2. bölüm / 6
TOPRAĞA SIĞMAYANLAR1. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 1. Bölüm
- 1 Giriş432 kelime
- 2 1. Bölüm2.545 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm2.817 kelime
- 4 3. Bölüm3.204 kelime
- 5 4. Bölüm3.451 kelime
- 6 5. Bölüm3.592 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabalaarrr 1.bölümüme hoş geldiniz umarım beğenirsiniz.🍂🪽
Lütfen beğeni ve yorumlarınızı eksik etmeyin.
Hazırsanız bölüme geçelimmm🍂🪽
🍂🪽
İlahi bakış açısı
Bugün günlerden 28 Ocak Çarşamba günüydü, Aslıhan her zamanki gibi saat 08:00 kalkmıştı.
Yatakta bi beş dakika oyalandıktan sonra lavaboya gidip elini yüzünü yıkamıştı, böylece kendine gelmeyi başarabilmişti. Çalışma odasına geçip bir kaç dosyayı gözden geçirdi. Bugün iki üç tane önemli davaya giricekti, biri katledilen çocuk, biride şiddet gören kadındı, diğeri ise normal anlaşmalı boşanma davasıydı. İlk iki dava aklına gelirken bile hem sinirleniyor hemde üzülüyordu, neden bu dünya herkese aynı davranmıyordu, herkes mutlu olmayı hak etmiyor muydu? İşte bunu hiç kimse bilemiyordu. Görünüşe bakılırsada uzun süre de kimse bilmeyecekti. Dosyalara hafif gözden geçirmişti kahvaltı ederken iPad'den daha çok ilgilenecekti.
Çalışma odasından çıkıp mutfağa doğru adımladı, mutfağa geçtiğinde ise kendisine ağır olmayacak bir şekilde kahvaltı hazırladı, yanınada hiç şaşmaz bir şekilde çay yapmıştı, Aslıhan'ın çay sevdası Trabzon'lu oluşundan geliyordu. Kahvaltısını ettikten sonra kendine çay doldurdu ve çay eşliğinde iPad'ten dosyaların her ayrıntısına kadar kontrol ediyordu, bazı yerlerde çok sinirlenip içinden sövüyordu. Haklıydıda böyle insanların yaşaması bile suçtu, hakları idamdı böyle piçlerin, ama o en ağır suçları alması için elinden gelenini yapıyordu. Aslıhan yemin etmişti, hem herkese ses olmak için onlar için adaleti sağlayacaktı, hemde ölen şehit arkadaşı Mert Akın'ın öcünü, intikamını alıcaktı.
Dosyaları kontrol ettikten sonra odasına geçip hazırlanmaya başladı, altına siyah düz kesim pantolon giymişti, ince kahverengi bir kemer takmıştı, üstüne hafif bol boğazlı bordo kazak giymişti, ayakkabı olarakta bordo, yandan fermuarlı, sivri burun, metal detaylı topuklu bir bot giymişti, ardından makyaj masasına oturup hafif bir makyaj yaptı kendine, saçlarını açık bıraktı, saçları doğal dalgalıydı zaten ardından masadan kalkıp, üzerine siyah kabanını geçirip bütün dosyalarını, iPad'dini, gerekli malzemelerini ve su matarasınıda çantasına yerleştirip çıkmıştı evden, kapısını kilitleyip anahtarıda çantasına atmıştı.
Aslıhan çok dişli bir savcıydı istediği her davayı alırdı, ses olucam diyordu ve olmuştuda, içinde kimsenin bilmediği sessiz bir yeminle ilerliyordu.
🍂🪽
Aslıhan Demirhan
Arabamın önüne geldiğimde çantamdan anahtarı çıkartıp kilidini açtım, arabanın kapısın açıp şöför koltuğuna oturdum, ve kapıyı kapattım, çantamı yan tarafıma koydum, kemerimi taktım, kontağı çalıştırıp yola koyuldum, istikamet Ankara adalet Sarayıydı.
