3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Betül Gökhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3. Bölüm

Merhabalaarrrr canlarımmm, TS'nin üçüncü bölümüne hoş geldinizzz.

Lütfen beğeni ve yorumlarınızı eksik etmeyiniz

Hazırsanız bölüme geçebiliriz🍂🪽

🍂🪽

İlahi bakış açısı

Aslıhan yine aynı saatte kalkmıştı ama iyi hissetmiyordu. Çünkü dün ki düşünceler beyninin içini kemiriyordu. Ya ölüyse biz boşuna heveslenirsek diye çok korkuyordu. Ailesine ne diyecekti peki, 'Aysel teyze oğlun ölmemiş yaşıyor.' Mu diyecekti ama ya yalan olursa, ya kadını boşu boşuna heveslendirse o yüzden bu operasyon bitene kadar Mert'in ailesine bir şey demeyecekti, daha doğrusu diyemezdi çünkü üzülmelerinden korkuyordu, biliyordu demese bile içi içini yiyecekti. Onlardan bir şey saklamak istemiyordu ama mecburdu, hem hâlâ ortada hiç bir şey yoktu, her şey belirsizdi.

Aslıhan bunları düşünürken zamanın nasıl geçtiğinin fakrında bile değildi ama haklıydıda kim ölü bildiği, kendi elleri ile gömdüğü yakın arkadaşının, yaşama ihtimali ile sınanırken bu düşünceleri düşünürdü ki, belki hiç kimse böyle bir şeyle karşı karışa gelmezdi bile, çoğu belki aklını yitirirdi. Mert yaşıyor mu o bile muammaydı zaten.

Eğer Mert yaşıyorsa Aslıhan bir daha onu kaybetmemek, canının yanmaması için elinden geleni yapacaktı fakat yaşıyorsa. Eğer yaşamıyorsa yapacak hiç bir şey yoktu.

Çok karışık hissediyordu Aslıhan. Kalbi ayrı bir şey diyordu, beyni ayrı.

Hep aklına Mert geliyordu. Çok iyi biriydi Mert. O masum gülüşü geliyordu. Kimseyi kırmazdı, bir şey diyecekse iki kere düşünürdü, karşı tarafıda düşünürdü belki kırılır diye, deli doluydu ama iyi biriydi.

Toprağın altında olmayı hak etmeyenlerden biriydi. Mert'in kalbi çok temiz ve saftı.

Onu düşündükçe aklına o masum gülüşü geldikçe aklında bir şarkı sözü geçiyordu.

🍂🪽

"Her gece baş ucumda
Gülüşlerin aklımın ucundan geçer
Yıllar geçer
Ben sende kalırım"

🍂🪽

Mertin gülüşleri hep Aslıhan'ın aklının ucundaydı.

Aslıhan daha fazla bu düşüncelerin baskısı altında kalmak istemediği için eliyle yüzünü sıvazladı, ardından ofladı çünkü her şey ona çok zor geliyordu.

En sonunda yatakta oturur pozisyona geldi. Derin nefes alarak pencereden dışarıya baktı, herkes çok mutluydu bir tek kendisi hariç, sonra ayağa kalktı. Telefonunu eline alarak saatte baktı saat 8:30 geçiyordu, nerdeyse 30 dakikadır Merti düşünüyordu. Kahvaltı edecek zamanı kalmadığı için dosyasını toparlayıp, hazırlanıp hızlı bir şekilde evden çıkacaktı.

Tabi o öyle düşünüyordu.

🍂🪽

Aslıhan Demirhan

Yataktan kalkıp tam odadan çıkıcakken telefonum çaldı. Kimin aradığına baktığımda ise annemin adı ile karşılaştım.

Hiç beklemeden telefonu açtım. "Efendim anne." Dedim sakince, kendisi telefonun diğer tarafından. "Kızım napıyorsun? iyi misin? duydum ki Mert'in dosyasını geri açmışsın, doğru mu?" Diye sordu ama sesi biraz endişeli çıkıyordu. "Evet anne açtım. Mert için açtım. Sen nerden duydun?" Dedim sesimde hiç bir tereddüt yoktu hatta tereddütün kırıntısı bile yoktu.

