bakış açısı

Sokaklar o kadar kalabalık değildi ama çok sessizdi. Biliyordum ki aralarından çoğu masum değildi,çoğu 14 ila 17 arası çocuklar suça sürükleniyordu hemde bu kendi istekleriydi. Yaşıtlarının canına kıyıyorlardı. Bu çocukları böyle yetiştiren zaten aileleriydi, o yaştaki bir çocuk pubg mobile oynamamalı, tehlikeli,teşfik edici diziler izlememeli,aileleri buna karşı çıkıp engel koymalıydı. Belki iyi bir yetiştirme olsaydı,Korkutsalardı, belkide böyle olamayacaktı,belki pırlanta gibi gençlerimiz ölmek yerine yaşıyor olucaktı. Çoğu anne Erkek evlatlarını iyi yetiştirseydi, çoğu kadın yada genç kızlar ölmezdi,çocuklar annesiz kalmazdı. Herkes kocası tarafından öldürülmedi,öğrencisi tarafından öldürülenler var. Çocuğu tarafından bile katledilen var. Bu Türkiye'ye adam akıllı yasa gelmediği sürece, bu böyle devam edecekti. Nice kadınlarımız, çocuklarımız ölecekti ve onları katleden katiller ise ellerini kollarını sallaya sallaya gezecekti,zaten en acısıda buydu.

Aslıhan'da bunların en ağır cezalar alması için çalışıyor, çabalıyordu ama biliyordu ki tek başına yetemezdi. Çoğu hakimler ve savcılar onun gibi düşünmüyor, hareket etmiyordu. Aslıhan yinede pes etmek istemiyordu çünkü kardeşi Nur'a söz vermişti. Onu yaşatamamıştı ama diğer çocukları yaşatmak istiyordu. Tek çocuklarıda değildi, aynı zamanda kadınlarıda yaşatmak ve ses olmak istiyordu.

Aslıhan yinede ne olursa olsun elinden geldiğince destek vermeye, yardım etmeye çalışıyordu. Tekte değildi tabi, Derya'da aynı şekil avukat olarak elinden geleni yapıyordu.

Bizim yaptığımız hiç bir zaman yetmeyecekti. Biz bir kişiyi kurtarıyorsak, geri kalan 10 kişiyi kurtaramıyorduk. O davalar bize gelmiyordu ve bu yasa düzelmediği sürece de böyle devam edecekti.

🍂🐚

Aslıhan'la Derya yarım saatin sonunda Adliyede olmuşlardı fakat akıllarında sadece sorular ve Mert vardı. Operasyonun nasıl geçeceğini merak ediyorlardı, Mert yaşıyor mu diye merak ediyorlardı. Daha Mert'in annesi Aysel hanıma söylememişlerdi. Kadın dört yıldır oğlunun acısını çekiyordu ama bilmiyordu ki oğlu aslında esirdi.

Aslıhan aslında Mert yaşıyorsa öyle söylemek istiyordu ama böylecede Aysel hanım baştan beri ondan sakladığı için kızmasından da korkuyordu. Bir yandanda haklıydı kadınında bilmesine hakkı vardı. Fakat ya ölüyse, ölüyse Aysel hanımın boşuna ümitlenmesini ve üzülmesini istemiyordu.

Derya ise Mert'in yaşıyor olma ihtimaline tutulmuş, dua ediyordu onun için, cidden yaşıyor olması için. Üçününde arasındaki bağ çok güçlüydü. Kardeş gibiydiler. Dört yıldır çektikleri acıyı bi kendileri, bide Allah bilirdi. Çok canları yanmıştı. En çokta Aslıhan'ın Nur'un acısını tam yaşayamamışken, üstüne birde arkadaşı gidince daha çok çökmüştü. İntikamın ateşi onu ayakta tutmuştu. Ha bir de mesleği.

İkiside düşüncelere dalıp gitmişti. İlk kendine Aslıhan gelmişti, Derya'yı dürterek "hadi inelim" demişti. Derya ise buruk bir gülümseme ile kafasını sallayarak onaylamıştı Aslıhan'ı.

Beraber arabadan indiler ve adliyeye doğru ilerlediler. Adliyesinin girişine geldiklerinde artık arabadaki o üzgün kadınlar yoktu, daha dik başlı, daha müdahaleci kadınlar vardı. Kazanmak isteyen kadınlar vardı.

Aslıhan ile Derya tüm iştihamları ile adliyeye girdiler, topuk tıkırtıları mermer zeminde yankılanarak koridoru doldurmuştu, kafaları dik ve kendinden emin bir şekilde yürüyorlardı. Bir yerden sonra ikisininde yolları ayrılıyordu.

