4. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Betül Gökhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4. Bölüm

Merhabalaarrrr canlarımmm, TS'nin dördüncü bölümüne hoş geldinizzz.

Lütfen beğeni ve yorumlarınızı eksik etmeyiniz

Hazırsanız bölüme geçebiliriz🍂🪽

🍂🪽

Aslıhan Demirhan

Alphan'ın dediği, toplantı odasının hali kafamı çok karıştırmıştı. Acaba ne olmuştu? Hayır, soru bu değil! Asıl soru, ne olacaktı? Napacaktık? İşte hiç birini bilmiyordum, fakat birazdan her şeyi öğreneceğime emindim.

Alphan'ın yanımda durduğunu hissetim. "Buyurun! Geçin oturun ve hemen işimize koyulalım sayın savcım." Dedi, derkende eliyle masayı işaret etmişti.

"Haklısınız." Deyip, işaret ettiği tarafa geçip oturdum.

Hepsi teker teker yerlerine geçti. Alphan, masanın başında oturuyordu, ben ise onun sol tarafına oturmuştum, kendisi sol tarafındaki yeri göstermişti bana.

"Biliyorsunuz ki üsteğmen Suna istihbarat, drone ve saha analizi ile görevli, bu yüzden yeri ve esir var mı? Yada ellerinde çocuk var mı? Diye kontrol etti!" Dedi Alphan. Suna kendi ismi geçince daha çok dikleşti.

"Anladım! Varmıymış peki bir esir yada çocuk?" Dedim hemen merakla, çok merak ediyordum ne olup bittiğini.

Ama herkes birden karşımda sus pus kesilmişti ve bu beni daha çok tedirgin ediyordu.

🍂🪽

Alphan Arslan, dün

Aslıhan'ın odasından aynı ciddiyetle çıktık, ardından da adliyeden.

Boz timi her operasyondan başarı ile çıkmıştı! Hiç şüphem yoktu bundan da çıkacaktık.

Askeri arabada ilerlerken nedense birden aklıma Aslıhan geldi. O sinir oluşu, nedense çok hoşuma gitmişti. Bir insana sinir olmak bile bu kadar mı yakışırdı? Kime yakışırdı bilemem ama Aslıhan'a yakışıyordu.

Ne kadar daldım bilmiyorum ve ne ara askeriye geldiğimizide, Barışın "komutanım" demesiyle kendime gelmiştim.

Askeri araçtan iner inmez direk toplantı odasının yolunu tuttuk. Odanın önüne geldiğimde, kartı okutup kapıyı açtım. Ardından hepimiz teker teker odaya girip yerlerimize oturduk.

Suna istihbarat, drone ve analiz uzmanı olduğu için direk ona döndüm. "Suna" dedim sert bir sesle
"Efendim komutanım." Dedi benim gibi karşılık vererek, "sen bunların nerde olduğunu ve ellerinde eser, yada çocuk var mı? Diye araştır!" Dedim, "Emredersiniz komutanım." Diyip yerinden kalkıp gitti, tahminimce araştırma yapacaktı.

Diğer askerlere döndüm. "Sizlerde Suna'ya yardım edin ve harita, dosyaları getirin. Hakkalarında bilgi edinin!" Dedim, bütün her şeyi Suna'ya yıkamazdım, hepimizin bir işin ucundan tutması gerekti.

Bende, Aslıhan'ın arkadaşının şehit düştüğü operasyonu inceleyecektim. Bakalım ne olup ne bitmiş, belki gözümüzden bir şey kaçmış mı? Yada onlardan birinin ölmedi de gizlice esir tutulmuş mu? Diye bakıcaktım. Ben bulamazsam bile, Suna kesin bulurdu buna emindim.

Dosyayı ve olayı incelerken bir şey olduğunun farkına varmıştım, ama ne olduğunu tam anlayamamıştım. Anlamam için Suna'nın ve timin geri kalanının gelmesi gerekiyordu.

Nerdeyse, bir saat geçtikten sonra toplantı odasının kapısı tıklatıldı. Az çok kimin geldiğini tahmin ediyordum, "gel" komutunu verdiğimde kapı açıldı ve içeri tim girdi.

Suna'nın elinde hazırlanmış bir dosya vardı, timden birinin elinde de haritalar vardı.