Trafikten dolayı bir saatte anca Adliye'ye varmıştım, arabamı park edip, çantamıda alıp arabayı kitledim ve tüm ihtişamımla Adliye'ye giriş yaptım. Topuk tıkırtılarım bütün koridoru doldurmuştu, o sırada güler yüzle mutlulukla yanıma gelen birisi vardı. En yakınım can dostum Derya'ydı. Oda burada çalışıyordu, kendisi Avukat'tı. Ben nasıl çok dişliysem her davayı kazanıyorsam oda öyleydi, kaybettiği her hangi bir dava dahi yoktu.
Derya ile liseden beri arkadaşız ve baya yakınız, mertlede öyleydi o bizim zayıf noktamız oldu, çok iyiydi ama haince şehit düşürüldü.
Geriye sadece ben ve derya kaldık ve suskunluğumuz orada iyice ağırlaştı.
"Oooo acımasız savcı Aslıhan'da gelmiş." Dedi imalı bir şekilde hemde suratında gururlu bir gülümseme vardı, biliyordu bu gün önemli iki davam vardı haklıydı, hemde baya haklıydı bazı konularda çok acımazsızdım ama hak ediyorlardı.
"Aaa ayıp, ne acımasızlığımı gördün avukat hanım?" Dedim dalga geçer gibi bunu der demez ikimizde kahkaha attık. "Doğru çok acımasızlığımı gördün tatlım, ne yapayım? Benimde yapımda bu var hak edene hak ettiğini vermek, zaten bu yüzden savcı olmadım mı?" Dedim hem gururla hem imalı bir şekilde hemde hafif bir dalga vardı, Derya hafif kıkırdadı sonra cevap verdi. "Çok haklısın hayatım hak edene hak ettiğini vermek lazım yoksa kimse yerini bilmez, görelim seni savcı hanım! Bugünde o performansı bekliyorum senden." Dedi gurur duyduğu bir ses tonuyla.
"Tabiki avukat hanım siz nasıl isterseniz." Dedim gülerek, oda benimle güldü, ardından "şaka maka şans dile bana, bu davalarıda alayım iyi bir ceza yesinler, nefret ediyorum böyle insanlardan ölmelerini istiyorum, yaşamayı hak etmiyorlar, heleki bir kadına, çocuğa el kaldırmalarına kesinlikle hakları yok." Dedim sonuna doğru sesim tiksinircesine çıkmıştı. "İnşallah amin gülüm, çok haklısın ve ben sana güveniyorum, kesin alıcaksın sıkma canını sen sakin ol!" Demişti güven veren ses tonuyla.
"Ee senin varmı bugün duruşman?" O ise ofladı ardından ise "hiç sorma ya baya var, toplam bir altı tane vardır bence bilmiyorum ki hatırlamıyorum." Sesi sıkıntı ile çıkmıştı. "Yapacak bir şey yok işimiz bu bizim biliyorsun Derya." Demiştim.
"Haklısın Aslıhan, ve teki çocuğu ölen bir ailenin avukatlığını yapacağım yani ilk duruşmada beraberiz." Bana hak verdiği sesinden bile anlaşılıyordu, hak vermezse anormal olurdu zaten. "Neyse tutmayalım birbirimizi yarım saat sonra duruşmamız var biliyorsun, odalarıma geçip bir kez daha göz gezdirip, hazırlanıp duruşma salonuna gitmemiz lazım ve kesinlikle bu davayı kazanmamız lazım savcı hanım." Demişti doğru söylüyordu davaya girmeden önce bir dosyayı gözden geçirmem lazımdı. "Haklısın, o zaman duruşma salonunda görüşürüz, dikkat et kendine ve emin ol bu davada bizim avukat hanım." Diyerek deryaya sarıldım oda bana karşılık vererek. "Sende dikkat et kendine, çok eminim kazanıcağımıza dair." Demişti vedalaştıktan sonra ayrılık ve odalarımıza doğru yol aldık.