Derya, Aslıhan'a dönerek "bir gelişme olursa haber et, aklım sende kalmasın," demişti endişeli bir şekilde. Aslıhan ise sakin bir şekilde "aklın bende kalmasın canım, iyiyim ben merak etme, bir şey olursada mutlaka haber ederim. Sende kendine dikkat et olur mu?" Oda Derya'nın kötü olmasını istemiyordu, Derya'nın istemediği gibi.

"Olur canım olur, hadi görüşürüz" diyerek bir birine sarıldılar sonra geri çekildiler. Derya odasının olduğu koridora girdi, Aslıhan da kendi odasının olduğu koridora girdi.

Odasına girmeden önce sekreteri özgeden çay istemişti ve öyle odasın girmişti. Çayı gelince işlerinin başına oturdu, dosyalarla ilgilendi. Davalarına girdi. Hepsinide kazanmak için elinden gelenini yapmıştı ve tabiki de kazanmıştı. Bütün günü çalışarak geçmişti.

Akşam oluncada her şeyini toplamıştı, kabanını da alıp çıkmıştı odadan sonrada adliyeden çıkıp arabasına binmişti.

Yolda ilerleyken düşünceler içindeydi. Düşünceleri hep aynıydı, fakat bir farklılıkla aklında Alphan'da vardı. Bunu biliyordu ama neden aklındaydı bilmiyordu.

🍂🪽

Aslıhan eve vardığında yemeğini yiyip çalışma odasına geçmişti. Operasyon için bi kaç dosyayı gözden geçirmişti kusursuz olmasını istiyordu. Bir saat dosyalar çalıştıktan sonra odasına geçip, geceliklerini giydi.

Tam uyuyacakken telefonuna gelen bildirimin ışığıyla hafif korkmuştu. "Ula ha bu saattur baa kim yazayi?" Diyerek şiveye geçmişti. Telefonu alıp kimin yazdığına baktığın da ise bir numara ile karşılaşmıştı.

Mesaja girdiğinde ise şaşırmıştı çünkü "Merhaba ben kıdemli üsteğmen Alphan Arslan. Arkadaşınızın esir düştüğünü öğrendiğinizde çok kötüydünüz, iyi misiniz diye merak ettim. Bu saatte yazdığım içinde kusura bakmayın." Bu saatte ona Alphan kendi numarasından yazmıştı hemde onu merak ettiği için.

Aslıhan direk yatağında oturur pozisyonda sırıtarak "Ayyy şaka yapıyorsun adam bana kendi numarasından yazdıııı. İnanamıyorum ya." Aslıhan ona yazamadığı için, bu onun içinde kalmıştı. Alphan yazıncada baya mutlu olmuştu salak. Ya bu erkeklere güvenmeyin.

(Kusura bakmayın☺️)

Siz:İyi akşamlar Alphan bey,evet ilk başlarda kötü oldum fakat şu an iyiyim, merak etmenize gerek yoktu. Yazdığınız saat biraz geç ama sorun yok.

Aslıhan mesajı gönderdiği an Alphan çevrim içi olmuştu ve mesaj mavi tik olmuştu. O sırada Aslıhan, Alphan'ın numarasını kaydetmişti.

Alphan üsteğmenim:İyi olduğunuza çok sevindim Aslıhan hanım, bir şey olursa yazarsınız. İyi akşamlar dilerim.

Siz:iyi akşamlar dilerim üsteğmenim.

🍂🪽

Alphan, Aslıhan'a yazmak için çok düşünmüştü. Ne yazacağını bile bilememişti. En sonunda cesaretini toplayıp yazmıştı. Aslıhan'a yavaş yavaş kapıldığının farkında değildi, aynı şekilde Aslıhan'da Alphan'a kapıldığının farkında değildi. Allah var Alphan içten içe şu an Aslıhan'ın yanında olup onu göğüsüne çekip sarılmak istiyordu. Bir yandanda Mert'i kıskanıyordu. Sebebi ise; Mert'i Aslıhan'ın sevgilisi sanıyordu. Bilmediği şey ise; Aslıhan'ın ona kapıldığıydı.

Alphan, Aslıhan'ın iyi olduğunu duyunca rahatlamıştı, artık rahat rahat uyuyabilirdi. Değişik hissediyordu, bu hissi anlamamıştı zaten çünkü ilk defa böyle hissediyordu. En kısa zamanda Oğuzhan ile buluşup hissettiklerini anlatacaktı. Ona ne olduğunu anlayacaktı. Fakat içinden bir ses ona diyor ki; 'sen Aslıhan'ı sevmeye başlıyorsun' ama yinede Alphan'ın aklı karma karışıktı şu an bildiği tek şey; mutlu olduğuydu.