Hiç beklemeden konuya girdim. "Ne oldu? Ne buldunuz?" Dedim. "Komutanım, yerlerini bulduk ve ellerinde esir var hatta çocukta var." Dedi Suna.

Furkan, direk haritayı açıp masaya koydu. Bir yeri parmağı ile göstererek konuşmaya başladı. "Yerleri burası komutanım." O susunca ardından Oğuzhan konuşmaya başladı. "Yerlerini bulduk. Ellerinde dört çocuk var. İki kız, iki erkek. Hepsi küçük ve bir şey daha var." Dedi, son kelimeleri tereddütlü çıkmıştı. Kaşlarım anında çatıldı. "Nedir?" Diye sordum.

Oğuzhan hiç beklemeden söze girdi. "Ellerinde iki esir var. Bu esirler ise, en sonki olan operasyondan kalan iki asker." Dedi.

Yani dört yıldır ellerinde iki esir askerimiz vardı. Nasıl hiç bir zaman fark edemediler! Ya biri Aslıhan'nın arkadaşı Mert'se o zaman ne olacak? Bilmiyorum.

"Kim olduklarını tespit ettiniz mi?" Diye sordum. Oğuzhan sadece kafasını sallamak ile yetindi. "Kimler?" Dedim sert sesimle.

"Biri Aslıhan savcımın öldü bildiği Mert Akın, diğeride aynı timde oldukları komutanı kıdemli üsteğmen Barlas kaya." Dedi, sert ve kendinden emin olan sesi ile.

Aniden Oğuzhan'a döndüm. Korktuğum başıma gelmişti. Mert yaşıyordu. Nasıl diyecektim ben bunu Aslıhan'a bilmiyordum.

"Doğru araştırdınız dimi? Yanlış bir şey yok?" Diye sordum.

"Evet komutanım, hepsi net kesin bilgiler, yanlış olmasın diye iki kere araştırdım." Dedi Suna ve ardından susup geri çekildi.

"Anlaşıldı! Fotoğrafları ve haritayı düzgün bir şekilde açın, yerleştirin üzerinde konuşacağız, konuştuktan sonra emin olursak, Aslıhan savcıyı çağırıp, operasyon üzerine konuşacağız ve gerçeği söyleyelim!" Dedim sert ve otoriter bir şekilde.

Hepsi aynı anda, onaylar bir şekilde "Emredersiniz komutanım!" Dediler.

Fotoğrafları, haritaları bilgileri düzgün bir şekilde yerleştirip, yerlerine geçip oturdular ve konu üzerine, operasyon üzerine konuşmaya başladılar. Artı olarak daha derin araştırma yaptılar.

Onlar bunları düşünürken, ben... neden bu kadar sıkışmış... gibi hissettiğimi düşünüyordum, bana bir şeyler oluyordu ama ne oluyordu bilmiyorum. Bir süre daha bilemicekmişim gibime geliyordu.

Ama şu an önümde önemli bir dosya vardı. Düşüncelerimden sıyrılıp, doysayla ilgilenmeye başladım, ne olucaksa her şey yarın olucaktı.

Bir süre dosyaya odaklanmam zor oldu düşüncelerim yüzünden, ama sonunda odaklanıp iyi bir iş başardık, geri kalanı yarın hallolucaktı, çünkü her şey yarın daha net olucaktı, sebebi ise Aslıhan her şeyi öğrenecekti.

Saat geç olmuştu, zaten dosyayıda halletmiştik. Her şeyi öylece bırakıp askeriyeden çıkıp evlere dağıldık.

🍂🪽

Aslıhan Demirhan, günümüz

Alphan'ın dediği ile duraksamam ve etrafa dikkatlice bakmam bir olmuştu. Ardından Alphan'nın suratına bakakaldım. Ona baktığımı hissetmiş olacak ki o da bana döndü, gözlerimiz birbirine kenetlendi.

Sanki o an sadece biz vardık.

Yanımızdaki askerler yok gibiydi, koridordaki ayak sesleri kaybolmuştu saniyesinde, o bakışma içimde tuhaf duygular uyandırmıştı anlamsızca.

Alphan bakışlarını benden ayırıp masanın başına geçti. O an ortam tamamen değişti. Az önceki sessizlik yerini disiplinli bir ciddiyete bıraktı.