Odamın kapısının önüne geldiğimde, asistanım özge bana doğru geldi. "Aslıhan savcım, bir isteğiniz var mı?bir şey içmek ister misiniz?" Demişti ben ise "yok özge saol, şu anlık bir şey istemiyorum ama" deyip kolumdaki saatte baktım saat 10:35'ti ardından "25 dakika sonraki davaya biraz çalışacağım haberin olsun, davadan sonra bir çayını içerim ama olur mu?" Sona doğru gülümsemiştim, özge iyi kızdı onunla sohbet etmemi seviyordu. "Tabikide olur Aslıhan savcım, şimdiden bol şanslar." Demişti gülerek. "Teşekkür ederim özgeciğim." Diyerek odamın kapısını açtım ve odama girdim.
Kabanımı çıkartıp masamın yanındaki askılığa astım, ardından çantamdan ipad'ımı ve dosyalarımı çıkarttım masama koydum, koltuğuma otur oturmaz dosyalarımı açtım, ardından iPad'ımı açarak hepsini teker teker gözden geçirdim, her bir ayrıntısına baktım, sıkıntı çıkmasını istemiyordum ve bu davayı almak istiyordum inşallah alırdım.
Nerdeyse 15 dakikadır dosyayla ilgilenmiştim, artık duruşma salonuna gitmem gerekiyordu.
Koltuğumdan kalkıp cübbemin olduğu tarafa yürüdüm.
Askılıktan cübbemi aldım ve üstüme giydim, saçlarımı cübbenin içinden çıkartım arkaya doğru savurdum, ardından dosyalarımı toplayıp elime aldım ve odadan çıktım.
Odadan çıkar çıkmaz o sert bakışlarım yerini aldı. Otoriter bir şekilde duruyordum, dik ve emin adımlarla yürümeye başladım. Topuk tıkırtılarım mermer zemin sayesinde bütün mahkeme koridorlarında yankı yapıyordu ve bu topuk tıkırtılarım benim stresimi azaltıyordu. Bu ciddi duruşum herkesin dikkatini çekmişti ama asla kendimden ödün veremezdim ben 'Acımasız Savcı Aslıhan Demirhan'dım'.
Bugün bu salonlarda korku değil yalnızca adalet konuşacaktı artık ve bunu kimse engelleyemeyecekti.
Duruşma salonunun önüne geldiğimde Deryada müvekkilinin yanındaydı, beni görünce gülümsedi. "Merhaba sayın savcım." Demişti üzerimizde cübbe olunca her şey resmi oluyordu ve ciddileşiyorduk, birbirimize yakın olduğumuz asla belli etmiyorduk, böylece müvekkiller bizim arkadaş olduğumuz anlamıyordu. "Merhaba avukat hanım ve boş şanslar dilerim." Demiştim ama sesim onunla gurur duyar gibi, onun alıcağına eminmiş gibi çıkıyordu ve gülümsemiştim.
Derya bana gülümseyerek cevap verdi. "Teşekkür ederim sayın savcım." Demişti, hemde neyi imâ ettiğimi çok iyi anlamıştı.
Ardından bir şey demeden arkamı dönüp içeri girdim ve yerime geçip oturdum, dosyamı açıp önüme koydum, ardından hakime hanım ve diğer savcıda yerini alınca mübaşir müvekkilleri çağırdı.
İlk önce içeri davacı gelmişti yani Derya ile müvekkili, ardından karşı taraf yani davalı gelmişti, her ikiside yerlerini geçince hakime hanım duruşmayı başlatmıştı.
Hakime hanım ise ilk konuşma hakkını Derya'ya vermişti, Derya ayağa kalktı. "Sayın hakime hanım, müvekkilimin oğlu umut beş yerinden bıçaklanarak katledilmiştir. Bir avukat olarak hemde bir insan olarak bu oğlanın cezasız kalmasını kesinlikle istemiyoruz, eğer cezasız kalırsa tek müvekkilim değil bir çok annenin daha canı yanacaktır." Demişti ama karşı taraf boş durur mu "itiraz ederiz hakime hanım, ölen çocuk yan gözle müvekkilime bakmıştır, hemde hakaret etmiştir, bu sebeple bütün suçlamaları red ederiz." Demişti. Hakime hanım ise "bir daha ben sana söz hakkı vermeden söze girersen seni duruşmadan atarım avukat bey!" Demişti sinirli bir şekilde.