"Aysel ile konuştum bugün o söyledi. Niye kızım niye? Seninde mi başına bir şey gelsin istiyorsun, biliyorsun tehlikeli bir şey bu!" Demişti. Neden böyle bir tepki verdiğini hiç anlamamıştım. Mert'i çok severdi annem. "Ne demek istiyorsun anne? Farkındaysan ben savcıyım! Benim işim her türlü tehlikeli! Ben bu dosyadan hariç bir çok tehlikeli doysa ile daha ilgilendim. Bunu sende biliyorsun! Engel olamayacaksınız buna, ben Mert'in intikamını alacağım, aynı şekilde çocuklarında, arkamda duruyorsan dur anne! Durmuyorsanda işime sakın karışma anne!" Bunları derken sesim sinirli çıkmıştı ama haklıydım ve ne olursa olsun, ben bu işin peşini bırakmayacağım, artı olarakta intikamımı alıcağım.

"Ben senun başina bir şey gelmesunden korkayrum anlamayi misun kizum? Ben her türlü arkanda dururum ama kendine çok dikkat edecesun! Anlay misun benu?" Demişti. Annem şive kullanıyorsa işler ciddidir demek ve sesi arkamda durduğunu belli ediyordu. "Anlayrum anne merak etma da dikkat ederum kendima." Dedim sakin bir şekilde. "Neyse anne benim hazırlanıp adliyeye gitme gerekiyor yoksa geç kalacağım sonra konuşuruz tamam mı?" Demiştim.

"Tamam kizum dikkat et kendına, hadi görüşürüz." Deyip telefonu kapattı.

"Ya sabır allahım bu kadarda üstüme gelinmez ama ha bezdum da!" Ama cidden bezmiştim, sabah sabah ne yaşadım ben, Allah için sabır.

🍂🪽

Odamın kapısını açarak odadan çıktım. Adımlarımı çalışma odasına doğru attım.

Çalışma odama geldiğimde içeri girer girmez adliyeye götürdüğüm çantamın içine dosyaların hepsini toparlayıp çantama koydum. Aynı şekil ipad'imide. Çok ecele etmem gerekiyordu yoksa geç kalacaktım, ve ben asla geç kalmayı sevmezdim.

Çantamıda alıp çalışma odasından hemen çıktım. Çantayı salona bırakıp koşar adımlarla odama gittim, çok az zamanım kalmıştı, dolabı açıp giyeceğim şeyleri ayarladım.

Altıma koyu kahve, kareli, hafif yandan yırtmaçlı, ekose uzun bir etek seçtim. Üstüme ise bordo dar uzun kollu bir Body seçtim. Son olarak ayakkabımı HARDY, Kahve Mat, Sivri Burun, ince Topuklu, uzun bir Bot seçtim.

Ardından makyaj masama oturup sade bir makyaj yaptım. Fakat kahverengi gözlerimi öne çıkaracak bir makyaj yapmıştım. Saçlarım doğal dalgalı olduğu için açık bırakmayı tercih ettim.

Masadan kalkarak arkamı döndüm, yatağın üstünden kıyafetlerimi alıp üstümü giyindim ve ardından hemen odadan çıkıp salona gittim. Ordan çantamı alıp evin kapıya doğru ilerledim.

Kapıya ilerledim ilerlemesine ama telefonumu odamda unuttuğum için koşarak odama gittim ve telefonumu alıp geri döndüm.

Askılıktan kabanımı alıp giydim ve hızlıca evden çıkıp kapıyı kilitledim, ardından dairenin kapısındanda çıkar çıkmaz hızlı adımlarla arabama doğru ilerledim. Arabaın yanına geldiğimde kapısını açıp oturdum. Çantamı yan tarafıma koyup, anahtarı kontağa yerleştirip, arabayı çalıştırıp yola koyuldum.