"Elimizdeki bilgiler gayet yeterli," dedi kalın ve net sesiyle. "Hedef nokta kesinleşti. Giriş ve çıkış planını hatasız uygulamak zorundayız."

Ben de masaya doğru ilerleyip dosyaları açtım. Haritaya göz gezdirirken içimde tuhaf bir his vardı. Bu sadece bir operasyon değildi... birilerinin hayatı buna bağlıydı.

"İçeride kaç kişi var?" diye sordum, gözlerim hâlâ haritadaydı.

Oğuzhan bir adım öne çıktı. "Tahmini dört ila altı kişi, savcım. Ama net sayı operasyon anında değişebilir."

Başımı hafifçe salladım. Risk büyüktü.

Alphan eliyle haritada bir noktayı işaret etti. "Giriş buradan yapılacak. Furkan, Oğuzhan ve ben önden ilerleyeceğiz. Emir ile Kaan arkamızdan girecek. Barış ve Caner'de dışarıdan destek verecek. Son olarakta Suna drone ile havadan kontrol sağlayacak."

Sözleri netti, plan kusursuz görünüyordu ama içimdeki huzursuzluk hâlâ geçmemişti.

"Peki ya içeride siviller varsa?" dedim bu kez daha ciddi bir tonla.

Alphan gözlerini bana çevirdi. Bu sefer bakışında sadece sertlik yoktu... kararlılık vardı.

"Öncelik her zaman siviller," dedi. "Ama bu operasyon başarısız olursa daha fazla insan zarar görür."

O an anladım. Bu işte duygulara yer yoktu... ama tamamen de yok sayılmıyordu.

Derin bir nefes aldım.

"Tamam," dedim. "Ben de hukuki süreçte size destek olacağım. Ama kimseyi kaybetmeye niyetim yok."

Alphan hafifçe başını salladı. Sanki aynı düşüncedeydik.

"Ne zaman operasyona çıkacaksınız." Dedim, Alphan bana dönerek "iki gün sonra çıkacağız." Dedi sakin bir şekilde.

Alphan sözünü bitirdikten sonra kalkıp gitmeyi düşünüyordum, ama aklıma son bir soru gelmişti. Cevabından deli gibi korktuğum soruydu.

Bir cesaretle "Alphan üsteğmen! Ellerinde esir yada çocuk var mı?" Diye sordum.

Bunu sorunca Alphan'ın suratı değişmişti. Rahatsız olduğu her taraftan belliydi, rahatsız olmak değilde, çekindiği daha doğru olacaktı.

Alphan, sıkıntılı bir şekilde elini ensesine götürdü ve orayı okşarken ofladı. Elini indirdikten sonra suratıma baktı.

"Evet sayın savcım ellerinde iki esir asker ve dört çocuk var. Çocuklar iki kız iki erkek, esir askerler ise..." dedi ve sustu, derin nefes alıyordu. Alphan söylemekten çekiniyordu.

Dayanamadan "iki esir askerler kim?" Dedim. Bunu derken bile çok çekiniyordum. Çekinmek değilde en çok vereceği cevaptan korkuyordum.

"Dört yıl önceki operasyondan kalmalar. Biri Barlas kaya diğeri ise..." dedi ama, demesiyle içime bir sıkıntı girdi. Korkuyordum.

"Diğeri ise Mert akın." Dedi.

Ne demişti o Mert Akın mı? Demişti. Söylediği isim beynimin içinde yankılanmıştı. Öldü bildiğim, canımdan bir parça, Nur'umdan sonra giden arkadaşım aslında esirmiş. Mert aslında esirmiş.

"Ne? Ciddimisiniz siz?" Dedim çünkü beklemiyordum. "Evet savcım eminiz. Hatta emin olmak için iki kez araştırdık ve doğru." Demişti Oğuzhan.

O an duvarlar üzerime üzerime geldi. Nefes alamadım, elim boğazıma gitti, boğuluyor gibiydim. Çantamı alıp tam odadan çıkıcakken, duyduğum tek şey "savcım iyimisiniz?" Olmuştu. Ama cevap verecek bir durumda değildim.

Nasıl olduğumu bilmiyordum.

Kendimi nasıl bahçeye attım bilmiyorum. Nasıl o koridorlardan geçtim bilmiyordum. Tek bildiğim nefes almakta zorlandığımdı.