Karşı tarafın avukatı bu yaptığının yanlış bir hareket olduğunu bildiği için mecburen susmak zorunda kalmıştı.
Derya el kaldırarak söz hakkı almıştı. "Umut karşı tarafa hakaret etmemiştir, bu suçlama ile alakalı bir çok tanığımız dahi vardır, hatta delilerimiz dahi var, yan baktı diye sizin müvekkilinizin umutu öldürme gibi hakkı yoktu, kimsenin buna hakkı yok." Demişti sert ve net bir sesle.
Hakime hanım ise tekrardan dosyayı kontrol etti, sonra ben ve diğer savcıya danıştı benim cevabım "yan baktı meselesi çok saçma hakime hanım ve bu onun işlediği suçu ört pas edemez, bir çocuk bu dünyadan koparıldı, bir annenin ciğeri yandı, 25 yıldan aşağı almaması lazım, yoksa bunun gibi caniler daha çok güç alıp bir çok canı hayattan koparır." Sesim çok sert ve net çıkmıştı, diğer savcıda benle aynı fikirdeydi.
Mahkeme nerdeyse bir saat sürmüştü, karşı taraf yalan söyleyerek aklanmaya çalışıyordu fakat hiç bir şeye yaramıyordu, sebebi ise karşısındaki avukatın çok dişli olduğunu bilmiyordu. Derya ise en ağır cezayı almaları için çok iyi bir şekilde savunmuştu.
Nerdeyse yarım saattin sonunda hakim konuşmaya başladı. "Karar! yaz kızım!" Diyip sustu herkesin üzerinde gözünü gezdirip geri konuşmasın devam etti. "Davacının iddiaları ve dosyaya sunmuş olduğu delillerin kabulüne, davalının kasten adam öldürme suçunu işlediğinin sabit görülmesiyle 27 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir." otoriter ve net bir şekilde demişti.
Ardından "duruşma bitmiştir!" diyip sustu ve ayağa kalkarak duruşma salonundan ayrıldı.
Karşı taraf karşı çıkmaya, itiraz etmeye çalışmıştı ama izin verilmemişti ve herkes mecburan bu karara razı gelip kafalarını önlerine eğip sustular.
En son ben çıkmıştım duruşma salonundan dik bir şekilde, davayı kazanmanın gururu, onuru ile odama doğru yürüdüm.
Odama geçtiğim gibi özge bana çay getirmişti. "Afiyet olsun savcı hanım." Demişti, bende "sağol özgeciğim, eline sağlık." Demiştim sonra arkasını dönüp çıkmıştı.
Bu davadan sonra diğer iki davaya daha girmiştim, ilki bir saat sürmüştü, ikincisi ise 20 dakika falan sürmüştü.
Yine ilk davayı kazanmıştım ve adam 30 yıl ceza yemişti.
Çok itiraz etmişlerdi, kadın yalan söylüyor şiddet uygulamıyor diye ama bizim çok iyi gözlemci olduğumuzu, elimizde delil olduğunu bilmediği için yalan söylemesi kolaydı ve bunu öğrenince sustu.
Yalan söylediği içinde iki ay daha ceza yemişti yani toplam 30 yıl 2 ay ceza almıştı.
Bir beş dakika sonra kapı çalmıştı net bir şekilde gel komutunu vermiştim ve kapı yavaşça açılmıştı, içeri giren Derya'ydı.
Hızlıca yanıma gelip bana sarıldı bende ona karşılık verdim. "Yine aynı şekilde davayı kazandık hak edene hakk etiği cezayı verdik." Demişti sevinçle bende aynı şekilde karşılık vermiştim. "Dedim sana kazanacağız diye." Derya sadece kafasını sallamakla yetindi.
Önümdeki dosyalara bakarken aklıma bir şey geldi ve bunu Derya'ya söylemem gerekiyordu "Derya benim sana bir şey demem gerekiyor." Der demez bana baktı. "Tabi canım söyle." Dedi.