Alphan ile Aslıhan kafalarını yastıklarına koyarak rahat bir uyku çekmişlerdi hemde ilk defa. Haberleri olmasada ikiside bir birinin bir kelimesine bile içi rahat ediyordu ve güvende hissediyorlardı. En çokta Aslıhan.

Sabah olduğunda ikiside bir birine yazmamak için kendilerini zor tutuyorlardı ama nasıl dayanacaklardı bilmiyorlardı. Alphan kendinden ödün veren bir değilken dayanamamıştı. Aslıhan'a yazmıştı.

Alphan üsteğmenim:Günaydın savcım.

Aslıhan bunu görünce şaşırmıştı fakat mutlu da olmuştu. Hiç bekletmeden hemen oda Alphan'a yazdı.

Siz:Günaydın üsteğmenim.

Alphan ilk başta Aslıhan'a yazmaktan çekinmişti. Sebebi ise Aslıhan kızar, ters bir şey söyler diye korkmuştu ama düşündüğünün tam tersi olmuştu. Ona yanıt vermişti. Bu Alphan için çok iyi bir şeydi. İdmanda herkese can çektiren Alphan üsteğmen, Aslıhan'ın bir günaydın mesajına, bu gün herkese çok iyi davranmıştı ama dik duruşundan ve sert bakışından asla ödün vermemişti.

İkisininde günü çok yoğun geçmişti. Alphan yarın çıkacağı operasyon için timini hazırlıyordu, son kontrolleri yapıyordu. Bugün iyi davransana herkesin canı çıkmıştı. Çok yorulmuşlardı. Yarın daha da çok yorulacaklardı. Operasyon kaç gün sürecek onu bile bilmiyorlardı ama en az iki günde bitmesini istiyorlardı.

Aslıhan ise bir çok davaya girip çıkmıştı. Odasında bir çok dosyaya çalışmıştı. Bugün yeni bir soruşturma daha gelmişti. O dosyayı da düzenleyip hazırlamıştı.

Ama bu dosya bu sefer farklıydı. Bu seferki bir cinayet dosyasıydı. Aslıhan savcılık hayatı boyunca sadece dört kere cinayet davası üstlenmişti. Onlarda da çok zorlanmıştı, zorlanmak değilde geceleri rüyasına giriyordu, rüyasında bile cinayeti kimin işlediğinin peşine düştüğü için çok kez uykusuz kalıyordu. Buda diğer davalara odaklanmasını zorluyordu.

Fakat bu sefer böyle olmayacağını çok iyi biliyordu. Çünkü artık aşılmıştı. Kendi hayatındanda birileri gidince, o halle nasıl uyunur, nasıl baş edililir öğrenmişti. Zor olmuştu ama yinede öğrenmişti.

Alphan operasyon öncesi Aslıhan onları operasyondayken kontrol etsin diye bir bağlantı yollayacaktı. Bu sebepten dolayı Aslıhan'a yazmıştı çünkü yarın sabah erkenden operasyon için yola çıkacaklardı.

Aslıhan elindeki dosyayı rafa yerleştirirken telefonuna gelen bildirim ile kafasını yana doğru çevirip arkaya baktı. Sonra ise dosyayı rafa yerleştirip hızlı adımlarla masasına oturdu ve eline telefonunu aldı.

Mesaj atan kişiyi görünce direk telefonunu açıp mesaja girdi.

Alphan üsteğmenim:Size yarınki operasyon için bağlantı yollayacaktım. Yârın operasyondayken bizi kontrol edersiniz diye. Şimdi mi istersiniz yoksa yarın mı yollayayım?.

Siz:Şimdi yollayabilirsiniz üsteğmenim, şimdiden bağlantıya giriş yapayım ki yarın zorlanmayayım.

Haklıydı belki yarın bir aksilik çıkar giremeyebilirdi. Şimdi girmesi daha iyi olabilirdi.

Alpha üsteğmenim:Tabi nasıl isterseniz hemen yolluyorum.

Dedikten sonra bağlantıyı Aslıhan'a yollamıştı. Aslıhan Alphan'ın bu kadar çabuk göndermesine şaşırmıştı ama pekte umursamamıştı. İşte ve evde kıllandığı Laptop'unu çıkardı. Bağlantıyı Laptop'una aktararak ordan giriş yaptı.

Hep yanından taşıdığı için kontrol etmesi zor olmayacaktı, yoksa diğer türlü baya zorlanırdı.

Ardından hemen Alphan'a yazdı

Siz:Giriş yaptım

Alphan hemen görmüştü mesajı

Alphan üsteğmenim:Tamamdır Aslıhan hanım.