Bahçede olduğumu, suratıma sert rüzgarın değmesiyle anladım. O an nefes almaya çalıştım ve alabilmiştim, fakat çok zor olmuştu. Sanki nefesim beni boğmanın derdindeydi. Düşücek gibi hissettim ama zor durdum düşmemek için, çünkü biliyordum ki düşersem kimse elini uzatıp kaldırmazdı beni.

Bahçede olan herkesin gözü bendeymiş gibi hissediyordum, çünkü deli gibi, etrafımda sendeler şekilde dönüyordum. Elim halla boğazımda nefes almaya çalışıyordum ama boğuluyordum. Yanaklarımda süzülen bir sıvı hissettim. Ağlıyordum. Peki ne için ağlıyordum? Mutluluktan mı? Üzüntüden mi? Yoksa stresten mi? Yada korkudan mı? Hiç birinin cevabını asla bilmiyordum.

Tek bildiğim çok kötü olduğum.

Derin nefesler alarak, arabama doğru yürüdüm. Arabaya binip, çantamdan telefonumu çıkarıp yanıma bıraktım çantayı. Bırakmak değilde fırlatmak diyelim.

Telefonu açmaya çalışıyordum, fakat elim titriyordu ve telefonu bulanık görüyordum, sebebi ise; gözümün halla dolu olmasıydı. Telefonu kucağıma bırakıp titreyene ellerimin tersiyle göz yaşımı silerek, burnumu çektim, ardından da derin nefes aldım.

Kucağımdan tekrar telefonu alıp açtım. WhatsApptan Derya'nın numarasını bulup sohbete girdim. Bir süre boş boş klavyeye baktım ne yazacaktım ona bilmiyordum ki.

En son "Nerdesin?" Yazmıştım. Anında çevrim içi oldu.

Deryamm🫶: Adliyedeyim, birazdan çıkacağım. Neden ki?

Siz: Tamam, birazdan orda olurum. Seninle bize geçelim, konuşacaklarım var seninle.

Deryamm🫶: Tamam, bekliyorum.

Mesajına kalp koyum çıktım. Derin nefes aldım. Ellerimi kendime doğru sallayarak kendime hava verdim. Ardından arabayı çalıştırarak yola çıktım.

🍂🪽

Yarım saat sonra Adliyede olmuştum. Yoldayken ağlamamak için zor durmuştum çünkü ağlarsam gözlerim kızarırdı, Derya da anlayıp beni sorguya çekerdi ve ben sorguya çekmesini hiç istemiyordum ardından saatte baktım; saat 17:05 olmuştu.

Derya bi kaç dakika içinde gelmişti. "Kötü bir şey yok inşallah." Dedi, sorar gibi. "Eve gidince anlatacağım her şeyi Derya sabret." Dedim.

Kafasını sallayarak onayladı beni.

Yol boyunca asla konuşmadık. Derya konuşmak istesede, benim cevap verecek halim olmadığını anladığı için, eve kadar oda susmayı tercih etmişti. Aslında bakarsan, sorsada anlatamaz ağlardım, bu sefer onu telaşlandırmış olurdum.

Eve önüne geldiğimde, arabayı park ettim. ikimizde aynı anda indik arabadan. Ona bakmadan eve ilerledim.

Eve girdiğimizde, ben direk kabanımı asıp odama geçtim, çantamı bırakmak için, içeri geldiğimde ise Derya oturmuş,dirseklerini dizine koyarak beni bekliyordu.

"Dökül Aslıhan!" Dedi. Anlamıştı bir şey olduğunu.

"Nasıl anlatıcam bilmiyorum..." dedim. "Anlat işte kızım! ne demek bilmiyorum ya!" Dedi Derya kızarak.

"Tamam, anlatıyorum; şimdi ben gittim ya operasyon için-" Derya sözümü kesip "evet gittin." Dedi. "İşte konuştuk iki gün sonra operasyona çıkacaklar. Fakat bir şey öğrendim,daha doğrusu sordum öğrendim." Derya sabırsızca "Aslıhan çarpıcam şimdi bak! Çatladım meraktan ya, geveleyip durma söyle artık!" Dedi. "Ellerinde esir yada çocuk var mı diye sordum. Onlarda "dört çocuk var ve iki esir asker var" dediler." Diyip sustum sonra derin nefes alarak konuşmaya devam ettim. "Esir askerlerden biri o zamanlarda Mert'in komutanı Barlas kaya diğeri ise..." dedim ve gözlerimi kaçırdım. "Aslı diğeri kim?" Dedi çekinerek. "Diğeri de Mert" dedim tek nefeste. Derya dumura uğradı "ne?" Dedi şaşkınca.