Yolda ilerlerken şarkı açmıştım ve tanıdık bir şarkı melodisi duydum. Melike şahin'in ortak şarkısıydı bu, Mert öldükten sonra onu bize hatırlatan iki şarkı vardı. Biri bu diğeri ise Emir can iğrek'ten Can dostum şarkısıydı. Ama biz eskiden bir aradayken dinlerdik Can dostum'u.

Şarkının melodisi bitince, bağıra bağıra söylemeye başladım.

"Kayboldun kalbimden
Deli gibi özlüyorum
Mazur gör, merak bu
Sadece soruyorum
Öyle kolay mı el gibi kaçmak?
Mazeretin ne? Olsada duysak
Söyle değer mi, değdi mi ortak?
Dağ gibi kalbi ortadan oymak?"

Ağlamak istemiyordum, ağlarsam toparlanamazdım, bunu biliyordum ve benim dim dik adliyede olmam gerekiyordu.

Hem Mert benim bu halimi görse üzülürdü değil mi? Hayır, gülerek dalga geçerdi. "Mal mısın bacım,ya bir şarkıya ağlanır mı aslışımm." Derdi, ona Aslıhan ismi uzun geldiği için bana hep aslı derdi. Gıcık olurdum, gıcık olduğum içinde daha çok söylerdi serseri herif ya.

Ben Merti deli gibi özlemiştim.

Adliye'ye yaklaştığım için toparlanmam gerekiyordu, zaten şarkıda çoktan bitmişti, bittiği için arabanın camını açıp derin bir nefes çektim ve biraz da olsa kendime gelmiştim.

10 dakika içinde adliye'de olmuştum. Arabamı park edip indim ve adliye'ye doğru adımladım.

Adliye'nin kocaman olan kapısının önünde durup derin bir nefes çektim içime, içim hiç rahat değildi, umarım bugün kötü bir şey olmaz.

Kendimden emin ve sert duruşum ile adımlarımı atmaya başladım. Bakışlarım sertti. Herkese göz gezdiriyordum, topuk tıkırtılarım duvarlarda yankı yapıyordu ve bu beni rahatlatıyordu, buradaki çoğu kişi beni acımasız biri olarak bilirdi ama kimse içimde verdiğim savaşları görmezdi.

Ben Aslıhan, Aslıhan Demirhan herkesin acımasız olarak bildiği, tanıdığı bir savcıyım. Fakat içimdeki gençlik hep yaralı, hep kırgın ve içimde bir çok savaş var, hangisini yeneceğimi bilemediğim savaşlar.

Odamın olduğu koridora geldiğimde rahat bir nefes aldım. Yavaş adımlarla odamın kapısına doğru yürüdüm, kapının karşısında da özgenin masası vardı. Buruk bir gülümseme ile "Özgeciğim bana bir çay getirir misin?" Dedim sakince, oda hemen gülümseyerek "tabi ki Aslıhan savcım, getiriyorum hemen." Diyip masasında kalıp bana çay getirmeye gitti, bende odama girdim.

Odama girer gitmez sırtımı kapıya yasladım, çok huzursuz hissediyorum. Sağ elimi kalbimin üstüne koydum ve derin bir nefes aldım, bu gün kaç kere derin nefes aldım hiç farkında dahi değildim.

Masama doğru adımlarımı attım ve koltuğuma oturdum, çantamı da masanın üzerine koymuştum.

Çantamın içinden dosyaları ve ipad'ımı çıkardım, ardından direk saatte baktım, saat 09:25 geçiyordu ve benim saat 10:00 davam vardı. Ona çalışmam gerekiyordu.

Dosyayı açtım ardından ipad'ımıda açtım. Hemen çalışmaya başladım, aradan iki dakika geçmeden kapı çaldı ve içeri özge girdi. Elinde benim istediğim çay vardı, getirip önüme koydu. "Afiyet olsun." Dedi ve ardından "kolay gelsin savcım." Dedi ve arkasını dönüp odadan çıktı.

Direk elim çaya gitti gözlerimi kapattım ve çayı kokladım ardından bir yudum aldım. "İşte da benum ilacum budur." dedim yine şivem tuttmuştu yapacak bir şey yok trabzonluyum.