Aslıhan mesajı beğenip sohbetten çıkmıştı.

İkiside bir biriyle konuşmayı çok istiyorlardı fakat yanlış anlaşılmaktan korkuyorlardı. Yada ne diyeceklerini asla bilmiyorlardı. İkiside bir birinden çekiniyordu. Ama işte, aslında ikiside deli gibi birbiri ile konuşmak istiyordu.

🍂🪽

Alphan kendinden emin olmak istiyordu. Emin olduktan sonra ise Oğuzhan ile bu konuyu konuşacaktı, tabi ondan önce ilk Aslıhan'la normal bir şekilde konuşup arkadaş olmaları gerekiyordu. Ondan sonra ise hisleri sevgi ise ondan emin olup açılacaktı.

Tabiki hislerinin ne olduğunu şu an Alphan bilmiyordu. Aslıhan'da kendi hislerini bilmiyordu.

İkiside düşünceli bir kafa ile evlerine geçtiler. Niyetleri yemeklerini yiyip uyumaktı çünkü bir an önce sabah olmasını istiyorlardı. Niyet ettikleri olmuştu zaten yemeklerini yiyorlardı ondan sonrada uyuyacaklardı. Alphan'ın aklı; operasyon ve Aslıhan'daydı. Aslıhan'ın aklı ise; hem Alphan'da hem operasyonda hemde Mert'teydi.

Yemekleri bu şekil düşünceli geçtikten sonra ikiside sırt üstü uzanarak uyumaya çalışmıştı. Uzun sürmeden de uyuyakalmışlardı.

🍂🪽

Alphan Arslan

Sabah şafak vaktinde uyanmıştım. Uykumu pek alamamıştım ama bu benim için sıkıntı değildi. Ben mesleğim gereği bir çok gece uykusuz kalmıştım zaten,
o yüzden dert etmiyordum.

Yataktan çıkarak lavaboya gittim elimi yüzümü yıkamak için, elimi yüzümü yıkadıktan sonra elimi ve yüzümü kuruladım sonra ise lavabodan çıktım. Mutfaka geçip bir Türk kahvesi yapıp içecektik uykum iyice açılsın diye, askeriyeye gider gitmez bir tane daha içerdim her şey hall olurdu. Türk kahvemi yapıp içtim, içerkende dolaptan üniformamı çıkarıyordum.

Çıkardıktan sonra yatağa bıraktım hepsini, kahvemi bitirip fincanı tezgaha koyup hızlı adımlarla odama geldim. Üniformamı giydikten sonra aynanın karşısına geçip Bordo beremi takmıştım. Mesleğim zordu ama ben mesleğimi çok seviyordum.

Odamdan çıkıp hole geçtim, vestiyerden askeri montumu alarak giydim. Evden çıkarak kapıyı kitledikten sonra merdivenlerden inip evden çıktım.

Binanın otoparkında olan arabama doğru yürüdüm . Arabanın önüne gelince kilidini açıp arabaya binip kapımı kapattım. Kontağı çalıştırıp otoparktan çıktım.

Evim ile askeriye arası yarım saat falandı çok değildi. Belki de 25 dakikadır. Kısa sürede askeriyeye varmıştım. Buradaki herkes beni tanıdığı için arabamı görür görmez direk kapıları açarak, saygı duruşuna geçiyorlardı. Arabamı askeriyenin otoparkına park edip, hızlı adımlarla askeriyeye timimin olduğu yere gittim.

Boz timine ait büyük bir oda vardı. Her sabah orda toplanıp beni beklerlerdi. Odanın önüne gelip kapıyı açtım. Hepsi ayağa kalkarak saygı duruşuna geçtiler.

Sert ve otoriter sesimle "GÜNAYDIN ASKER!" Diye bağırdım. Boz timi hep bir ağzından bağırarak "SAĞOL" diyerek karşılık vermişti.

Karşılarında dim dik durarak "Bugün çok önemli bir operasyonumuz var! Esir arkadaşlarımızı ve masum çocukları kurtaracağız. Sakın dikkatiniz dağılmasın! Bütün dikkatiniz, aklınız operasyonda olacak! Operasyon sırasında aklınız dışarıya kaymayacak! Bir hata istemiyorum. Anlaşıldı mı Boz!" Dedim sert bir şekilde, bunları söylerken bile kaşlarım çatıktı.

Onlarda karşımda benim gibi sert durdular ve yine aynı sertlikle "ANLAŞILDI KOMUTANIM" demişlerdi.