"Yaşıyorlar mı? Bilmiyorum. Tek bildiğim esir oldukları yemin ederim." Dedim ağlayarak.

Derya benim ağladığımı görünce bana sarıldı. "Şşş sakin ol, bak sana o gün demiştim; belki esirdir diye. Tamam, esir olması güzel bir şey değil fakat, yapıcak bir şey yok, şimdi tek odağımız yaşıyor mu yaşamıyor mu olucak. Tamam mı güzelim?" Dedi beni avutarak.

Haklıydı. Kafamı kaldırıp ona baktığımda o da benim gibi ağlıyordu.
"Haklısın... inşallah yaşıyordur," dedim.

Derya ağlamasına rağmen gülümsedi.

Bir az daha öylece sarıldık. İkimizin de omuzları titriyordu ama içimizde küçücük de olsa bir umut vardı artık. Mert yaşıyordu... buna inanıyorduk. Buna tüm benliğimizle inanıyorduk.

Derya başını omzuma yasladı.
"Aslı... ya gerçekten yaşıyorsa?" dedi sesi titreyerek. O da benim kadar çok istiyordu Mert'in yaşamasını.

Gözlerimi sıkıca kapattım.
"Yaşıyor," dedim bu sefer daha kararlı. "Hissediyorum. O kolay kolay pes etmez... Mert bu."

Derya hafifçe güldü, gözyaşlarının arasından.
"Aynen... o var ya, ölümle bile inatlaşır," dedi.

Bende gülerek "katır inadı var onda." Dedim. Dememle birlikte gülüştük.

İkimiz de bir an sustuk. Evin içi sessizdi ama içimizde fırtına kopuyordu.

İki gün nasıl dayanıcaktık bilmiyorduk fakat, inşallah Mert yaşıyordur ve umarım sevincimiz kursağımızda kalmazdı.

Derya bana döndü. "Tamam o zaman, ben eve gideyim-" der demez sözünü kestim. "Hayır canım, bugün burda kalıyorsun yarın beraber adliyeye gidiyoruz!" Dedim.

"Olmaz aslı, sende bugün çok yoruldun hem dinlenirsin." Demişti. "Ula hayır diyrım ne uzatıyisun otur oturduğun yerde gitmeyecesun bir yere!" Dedim atarlanarak. Derya gülmeye başladı. "Nee gülüyorsun be?" Cırlamıştım.

"Sinirlenince direk şiveye geçiyorsun ona gülüyorum aslışım." Diyerek sıkı sıkı sarıldı bana.

Haklıydı, sinirlenince fark etmeden şiveye geçiyordum. Biraz utanmıştım.

Ayağa kalktım ve karşısına geçtim."Saat kaç?" Diye sordum Derya'ya. "Dur bakayım" diyip telefonunu çıkardı. "Yedi buçuk aşkım." Dedi.

Masum masum bakıp "hadi kalk bir şeyler hazırlayalım, ben çok acıktım." Dedim hafif sırıtarak. "Senin acıkmadığın zaman yok be salak. Adliyede bilerek yemiyorsun bilmiyoruz sanki." Dedi sinir edici bir tavırla. "Ne yapayım ya? Kimse benim çok yediğimi bilsin istemiyorum." Dedim Munzur bir tavırla.

"Sen çok yemiyorsun ki" dediği gibi sırıttım, ardından sözlerine devam etti. "Sadece iştahın açık o kadar. Yani bunuda bilmelerinde bir sıkıntı yok bence." Bunu gıcık edici bir tavırla söylemişti.

Suratımı buruşturarak "bende iyi bir şey diyeceksin sandım ya" dedim, ardından "neyse hadi kalk, kalk yemek yapalım. Acaba ne yapsak?" Derya tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken "tavuk çökertme yapalım." Dedim büyük bir sevinçle.

Derya ayağa kalktı. "Aslı mal mısın?" Kafamı hayır anlamında salladım. "O zaman niye kendi sorduğum soruyu yanıtlıyorsun salak, bıraksaydın da ben yanıtlasaydım. Neyseki seçtiğin yemek güzel bu yüzden bir şey demiyorum."