Çayımı içer içmez doysayla ilgilenmeye devam ettim artık saat 09:55 olunca kalkıp askılıktan cübbemi aldım. Dosyamıda toparlayıp aldıktan sonra odamdan çıktım ve duruşma salonuna doğru adımladım.

Davalının avukatı hiç sevmediğim biriydi ve şu an emin oldum ki, kesinlikle bu davayıda almalıydım.

Bu dava, şiddet gören kadının davasıydı. Hakim gelince duruşmayı başlatmıştı.

İşte şimdi başlıyordum, herkesin çekeceği vardı.

Dava nerdeyse 1 saat sürmüştü ama yinede ben kazanmıştım. Davalı 20 yıl 6 ay hapis cezası yemişti.

Duruşma salonundan mutlu bir şekilde çıkmıştım ve dik duruşum geri yerini almıştı. Ben daha koridordan çıkmadan biri "savcı!" Diye bağırmıştı.

Kim bu şekil hadsizce bağırırdı. Arkamı döndüğümde davalı tarafından biri olduğunu gördüm. "Düzgün konuş benimle! Karşında cumhuriyet savcısı var!" Diye çıkıştım.

"Sen benim kuzenime nasıl haksız yere çok ceza verirsin? Düzelt onu indir cezasını, yoksa..." dedi ama ben cümlesinin yarıda kestim. "Yoksa ne? Ne yaparsın? Benim kim olduğumu unutuyorsun galiba, düzgün konuş benimle haddini bil! Benle bu şekil laubali bir şekilde konuşamazsın! Kuzenine verdiğim ceza az bile, daha fazlasını hak ediyor." Dedim bir şey daha diyecekti fakat ben buna izin vermedim. "Güvenlik! Güvenlik! Atın bu adamı dışarı cumhuriyet savcısına hakaret ve kararına saygısızlık yapıyor!" Der demez güvenlik adamı yaka paça tutup dışarı atmıştı.

Ben bunun gibi itlerle çok uğraşmıştım ve galiba halla da uğraşıyorum.

Onlar gittikten sonra odama doğru ilerledim geldiğimde özgeden çay istemiştim, ardından odama geçtim ve koltuğuma oturup geriye doğru yaslandım, gözlerimi kapattım ve bi 10 dakika dinlenmek istedim fakat beynim beni rahat bırakmadı.

Aklım birden Mert'in dosyasına takıldı; acaba Alphan'lar ne yapmıştı? Bir şey bulabilmişler miydi? Çok merak ediyordum, dünden beridir dosyayla alakalı haber de vermemişlerdi. İçimde, cevapsız kalan her soruyla birlikte büyüyen huzursuz bir bekleyiş vardı; sanki sessizlik, yaklaştığımız gerçeğin ağırlığını haber veriyordu. Masamda duran dosyaya yeniden baktım, sayfalar aynıydı ama hissettirdikleri artık çok daha ağırdı. Bir şeyler bulunmuştu, bundan emindim... sadece henüz söylenmemişti.

Söyleyeceği anı merakla bekliyor olucaktım.

Ben bunları düşünürken kapı çaldı. "Gel!" Dedim ardından kapı açıldı ve içeri bir polis girdi. "Savcı Aslıhan Demirhan?" Dedi sorar gibi, bende ciddi bir hal alarak "evet benim, bir sorun mu var memur bey?" Diye sordum. "Aslıhan savcım bir tane şüphelinin ifadesini almanız gerekiyor, buradaki acımasız savcı olarak siz biliniyorsunuz ve bizi size yönlendirdiler." Dedi. Hmm böylelikle birazda olsa kafam dağılırdı.

"Tabi ne ile suçlanıyor, dosyaya bakabilir miyim?" Diye sorduğumda hemen dosyayı önüme bıraktı ve geri çekildi.

Dosyayı açıp okumaya başladım. Ne suç işlediğini anlamak için, işlediği suç hırsızlıktı.