Nasıl diyecektim bilmiyordum, aklım fena bir şekilde karışmıştı. Çok stres olmuştum ama demek zorundaydım, yoksa bunu ona demedim diye kıza bilirdi çünkü mert İkimizinde yakın arkadaşıydı. "Biliyorsun ki mert hain bir pusuda şehit düştü, buna sebep olanlarda bir çocuk mafyasıydı, artı olarak bunlar ilgilenmeden dosyayı kapattılar, biliyorsun benim de ne zamandır içim rahat etmiyor onun içi ben bu dosyayı tekrar açmaya karar verdim. Mert'in yerinde rahat uyumasını istiyorum, içi rahat etsin istiyorum, ben ona söz verdim Derya onun için çabalayacağım, adaleti sağlayacağım." Demiştim net bir şekilde ne kadar söylerken zorlansamda demiştim çünkü Derya'nında bunu bilmesi gerekiyordu yoksa için asla rahat edemezdi.
Konuşmaya devam ettim. "Bugün dava için bir tim gelecek onlarla konuşacağım, bakalım ne olcak." Evet bir saat sonra bir tim gelecekti artı olarak onlarla yapacakları planla alakalı konuşacaktık, ardından daha fazla diyecek bir şeyim olmadığı için susmayı tercih etmiştim.
Derya içine derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. "Çok iyi yapmışsın, ve haklısın kimse bu konunun üzerine durmadı Mert'in rahat etmesi gerek senle gurur duyuyorum ve eminim ki Mert'de seninle gurur duyuyordur, çünkü sen onun için çabalıyorsun emin ol gülerek yukarıdan bizi izliyordur ve hep arkandayım ama lütfen kendine çok dikkat et başına bir şey gelmesin olur mu? Senine mert gibi kaybedemem." Demişti bana hak verdiği, gurur duyduğu ses tonunda çok belli oluyordu, aynı şekilde korktuğuda.
"Yanımda olduğun için çok teşekkür ederim güzelim. Emin ol kendime çok dikkat edeceğim, korkma olur mu?" Demiştim, sadece kafasını sallamakla yetindi.
İkimizde aniden ayağa kalkarak bir birimize sıkıca sarıldık, gözümüz dolmuştu çünkü merti çok özlemiştik daha çok gençti, şu an aramızda olması gerekirken toprağın altındaydı hayat bazen hiç kimseye adil davranmıyordu, oda herkes gibi toprağa sığmayanlardan biriydi.
Geri çekildik birbirimizden ve Derya "Mertin ailesine haber verdin mi? biliyorlar mı?" Diye sordu, sadece başımı sallamakla yetindim. Derya'da daha fazla bir şey demedi.
"Neyse balım benim artık gitmem gerek, biliyorsun baya bir duruşmam var. Akşam bol bol konuşuruz bana her şeyden bahsedersin." Demişti. Ben ise "tamam gülelim sana bol şanslar ve emin ol akşam ilk işim seni aramak olucak ve her şeyi teker teker anlatacağım emin olabilirsin, dikkat et kendine!" Demiştim gülümseyerek, oda aynı şekilde gülümsedi, sonra arkasını dönüp odadan çıkıp gitti.
Derya gittikten bi iki dakika sonra düşünmeye başladım, niye dünya herkes adil değildi? bazıları çok mutluyken bazıları çok kötüydü. Niye herkes eşit değildi? Niye? toprağın altında olmayı hak etmeyen herkes neden toprağın altındaydı? Bunu kimse bilmiyordu ve galiba asla bilinmeyecekti. Ben bunları düşünürken dosyayla ilgilenmem gerektiğini hatırladım.
Yerimden kalkıp kapıya doğru ilerledim. Özge'den bana bir çay getirmesini söyleyip geri odama dönüp, doysayla ilgilendim aradan çok geçemeden özge çayı getirdi. "Afiyet olsun savcım." Diyip odadan çıktı ve ben çay eşliğinde dosyayla ilgilenmeye devam ettim.
Zaman nasıl geçti hiç bilmiyordum, hiç fark etmemiştim, kafama artık çok çalışmaktan ağrı girmişti.
Saatte bakma gereği duydum. Baktığımda ise saat 17:00 olmuştu, yani saat beşti. Çayım bittiği için Özge'den bir çay daha istemiştim ve o çayı içiyordum.