"Deryoş, bu dememiş halin mi?" Diye sordum ters bir tavırla. Umursamaz bir şekilde "Evet" dedi.

Yanına gidip kolunu tuttum ve mutfağa doğru ilerlerken konuştum. "Me demezsin canım." Dedim, Munzur bir tavırla.

Çekmeceden iki tane önlük çıkarıp birini Derya'ya verdim, daha doğrusu fırlattım. "Yavaş hayvan!" Dediğinde, sadece masum masum sırıttım, diğer önlüğüde ben aldım ve önlüğü taktım. Aynı şekilde Deryada takmıştı.

Derya'ya dönüp "aşkım dolaptan tavuk göğüsünü çıkartıp jülyen bir şekilde doğra, bende sebzelikten patatesleri çıkartıp doğrayayım, olur mu?" Demiştim ki Derya dolaba ilerleyip "tamam o iş bende." dedi eli ile kendisini göstererek.

Hemen malzemeleri doğrayıp ocağa alıp pişirmiştik. Ardından iki tabak çıkartıp alta patates kızartması, üste tavuk, üstüne yoğurt ve en üste domates sosunu ekleyip bitirmiştik.

Nerdeyse yarım saat geçmişti. Masayı kurup oturduk, yemeğimizi yemeye başladık.

"Ee başka ne var ne yok?" Diye sordu Derya, suratına bakınca onda bir şey olduğunu anladım, Derya kolay kolay böyle demezdi. Meraklı bir şekilde "sende bir şey var belli, dökül hemen!" dedim.

"Ya şu salak Demir yine yazdı amına koyayım!" Dedi, isyankar bir şekilde. "Ay o şerefsiz yine mi yazdı? Ne istiyormuş pislik?" Dedim suratımı buruşturarak. Demir'den nefret ediyordum çünkü Gül gibi bacımı aldattı şerefsiz köpek.

"Yok efendim çok pişmanmış-" sözünü keserek "yalan" dedim ardından devam etti. "Beni çok seviyormuş ta, boşluğuna gelmiş aldatmış" dedi. Sinirlenerek "külleyen yalan, hem yalancı hem de pezevenk".

"Ya zaten amına koyayım, ben buna inanır mıyım sanıyorsun?" Diye sordu gözlerini kısarak, umursamaz bir şekilde "evet inanırsın, çünkü salaksın canım." Dedim.

"Ne ne alaka aslı? Bir kere inanmıştım, onda da zaten dersimi aldım." Dedi sinirlenerek.

Gülerek arkama yaslandım. "Tamam tamam sakin, onu geçtim, ya böyle döl israfları niye yaşıyor ki, Allah aşkına ölüp gitsinler!" Hafif sinirlenerek söylendim. "Nefret ediyorum onlardan"

Derya'da benim gibi arkasına yaslandı. "He ya al benden de o kadar ya cidden, kahpe dölleri." Bana hak verdiği sesine bile yansımıştı. Sondaki küfürü ayrı bir güzeldi.

Bende aynı şekilde "dimi ya" dedim.

Sonra Derya "sende ne var ne yok? Ben senden şüpheleniyorum, sen kesin Alphan'a karşı bir şey hissediyorsun eminim." Ve cidden şüphelendiği hareketlerinden, sesinden çok beliydi.

Ama ben ne hissettiğimi bilmiyordum ki,çok kararsızdım, nasıl aşık olunur? Nasıl çok sevilir bilmiyordum. Çünkü ben hiç bir zaman bir erkeğe karşı his beslemedim, hep okuluma işime odaklanmıştım.

Derya benim düşüncelere daldığımı fark etmişti. Hemen bana yaklaşıp elini omuza koyarak sıvazladı. "Bir tanem biliyorum ben seni, aklından geçenleride biliyorum, sevdiğini bilmiyorsun çünkü sen birini sevmedin, ama bak ben buradayım. Kararsız kalmaman için her şeyi yaparım, sen sadece bana içindikilerini söyle yeter olur mu?" Diye sordu. Beni tek anlayan zaten Derya'ydı, o bir erkeği nasıl seviceğini biliyordu. Gözlerim dolu bir şekilde hızlıca ona sarıldım.