Odamın kapısı kapalıydı. Dışarıdan hafif koridor uğultusu geliyordu ama içerisi sakindi. Masamın üzerindeki çay yavaş yavaş soğurken ben satırlara gömülmüştüm. Olay yeri tutanakları, kamera görüntü dökümleri, bilirkişi raporları... Hepsini tek tek inceledim.

"Gece 02.43. Arka kapı zorlanarak açılmış..." diye mırıldandım kendi kendime.

Fotoğraflara baktım. Dağılmış vitrinler, kırılmış camlar. Maddi zarar bir yana, o dükkânın sahibinin yüz ifadesi gözümün önüne geldi. İnsanlar sadece malını kaybetmez; güvenini de kaybeder.

Sandalyemde geriye yaslandım. Kalemi parmaklarımın arasında çevirirken düşünüyordum. Bu sıradan bir hırsızlık mıydı, yoksa arkasında organize bir yapı mı vardı? Dosyada dikkatimi çeken bir detay oldu. Alarm sistemi devre dışı bırakılmıştı. Bu, işi bilen birinin dokunuşuydu.

Kaşlarımı çattım.

"Tesadüf değil..." dedim kendi kendime.

İfade tutanağını önüme çektim. Şüpheli borçlarını bahane etmişti. Ama kamera kayıtlarındaki soğukkanlı tavrı, panikleyen birine benzemiyordu. Planlıydı. Hazırlıklıydı.

Masamdan kalkıp pencereye yürüdüm. Adliye bahçesinde insanlar koşturuyordu. Hayat devam ediyordu. Ama birilerinin hatası, bir başkasının düzenini yerle bir ediyordu.

Derin bir nefes aldım.

Bu dosya öyle kolayca kapanmayacaktı. Eğer arkasında başka isimler varsa, hepsini ortaya çıkaracaktım. Kimse yaptığı suçu 'mecburdum' bahanesinin arkasına saklayamazdı.

Tekrar arkamı döndüm dışarıdaki memura seslendim.

"Şüpheliyi ifadeye hazırlayın." Dedim net bir sesle. "Ve teknik raporu hazırlayan bilirkişiyi de görmek istiyorum."

Dosyayı kapatırken içimdeki kararlılık daha da netleşti.

Bu sadece bir hırsızlık dosyası değildi.

Bu, adaletin terazisine konulacak bir sınavdı.

Ve ben o terazinin dengesini bozdurmam.

🍂🪽

Kapı çalındı.

"Gir," dedim gözümü dosyadan ayırmadan.

Kapı açıldı. İçeri iki polis memuru ve kelepçeli şekilde şüpheli girdi. Başımı kaldırdığımda yüzünü ilk kez net gördüm.

Emrah.

Dosyadaki fotoğraftan daha yorgun görünüyordu. Göz altları morarmış, sakalları uzamıştı. Ama bakışlarında pişmanlıktan çok huzursuz bir tedirginlik vardı.

Polisler onu sandalyeye oturttu. Odam yine sessizliğe büründü.

Ellerimi masanın üzerinde birleştirdim.

"Emrah Yılmaz," dedim sakin ama net bir tonla. "Hakkındaki suçlama gece vakti iş yeri dokunulmazlığını ihlal ve nitelikli hırsızlık. Dosyayı okudum."

Gözlerini kaçırdı.

"Savcı hanım ben-"

Elimi kaldırarak susturdum. "Önce ben konuşacağım."

O an sesim sertleşti.

"Alarm sistemini devre dışı bırakacak kadar teknik bilgiye sahipsin. Arka kapıyı zorlayarak girmişsin. Kamera kayıtlarında panik yok, acele yok. Bu ani bir karar değil. Planlı."

Yutkundu.

"Borçlarım vardı..."

"Borç herkesin olabilir," dedim keskin bir şekilde. "Ama herkes gidip vitrin kırmaz."

Masadaki fotoğrafları önüne doğru ittirdim.

"Burada yalnız mısın Emrah? Yoksa seni yönlendiren biri mi var?"

Sessizlik.