Hepsinin gözüne, teker teker baktım. Hiç birinde korku yoktu. Korku yerine hırs vardı ve bu benim en sevdiğimdi fakat bazen hırs kötüdür. Bazende çok iyidir. Gözlerindeki gördüğüm bu hırs iyiydi.

"Boz timi, istikamet hazırlanma odası," dedim sert bir sesle. Arkamı dönüp ilerledim; zaten bu komutla birlikte beni takip etmeleri gerektiğini anlamışlardı.

En önde ben olacak şekilde, rütbelere göre düzenli bir biçimde ilerliyorduk. Koridorda yankılanan adım seslerimiz, yaklaşan operasyonun ağırlığını hissettiriyordu. Kimse konuşmuyordu.

Hazırlanma odasının önüne geldiğimizde kapıyı açıp ilk ben girdim. Ardım sıra tim de içeri doldu. Herkes alıştığı yere geçti; bu düzen, defalarca girilmiş operasyonların sessiz alışkanlığıydı.

Dolaplar açıldı.

Silahlar, mühimmatlar, yelekler...

Ben çelik yeleğimi alıp üzerime geçirirken gözüm bir an boşluğa takıldı. Bu görev diğerlerinden farklıydı. Belirsizlik en tehlikeli olandı.

"Kontrollerinizi eksiksiz yapın," dedim kısa ve net.

"Emredersiniz komutanım," sesleri aynı anda yükseldi.

Oğuzhan mühimmatını kontrol ediyordu. Suna ekipmanlarını gözden geçirirken aynı anda istihbarat notlarını inceliyor, drone görüntülerine kısa kısa bakıp analiz yapıyordu. Emir sessizce keskin nişancı ekipmanını hazırlıyor, her parçayı titizlikle kontrol ediyordu. Kaan ise patlayıcı ve tuzak ihtimallerine karşı çantasını düzenliyor, en küçük detayı bile atlamamaya çalışıyordu.

Furkan önde girecek kişi olmanın verdiği alışkanlıkla ekipmanını hızlı ama dikkatli bir şekilde hazırlıyordu. Barış keşif ve sızma için gerekli olan malzemeleri kontrol ederken gözleri sürekli odanın içinde dolaşıyordu, sanki şimdiden ortam analizi yapıyordu.

Ve Caner...

Sıhhiyeci çantasını kontrol ederken bir an duraksadı. Hepimiz duraksadık aslında ama kimse belli etmedi.

Mert'in yokluğu odanın içinde hissediliyordu. Aslıhan'ın onun için üzüldüğü aklıma gelince içim parçalandı.

Çene kaslarımı sıktım. Duygulara yer yoktu. En azından şu an.

Silahımı elime alıp son kontrolümü yaptım, ardından kemerime yerleştirdim. Eldivenlerimi elime geçirdim.

"Beş dakika," dedim.

Kimse itiraz etmedi. Zaten gerek yoktu. Dakikalar dolduğunda herkes hazırdı.

Başımı kaldırıp timime baktım. Gözlerinde aynı şey vardı yani kararlılık.

Kapıya yöneldim.

"Elimizde net bilgi yok," dedim kapıyı açmadan önce. "Ama bir ihtimal bile varsa, o ihtimal için gidiyoruz."

Kısa bir sessizlik oldu. "Kimse hata yapmayacak."

Kapıyı açtım. "Çıkıyoruz."

Hazırlanma odasından tek tek çıkıp koridora adım attık. Adımlarımız tekrar yankılanmaya başladı.

Bu sefer dönüşü belli olmayan bir yola çıkıyorduk.

Sert ve kendinden emin adımlar atarak yürüyorduk. İçimizdeki tek istek; bu operasyonun sağ salim dönmekti.

Koridorları, katları teker teker geçtik. Askeriyenin en üstünde olan uçuş sahasına girdik teker teker. Rütbelere göre yan yana dizilmiş bir şekilde Albay Kartal Bozkurt'u bekliyorduk.

Beklerken Oğuzhan bana seslendi. "Sana bir soru sormam lazım ama bu soru askeri şartlarda sorulacak bir soru değil, yani resmi değil. O yüzden normal arkadaşın gibi sorabilir miyim?" Tedirgin bir şekilde sormuştu. İzin vermemenden korkuyordu hemde kızmamdan. Kafamı Oğuzhan'a çevirdim ve sakin bir sesle "Sor bakalım Oğuzhan." dedim.

Oğuzhan hiç beklemeden konuşmaya başladı. "Alphan, gardaşım bugünlerde çok dalıp gidiyorsun. Farkındayım. Ne oldu? Hiç anlatmıyorsun. Birine mi sevdalandın diyecemde kimseyi görmüyoruz." Diye beni sorguya çekmişti resmen ve sesinde de baya merak vardı. Ama hiç bir şeyi şimdi anlatamazdım, hem çok erkendi, hemde her şeyin tamamen bitmesi gerekiyordu.