Oda bana karşılık verirken "teşekkür ederim, hep yanımda olduğun için." Dedim titreyen sesimle "kızım salak mısın? Bunun için teşekkür edilir mi, Allah aşkına, biz senle aynı kandan olmasak bile kardeşiz." Hafif kızar bir tonda söylemişti bunu, ama biliyordum kızmamıştı.

Sonra geri çekilerek "ayy offf tamam, ağlamayalım ya ne bu sulu gözlülük, yeter canım." Dedim, sitemkar bir şekilde. "Enerjiiii aşkısııııı" dedim gülerek, Derya bu cümleme büyük bir kahkaha atmıştı.

"Hadi masayı toparlayalım, sonra rahat bir şeyler giyer uyuruz, olur mu balım?" Diye soru yönelttim.
"Olur, olur" diyip ayaklandı, bende aynı şekilde ayaklandım, masayı toparladıktan sonra mutfağıda temizlemiştik.

Salondan telefonumu alıp saatte baktım, saat dokuzu on geçiyordu.

Derya mutfaktan çıktıktan sonra birlikte odama geçtik, ona pijama takımlarımdan birini verdim. Bende birini aldım, ikimizde aynı anda üstümüzü değiştirdik. Birbirimin yanında soyunmaktan çekinmezdim o kadar ki yakındık. Kardeş gibiydik. Kardeşten de öteydik biz. Tabi Mert'te aynı şekildeydi fakat o şu an aramızda değildi ama hissediyordum içimden bir ses diyor du ki "Mert yaşıyor ve yakında yine eskisi gibi olucaksınız" diyordu. İnşallah olurduk.

Ardından yatağa sırt üstü uzandık, pikeyide üzerimize çektik. Ben ellerimi, pikenin üzerinden karnımın üstünde birleştirmiştim. Derya'nın ise elleri iki yanında duruyordu. Düşünceli bir şekilde tavana bakıyordu.

Kafamı Derya'ya doğru çevirdim. "Ne hissediyorsun?" Dedim. Oda aynı benim gibi kafasını çevirdi. "Çok garip hissediyorum bu yaşadıklarımız çok değişik." Sözlerini bitirdikten sonra derin bir nefes aldı. "O kadar haklısın ki, diyecek hiç bir şeyim yok." Hak verdiğim sesime yansımıştı.

"Ben biraz telefonda gezineceğim sen istersen uyu." Dedim Derya'ya. "Yok bende biraz bakar uyurum."

"Tamam canım" dedim ve yan uzanarak, telefonuma baktım. Acaba Alphan'ın sosyal medyası var mıydı? Instagram falan, offf bilmiyordum.

Bana yazdığı numara acaba ona mı aitti yoksa askeriyeye mi aitti.

İç sesim "of aslı mal mısın ya, koskoca asker niye kendi numarasından sana yazsın?" Off iç sesim ne yazıkki haklıydı, adam niye kendi numarasından yazsın ki? Askeriyenin numarasından yazmıştır.

Adam ağır başlı, yakışıklı, boylu poslu, duruşuna göre kimseye eyvallahı olmayan biri canım yani.

İç sesim "Aslı farkındaysan şu an adamı övüyorsun, kesin seviyorsun sen."

"Saçmalama kes be, ben kimseyi sevmiyorum."

Of kafayı yedim ben galiba, kendi iç sesimle konuşuyorum ben resmen. İnsan kendi iç sesiyle konuşur mu ya? Bu kişi bensem evet konuşurdum. İyiki dıştan cevap vermedim yoksa Derya bana mal mısın der gibi bakardı.

En iyisi telefonu kapatıp uyumaktı. Kafamı hafif kaldırıp Derya'ya bakmıştım uyumuş mu diye, ve evet uyumuştu. Zaten Derya uykuya dayanamazdı. Saatte baktığımda ise 22:00 olmuştu. En iyisi bende uyuyayım.

Alarımımı kurup, telefonumu kapatım ve şarja taktım, yüz üstü uzanarak uyumaya çalıştım. Düşüncelerim beni bi kaç dakika salmasada, sonunda rahat bir uykuya dalmıştım.

🍂🪽

Sabah saat 7:20 de alarımım çalmasıyla kalktım. Erken uyumama rağmen çok uykum vardı.