Bakışlarını ellerine sabitledi. Parmakları titriyordu. O an anladım... Bir şey saklıyordu.

Sandalyemde hafifçe öne eğildim.

"Bak," dedim daha kontrollü bir tonla. "Doğruyu şimdi söylersen dosyada iş birliği olarak geçer. Ama saklarsan... bütün yük tek başına omuzlarında kalır."

Derin bir nefes aldı.

"Ben tek değildim," dedi sonunda kısık bir sesle. "Alarm işini ben yapmadım."

Kalemimi elime aldım.

"İsim."

Başını kaldırdı. Gözlerinde korku vardı bu kez.

"Serkan... Serkan Çetin. Eski çalıştığım yerden tanırım. Sistemleri o biliyor."

İçimden geçen şüphe doğrulanmıştı.

Demek ki bu sadece basit bir hırsızlık değildi.

Notlarımı alırken yüzümdeki ifade değişmedi. Ama zihnim çoktan yeni bir soruşturmanın kapısını aralamıştı.

"Emrah," dedim son kez gözlerinin içine bakarak, "bu saatten sonra atacağın her adım hayatının yönünü belirleyecek. Doğruyu söylemeye devam et."

Kapıyı çalmalarıyla polisler içeri girdi.

"Şimdilik bu kadar," dedim. "İfadeyi imzalatın."

Emrah çıkarılırken arkasından baktım.

Dosya kapanmamıştı.

Aksine... şimdi gerçekten başlamıştı.

Polislerde birini çağırdım. "Bana Serkan çetini araştırın ve bulun, artı olarak hakkında yakalanma emri çıkartın. Bulduğunuz gibi bana haber edin, ifadesini bende başka hiç kimse almayacak!."

"Tabi sayın savcım, nasıl isterseniz. Hemen hallederiz." Diyip odadan çıkmıştı.

Herkes gittikten sonra masama oturdum derin bir nefes aldım, ardından telefonumu elime alıp saatte baktım, saat 14:20 geçiyordu, ben kaç saattir ifade alıyordum? Duruşmam 11:05 geç bitmişti. Bunlar 12:30 geldi dersek, nerdeyse 2,30 saattir ifade alıyordum.

Baya yorulmuştum, kendimi geriye yaslayarak gözlerimi kapattım ve dinlenmeye başladım.

Ne kadar süredir gözlerim kapalıydı biliyordum. Nerdeyse her şeye sağır olmuştum, kimseyi duymuyorum, kafam rahattı, sadece dinlenmeye odaklanmıştım, hemde ilk defa.

Birden telefonuma bildirim geldi. Hemen gözlerimi açtım ve bildirime baktım. Mesaj Alphan'dan gelmişti. "Merhaba sayın savcım,dosya ile alakalı bir şey bulduk! eğer müsaitseniz askeriyeye gelebilir misiniz." Yazıyordu.

Hiç beklemeden cevap yazdım. "Bugün müsaitim Alphan üsteğmen, bir duruşmam olmadığı için hemen yola koyulup geliyorum." Demiştim.

Mesajı yolladıktan sonra hemen masamdan kalktım ve masamın yanındaki askılıktan kabanımı alıp üzerime geçirdim, ardından kabanın kemerini bağladım.

Masamdaki eşyalarımıda topladım, çantama koyacakalarımı çantama kattım. Rafa katacaklarımı rafa yerleştirdim. Ardından çantamı da omuza aldım ve odadan çıktım kapımı kilitledim.

Özge benim çıktığımı görünce "bir yere mi gidiyorsunuz savcım?" Demişti tatlı bir sesle. "Evet özgeciğim, askeriyeye uğramam gerekiyor, ordan da büyük ihtimalle eve geçerim, bugün erken çıkarsın olur mu?" Dedim gülümseyerek.

"Tamam Aslıhan savcım." Dedi gülerek.

Ona el sallayarak uzaklaştım. Adliye'den çıkar çıkmaz arabamı park ettiğim yere doğru hızlı adımlarla ilerledim.