Konudan kaçmak amaçlı resmiyete döndüm. "Hayırdır üsteğmen, komutanını sorguya mı alıyorsun." Dedim ciddi bir ses tonu ile. Oğuzhan bu cümleme biraz sinir olmuştu.

Hayal kırıklılığı ile "yazıklar olsun vallaha ya. Bir şey demiyorum." Diyerek önüne dönmüştü. Bende sinir bozucu bir ses tonu ile "çok konuşma" diyerek hafif güldüm.

Kartal komutanın gelmesi ile ciddi tavrımı takındım ve hepimiz hazır ola geçtik. Albay Kartal hepimize teker teker baktı. En sonunda tekrar gözünü bana çevirip konuşmaya başladı. "Savcıya haber verdiniz mi? Kontrol ediyor mu sizi?" Hiç beklemeden cevapladım. "Evet komutanım." Çok konuşmayı sevmezdim. Hep kısa ve öz cevaplar verirdim.

"O zaman yolunuz açık olsun asker!" Diyerek bağırmıştı. Bizde hep beraber aynı ağızdan "sağol!"diye karşılık verdik.

Kartal komutan önümüzden çekildikten sonra sırasıyla helikoptere bindik. Bindikten sonra telsizden Aslıhan'a yolladığımız koruma amaçlı yolladığımız askere seslendim. "On başı kara! Durum nedir?" Dedikten sonra elimi telsizden çektim. Kısa bir süre sonra cevap geldi.

Kısa ve öz konuşarak "Her şey yolunda komutanım." Dediğini dinledikten sonra Aslıhan'a seslendim. "Savcı Aslıhan, siz bizi şimdiden kontrol etmeye başlayın. Bir sıkıntı olursa on başı Kara'ya söyleyin, kendisi bize bildirir." Soğuk kanlılığım sesime yansımıştı. Telsizden kısa bir cızırdı geldikten sonra Aslıhan'ın sesi duyuldu. "Anlaşıldı komutanım işe koyuluyorum." Aynı soğuklukta cevap vermişti. Bu kızın soğuk cevap vermesi bile çekiciydi.

Alphan oğlum n'oluyor kendine gel! Operasyona gidiyoruz kafanı dağıtma lan! İç sesim haklıydı kafamı dağıtmamalıydım.

Hava pilot üsteğmen Derin öztürk arkasına dönüp bana baktı. "Komutanım hazırsanız kalkış yapacağım." Dedi sert konuşarak. Bende onaylar şekilde işaret verdim. Ve kalkışımızı yaptık.

🍂🪽

Bir süre sonra Derin'in "komutanım beş dakikaya iniş gerçekleşecek" demesi ile toparlanıp timimle konuşmaya başladım.

Sert ve otoriter bir biçimde "Boz timi. Birazdan iniş yapılacak. Toparlanın! İndiğimizde gerekenleri kısa bir şekilde konuşacağım!" Der demez hepsi toparlanmaya başladı.

Kısa bir süre sonra helikopter uçuş alanına iniş yaptı. En önde ben olucak şekilde iniş yaptık. Tam karışılarına geçerek konuşmaya başladım. "Yerlerinizi zaten biliyorsunuz tekrar açıklamam gerek yok. Bir birimize kod adlarımız ile sesleneceğiz, asla isim ve soy isim kullanmak yok. Kullananı yeminle sikerim ha." Sonra doğru sivile geçmiştim. Toparlamak için "Neyse son dediğime bakmayın kod adla seslenmezseniz bile sıramızı biliyorsunuz Boz-1, Boz-2 gibi seslenecek anlaşıldı mı?!" Diyerek bağırdım. Hepsi gür bir sesle "anlaşıldı komutanım."

Son kez Derin'e dönüm. "Sen helikopterde hep hazır bekle. Bir tek sana soy adla sesleneceğiz. Eğer kod adın varsa söyle ona göre sesleniriz." Sözümü bitirdiğim an "Anlaşıldı komutanım. Kod adım Anka." Kod adını söylerken kendi ile gurur duyar gibi söylemişti.

Hafif gülerek "anlaşıldı Anka" dedim ve konuşmaya devam ettim. "Bizim kod adımızı bilmiyor olabilirsin ama zamanla öğrenirsin ve şimdilik benle Oğuzhan'ınkini bil yeter. Benimki ARS. Oğuzhan'ınki de PARS." Dedim ve sustum. "Anlaşıldı komutanım." Sözünü bitirdiği an helikoptere ilerledi.