Normalde şimdiye kadar adını bilmediğim o timin gelmesi gerekiyordu yada ben öyle düşünüyordum bilmiyordum.
Telefona baktığımda ise bir saat önce askeriyeden bildirim geldiğini gördüm mesajda ise "Aslıhan savcım, Boz timi 40 dakika sonra görevden dönmüş olucaklar, ardından adliyeye uğrayacaklarına emin olabilirsiniz, anlıyacağınız bir buçuk saat sonra orda olurlar." Yazıyordu geç kalmalarına sinir olmuştum yalan yok daha önceden bildirselerdi ona göre konuşur, saatti belirlerdim fakat şu an yapacağım hiç bir şey yoktu.
Sade ve kısa bir yanıt verdim. "Bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim." Demiştim ve ardından telefonu kapatıp masamın üzerine koydum.
Yani timin adı Boz'du. Boz timi yarım saat sonra burada olucaktı. Bakalım ne olucaktı? Nasıl birileriydi? En önemlisi ise güvenilirler miydi? Yada onlarla iyi anlaşa bilecek miydim? Onlar gelene kadar bu sorularımın cevabını bilemeyecektim.
Daha zamanım olduğu için bi beş dakika telefonda gezindim fakat çok sarmayınca geri kapatıp masaya bıraktım.
Masamdaki bir çok alakasız dosyaları toplayıp raflara koydum. Sadece Mert'le alakalı olan dosya masamda kaldı.
Birden bire daraldığım için pencereye doğru yaklaştım ve pencereyi açıp derin bir nefes çektim içime, bir kaç dakika sonra ise kapı çaldı.
Anında kapıya doğru döndüm. Kimin geldiğini görebilmek için.
'Gel' komutunu verdikten sonra kapı açıldı ve içeri askeri üniformalı biri girdi.
"Merhaba ben kıdemli üsteğmen Alphan Arslan, Boz timinin komutanıyım." Sesi sert ve otoriter çıkmıştı. Sözleri çok netti artı olarak sesi kalındı ve anlamsız bir şekilde bu benim çok hoşuma gitmişti. Konuşurken bana elini uzatmıştı.
Uzattığı elini tutum. "Bende savcı Aslıhan Demirhan." Deyip selamlaşmıştık.
Ama ben nedensizce onu incelemekten kendimi alı koyamadım.
Alphan Arslan geniş omuzlu, kaslı, kalıplı karizmatik ve yakışıklı biriydi. Üniforması ona çok yakışıyordu, dik duruşu ona ayrı bi hava katıyordu sanki.
Bakışlarında disiplin, yorgunluk, cesaret ve yılların bıraktığı suskun ama güçlü bir hikâye açıkça okunuyordu; burada duran herkes bunu sessizce hissediyordu.
İnsan cidden bakmadan duramıyordu, artı olarak insanın baktıkça bakası geliyordu bu adama hemde istemsizce ve farkında olmadan bakıyordu insan.
Bu çok garipti ben kolay kolay kimseyi uzun uzun incelemez, onun hakkında böyle düşünmezdim.
Yanında kısa kalmıştım. Aslında benim boyum o kadar da kısa değildi. Boyum 1,68'di bence idealdi ayağımda topukluda vardı ama yinede yanında kısa kalmıştım. Büyük ihtimalle boyu 1,90 falan vardı, belki daha fazla bilmiyordum.
Tek bildiğim bir şey vardı oda Alphan'la iyi bir ekip olacağımız ve bu operasyonu kimse yara almadan bitireceğimiz, ama hayat bizim bu planımıza uyar mıydı biliyordum, bunu hiç kimse bilmiyordu fakat umarım hayat bizim bu planımıza uyardı ve kazanan taraf biz olurduk.
🍂🪽
Bölüm sonuuu...
Eveeett arkadaşlar toprağa sığmayanlar'ın ilk bölümü böyleydi beğendiniz miii?
Oy ve yorum yapmayı sakın unutmayın🍂🪽
Diğer bölümde görüşmek üzereee🍂🪽
Bölüm etkileşimi