Araba'mın yanına geldiğimde direk kapımı açtım ve koltuğa oturdum, çantamı yan tarafıma kotmadan önce telefonumu içinden çıkardım, öyle yan tarafıma bıraktım.

Rehberden Derya'nın numarasını buldum, ardından direk aradım. Telefon bir yandan çalarken, bende kontağı çalıştırdım.

Otoparktan çıkarken Derya telefonu açtı.

Neşeli bir şekilde "Efendim acımasız asloş." Dedi ardından "kız sen adliyede değil misin? Niye arıyorsun, yanıma gelseydin ya." Dedi.

"Hayır Deryacığım adliyede değilim. Üsteğmen Alphan yazdı. Bir şey bulmuşlar ve müsaitseniz Askeriye'ye gelir misiniz dedi, bende şu an yoldayım Askeriye'ye gidiyorum." Dedim.

"Ciddimisin sen? Ay hadi hayırlısı olsun. Acaba ne buldular ya? Bak Askeriye'den çıkar çıkmaz haber ediyorsun tamam mı?" Dedi uyarır bir tonda ve merak ettiği sesinden bile çok belli oluyordu.

Zaten Derya deli dolu biriydi ve çok meraklı, her şeyi soran bir kişiliği vardı. Zaten kendine özgü hali buydu, kimseyi dinlemez kendi bildiğini yapardı. Meraklı haline hep devam ederdi.

"Sakin ol ya, haber veririm merak etme, hatta ordan çıkar çıkmaz ilk işim sana yetiştirmek olucak, emin olabilirsin bacımsu." Diyip kahkaha attım, oda bu dediğime kahkaha attı.

"Tabikide ilk bana yetiştireceksin, başka kime yetiştireceksin dimi." Diyip gülmeye devam etti. Tabi bende gülmeye devam ettim.

"Neyse dur! Ben yoldayım sonra konuşuruz tamam mı?" Diye sordum oda hemen sakinleşti zaten. "Tamam tamam olur." Dedi.

"Hadi görüşürüz o zaman dikkat et kendine." Dedi bende aynı şekilde karışıklık verip telefonu kapattım.

Şu anda istikametim Ankara gölbaşı'nda olan ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞI'ydı.

Pek trafik olmadığı için yarım saat içinde Askeriye'nin girişinde duruyordum.

Askeriye'nin önünde duran askerlerden biri yanıma geldi, sert sesiyle "buyrun hanımefendi, ne için gelmiştiniz?" Diye sormuştu.

Çantamdan savcı kimliğimi çıkartım askere gösterdim. "Ben savcı Aslıhan Demirhan, Boz timi ile bir dosya hakında konuşmaya geldim! Beni buraya çağıran da Kıdemli Üsteğmen Alphan Aslan." Dedim sesim her zaman ki gibi sertliğini koruyordu.

"Hoş geldiniz sayın savcım, haberimiz var. Alphan komutan haber etmişti, buyrun geçin." Deyip sürgülü kapıyı açmışlardı. Bende araba'mı çalıştırarak içeri geçtim ve araba'mı park ettim.

Arabanın camından etrafa göz gezdirdim, bahçede bir çok asker vardı.

Yan tarafımdan çantamı kucağıma aldım, gözlerimi kapattım ve derin nefes aldım ardından kapıyı açtım, içimden Bismillahirrahmânirrahîm dedim ve arabadan indim.

Ben arabadan iner inmez bahçede olan bütün askerlerin gözü bana döndü, kendimden ödün vermek istemediğim için dik durdum ve çantamı omzuma aldım. Emin adımlarla yürümeye başladım. Topuk seslerim asfalt zeminde tok tok yankılanıyor, sessizliği kesen tek şey o kararlı ritim oluyordu. Burası sıradan bir yer değildi; disiplin havada bile hissediliyordu. İlk kez Ankara'daki askeriye, Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı'na geliyordum ve içimde istemsiz bir gerilim vardı ama bunu asla belli edemezdim.