Gözlerimi Derin'den çekip time döndüm, görünüşe göre hepsi operasyon için hazır duruyordu. O zaman bizede bu operasyonu başlatmak düşerdi. Çok soğuk bir ses tonu ile "An itibari ile operasyon başlamıştır."

Tam ilerleyecekken telsizden ses geldi. "Boz-1 araziye bir araç daha giriş yaptı, içinde kaç kişi var bilmiyorum. Dikkatli olun." Konuşan Aslıhan'dı. Sesinde hafif bir endişe vardı ama bir yandan da soğukluk vardı. "Anlaşıldı savcı Demirhan." Deyip bizimkilere ilerlemek için komut verdim.

🍂🪽

Herkes nerede duracağını biliyordu. Hepimiz yerlerimizi almadan önce çevreyi dikkatlice kolaçan etmiştik. Etrafta tek bir hareket yoktu. Büyük ihtimalle hepsi içerideydi. Zaten ev iki katlıydı ve bu tarz yapılanmalarda genelde tek noktada toplanırlardı. Buna neredeyse adım kadar emindim.

Pozisyonlarımızı aldık.

En önde ben ve Oğuzhan vardık. Hemen aramızda, kapıya ilk girecek olan Furkan hazır bekliyordu. Kaan ve Emir arkamızda destek pozisyonundaydı. Caner ve Barış dışarıdan çevre güvenliğini sağlıyordu. Suna ise drone ile havadan sürekli görüntü aktarıyor, içerideki hareketliliği analiz ediyordu.

Telsizden kısa bir cızırtı geldi.

Boz-1, içeride hareket var. Alt katta dört, üst katta en az üç kişi, tahminim bir iki kişide esir tutulanların yanında, " dedi Suna'nın net sesi.

Çenem sertleşti.

Silahımı daha sıkı kavradım.

Herkesi tek tek süzdüm. Gözlerindeki kararlılık yeterliydi.

Elimi yavaşça havaya kaldırdım.

Tüm bakışlar elimde toplandı.

Parmaklarımla sessizce saydım.

Bir...

İki...

Üç.

Furkan kapıya tek hamlede yüklendi. Kapı büyük bir gürültüyle kırıldı. Aynı anda içeri daldık.

İlk katta dört kişi vardı.

Hiç tereddüt etmeden ateş açtık.

Silah sesleri dar alanı doldururken hedefler saniyeler içinde etkisiz hale getirildi.

Ama bu sadece başlangıçtı.

Silah seslerini duyan diğerleri üst kattan hızla inmeye başladı. Merdiven başında çatışma patladı.

"Temas!" diye bağırdım.

Emir anında kendine uygun bir mevzi buldu. Soğukkanlılığıyla tek tek hedef alıyordu. Onun ateşiyle birlikte biz de adım adım ilerliyorduk.

Kaan sağ hattı kontrol ediyor, olası tuzakları göz ucuyla tarıyordu. Furkan öncü olarak ilerlemeye devam ediyordu.

Her şey kontrol altına alınmış gibiydi.

Tam üst kata çıkacakken...

Ensemde soğuk bir metal hissettim.

Sadece nefesimi sabitledim.

Arkamdan pis bir sırıtış sesi geldi.

Sinirlerim gerildi.

"Ne gülüyorsun, orospu çocuğu," dedim dişlerimin arasından. Tetiğe basacak fırsat bulamadan-

Bir silah sesi duyuldu.

Oğuzhan.

Mermi adamın kafasını delip geçti. Bedeni olduğu yere yığıldı.

Yavaşça arkamı döndüm ve Oğuzhan ile Göz göze geldik. Diyecek hiç bir şeyimiz olmadığı için sağol anlamında koluna dokundum.

Ortam tekrar sessizliğe gömülürken sadece nefes alışlarımız ve barut kokusu kalmıştı. Teker teker kontrollü bir şekilde merdivenlerden çıktık.

Dört tane oda vardı.

Birinde ise esir tutulanlar vardı.

Furkan önden giderek kapıları açıyordu, boş olduğunu görünce kısa bir şekilde, "temiz!" Diyip devam ediyordu. Koridorun sonundaki odaya geldiğinde ise kapı kitliydi ve içerden küçük bir kız çocuğunun sesi geliyordu.

On nefesler tutuldu.

Silahları daha sıkı kavradık. Furkan hazır olduğumuzu gördü ve ona başımla onay verdiğim gibi kapıyı kırdı.
Suna'ın dediği gibi içerde esirler hariç iki kişi vardı,daha silahlarını kavrayamadıkları için Emir ile Kaan onlara ters kelepçe takıp dışarı çıkmışlardı.