Arkamı dönmemle "ananı sikim" demem bir olmuştu çünkü Derya yatakta oturmuş dik dik bana bakıyordu. Ellerim ile gözümü ovalarken "Kızım mal mısın? Korktum lan, öyle dikilir mi insanın başına!" Tabi Derya tepkimle kahkaha atmıştı, gülmekten uzanmış yatakta kıvranıyordu. "Hiç böyle bir tepki beklemiyordum." Dedi gülerken. "Ne yapmamı bekliyorsun amına koyayım, dövememi mi?" Diye tepki verdim sinirle.

Derya geri oturur pozisyona gelerek "tamam, tamam sakin ol şaka yapmak istemiştim. Senin elin ağır sakın dövemeye kalkma!" Dedi, sonlara doğru gülmeyi kesmişti.

Bende gururla "benden bu kadar korktuğunu bilmiyordum güzelim." Diyip kahkaha attım.

Gelip yanağımdan öptü. "Gülüşünü yerim kız. Hep böyle gülelim!" Deyip sarıldı. Bende aynı şekil karşılık verdim. "Sende hep gül. En kötü günümüz bile böyle olsun."

"Amin güzelim amin" dedi Derya.

Derya'dan ayrılıp "hadi kalk, gidip kahvaltı edelim sonrada hazırlanıp adliyeye geçeriz." Dedim, oda "tamam olur." Dedi

Yataktan kalkıp lavaboya gittik, sırasıyla yüzlerimizi yıkayıp mutfağa kahvaltı hazırlama gittik. 10 dakika içinde masayı kurmuştuk, oturup çok acele olmayacak şekilde kahvaltı ettikten sonra odaya geçip hazırlanmaya başladık.

Altıma açık mavi, düz kesim kot pantolonumu giydim, üstüme ise açık mavi, v yaka kazak giydim, kazağın ön tarafını hafif pantolonun içine soktum ve kahve rengi bir kemer taktım. Ayakkabı olarakta, topuklu, ucu hafif sivri bir kahve rengi bot seçmiştim.

Saçımı altan at kuyruğu yaptım ve çok kısa olmayan dudak hizamda olan perçemlerimi çıkardım, küpe olarak yarım çiçek şeklinde, çok büyük olmayan bir küpe seçtim. Sol orta parmağıma güneş motifli, altın tonlarında, ortası taşlı ve dikkat çekici bir statement yüzük takmıştım. Sağ elimede hafif taşlı sade bir şahmeran takmıştım. Boynumada altın baget kolyemi taktım.

Derya ise dün giydiği, açık mavi kot pantolon ile zümrüt yeşili kazağını giymişti, ayakkabısı ise benimkilerin siyahıydı. O dün takı takmamıştı sorduğumda ise red etmiş, takmak istememişti. Zaten Derya pek takı takan birisi değildi. Pek sevdiği söylenmezdi.

Derya ile hazırlandıktan sonra odadan çıkıp, hol'e geçtik. Vestiyerden kabanlarımızı alıp üzerimize geçirdikten sonra çantalarımızda alıp evden çıktık.

Kapıyı kilitledikten sonra Derya'ya dönüp "evde bir şeyini unutmadın değil mi?" Diye sordum. Bana dönerek "hayır, unutmadım canım." Dedi, kendinden emin sesiyle. "Tamam o zaman, hadi gidelim" dememle, Derya başını sallayarak beni onayladı.

Merdivenleri hızlı adımlarla indik. İkimizin de aklı aynı yerdeydi ama hiç konuşmuyorduk. Bazen kelimeler gereksiz kalır... bu an da onlardan biriydi.

Apartmandan çıkıp arabaya yöneldik. Kumandaya basıp kapıyı açtım. Derya yan koltuğa geçerken ben direksiyona oturdum. Kontağı çevirdiğim anda içimdeki o tanıdık his tekrar kendini gösterdi.

Emindim bu sefer Mert yaşıyordu.

Bu davayı biz kazanacaktık.

Arabayı çalıştırıp adliyeye doğru yola çıktım.

🍂🪽

BÖLÜM SONU...

Evet canlarım dördüncü bölümümüz böyleydi, beğendiniz mi?

Ve lütfen beğeni ve yorumlarınızı eksik etmeyin, desteğiniz benim için çok önemli🐚

Beşinci bölümde görüşmek üzereee🍂🪽

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18