Nöbetçi askerler selam durdu, kimlik kontrolünden geçerken bakışları hâlâ üzerimdeydi. Burada herkes birbirini tanıyor gibiydi; yabancı olduğum her hâlimden belliydi. Buna rağmen başımı dik tuttum. Savcıydım ve buraya bir misafir gibi değil, görev için gelmiştim.

Bahçenin ilerisine baktığımda Boz Timi'ni gördüm. Hepsi tam teçhizatlıydı, sanki birkaç dakika sonra operasyona çıkacaklarmış gibiydi. Bu, ikinci karşılaşmamızdı ama ilkinden çok daha farklı bir atmosfer vardı. Bu kez bekleyiş değil, sonuç vardı. Dosyayla ilgili bir şey buldukları çok belliydi.

Bakışlarım istemsizce Alphan Arslan'ı aradı ve onu hemen seçtim. Kalabalığın içinde bile fark edilmeyecek gibi değildi zaten. Dimdik duruyordu, kolları arkada kenetlenmişti, yüzünde her zamanki o sert ve okunması zor ifade vardı ve nedense çok yakışıklıydı, böyle bir ortamda bunu düşünmem çok yanlıştı fakat elimde değildi.

Göz göze geldiğimiz an başıyla kısa bir selam verdi. Bu, "geldiğini gördüm" demenin askerî versiyonuydu.

Onlara doğru adımlamaya başladım.

Yanlarına yaklaştığımda ise tim üyeleri aynı anda toparlandı. Ortamdaki hava bir anda daha da ciddileşti.

"Hoş geldiniz savcı hanım," dedi Alphan, sesi her zamanki gibi tok ve kontrollüydü. "Sizi bekliyorduk."

"Bulduğunuz şey önemli olmalı, Alphan komutan" dedim doğrudan. "Bu kadar acele çağırdığınıza göre."

Alphan'ın çenesindeki kas hafifçe gerildi. Bu bile durumun düşündüğümden ağır olduğunu anlatıyordu.

"İçeride konuşalım," dedi kısa ve net bir tonla. "Açık alanda anlatılacak bir konu değil."

Bu cümle içimde soğuk bir his bıraktı.

Timle birlikte binaya doğru yürümeye başladık. Geniş merdivenlerden çıkarken, binanın soğuk ve sert mimarisi insanın üzerine ağırlık gibi çöküyordu. İçeri girdiğimiz anda dışarıdaki sesler kesildi; yerini yankılanan adımlar ve keskin temizlik kokusu aldı.

Koridorlar uzun, duvarlar sade, her şey fazlasıyla düzenliydi. Burada kaos bile planlıydı sanki.

Böyle bir ortamda insan nedense istemsizce stres oluyordu.

Toplantı odasının kapısına geldiğimizde Alphan durdu, kartını okuttu ve kapı sessizce açıldı.

"Hazır olun savcı hanım," dedi bana bakmadan. "Bu dosya... düşündüğünüzden daha da derin."

İçeri adımımı attığım anda masanın üzerinde açık duran dosyayı, haritaları ve duvara yansıtılmış görüntüleri gördüm. O an anladım.

Bu sadece bir dava değildi artık.

Bu, kontrol edilmezse büyüyecek bir şeydi.

Ve biz tam ortasına çekilmiştik.

Ne olursa olsun bu savaşı biz kazanacaktık! Gerekirse bende boz timiyle birlikte savaşa dahi katılırdım.

Bu dosyadan dolayı ölen çocukların, şehit düşen askerlerin kanı yerde kalmayacaktı. Onların intikamlarını biz alacaktık.

Bu isteği, karşımdaki boz timinde de görüyordum, hepsinin gözlerinde kararlılık vardı ve bu operasyonu kazanma isteği.

Umarım bu isteğimiz gerçek olurdu.

🍂🪽

BÖLÜM SONU...

Evet arkadaşlar üçüncü bölümümüz böyleydi, beğendiniz mi?

Ve lütfen oy ve yorumlarınızı esirgemeyin,oylarınız benim için çok önemli🍂🪽

TS'nin dördüncü bölümünde görüşmek üzere🍂🪽

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.