Geriye içeride Furkan, Oğuzhan ve ben kalmıştık, bide esirler vardı. Beş çocuk vardı, biri küçük olduğu için gözden kaçmıştı. Barlas üç çocuğa siper olmuştu, şerefsizler çocuklara bir şey yapmasın diye ama baktığımızda çok bitkin duruyordu. Mert'de aynı şekilde küçük kıza ve diğer çocuğa siperdi. O Barlas'a göre daha bitkin ve çöküktü.

Kafalarını kaldırıp bizi gördükleri anda derin bir nefes aldılar oh der gibi. Yüzlerinde bir tebessüm oldu. Bu tebessüm; kurtulduk der gibiydi.

Oğuzhan Barlas'ın yanına gitti yardım etmek için Furkan'da çocukları aldı. Çocuklar ilk korkmuştu ama Barlas onlara "Korkmayın, onlarda bizim gibi Türk askeri. Bizi kurtarmaya geldiler, gidebilirsiniz onlarla" çocuklar bunu duyunca rahatlamıştı ve Furkan'la gitmişti.

Mertin yanına çöktüğümde "iyi misin?" Diye sordum. "İyi miyim bilmiyorum" bedenide, bakışlarıda dediğini onaylıyordu. Mahçup bir şekilde "Geç geldik sizi kurtarmaya kusura bakmayın. Ama senin o vahşi arkadaşın Aslıhan davayı pat diye açtı." Sona doğru gülümsemiştim. Benim dediğim ile Mert'in gözleri parıldadı. "Şaka yapıyorsun! Aslıhan mı açtı yani. Ula garadeniz kizu" sona doğru gülerek çıkmıştı sesi.

"Ver istersen kızı ben götüreyim" kız dediğimi duyunca alttan ürkek bir şekilde baktı, Mert'e dönüp verme gibi bakıyordu. "Yok ben taşırım korkar o" dedi. Oğuzhan ile Barlas çıkmıştı. Mert'e destek verdim ve birlikten evden çıkmıştık.

Dışarı çıktığımızda Mert gözlerini kapatıp derin nefes almıştı. Bana dönüp alaycı bir şekilde "bu saatten sonra özgür anlarımın tadını çıkaracağım."

Gülerek cevap verdim. "Çıkar hakkındır."

Helikoptere doğru ilerledik, helikopterin yanına geldiğimizde binip yerlerimize oturduk. Derin benden kalkabiliriz komutu alınca kalkış yaptı. Havadayken telsizi elime aldım. "Savcı Demirhan, hayırlı olsun arkadaşınız ve geri kalanlarda hayatta."

Kısa süre içinde cevap geldi ama konuşan Aslıhan değildi. "Komutanım benim, on başı kara. Savcı Aslıhan şu an mutluluktan ağlıyor ondan cevap veremedi." Telsizden konuşması bittiğine dair cızırdı geldiğinde Mert gülmüştü. Sessiz bir şekilde "deli kız işte ne olucak" o sessiz dediğini sanmıştı ama ben duymuştum.

Askeriyeye varana kadar kimse konuşmamıştı. Mert ise sadece yanındaki küçük kız ile uğraşıyordu, onun korkmasından deli gibi korkuyordu. Onu güldürüp eğlendiriyordu, zaten küçük kız sevilmeyecek gibi de değildi çok tatlıydı.

Kısa bir süreden sonra Derin'in "komutanım iniş yapacağız." Demesi ile kendimize gelmiştik. İniş gerçekleştikten sonra herkes sırasıyla helikopterden iniş yapıp sıraya girdi.

En son Mert'e yardım ederek biz inmiştik, indiğimiz anda karşıma baktığımda ise şaşırıp kalmıştım, sebebi ise Aslıhan tam karşımızda duruyor olmasıydı. Onu hiç burada beklemiyordum. Tamam en yakın arkadaşı kurtulmuştu ama ben onu direkt Mert için hastaneye gider diye düşünmüştüm. Böylesi banada sürpriz olmuştu.

Tek eli ağızında, gözlerinden yaş akarak bize bakıyordu. Sanki olduğu yerde donup kalmıştı.

🍂🐚

BÖLÜM SONU...

Mert'in yaşamasına ne diyorsunuz,hatta bu dosyayı açanın Aslıhan olduğunu öğrendiğinde verdiği tepkiye ne diyorsunuzz...

Bölümümüz bu kadardı. Geç attığım için kusura bakmayın erken atmaya çalışıyorum ama olmuyor.

Lütfen beğeni ve yorumlarınızı eksik etmeyin altıncı bölümde görüşmek üzere🍂🪽

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.